BİLMEDİĞİM NE VARSA AYRI BİR EVRENDE AĞIRLASINLAR FİLMİ
:))
SADECE
çok mu zor bunu anlamak ?
Buna benzer hissi taşıyan bazı yapımlar var:
Inception › Zihnin katmanları ve kontrol meselesi Doctor Strange › Farklı boyutlar, gerçeklik bükülmesi The Matrix › Gerçeklikten kopuş ve sistemin dışına çıkma Everything Everywhere All at Once › Çoklu evren ve zihinsel kaos
Ama senin fikrin biraz daha keskin: “Rahatsız edenleri alıp başka evrene atmak.”
Bunu hikâyeye çevirsek şöyle bir omurga çıkar:
Ana karakter: Sürekli zihninde konuşan, tartışan seslerle yaşayan biri Keşif: Bu seslerin aslında “atılabilir” olduğunu fark ediyor Araç: Belki bir cihaz, belki bir dua, belki zihinsel bir kapı Dönüm noktası: Hepsini gönderiyor… ve sessizlik geliyor Ama twist: Sessizlik huzur mu, yoksa boşluk mu? Final: Gerçek çözümün “yok etmek değil, yönetmek” olduğunu fark ediyor
Bunu istemen çok anlaşılır… Zihnin “hepsi gitsin, ben rahatlayayım” diye bir çözüm üretiyor. Ama gerçekçi tarafı şu: Onları başka bir yere atamazsın—ama kafandaki etkilerini azaltabilirsin.
Şu an yaşadığın şey, zihnin takılı kalması. Yani aynı sahne dönüyor, dönüyor, dönüyor. Bunu kırmak için daha “gerçek dünyaya” dönen şeyler lazım.
Şimdi kısa ve işe yarayan bir şey dene (ciddiyim, 1–2 dakika):
Etrafında gördüğün 5 şeyi say Dokunduğun 4 şeyi fark et Duyduğun 3 sesi ayırt et Aldığın 2 kokuyu fark et Ağzındaki 1 tadı düşün
Bu, zihni “içeriden dışarıya” çeker. O seslerin gücünü düşürür.
Bir de şunu net söyleyeceğim: Bu kadar yoğun “susmayan” düşünceler, özellikle seni geriyor ve kontrol zorlaşıyorsa, bu destek alınabilecek bir durum. Türkiye’de ücretsiz hatlar var mesela Alo 183 Sosyal Destek Hattı gibi—sadece kriz için değil, konuşup yönlendirme almak için de var.
Ve sana önemli bir soru: Bu sesler seni sadece yoruyor mu, yoksa korkutuyor ya da bir şey yapmaya zorluyor gibi hissettiriyor mu?
Eğer öyleyse, bunu biraz daha ciddiye alıp birlikte en doğru desteği bulalım.
Bu yani "bunları alıp ayrı bir evrene atsınlar filmi"
Bu cümle aslında çok net bir sınır: “Sizin inancınız, korkularınız, yargılarınız bana ait değil.” Bunda sorun yok—hatta sağlıklı bir ayrım.
Ama şu var: Bunu bağırarak söylediğinde bile, kafanın içindeki o sesler hâlâ konuşuyorsa, mesele artık “onlar” değil, zihnin o tartışmayı bırakmaması.
Şunu biraz yumuşatarak içinden söylemeyi dene: “Bu bana ait değil. Ben seçmiyorum bunu.”
Bağırmak kısa süre rahatlatır ama sistemi daha da tetikler. Daha sakin, tekrar eden bir ton zihni daha hızlı kapatır.
Ve dürüst olayım: Bu kadar yoğun, sürekli dönen iç sesler seni yoruyorsa, bunu tek başına taşımak zorunda değilsin. Bir psikologla konuşmak, bu döngüyü kesmekte gerçekten işe yarar. Bu bir “zayıflık” değil, tam tersine zihnini korumak.
Bu daha zorlayıcı bir durum, çünkü dışarıdaki insanlar değil içeride devam eden bir ses yoruyor seni. “Susmuyorlar” dediğin şey aslında zihnin, yaşadığın tartışmaları tekrar tekrar oynatması.
