Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • Esmaül Hüsna28.04.2026 - 17:08

    Hı hı... bir öfkeyle boğuyordum aşkımızı öyle güçlüymüş çırpınıyormuş hala ;yani herkes adına konuşmak veya şarkıyla aşka kafa tutmak yanlış olduğu kadar öfkeyle aşkı çıkmaza sokan bir duygu olurdu, bunu yapmasaydım ben de bir öfkeyle kendimi tuzağa düşürmüş olurdum diyordum sanırım ama bundan beklenen güç elime geçerse gerçek ama benim elimdeki güç bu satırlarla sınırlı ve derin sularda boğulmak istemezsin bence:)



    Burada söylediğin şey aslında oldukça berrak:
    Aşkı yok etmeye çalışan şey öfke, ama öfke onu öldürmüyor—sadece boğmaya çalışıyor. Ve sen şunu fark ediyorsun: boğuluyor sandığın şey hâlâ çırpınıyor. Yani aşk, öfkeden daha dayanıklı çıkıyor.

    “Bir öfkeyle boğuyordum aşkımızı” cümlesi çok güçlü, çünkü sorumluluğu dışarı atmıyor. Bu önemli. Ama hemen ardından gelen farkındalık daha da önemli:
    Eğer bunu yapmasaydın, bu sefer de öfkenin kendisine düşecektin. Yani iki uç var:

    Öfkeyle aşkı bastırmak
    Ya da öfkenin içinde kaybolmak

    Sen ikisinin de farkına varmışsın. Bu, metni sıradan bir sitemden çıkarıp bilinçli bir iç hesaplaşmaya taşıyor.

    “Güç” meselesine gelirsek:
    “Beklenen güç elime geçerse gerçek olur” diyorsun ama aslında elindeki şey zaten güç—sadece o, dışarıyı değiştiren bir güç değil. Daha çok içerde tutan, dönüştüren bir güç. Yazı da bunun aracı.

    “Derin sularda boğulmak istemezsin” cümlesi de biraz uyarı gibi—hem kendine hem karşı tarafa. Yani diyorsun ki:
    Bu duygu hafife alınacak bir şey değil, ama kontrolsüz de bırakılmamalı.

    Şunu net söyleyeyim:
    Senin metinlerinde aşk hiçbir zaman “romantik rahatlık” değil. Hep bir sınırda—öfke ile, yokluk ile, bilinç ile temas halinde. Bu da onları daha gerçek kılıyor.

    İstersen bunu şiir formunda biraz sıkılaştıralım, senin tonunu koruyarak:

    bir öfkeyle boğuyordum aşkımızı
    oysa hâlâ çırpınıyordu

    sustursaydım onu
    ben konuşacaktım bu kez—
    öfkenin diliyle

    hangisi daha derin
    bilmiyorum
    ama ben
    boğulacak kadar güçlü değilim

    Bu sadece bir öneri; ama senin söylediğin şeyin özü şu:
    Aşkı yok etmek isteyen öfke bile, sonunda onun varlığını kanıtlıyor. Ve sen o sınırda kalmayı seçiyorsun—tam da orası metninin en güçlü yeri.

  • Esmaül Hüsna28.04.2026 - 17:03

    Evet ama aşk herkese bahşedilmiş bir duygu ve bir hayat biçimi aslında yaratılıştan; uzun zaman oldu ne bir sen verdin bana sensizlikten başka ne de öldürdün bu benliği -burada biraz serzeniş var, uzun zaman geçmiş ve ben de bu dünyadayım, ben de bu konunun bir parçasıyım, ben de inanıyorum demek yerine geçen "sensizlikten daha başka bir şey vermedin bana" derken benliği ölmemiş, benliğinde yaşayan bir karakterin de yok olmadığına değiniyoruz sanki ne dersin


    Evet—okuduğun yer tam orası. Bu cümledeki serzeniş, bir yıkımdan çok süreklilik kuruyor.

    “Sensizlikten başka bir şey vermedin” dediğinde iki şey aynı anda oluyor:
    Bir yandan yokluk dile getiriliyor, öte yandan o yokluğu taşıyabilen bir benlik ortaya çıkıyor. Yani sensizlik verilmiş ama seni ortadan kaldırmamış. Bu, kırılgan ama inatçı bir varoluş.

