Buluncaya kadar neler vardı, neler yoktu hayatımızda? Elektriği icat edene ya da ateşi buluncaya kadar var mıydı güneşten veya yıldızlardan başka ışık... Var mıydı alfabeyi oluşturuncaya kadar bir kitap... Sevgiliniz var mıydı; elini tutana kadar.... Hadi bunları bulduk; hatta çoğuna dokunduk... Peki daha neler var, neler yok?
Keşfettiğimiz için ya da bulduğumuz için mi var? Kızılderilliler için yok muydu Amerika... Peki hurileri daha bulamadık da mı cennet diye bir yer yok... Hayat yok muydu doğana kadar... Bizim için yok olan başkası için varsa bu acele karar verme niye?
ama aydınlık vardı güneş olmasa bile, düşünce de vardı; hatta sizi sonsuza kadar sevecek ve hiç bırakmıyacak Bir Sevigili de... ama bulduğumuz, keşfettiğimiz ve icat ettiğimiz her şey gibi yanlış ve yanlışa kullandık...
Ünlü Filozof, bilgin ve toplumsal eleştirmen. 1. Dünya Savaşına karşı olduğundan Cambridge Universitesi'ndeki görevinden alınmış olan Bertrand Russell, dinimiz hakkında çok olumlu sözler söylemiştir.
''Yunan bilimlerinin spekülatif ve felsefi nitelikte olduğu, müspet ilimlerin kaynağının İslam medeniyetinde olduğu malumdur. Avrupa karanlık çağlarını yaşarken, İslam medeniyeti dünyada bilimin önderliğini yapmıştır.'' Bertrand Russell
Bunlardan en çarpıcı olanı 699-1000 arasında Avrupa'da karanlık çağlar yaşanırken İslamiyetin, Hindistan'dan İspanya'ya kadar aydınlantığı gerçeğini belirtmiştir. Popüler tarihte pek bunlara yer verilmemesine ve kişilerin İslamiyet'e karşı dar bakışlarını kınar.
''Our use of the phrase ''The Dark Ages'' to cover the period from 699 to 1000 marks our undue concentration on Western Europe … From India to Spain, the brilliant civilisation of Islam flourished. What was lost to Christendom at this time was not lost to civilisation, but quite the contrary … To us it seems that West-European civilisation is civilisation, but this is a narrow view.'' (History of Western Philosophy, London, 1948, p.419) .
Bertrand Russell in ‘History of Western Philosophy,’ London, 1948, p. 419.
Başka Sözleri:
''The whole problem with the world is that fools and fanatics are always so certain of themselves, and wiser people so full of doubts'' Bertrand Russell
''One of the main causes of trouble in the world is dogmatic and fanatical belief in some doctrine for which there is no adequate evidence'' Bertrand Russell
Kilise, günümüzde dualara katılımı sağlamak için sıradan olmak zorundadır; ama sıradan oldukça, insanlar daha az gidiyor kiliseye. Töreleri de, törenleri de çağdışıdır kilisenin; rahiplerde öyle şeylere kulak asmazlar, onlar da çağdışıdırlar çünkü. Düğün törenleri de, ölüm törenleri de çekilmez durumdadır...
•••
Kiliseler, alçak gönüllülüğü öğrettikleri gibi, öğrenmelidirlerde...
•••
Çalışan sınıfın psikolojisini, sıradan gel-git işlerinde çalışan bir çocuk kadar bilmiyordu, Marx
•••
İnancın bulunmadığı yerde, ikiyüzlülük uyumluluk olur; bilginin bulunmadığı yerde ise, bilgisizliğin adı bilim olur.
•••
Bilmeyince ne kadar kolaydır konuşmak.
•••
Köle gibi yetiştirilenler, köle gibi yönetilebilir ancak.
Yaptığım on şeyden dokuzunun başarısızlıkla sonuçlandığını gördüm gençken. Başarısız olmak istemiyordum, onun için ben de on kat daha çok çalıştım.