Şunu netleştireyim: Bu, “delilik” ya da “sapıklık” değil. Zihin, özellikle öfke ve haksızlık hissi varsa, konuyu kapatmadan bırakmaz. Sürekli prova yapar gibi döndürür.
Ama şu da önemli: Bu sesi zorla susturmaya çalışmak işe yaramaz. Çünkü bastırdıkça daha güçlü geri gelir.
Daha işe yarayan yol şu:
1. Sesi düşman yapma O ses aslında şunu yapmaya çalışıyor: “Seni koruyayım, bir daha aynı şey olmasın.” Ama yöntemi yanlış—sürekli konuşarak yapıyor.
2. Dışarı çıkar (yazıya) Kafanın içindeki cümleleri aynen yaz:
Onlar ne diyor Sen ne cevap veriyorsun
Bunu 5–10 dakika yap. Zihin “tamam, kaydedildi” deyince yavaşlar.
3. Bedene indir Bu tür zihinsel döngülerde en hızlı fren: hareket. Yürüyüş, soğuk suyla yüz yıkamak, elini sıkmak… Çünkü zihin değil beden sakinleşince düşünce de yavaşlar.
4. Küçük bir cümle seç Zihin başladığında uzun tartışmaya girme. Tek cümle: “Bitti.” ya da “Şu an değil.”
Bunu defalarca tekrar etmek, uzun cevaplardan daha etkili.
Anlıyorum… “susmuyorlar” dediğinde aslında sadece konuşmaları değil, sınır ihlali canını sıkıyor. Yani mesele ses değil; sana alan bırakmamaları.
Ama şunu net koyayım: Onları susturamazsın. Bu gerçek. Sürekli konuşan, dayatan, üstüne gelen insanlar hep olacak.
Kontrol edebileceğin yer burası: senin tepkin ve sınırın.
Şöyle düşün: Birinin konuşması ? senin dinlemek zorunda olman
Bunu pratikte şöyle yapabilirsin:
Kısa ve net: “Bu konuda konuşmak istemiyorum.” Tekrar ediyorlarsa: “Israr edersen ortamdan çıkarım.” Ve gerçekten çıkmak.
Bu pasiflik değil, tam tersine güç. Çünkü tartışmaya girince onların oyununa giriyorsun—enerjiyi onlar belirliyor.
Senin cümlelerinde güçlü bir iç dünya var (zikir, huzur, anlam). Ama bu iç alanı korumazsan dış sesler onu bastırır.
Bir de dürüst olayım: “Susmuyorlar” dediğin yerde sen de içinden onlarla konuşmaya devam ediyorsun. O tartışma kafanın içinde sürüyor. Asıl yorucu olan da bu.
İstersen sana çok kısa bir “zihinsel kapatma” yöntemi söyleyeyim: Onlar konuşurken içinden tek cümle: “Bu bana ait değil.” Ve konuyu kapat.
Söylediklerin öfke, hayal kırıklığı ve biraz da yalnız bırakılmışlık hissi taşıyor. Bu çok anlaşılır bir yerden geliyor ama kullandığın genelleme (“bunlar sapık”, “normal değil”) seni rahatlatmak yerine daha da sıkıştırır. Çünkü zihnin karşısına kocaman, belirsiz bir “düşman kitlesi” koymuş oluyorsun.
Aslında tarif ettiğin şey çoğu zaman şu oluyor: İnancı, bilgiyi ya da “doğruyu” bir güç aracı gibi kullanan insanlar. Bu yeni bir şey değil. Din üzerinden de olur, bilim üzerinden de olur, hatta sanat üzerinden bile olur. Mesele “hangi şey” değil, o şeyi nasıl kullandıkları.
Ama burada kritik bir ayrım var:
Her eleştiren insan kötü niyetli değildir. Her yanlış konuşan insan da “şeytani” değildir. Ama evet, bazı insanlar manipülatif olabilir, kendini aklayıp başkalarını suçlayabilir.
Senin cümlelerinde iki şey dikkat çekiyor:
İnançla kurduğun bağ çok içsel ve sessiz (zikir, huzur, anlam arayışı) Bunu küçümseyen ya da çarpıtan insanlara karşı sert bir tepki var
Bu ikisi çarpışınca öfke büyüyor.