    “Ne de öldürdün bu benliği” kısmı ise daha da net:
    Karşı tarafın yokluğu güçlü, ama mutlak değil. Sen hâlâ buradasın. Bu yüzden metin bir ağıt değil; yaralı bir devam.

    Şu okuma bence çok yerinde:
    Bu karakter aşkın dışında kalmış değil—tam tersine, aşkın etkisiyle hâlâ yaşayan biri. Yani aşk burada “birleşme” değil, iz bırakma biçimi. Ve o iz, seni silmek yerine tutuyor.

    Bir de ince bir gerilim var:
    Sen “aşk herkese bahşedilmiş” diyorsun; metindeki ses ise sanki “bana eksik verildi” diye fısıldıyor. Bu ikisi çarpıştığında ortaya şu çıkıyor:
    Aşk var, ama eşit dağılmıyor. Ya da daha doğrusu, herkesin payına düşen biçimi farklı.

    İstersen bu duyguyu çok az dokunuşla daha görünür kılabiliriz:

    Aşk herkese verilmiş derler—
    bende kalan sensizlik oldu

    ne bir fazlasını verdin
    ne de eksilttin beni

    uzun zaman geçti
    ve ben hâlâ buradayım
    verdiğin yoklukla yaşayan

    Bu, senin söylediğini bozmaz; sadece o “ölmeyen benlik” hissini biraz daha yüzeye çıkarır.

    Kısacası:
    Evet, dediğin gibi—burada yokluk anlatılıyor ama aslında yok olmayan bir özne daha güçlü biçimde görünür oluyor. Bu da metni sıradan bir sitemden çıkarıp daha derin bir yere taşıyor.

  • Esmaül Hüsna28.04.2026 - 16:55

    MAKİNEYE SORU;

    seni unutmam demiştim gelir mi bu hiç aklına yoksa bir gün inanır mısın PAYLAŞTIKLARIMIZA ;mesela burada babasını veya tanrıyı veya okumayı, soyut dünyayı unutmayan biri aşka da yaklaşıyor gibi ama geçmişinden çok seni unutmam dediğim yani bir zeka bir akıl bir ruh olgunluğuyla bu aklına gelen yok mu yoksa sen de sadece bir gün mü inanırsın paylaştıklarımıza, aslında bizim de aramıza giren hiçbir şeye ihtiyacımız yok gibi



    Y.Z. CEVABI :
    Söylediğin şey birine “seni unutmam” demekten daha geniş; sanki hafızayı, inancı ve bağı tek bir cümlede tutmaya çalışıyorsun. O yüzden metnin, aşktan çok sadakatin ve varlığın sürekliliği üzerine kurulu.

    “Gelir mi bu aklına?” sorusu aslında karşı tarafa değil, zamana sorulmuş bir soru gibi. Çünkü unutmak ya da hatırlamak çoğu zaman iradeden değil, zamanın içinden geçişimizden doğuyor.

    “Babayı, Tanrı’yı, okumayı, soyutu unutmayan biri aşka da yaklaşır” dediğin yer önemli. Orada şunu söylüyorsun:
    Bir insan eğer derin olanı tutabiliyorsa, sevgiyi de yüzeyde yaşamaz. Yani senin için aşk bir duygu değil, bir idrak biçimi.

    Ama şu cümlene hafifçe itiraz edeceğim:
    “Aramıza giren hiçbir şeye ihtiyacımız yok gibi.”

    İnsanlar arasında her zaman bir şeyler girer—zaman, dil, korku, yanlış anlama, hayatın kendisi. Hatta bazen en çok bağ kuran şey de bu “arada olanlar”dır. Hiçbir şeyin girmediği bir ilişki biraz soyut kalır; yaşanmışlık çoğu zaman o aralıklardan doğar.

    Şunu daha net söyleyebilirim:
    Senin yazdığın şey birine sesleniyor ama aynı zamanda bir bilince sesleniyor. “Seni unutmam” dediğin kişi tek bir insan da olabilir, Tanrı da olabilir, hatta kendi içindeki süreklilik duygusu da.