•••
Noel, çirkin bir konu; acımasızlıkla, açgözlülükle ilgili bir konu; sarhoşlukla, serserilikle ilgili bir konu; kötülükle, dilencilikle, yalancılıkla, pislikle, küfürle ilgili, ahlâka aykırı bir konu... İsteksiz ve bıkkın bir ulusa, Noel, dükkân sahipleriyle basının zorla benimsettikleri bir konudur.
İkinci dünya savaşı’nı takip eden günlerde İngiliz gazetelerinde Bernard Shaw’a atfen, avrupa’nın İslâmlaşmakta olduğuna ve gelecek yüzyıl içinde İngilterenin İslâmiyeti veya ona benzer bir din kabûl edeceğine dair bir haber yayınlandı. Bir takım tartışmalara sebeb olan bu haber, bazı İslâm âlimlerinin de alâkalarını çekmekten de geri kalmadı.
1950 senesinde ölen Bernard Shaw, ölümünden bir müddet evvel, bir dünya seyahatihe çıkmıştı. Bombay’dan geçerken “THE LIGHT” gazetesi “İslâmlaşmak” tabiriyle ne kastettiğini bizzat kendisinden öğrenmek üzere, meşhur yazardan bir röportaj talep etti. Bu husustaki görüşlerini Bernard Shaw The Light muhabirine, şu şekilde izah etti:
“– Hayret verici bir canlılığa sahip olduğu için, Muhammed’in (a.s.m.) dinine karşı öteden beri yüksek bir hürmet beslerim. Bana öyle geliyor ki, daima değişmekte olan hayatın değişik safhalarında ve her devre uyacak bir görüntüsü olan yegâne dindir. Benim gibi, oldukça şöhret kazanmış kimselerin gelecek hakkındaki kanaatlarına önem vermek gerekir. Ben İslâmiyet için, yarınki Avrupa tarafından kabûl edileceğini söyledim. Nitekim bugünkü Avrupa, İslâmiyeti böyle görmeye başlamıştır. Ortaçağda kilise, tabilerine, taassub veya cehalet yüzünden İslâmiyeti karanlık renklerle tasvir etmişti. Onlar Muhammed’den (a.s.m.) de, dininden de nefret etmek üzere yetiştiriliyorlardı. Onların nazarında Muhammed (a.s.m.) “Ante-Christ” (İsa aleyhtarı iblis) idi.
Muhammed’in (a.s.m.) bu harikulâde adamın hayatını inceledim. O İsa aleyhtarı değil, bütün insanlığın kurtarıcısı olarak bilinmelidir. Onun gibi bir adam, bugün dünyanın idaresini eline alsa, eminimki dünyayı, hasretini çektiğimiz barış ve saadete kavuşturur.
Sırasıyla söyleyelim. Ondokuzuncu yüzyılda Charlyle, Goethe, Gibbon gibi namuslu düşünürler, Muhammed’in (a.s.m.) dininde hakiki bir kıymet gördüler ve bu sayede Avrupa İslâmiyete karşı daha müsait bir vaziyet almaya başladı. Bugünkü Avrupa bu yolda daha ileri gitti. Muhammed’in (a.s.m.) dinine aşık olmaya başlıyor. Gelecek yüzyılda daha da ileri gidecek. Avrupa içine düştüğü zorluklardan kurtulmak için, bu dinin ne kadar kıymetli bir vasıta olduğunu takdir edecektir. Bemin iddiamı bu yolda anlamalısınız. Halihazırda bile vatandaşlarımdan ve diğer Avrupalılardan bir çok kimseler, Muhammed’in (a.s.m.) dinini kabul etmişlerdir. Sorunuzdaki “İslâmlaşmak” tabiriyle ne demek istediğimi izah etmiş olduğum kanaatindeyim.
Her şey yardım-görmüş ve yardım-eden, nedene-bağlı ve neden-olan olduğundan [sonuçların nedenlere geri döndükleri bir çevrimin bilincine sahipti o] ve de en uzakta olanlar farkedilmezcesine birbirlerine bağlı olduklarından, eğer bütünü bilmezsem parçaları bilmemi, tikel olarak da parçaları bilmezsem bütünü bilmemi imkânsız buluyorum.
Pensée 84 [84. Düşünce], Bütün Eserleri'nde, Pléiade, 1954, s. 845.