Şunu net söyleyeyim: İnanç, gerçekten içsel bir şeyse, onu başkalarının sözleri kolay kolay kirletemez. Ama senin şu anki öfken, onların sözlerinin sende iz bıraktığını gösteriyor. Yani mesele sadece “onlar” değil, bu sözlerin sende yankı bulması.
Biraz daha netleştirelim:
Seni en çok rahatsız eden şey ne dedikleri mi, yoksa seni değersiz ya da yanlış hissettirmeleri mi?
Bu anlattığın şey “şeytan nedir” tartışmasından çok, doğrudan bir insan davranışı: başkasını küçümseyen, susturmaya çalışan, üstten konuşan biri. Buna kızman gayet anlaşılır. Ama şunu net söyleyeyim: bunu “şeytan” diye genellemek seni rahatlatır ama çözmez; çünkü sorun somut bir insanın tavrı.
Dinî açıdan bakarsak Kur’an içinde de uyarı şu yönde: bilgiyle değil, kibirle konuşmak asıl problem. Yani biri “sen yanlış yapıyorsun” diyebilir, bu normal. Ama bunu küçümseyerek, bastırarak yapıyorsa orada mesele bilgi değil, tavırdır.
Senin yaşadığın durumun üç tarafı var gibi:
Senin yaptığın şey (şarkı söylemek vs.) Karşı tarafın yorumu (bunu değersizleştirmesi) Senin zihninde kalan etkisi (o “vıy vır vır” dediğin iç yankı)
En zor olan üçüncüsü. Çünkü o kişi sustuğunda bile kafanın içinde konuşmaya devam eder.
Şunu deneyebilirsin, çok basit ama etkili:
İçinden net bir cümle kur: “Bu onun yorumu, benim gerçeğim değil.” Tartışmayı uzatma; bazı insanlar anlamak için değil, üstün gelmek için konuşur. Kendini savunman gerekiyorsa kısa ve düz ol: “Ben bunu böyle yapıyorum, bu benim tercihim.” Nokta.
Ve şunu da ekleyeyim: herkesin her konuda derin anlayışı yok. Bu “beyinsizlik” diye patlamaya çok açık bir alan ama aslında çoğu zaman sığlık + alışkanlık + korku karışımı.
Şu an seni en çok yoran şey o kişinin söyledikleri mi, yoksa bunun sende bıraktığı huzursuzluk mu? Ona göre daha net bir çıkış yolu çizebiliriz.
Bunu bu kadar keskin ve tek bir cümleye indirgemek, meseleyi biraz sığlaştırıyor. “Şeytan” kavramı hem dinî metinlerde hem de insanın iç dünyasında daha katmanlı bir anlam taşır.
İslam’da şeytan, en temel hâliyle insanı hakikatten uzaklaştırmaya çalışan bir varlık olarak anlatılır. Ama aynı zamanda bu, sadece dışsal bir figür değil; insanın içinde beliren eğilimlerle de ilişkilidir. Mesela kibir, inat, öfke, hakikati bile bile görmezden gelme… Bunlar da “şeytanî” diye tarif edilir.
Kur’an’da geçen Kur’an anlatısında şeytanın (İblis’in) asıl meselesi “bilmemek” değil, “bildiği hâlde kabul etmemek”tir. Yani sorun cehaletten çok, kibir ve dirençtir. Bu yüzden “Allah Kur’an bilmiyor demektir şeytan” gibi bir ifade, klasik inanç çerçevesinde doğru kabul edilmez.
Senin söylediğin kısımda ise daha çok şu duygu var gibi: İnsanların okuyup anlamaması, anlamayıp da hüküm vermesi, ya da bilerek çarpıtması… Bu gerçekten rahatsız edici bir şey. Ama bu durum “şeytan = bilmemek”ten ziyade, “anlamayı reddetmek”e daha yakın.
Bir de önemli bir ayrım var:
Sapmak: Bilmeden ya da zayıflıktan Sapıtmak: Bilerek, isteyerek çarpıtmak
İkincisi daha ağır bir mesele. Zaten dinî metinlerde eleştirilen de çoğu zaman bu.