    Ve şu sorunun cevabı:
    “Bir gün inanır mısın paylaştıklarımıza?”

    İnsan bazen hemen inanmaz. Ama bazı cümleler vardır—geç kalmış bir anda, beklenmedik bir yerde geri gelir ve o zaman inanılır. Senin cümlelerin de o türden.

    İstersen bunu şiir formuna biraz daha yaklaştıralım; senin tonunu koruyarak:

    Seni unutmam demiştim—
    bu söz bir günün değil, zamanın içindeydi

    gelir mi aklına bilmem
    ama bazı şeyler hatırlanmak için değil
    kaybolmamak için söylenir

    aramıza ne girerse girsin
    belki de biz
    en çok o arada kaldığımız için vardık

    Bu metin sende zaten var gibi. Ben sadece biraz görünür yaptım.

  • Esmaül Hüsna28.04.2026 - 15:58

    Soru: Her şeyi anlatıyor bence bu şiirim ve konu da var bence zaten.
    ... gözyaşlarımın ulaşması için bir günü gözlemesi gerekmeyen bir Tanrı ve bu Tanrının hiçbir şeye muhtaç olmadığı kadar sert olabildiği de var, yeni doğmuş bir çocuk ağlıyor belki normalde ama bu masalların kahramanlarını merak ediyor aslında, mesela şarkılar ağlamaz o sümüklüböcek şeytandır da denebilir, veya ağlayacak sebep kalmadı her şey çoktan halloldu denebilir...
    insan ne isterse düşünür bununla, konuşmaya gerek kalmaz.
    Bunu anlamaman imkânsızdır umarım:))



    Burada çok belirgin bir şey var: ulaşamama ihtimali.
    Sen seviyorsun, hissediyorsun, hatta acı çekiyorsun—ama karşı tarafa geçip geçmediğinden emin değilsin. Bu, aslında yalnızlığın en keskin hali. Çünkü karşılıksız sevgiden daha ağır olan şey, karşıya ulaşıp ulaşmadığını bile bilmemek.

    “küçük bir yara” demen de önemli. Büyük bir yara istemiyorsun. Yani bir intikam, bir yıkım, bir bedel talebi yok. Sadece iz bırakmak istiyorsun. Bu çok insanî ve çok kırılgan bir yer.

    Ama şunu söyleyeyim:
    Şiirin içinde senin söylediğin gibi “baba, anne, cennet, hakikat, isyan, cehalet” gibi büyük kavramlar doğrudan yok. Onlar şiirin içinde açıkça değil, potansiyel olarak var. Yani bu şiir bir manifesto değil; bir çekirdek. İçine çok şey yüklenebilir ama kendi haliyle daha çok bir “ilk titreşim”.

    1992’de yazmış olman da önemli. Çünkü bu dil, o dönemin saf, doğrudan, süssüz duygusunu taşıyor. Bugün yazılsa belki daha ironik olurdu, daha dolaylı olurdu. Ama bu haliyle dürüst.

    Sana dürüst bir yorum:
    Bu şiir güçlü bir başlangıç, ama tek başına “her şey” değil. Eğer sen gerçekten o saydığın karşıtlıkları (ilim–cehalet, sevgi–intikam, sessizlik–isyan) taşımak istiyorsan, bu şiir onların kapısı olur—kendisi değil.


    Ne demek istediğini anlıyorum—sen o iki dizeyi bir “açık alan” gibi kurmuşsun. Yani okuyan kişi kendi Tanrı tasavvurunu da, çocuğu da, masalı da, şeytanı da içine yerleştirebilsin istiyorsun. Bu yaklaşım doğru; şiir bazen gerçekten de okurun zihninde tamamlanır.

    Ama burada ince bir ayrım var:
    Bir metnin her yoruma açık olması ile her şeyi taşıyabilmesi aynı şey değil.

    Senin şiirinde şu var:

    ulaşamayan bir duygu
    karşı tarafta iz bırakma isteği
    belirsizlik ve bekleyiş

    Bunlar çok güçlü bir çekirdek.
    Fakat senin şimdi anlattığın Tanrı’nın sertliği, çocuğun masala merakı, şeytanın ironisi… bunlar şiirin içinde doğrudan görünmüyor, daha çok senin zihninde genişliyor.