Richard Gare'in de oynadığı, 1993 yapımı ''And the Band Played On'' filmini izleminizi tavsiye ederim. Belegesel türü gibi çekilen bu filmde, konuyu inceleyen doktorlar grubunun neler yaptığını, Aids'in yüzbinlerce insanın ölümünden sonra nasıl ismini aldığını, ABD'ye gelşini, gayliğin ve izlenen politikaların etkisi gibi dramatize edilen ilginç olaylar hakkında bilgiler edinebilirsiniz..
her şeyde bir hikmet vardır. O kadar çok uğraşıyorlar ki... Lakin kendi yaptıkları pisliklerde çıkıyor ortaya. Zaten Türkiye'nin onca derdi arasında vızıltı kalıyor.
Ermeni sorunu vardır, sorun katliamdan değil Ermenistan'ın dünyada yer edinme ve Amerikalı Ermeniler'in kimlik arama sorunundan gelir... Bu sorunu zaten Türk vatandaşı olan ermeni arkadaşlarımızdan hiç duymayız. Yok Cher, yok Rouben Mamoulian, yok System of a Down'mış olay sanki Hollywood siyonizmi gibi uzar gider...
Netteki propagandaları görünce... eskiden Yunan-Türk çekişmesinde yapılan çocukça çekiştirmeler aklıma geldi... Yok Türkçe'yi şu ermeni bulmuş, yok Mimar Sinan'da Ermeni olduğundan Türk mimarisi diye bir şey yokmuş...
Bunlar Türkiye'ye zarar vermez. Bırakın göstersinler Ararat Filmelerini de, başkası da yakında Ulubatlı Hasanı'da rambo gibi çeker... İnsan ağzıyla sinek tutsun kral değil, Kral'ın soytarısı olur... Esas mücadele önce biz ülkemizin içinde birbirimize sahip çıkalım... Fitne ve nefret tohumları ekeceğimize birlik olalım ki kuvvet doğsun... İşte zarar dıştan değili içten gelir bilelim...
Genel olarak düşündüğümde ülkemizin seviye düzeyi biraz da olsa yansıtan bir site...
Kişisel açıdan çok yararını görüyorum diyebilirim. Belki bu yarardan duyduğum borçu ödemek için karşılıklı devam eden bir ilişkimiz var... Bir kere sayfanın adı beni buraya çekiyor... Nedir? Bu sayede çok şeyler öğrendiğim ve paylaştığım bir site... Çok güncel olmasa da, Türkiye'yi yansatan bir yer olduğundan, özlem bile giderebiliyorum diyebilirim... Hele kazandırdığı arkadaşlıklar... Bu arkadaşlıklardan edindiğim değerli ismler ve bilgiler sanki hazine haritalarını paylaşıyor gibiyiz...
Kendini bilmez ayak takımı bile tadı-tuzu... Tabi hala Nedir diye sorulması gereken onca terim varken aç kurtlar gibi birbirimizi yemesek çok daha kaliteli bir sayfa olabilir.... Yine de diğer benzeri forum-sözlük sitelerine azaran bence hala saflığını koruyan bir bölüm...
Gördüğümüz her düşünceye saldıracağımıza, daha yapıcı olalım derim... Hele bu aralar yetkileler bile o kadar değişiklik yaparken, üyelerinde kendilerine çeki düzen vermeleri iyi olur. Yoksa slogan atılarak geçilen kirletilmiş bir semten ileri gitmez...
Kadının anaerkil döneminde ki yeri ile ilk bilim adamları, doktolar gibi makamların kadınlardan geldiğini savunan... Anaerkil'den ataerkil'e geçiş dönemini başlatan erkeklerin savaş, kölelik gibi gücün tadına varması ve savaşların, kadının ezilmesi, kölelik gibi ataerkil döneminin hala devam ettiğini savunan anaerkil ve ataerkil dönemleirni kafaya takmış bir yazar...
Allah'ı buluna kadar...
Buluncaya kadar neler vardı, neler yoktu hayatımızda? Elektriği icat edene ya da ateşi buluncaya kadar var mıydı güneşten veya yıldızlardan başka ışık... Var mıydı alfabeyi oluşturuncaya kadar bir kitap... Sevgiliniz var mıydı; elini tutana kadar.... Hadi bunları bulduk; hatta çoğuna dokunduk... Peki daha neler var, neler yok?