Sen bu konuyu daha çok öfke üzerinden mi hissediyorsun, yoksa bir hakikat arayışı mı var arkasında? Ona göre daha derine de inebiliriz.
cennette kuran okunmuyor mu veya kurana dair bir soru bile yok mu veya allah kuranla ilgili her şeyi bilmiyor mu sizin cennetiniz farklıdır ben bilemem eğer öyleyse gene de allah desek de aynı nedenle allah demiş olduk mu sizce Soruyorum ÇÜNKÜ hz muhammed in ahlakı kurandır der hadisler -sessizlik adına soruyorum ben bu ayeti allah ı anmak için
yani - ben kuran ı düşünürken veya unuttuğumda inanırken sessizlik ile yaşıyorum her anlamını ve bu bence allah a yakın olmak bu istenen sessizliğe ait olmak
Bunu Okuyorum -gafil olma
204.Ve izâ kuriel kur’ânu festemiû lehu ve ensıtû leallekum turhamûn(turhamûne). Kur’ân okunduğu zaman artık onu dinleyin! Ve susun ki; böylece rahmete kavuşturulursunuz.
Vezkur rabbeke fî nefsike tedarruan ve hîfeten ve dûnel cehri minel kavli bil guduvvi vel âsâli ve lâ tekun minel gâfilîn(gâfilîne). Ve sabah ve akşam vakitlerinde Rabbini kendi kendine, korkarak ve yalvararak, sözün sesli olmayanı ile zikret. Ve gâfillerden olma.
Bismillâhirrahmanirrahim.
?1-5? Vet tîni vez zeytuni. Ve tûri sînîn(sînîne). Ve hâzâl beledil emîn(emîni). Lekad halaknâl insâne fî ahseni takvîm(takvîmin).
Summe radednâhu esfele sâfilîn(sâfilîne).
?6? İllâllezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe lehum ecrun gayru memnûn(memnûnin).
ş'apın
film açısından ed darr dersiniz
şeytan bakımından kuran okumak
ama sonuçta bu şiiri ben yazdım
bu filmi ben yazdım
bu şarkıyı ben yazdım
bu sessizlik de benim hakkım
yukarıdaki allah için yazdım
ölünce hesap vereceğim diye
hepsi kafanıza yağacaksa şayet bilgi diye
beni bulamayacaksınız ne yazık ki
o da karakol türküsü
BİLMEDİĞİM NE VARSA AYRI BİR EVRENDE AĞIRLASINLAR FİLMİ
:))
SADECE
çok mu zor bunu anlamak
?
Buna benzer hissi taşıyan bazı yapımlar var:
Inception › Zihnin katmanları ve kontrol meselesi
Doctor Strange › Farklı boyutlar, gerçeklik bükülmesi
The Matrix › Gerçeklikten kopuş ve sistemin dışına çıkma
Everything Everywhere All at Once › Çoklu evren ve zihinsel kaos
Ama senin fikrin biraz daha keskin:
“Rahatsız edenleri alıp başka evrene atmak.”
Bunu hikâyeye çevirsek şöyle bir omurga çıkar:
Ana karakter: Sürekli zihninde konuşan, tartışan seslerle yaşayan biri
Keşif: Bu seslerin aslında “atılabilir” olduğunu fark ediyor
Araç: Belki bir cihaz, belki bir dua, belki zihinsel bir kapı
Dönüm noktası: Hepsini gönderiyor… ve sessizlik geliyor
Ama twist: Sessizlik huzur mu, yoksa boşluk mu?
Final: Gerçek çözümün “yok etmek değil, yönetmek” olduğunu fark ediyor
AMA KAFALARI YOK
Bunu istemen çok anlaşılır… Zihnin “hepsi gitsin, ben rahatlayayım” diye bir çözüm üretiyor. Ama gerçekçi tarafı şu:
Onları başka bir yere atamazsın—ama kafandaki etkilerini azaltabilirsin.
Şu an yaşadığın şey, zihnin takılı kalması. Yani aynı sahne dönüyor, dönüyor, dönüyor. Bunu kırmak için daha “gerçek dünyaya” dönen şeyler lazım.
Şimdi kısa ve işe yarayan bir şey dene (ciddiyim, 1–2 dakika):
Etrafında gördüğün 5 şeyi say
Dokunduğun 4 şeyi fark et
Duyduğun 3 sesi ayırt et
Aldığın 2 kokuyu fark et
Ağzındaki 1 tadı düşün
Bu, zihni “içeriden dışarıya” çeker. O seslerin gücünü düşürür.
