ana başa taç imiş..., her derde ilaç imiş; bir evlat pîr olsa da, anaya muhtaç imiş... muhammed ali aktekin...
bir insanın ilk mürşidinin anası olduğu bahsinde bu beyti zikrediyor hoca evet... dolayısıyla, mürşid diye el alınanın vasıflarından birine işaret ediyor...
ah paytak penguenim; bir igloda bekliyorum seni..., aklıma daha dahiyane bir fikir gelmediği için…, üzgünüm, sevgili; istedim ki uzak olsun herkesten ve puslu, bizim gibi kurt huylu, ve yalnızca bize ait…,
aydınlıkta da karanlıkta da hayata dair birçok sır, lapa lapa yağıyorken üzerimize; kirpiklerimin buz saçakları çözülüyor ve saplanır mı dersin düşüp, böyle bir pazar gününde, alçakların, namertlerin, kahpelerin tam alnının çatına,
nasıl sevdiğimi bilirsin dünyanın, uzamış derviş beyazı sakallarının kaplamasını yeryüzünü…, ki esasen bunun izdüşümüdür nur yüzlü gök…,
bunca zaman sonra yüzleşmek, belki dedim; belki, ama hep nafile kancıklarla...,
saklanırız bizde saydam buzlar ardına paytak paytak yürüyen penguenim, üşüyen kalbine sular serperek gel artık, kopuyor bir parçası daha buz dağının bak yine, ve büyüyor ibne dünyanın deliği...,
turuncu ve kızıl gül yapraklarını ebeden soldurmayacak rahmet; ıslak kaldırımlara yüzükoyun serilmiş ölüleri dahi diriltebilse mesela…, ve kendinden gayrısını bilmez kibrin, mülevves göz pınarlarını kurutup, nâdim bir nefesten buğu olaydı, isli, kasvetli kodes camlarında, nolaydı…, ah;
ki yaralı retinam, işte böyleyken; bir martı kanadını bile bile, gözlerime batırmışken, yaralı retinam, refakatçi balıklar başucumda ağlarken, şaşkın sözcükler ellerimde yapış yapış ve uğultusunda yalnızlığın acemi hüznü tıka basa dolmuşken içime, dökülmez mısralara inci taneleri, yâr; yâr balların balı, kırıldı içimde bir dal, bir ağıttır ücra suskunluğum, değişen her gün ile gömülüyorum ey en sana…, ah;
Zamanede bir hal gelmesin başa Ahdi bütün bir sadık yar kalmamış Kalleş yar olana dost demem haşa N'olacak muhannet meydan görmemiş.
Ben bir yar isterim derun-u dilden Sarfede varını geldikçe elden Beni setreyleye dudan elden Her yüze gülen yar olmuş olmamış.
Hüseyin beyhude ah etme naçar Bir kapı örterse birini açar Buna dünya derler hepisi geçer Hangi günü gördün akşam olmamış. Kul Hüseyin / bir ruhi su türküsü
dil devrimine bakış açısı bir aydın için turnusol kağıdıdır... haktan yana mı batıldan yana mı olduğuna dair... nokta...
allâh nedir deyince gâfil, allâh deyip hamuş olur dil... muallim naci... akıl biliyor ki var bir allâh, mahiyeti anlaşılmıyor âh...
hayatın manası üç yerde hakkıyla anlaşılır; aşk ile birleşen ümidde, vecd ile yapılan ibadette ve yeri yurdu unutturan seyahatte... nureddin topçu
ana başa taç imiş..., her derde ilaç imiş; bir evlat pîr olsa da, anaya muhtaç imiş... muhammed ali aktekin...
bir insanın ilk mürşidinin anası olduğu bahsinde bu beyti zikrediyor hoca evet... dolayısıyla, mürşid diye el alınanın vasıflarından birine işaret ediyor...
sen yârini bîhaber mi sandın..., yoksa seni; terk eder mi, sandın...
ah paytak penguenim;
bir igloda bekliyorum seni...,
aklıma daha dahiyane bir fikir
gelmediği için…,
üzgünüm, sevgili;
istedim ki uzak olsun herkesten
ve puslu,
bizim gibi kurt huylu,
ve yalnızca bize ait…,
aydınlıkta da karanlıkta da
hayata dair birçok sır,
lapa lapa yağıyorken üzerimize;
kirpiklerimin buz saçakları çözülüyor ve
saplanır mı dersin düşüp,
böyle bir pazar gününde,
alçakların, namertlerin, kahpelerin
tam alnının çatına,
nasıl sevdiğimi bilirsin dünyanın,
uzamış derviş beyazı sakallarının
kaplamasını yeryüzünü…,
ki esasen bunun izdüşümüdür
nur yüzlü gök…,
bunca zaman sonra yüzleşmek,
belki dedim; belki,
ama hep nafile kancıklarla...,
saklanırız bizde saydam buzlar ardına
paytak paytak yürüyen penguenim,
üşüyen kalbine sular serperek gel artık,
kopuyor bir parçası daha buz dağının bak yine,
ve büyüyor ibne dünyanın deliği...,
ah neredesin,
korkuyla ümit arasında durmaya muktedir,
muvazene/denge,
neredesin irade ve
karar kılmışlık
ve kıyam mukavemeti,
öz disiplin,
ah;
turuncu ve kızıl gül yapraklarını
ebeden soldurmayacak rahmet;
ıslak kaldırımlara
yüzükoyun serilmiş ölüleri dahi
diriltebilse mesela…,
ve kendinden gayrısını bilmez kibrin,
mülevves göz pınarlarını kurutup,
nâdim bir nefesten buğu olaydı,
isli,
kasvetli kodes camlarında,
nolaydı…,
ah;
ki yaralı retinam,
işte böyleyken;
bir martı kanadını bile bile,
gözlerime batırmışken,
yaralı retinam,
refakatçi balıklar başucumda ağlarken,
şaşkın sözcükler
ellerimde yapış yapış
ve uğultusunda yalnızlığın
acemi hüznü
tıka basa dolmuşken içime,
dökülmez mısralara inci taneleri, yâr;
yâr balların balı,
kırıldı içimde bir dal,
bir ağıttır ücra suskunluğum,
değişen her gün ile
gömülüyorum ey en sana…,
ah;
Zamanede bir hal gelmesin başa
Ahdi bütün bir sadık yar kalmamış
Kalleş yar olana dost demem haşa
N'olacak muhannet meydan görmemiş.
Ben bir yar isterim derun-u dilden
Sarfede varını geldikçe elden
Beni setreyleye dudan elden
Her yüze gülen yar olmuş olmamış.
Hüseyin beyhude ah etme naçar
Bir kapı örterse birini açar
Buna dünya derler hepisi geçer
Hangi günü gördün akşam olmamış.
Kul Hüseyin / bir ruhi su türküsü
Hakan Fidan’ın Çin’de yaptığı konuşmanın satır satır analizi