Keşfettiğimiz için ya da bulduğumuz için mi var? Kızılderilliler için yok muydu Amerika... Peki hurileri daha bulamadık da mı cennet diye bir yer yok... Hayat yok muydu doğana kadar... Bizim için yok olan başkası için varsa bu acele karar verme niye?
ama aydınlık vardı güneş olmasa bile, düşünce de vardı; hatta sizi sonsuza kadar sevecek ve hiç bırakmıyacak Bir Sevigili de... ama bulduğumuz, keşfettiğimiz ve icat ettiğimiz her şey gibi yanlış ve yanlışa kullandık...
Ünlü Filozof, bilgin ve toplumsal eleştirmen. 1. Dünya Savaşına karşı olduğundan Cambridge Universitesi'ndeki görevinden alınmış olan Bertrand Russell, dinimiz hakkında çok olumlu sözler söylemiştir.
''Yunan bilimlerinin spekülatif ve felsefi nitelikte olduğu, müspet ilimlerin kaynağının İslam medeniyetinde olduğu malumdur. Avrupa karanlık çağlarını yaşarken, İslam medeniyeti dünyada bilimin önderliğini yapmıştır.''
Bertrand Russell
Bunlardan en çarpıcı olanı 699-1000 arasında Avrupa'da karanlık çağlar yaşanırken İslamiyetin, Hindistan'dan İspanya'ya kadar aydınlantığı gerçeğini belirtmiştir. Popüler tarihte pek bunlara yer verilmemesine ve kişilerin İslamiyet'e karşı dar bakışlarını kınar.
''Our use of the phrase ''The Dark Ages'' to cover the period from 699 to 1000 marks our undue concentration on Western Europe … From India to Spain, the brilliant civilisation of Islam flourished. What was lost to Christendom at this time was not lost to civilisation, but quite the contrary … To us it seems that West-European civilisation is civilisation, but this is a narrow view.''
(History of Western Philosophy, London, 1948, p.419) .
Bertrand Russell in ‘History of Western Philosophy,’ London, 1948, p. 419.
Başka Sözleri:
''The whole problem with the world is that fools and fanatics are always so certain of themselves, and wiser people so full of doubts''
Bertrand Russell
''One of the main causes of trouble in the world is dogmatic and fanatical belief in some doctrine for which there is no adequate evidence''
Bertrand Russell
Kilise, günümüzde dualara katılımı sağlamak için sıradan olmak zorundadır; ama sıradan oldukça, insanlar daha az gidiyor kiliseye. Töreleri de, törenleri de çağdışıdır kilisenin; rahiplerde öyle şeylere kulak asmazlar, onlar da çağdışıdırlar çünkü. Düğün törenleri de, ölüm törenleri de çekilmez durumdadır...
•••
Kiliseler, alçak gönüllülüğü öğrettikleri gibi, öğrenmelidirlerde...
•••
Çalışan sınıfın psikolojisini, sıradan gel-git işlerinde çalışan bir çocuk kadar bilmiyordu, Marx
•••
İnancın bulunmadığı yerde, ikiyüzlülük uyumluluk olur; bilginin bulunmadığı yerde ise, bilgisizliğin adı bilim olur.
•••
Bilmeyince ne kadar kolaydır konuşmak.
•••
Köle gibi yetiştirilenler, köle gibi yönetilebilir ancak.
•••
Kendi dilini bilmeyen, başka dili öğrenemez.
•••
Modalar, düzenlenmiş salgın hastalıklardır aslında. Satıcıların salgınlar başlatabileceğini kanıtlar bu...
•••
Yaptığım on şeyden dokuzunun başarısızlıkla sonuçlandığını gördüm gençken. Başarısız olmak istemiyordum, onun için ben de on kat daha çok çalıştım.