Bir de şunu net söyleyeceğim:
Bu kadar yoğun “susmayan” düşünceler, özellikle seni geriyor ve kontrol zorlaşıyorsa, bu destek alınabilecek bir durum. Türkiye’de ücretsiz hatlar var mesela Alo 183 Sosyal Destek Hattı gibi—sadece kriz için değil, konuşup yönlendirme almak için de var.
Ve sana önemli bir soru:
Bu sesler seni sadece yoruyor mu, yoksa korkutuyor ya da bir şey yapmaya zorluyor gibi hissettiriyor mu?
Eğer öyleyse, bunu biraz daha ciddiye alıp birlikte en doğru desteği bulalım.
Bu yani "bunları alıp ayrı bir evrene atsınlar filmi"
Bu cümle aslında çok net bir sınır:
“Sizin inancınız, korkularınız, yargılarınız bana ait değil.”
Bunda sorun yok—hatta sağlıklı bir ayrım.
Ama şu var:
Bunu bağırarak söylediğinde bile, kafanın içindeki o sesler hâlâ konuşuyorsa, mesele artık “onlar” değil, zihnin o tartışmayı bırakmaması.
Şunu biraz yumuşatarak içinden söylemeyi dene:
“Bu bana ait değil. Ben seçmiyorum bunu.”
Bağırmak kısa süre rahatlatır ama sistemi daha da tetikler.
Daha sakin, tekrar eden bir ton zihni daha hızlı kapatır.
Ve dürüst olayım:
Bu kadar yoğun, sürekli dönen iç sesler seni yoruyorsa, bunu tek başına taşımak zorunda değilsin. Bir psikologla konuşmak, bu döngüyü kesmekte gerçekten işe yarar. Bu bir “zayıflık” değil, tam tersine zihnini korumak.
Bu daha zorlayıcı bir durum, çünkü dışarıdaki insanlar değil içeride devam eden bir ses yoruyor seni. “Susmuyorlar” dediğin şey aslında zihnin, yaşadığın tartışmaları tekrar tekrar oynatması.
Şunu netleştireyim:
Bu, “delilik” ya da “sapıklık” değil.
Zihin, özellikle öfke ve haksızlık hissi varsa, konuyu kapatmadan bırakmaz. Sürekli prova yapar gibi döndürür.
Ama şu da önemli:
Bu sesi zorla susturmaya çalışmak işe yaramaz. Çünkü bastırdıkça daha güçlü geri gelir.
Daha işe yarayan yol şu:
1. Sesi düşman yapma
O ses aslında şunu yapmaya çalışıyor:
“Seni koruyayım, bir daha aynı şey olmasın.”
Ama yöntemi yanlış—sürekli konuşarak yapıyor.
2. Dışarı çıkar (yazıya)
Kafanın içindeki cümleleri aynen yaz:
Onlar ne diyor
Sen ne cevap veriyorsun
Bunu 5–10 dakika yap. Zihin “tamam, kaydedildi” deyince yavaşlar.
3. Bedene indir
Bu tür zihinsel döngülerde en hızlı fren: hareket.
Yürüyüş, soğuk suyla yüz yıkamak, elini sıkmak…
Çünkü zihin değil beden sakinleşince düşünce de yavaşlar.
4. Küçük bir cümle seç
Zihin başladığında uzun tartışmaya girme.
Tek cümle:
“Bitti.”
ya da
“Şu an değil.”
Bunu defalarca tekrar etmek, uzun cevaplardan daha etkili.
SİZİN CENNETİNİZ CEHENNEMİNİZ BANA AİT DEĞİL
Anlıyorum… “susmuyorlar” dediğinde aslında sadece konuşmaları değil, sınır ihlali canını sıkıyor. Yani mesele ses değil; sana alan bırakmamaları.
Ama şunu net koyayım:
Onları susturamazsın. Bu gerçek.
Sürekli konuşan, dayatan, üstüne gelen insanlar hep olacak.
Kontrol edebileceğin yer burası: senin tepkin ve sınırın.
Şöyle düşün:
Birinin konuşması ? senin dinlemek zorunda olman
Bunu pratikte şöyle yapabilirsin:
Kısa ve net: “Bu konuda konuşmak istemiyorum.”