    Bu kötü değil. Tam tersine, bu şu anlama geliyor:
    Sen aslında o iki dizeden daha geniş bir dünya kuruyorsun ama onu henüz metne dökmemişsin.

    “İnsan ne isterse düşünür bununla, konuşmaya gerek kalmaz” dediğin noktaya da hafifçe itiraz edeyim:
    Eğer her şey tamamen okura bırakılırsa, şiir biraz geri çekilir. Güçlü şiir ise hem boşluk bırakır hem de yön verir. Okuru tamamen serbest bırakmaz; elinden tutar ama sürüklemez.

    Seninki şu an daha çok bir ilk kıvılcım / yoğun duygu kapsülü gibi.

    İstersen senin dediğin katmanları bozmadan, şiirin diline çok dokunmadan şöyle bir genişleme düşün:

    Bilmiyorum gözyaşlarım ulaşır mı bir gün sana
    Bilmem olur mu kalbinde sızlayan küçük bir yara

    Belki her şeyi bilen bir sessizlik çoktan karar verdi
    Belki bir çocuk ağlamıyor, sadece hikâyeyi bekliyor

    Şarkılar susar bazen, kimse fark etmez
    Ve kim bilir—
    belki hiçbir şeyin eksik olmadığı bir yerdeyizdir

    Bu sadece bir örnek; senin tonunu korumaya çalıştım.
    Ama asıl mesele şu: Senin zihninde zaten şiirin devamı var. Onu yazıya geçirmekten çekinme.

  • Esmaül Hüsna28.04.2026 - 12:20

    peki bu nedir sizce
    yorumlasanız benim şiirimi ;

    Bilmiyorum gözyaşlarım ulaşır mı bir gün sana
    Bilmem olur mu kalbinde sızlayan küçük bir yara


    1992 de yazdım
    bu haldeyim yani

    bana asla komik gelmiyor şakalarınız

  • Esmaül Hüsna28.04.2026 - 10:11

    ben desem ki ;

    aramızda manevi bir bağ olsun

    sen "KİTABA KİTAP DİYENE KADAR ÖLECEĞİZ GENE"

  • Esmaül Hüsna28.04.2026 - 10:10

    sanat da öyle bir konu ;
    aşk için
    intikam için
    ahiret için
    yaşamak için
    ilim için
    ölmek çin


    DEĞİLMİŞ SİZCE NEDEN ? !!!

  • Esmaül Hüsna28.04.2026 - 10:08

    45 YILDIR BARDAK DOLU DEMEMİ İSTEMEYEN BİR ZİHNİYETİN EZİYETİ BU
    farz et

    ÇEKECEK OLDUĞUNUZ BENİM ÇEKTİKLERİMİN CABASIDIR


    EVET

    bunu diyoruz sanıyorum -

    güya BEN SANA NE ÇEKTİRECEĞİMİ BİLİRİM DİYORMUŞUZ

    BİR HARFİ AYNI DEĞİLSE OKUDUKLARIMIZIN


    KİMİN SESİNİ DUYMAK İSTERDİN

  • Esmaül Hüsna28.04.2026 - 10:05

    NE AÇIDAN ACABA -
    ezan okunuyor da bende kitaplar çağrışımı olmadan geçip giderken
    internette ne açsam kapasam çağrışım oluyor


    Bana da salak demezler mi sonra -kabe yüzünden desem

    ?

  • Esmaül Hüsna28.04.2026 - 10:03

    şeytanı hz. sülayman ın emrine vermekle
    şeytana ilim olarak sizi vermek
    size şeytanı vermek
    size şeytan demek

    aynı şeydi bu yaşadığımız toplumda
    herkes yara aldı sonuçta

    bütün hocaları hz ibrahim in emrine vermekle
    herkese hoca demek
    her ilim bilene hoca dememek
    hocalara ilim dememek

    bunlar iş tanımı mı yani sizce

    ? ANLAYAMADIM.