•••
Noel, çirkin bir konu; acımasızlıkla, açgözlülükle ilgili bir konu; sarhoşlukla, serserilikle ilgili bir konu; kötülükle, dilencilikle, yalancılıkla, pislikle, küfürle ilgili, ahlâka aykırı bir konu... İsteksiz ve bıkkın bir ulusa, Noel, dükkân sahipleriyle basının zorla benimsettikleri bir konudur.
Bernard Shaw ve İslamiyet
İkinci dünya savaşı’nı takip eden günlerde İngiliz gazetelerinde Bernard Shaw’a atfen, avrupa’nın İslâmlaşmakta olduğuna ve gelecek yüzyıl içinde İngilterenin İslâmiyeti veya ona benzer bir din kabûl edeceğine dair bir haber yayınlandı. Bir takım tartışmalara sebeb olan bu haber, bazı İslâm âlimlerinin de alâkalarını çekmekten de geri kalmadı.
1950 senesinde ölen Bernard Shaw, ölümünden bir müddet evvel, bir dünya seyahatihe çıkmıştı. Bombay’dan geçerken “THE LIGHT” gazetesi “İslâmlaşmak” tabiriyle ne kastettiğini bizzat kendisinden öğrenmek üzere, meşhur yazardan bir röportaj talep etti. Bu husustaki görüşlerini Bernard Shaw The Light muhabirine, şu şekilde izah etti:
“– Hayret verici bir canlılığa sahip olduğu için, Muhammed’in (a.s.m.) dinine karşı öteden beri yüksek bir hürmet beslerim. Bana öyle geliyor ki, daima değişmekte olan hayatın değişik safhalarında ve her devre uyacak bir görüntüsü olan yegâne dindir. Benim gibi, oldukça şöhret kazanmış kimselerin gelecek hakkındaki kanaatlarına önem vermek gerekir. Ben İslâmiyet için, yarınki Avrupa tarafından kabûl edileceğini söyledim. Nitekim bugünkü Avrupa, İslâmiyeti böyle görmeye başlamıştır. Ortaçağda kilise, tabilerine, taassub veya cehalet yüzünden İslâmiyeti karanlık renklerle tasvir etmişti. Onlar Muhammed’den (a.s.m.) de, dininden de nefret etmek üzere yetiştiriliyorlardı. Onların nazarında Muhammed (a.s.m.) “Ante-Christ” (İsa aleyhtarı iblis) idi.
Muhammed’in (a.s.m.) bu harikulâde adamın hayatını inceledim. O İsa aleyhtarı değil, bütün insanlığın kurtarıcısı olarak bilinmelidir. Onun gibi bir adam, bugün dünyanın idaresini eline alsa, eminimki dünyayı, hasretini çektiğimiz barış ve saadete kavuşturur.
Sırasıyla söyleyelim. Ondokuzuncu yüzyılda Charlyle, Goethe, Gibbon gibi namuslu düşünürler, Muhammed’in (a.s.m.) dininde hakiki bir kıymet gördüler ve bu sayede Avrupa İslâmiyete karşı daha müsait bir vaziyet almaya başladı. Bugünkü Avrupa bu yolda daha ileri gitti. Muhammed’in (a.s.m.) dinine aşık olmaya başlıyor. Gelecek yüzyılda daha da ileri gidecek. Avrupa içine düştüğü zorluklardan kurtulmak için, bu dinin ne kadar kıymetli bir vasıta olduğunu takdir edecektir. Bemin iddiamı bu yolda anlamalısınız. Halihazırda bile vatandaşlarımdan ve diğer Avrupalılardan bir çok kimseler, Muhammed’in (a.s.m.) dinini kabul etmişlerdir. Sorunuzdaki “İslâmlaşmak” tabiriyle ne demek istediğimi izah etmiş olduğum kanaatindeyim.
Es'ad Fuad Tugay
Her şey yardım-görmüş ve yardım-eden, nedene-bağlı ve neden-olan olduğundan [sonuçların nedenlere geri döndükleri bir çevrimin bilincine sahipti o] ve de en uzakta olanlar farkedilmezcesine birbirlerine bağlı olduklarından, eğer bütünü bilmezsem parçaları bilmemi, tikel olarak da parçaları bilmezsem bütünü bilmemi imkânsız buluyorum.