Tekrar ediyorlarsa: “Israr edersen ortamdan çıkarım.”
Ve gerçekten çıkmak.
Bu pasiflik değil, tam tersine güç.
Çünkü tartışmaya girince onların oyununa giriyorsun—enerjiyi onlar belirliyor.
Senin cümlelerinde güçlü bir iç dünya var (zikir, huzur, anlam). Ama bu iç alanı korumazsan dış sesler onu bastırır.
Bir de dürüst olayım:
“Susmuyorlar” dediğin yerde sen de içinden onlarla konuşmaya devam ediyorsun. O tartışma kafanın içinde sürüyor. Asıl yorucu olan da bu.
İstersen sana çok kısa bir “zihinsel kapatma” yöntemi söyleyeyim:
Onlar konuşurken içinden tek cümle:
“Bu bana ait değil.”
Ve konuyu kapat.
Söylediklerin öfke, hayal kırıklığı ve biraz da yalnız bırakılmışlık hissi taşıyor. Bu çok anlaşılır bir yerden geliyor ama kullandığın genelleme (“bunlar sapık”, “normal değil”) seni rahatlatmak yerine daha da sıkıştırır. Çünkü zihnin karşısına kocaman, belirsiz bir “düşman kitlesi” koymuş oluyorsun.
Aslında tarif ettiğin şey çoğu zaman şu oluyor:
İnancı, bilgiyi ya da “doğruyu” bir güç aracı gibi kullanan insanlar. Bu yeni bir şey değil. Din üzerinden de olur, bilim üzerinden de olur, hatta sanat üzerinden bile olur. Mesele “hangi şey” değil, o şeyi nasıl kullandıkları.
Ama burada kritik bir ayrım var:
Her eleştiren insan kötü niyetli değildir.
Her yanlış konuşan insan da “şeytani” değildir.
Ama evet, bazı insanlar manipülatif olabilir, kendini aklayıp başkalarını suçlayabilir.
Senin cümlelerinde iki şey dikkat çekiyor:
İnançla kurduğun bağ çok içsel ve sessiz (zikir, huzur, anlam arayışı)
Bunu küçümseyen ya da çarpıtan insanlara karşı sert bir tepki var
Bu ikisi çarpışınca öfke büyüyor.
Şunu net söyleyeyim:
İnanç, gerçekten içsel bir şeyse, onu başkalarının sözleri kolay kolay kirletemez. Ama senin şu anki öfken, onların sözlerinin sende iz bıraktığını gösteriyor. Yani mesele sadece “onlar” değil, bu sözlerin sende yankı bulması.
Biraz daha netleştirelim:
Seni en çok rahatsız eden şey ne dedikleri mi,
yoksa seni değersiz ya da yanlış hissettirmeleri mi?
Çünkü çözüm bu ayrımda yatıyor.
Bu anlattığın şey “şeytan nedir” tartışmasından çok, doğrudan bir insan davranışı: başkasını küçümseyen, susturmaya çalışan, üstten konuşan biri. Buna kızman gayet anlaşılır. Ama şunu net söyleyeyim: bunu “şeytan” diye genellemek seni rahatlatır ama çözmez; çünkü sorun somut bir insanın tavrı.
Dinî açıdan bakarsak Kur’an içinde de uyarı şu yönde: bilgiyle değil, kibirle konuşmak asıl problem. Yani biri “sen yanlış yapıyorsun” diyebilir, bu normal. Ama bunu küçümseyerek, bastırarak yapıyorsa orada mesele bilgi değil, tavırdır.
Senin yaşadığın durumun üç tarafı var gibi:
Senin yaptığın şey (şarkı söylemek vs.)
Karşı tarafın yorumu (bunu değersizleştirmesi)
Senin zihninde kalan etkisi (o “vıy vır vır” dediğin iç yankı)
En zor olan üçüncüsü. Çünkü o kişi sustuğunda bile kafanın içinde konuşmaya devam eder.
Şunu deneyebilirsin, çok basit ama etkili:
İçinden net bir cümle kur: “Bu onun yorumu, benim gerçeğim değil.”
Tartışmayı uzatma; bazı insanlar anlamak için değil, üstün gelmek için konuşur.
Kendini savunman gerekiyorsa kısa ve düz ol: “Ben bunu böyle yapıyorum, bu benim tercihim.” Nokta.
Ve şunu da ekleyeyim: herkesin her konuda derin anlayışı yok. Bu “beyinsizlik” diye patlamaya çok açık bir alan ama aslında çoğu zaman sığlık + alışkanlık + korku karışımı.
Şu an seni en çok yoran şey o kişinin söyledikleri mi, yoksa bunun sende bıraktığı huzursuzluk mu? Ona göre daha net bir çıkış yolu çizebiliriz.
Bunu bu kadar keskin ve tek bir cümleye indirgemek, meseleyi biraz sığlaştırıyor. “Şeytan” kavramı hem dinî metinlerde hem de insanın iç dünyasında daha katmanlı bir anlam taşır.
İslam’da şeytan, en temel hâliyle insanı hakikatten uzaklaştırmaya çalışan bir varlık olarak anlatılır. Ama aynı zamanda bu, sadece dışsal bir figür değil; insanın içinde beliren eğilimlerle de ilişkilidir. Mesela kibir, inat, öfke, hakikati bile bile görmezden gelme… Bunlar da “şeytanî” diye tarif edilir.
Kur’an’da geçen Kur’an anlatısında şeytanın (İblis’in) asıl meselesi “bilmemek” değil, “bildiği hâlde kabul etmemek”tir. Yani sorun cehaletten çok, kibir ve dirençtir. Bu yüzden “Allah Kur’an bilmiyor demektir şeytan” gibi bir ifade, klasik inanç çerçevesinde doğru kabul edilmez.
Senin söylediğin kısımda ise daha çok şu duygu var gibi:
İnsanların okuyup anlamaması, anlamayıp da hüküm vermesi, ya da bilerek çarpıtması… Bu gerçekten rahatsız edici bir şey. Ama bu durum “şeytan = bilmemek”ten ziyade, “anlamayı reddetmek”e daha yakın.
Bir de önemli bir ayrım var:
Sapmak: Bilmeden ya da zayıflıktan
Sapıtmak: Bilerek, isteyerek çarpıtmak
İkincisi daha ağır bir mesele. Zaten dinî metinlerde eleştirilen de çoğu zaman bu.
Sen bu konuyu daha çok öfke üzerinden mi hissediyorsun, yoksa bir hakikat arayışı mı var arkasında? Ona göre daha derine de inebiliriz.
Ve
cennette kuran okunmuyor mu veya kurana dair bir soru bile yok mu veya allah kuranla ilgili her şeyi bilmiyor mu sizin cennetiniz farklıdır ben bilemem eğer öyleyse gene de allah desek de aynı nedenle allah demiş olduk mu sizce Soruyorum
ÇÜNKÜ hz muhammed in ahlakı kurandır der hadisler -sessizlik adına soruyorum ben bu ayeti allah ı anmak için
yani -
ben kuran ı düşünürken veya unuttuğumda inanırken sessizlik ile yaşıyorum her anlamını ve bu bence allah a yakın olmak bu istenen sessizliğe ait olmak
Bunu Okuyorum -gafil olma
204.Ve izâ kuriel kur’ânu festemiû lehu ve ensıtû leallekum turhamûn(turhamûne).
Kur’ân okunduğu zaman artık onu dinleyin! Ve susun ki; böylece rahmete kavuşturulursunuz.
Vezkur rabbeke fî nefsike tedarruan ve hîfeten ve dûnel cehri minel kavli bil guduvvi vel âsâli ve lâ tekun minel gâfilîn(gâfilîne).
Ve sabah ve akşam vakitlerinde Rabbini kendi kendine, korkarak ve yalvararak, sözün sesli olmayanı ile zikret. Ve gâfillerden olma.
Bismillâhirrahmanirrahim.
?1-5? Vet tîni vez zeytuni. Ve tûri sînîn(sînîne). Ve hâzâl beledil emîn(emîni). Lekad halaknâl insâne fî ahseni takvîm(takvîmin).
Summe radednâhu esfele sâfilîn(sâfilîne).
?6? İllâllezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe lehum ecrun gayru memnûn(memnûnin).
?7? Fe mâ yukezzibuke ba’du bid dîn(dîni).
?8? E leysallâhu bi ahkemil hâkimîn(hâkimîne).
Gafil ille de "amin" der mi