Pensée 84 [84. Düşünce], Bütün Eserleri'nde, Pléiade, 1954, s. 845.
Richard Gare'in de oynadığı, 1993 yapımı ''And the Band Played On'' filmini izleminizi tavsiye ederim. Belegesel türü gibi çekilen bu filmde, konuyu inceleyen doktorlar grubunun neler yaptığını, Aids'in yüzbinlerce insanın ölümünden sonra nasıl ismini aldığını, ABD'ye gelşini, gayliğin ve izlenen politikaların etkisi gibi dramatize edilen ilginç olaylar hakkında bilgiler edinebilirsiniz..
her şeyde bir hikmet vardır. O kadar çok uğraşıyorlar ki... Lakin kendi yaptıkları pisliklerde çıkıyor ortaya. Zaten Türkiye'nin onca derdi arasında vızıltı kalıyor.
Ermeni sorunu vardır, sorun katliamdan değil Ermenistan'ın dünyada yer edinme ve Amerikalı Ermeniler'in kimlik arama sorunundan gelir... Bu sorunu zaten Türk vatandaşı olan ermeni arkadaşlarımızdan hiç duymayız. Yok Cher, yok Rouben Mamoulian, yok System of a Down'mış olay sanki Hollywood siyonizmi gibi uzar gider...
Netteki propagandaları görünce... eskiden Yunan-Türk çekişmesinde yapılan çocukça çekiştirmeler aklıma geldi... Yok Türkçe'yi şu ermeni bulmuş, yok Mimar Sinan'da Ermeni olduğundan Türk mimarisi diye bir şey yokmuş...
Bunlar Türkiye'ye zarar vermez. Bırakın göstersinler Ararat Filmelerini de, başkası da yakında Ulubatlı Hasanı'da rambo gibi çeker... İnsan ağzıyla sinek tutsun kral değil, Kral'ın soytarısı olur... Esas mücadele önce biz ülkemizin içinde birbirimize sahip çıkalım... Fitne ve nefret tohumları ekeceğimize birlik olalım ki kuvvet doğsun... İşte zarar dıştan değili içten gelir bilelim...
hakkında ağzımdan hayırlı bir şey çıkmayacağından yorum yapmadım şimdiye kadar ama övenleri görünce şaşırıp kaldığımı bilmenizi isterim...
Genel olarak düşündüğümde ülkemizin seviye düzeyi biraz da olsa yansıtan bir site...
Kişisel açıdan çok yararını görüyorum diyebilirim. Belki bu yarardan duyduğum borçu ödemek için karşılıklı devam eden bir ilişkimiz var... Bir kere sayfanın adı beni buraya çekiyor... Nedir? Bu sayede çok şeyler öğrendiğim ve paylaştığım bir site... Çok güncel olmasa da, Türkiye'yi yansatan bir yer olduğundan, özlem bile giderebiliyorum diyebilirim... Hele kazandırdığı arkadaşlıklar... Bu arkadaşlıklardan edindiğim değerli ismler ve bilgiler sanki hazine haritalarını paylaşıyor gibiyiz...
Kendini bilmez ayak takımı bile tadı-tuzu... Tabi hala Nedir diye sorulması gereken onca terim varken aç kurtlar gibi birbirimizi yemesek çok daha kaliteli bir sayfa olabilir.... Yine de diğer benzeri forum-sözlük sitelerine azaran bence hala saflığını koruyan bir bölüm...
Gördüğümüz her düşünceye saldıracağımıza, daha yapıcı olalım derim... Hele bu aralar yetkileler bile o kadar değişiklik yaparken, üyelerinde kendilerine çeki düzen vermeleri iyi olur. Yoksa slogan atılarak geçilen kirletilmiş bir semten ileri gitmez...
Kadının anaerkil döneminde ki yeri ile ilk bilim adamları, doktolar gibi makamların kadınlardan geldiğini savunan... Anaerkil'den ataerkil'e geçiş dönemini başlatan erkeklerin savaş, kölelik gibi gücün tadına varması ve savaşların, kadının ezilmesi, kölelik gibi ataerkil döneminin hala devam ettiğini savunan anaerkil ve ataerkil dönemleirni kafaya takmış bir yazar...