Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Selin Sonsuz
Selin Sonsuz

PRİMUM NON NOCERE....

  • Da Vinci Şifresi20.10.2005 - 23:06

    tüm hristiyan alemini karıştıran kutsal kase üzerine konuşlanmış çok güzel ve sürükleyici bir roman...
    o kadar kafa karıştırmış ki hristiyan ilahiyat profesörleri şifrenin kırılması diye antitez bir kitap hazırlamak zorunda kalmışlar...

  • collateral20.10.2005 - 23:03

    Collateral/2004

    Başrolünde Tom Cruise ve Jamie Fox'un olduğu 'Collateral' tek bir gecede geçer. O tek gecede iki insanın hayatı bir daha geri dönülemez şekilde değişir.

    Tekdüze bir hayatı 12 yıldır taksi şoförlüğü yaparak sürdüren Max (Jamie Foxx) 'in hayatı, sadece yanlış zamanda ve yanlış yerde bulunduğu için bir gece değişecektir.

    Bu değişimin nedeni ise Vincent (Tom Cruise) adındaki kiralık katildir. Bölgedeki uyuşturucu trafiğini yöneten kartelin adamları, federal büyük jüri tarafından sorguya alınmak üzere olduklarını öğrenmişlerdir. Bu yüzden kendilerini cezaevine attıracak tanıkların belirlenip öldürülmesi için büyük bir operasyon başlatırlar.

    Tanıkları öldürme operasyonunu başlatan kiralık katil Vincent, ilk iş olarak Max’i taksisiyle beraber rehin alır. Bu andan sonra 10 saat sürecek bir ölüm kalım maratonunun startı verilir. Oyunun son perdesi bu gece oynanacak, kiralık katil Vincent'ın Los Angeles'a gelmesiyle birlikte beş tanık teker teker öldürülecektir.

    Bu ölüm kalım maratonunda Max ile Vincent'in kaderleri birbirlerine bağlanacaktır.

    P.S.:
    24 saatteki en küçük tesadüfün....(ilahi bir tesadüfün) ....insanın geleceğini ne derecede değiştirmeye muktedir olduğunu ispat eden güzel ve sürükleyici bir film...

  • ramazan20.10.2005 - 23:02

    Ailenizin ve iftar sahur kalabalığının neşesinin kıymetini bilin...
    Bilin ki biryerlerde yalnız...sahura saati kurup kalkan ve ramazan boyunca belki de hiç sarma,içli köfte ve mantı gibi emekli özel yiyecekler yemeyecek olanlar var...

    Bir gözü açık bir gözü kapalı..kalkıp bir bardak süt içip yatanlar var...ve kahvaltı yapacak ekmegi bile olmayanlar var....

    Elinizdekilerin kıymetini bilin..ve lütfen şükredin....

  • yaşlılık20.10.2005 - 23:00

    'Kutsal bir yerde, beyaz bir mum gibidir yaşlı bir yüzün güzelliği'

    Joseph Campbell

  • endorfin20.10.2005 - 23:00

    Sıcak süt ve yanında damla çikolatalı portakallı kurabiye

  • sevmek20.10.2005 - 22:58

    'bir insanı sevmekle başlıyordu her şey'
    ve boşanmak için
    en az iki şahit gerekiyordu!

  • aşk20.10.2005 - 22:58

    Aşk Gibi Bakıyordu Kadın

    Aşk gibi bakıyordu kadın... Uysal iklimlerinin hepsi çantasında duruyordu… Yılların su gibi geçtiği gözlerinde yeşil yosunlar, açık denizler ve her yürek dalgalanmasında köpüren suskunlukları vardı… Yabancı toprakların yaşanmışlığına inat özlemler büyütüyordu… Aşk gibi gelmeliydi sevisi, dokularına işlemeli, adımlarını dolaştırmalı, içini titretmeliydi…

    Aşk gibi bakıyordu kadın, baş ucunda duran fırtınalara aldırmadan, yıkılmadan, dik başlı inatları vardı yaşama, karşı koymuşluklarını elinde tutuyordu… Direnmişti ve direniyordu, içindeki tüm nefretleri gülümsemeye dönüştürecek formüller üretiyordu yer çekimsiz yüreğinde…Artık açık denizlerde değil, evreni arşınlamanın yorgunluğunu sakin bir kıyı kasabasında, balkon önü çiçeklerini sulayarak, bahçesindeki domatesleri toplayarak, toprağın kokusunda sevdiğinin dizleri üzerinde yatarak, çocuklarıyla oynayarak geçirmek istiyordu…

    Oysa şehir alacalı bıkkınlığını sürmelemişti kadının aşk gibi bakan gözlerine… Kalabalık acılar, metro ayinleri, vapur biletleri, bir sürü ulaşılmazlık ve koşuşturma… Hepsi bir gün içine sığan çokluklardı…Rutin düzlemlerde hep aşkı ertelemek zorunda kalıyordu, toplantılar, iş gezileri, kağıtlar, formaliteler,insanlar…insanlar…insan..lar…

    sadece birkaç yıl geçmişti üzerinden…

    kayıplarının…

    çocuklarının..

    kocasının…

    Mezar taşı arkası saklanmalarını kabullenemiyordu bir türlü…Tanrıyı bile yaşadığı hastanenin uçları sivriltilmiş demir korkulukları arkasında bırakmıştı…

    O geniş, cıvıl cıvıl kuşların öttüğü, güneşin yorgun bedenini ısıttığı bahçenin tahta bir bankında otururken, Aşk gibi bakıyordu kadın elinde tuttuğu aynasından bir geçmişe…

    Bir düğüm daha hayat nakışına
    Ne zamanki bir rüzgar geçse tenimden hüzün bulanır karanlıklarıma.İliklerime dokunurda geçer soğuk...

    Dalar gözlerim amansız boş uzanan hayal vadilerine.İçimi garip bir korku sarar,anlamların anlamsızlığını anlarım bir an.Küslüğüm başlar kendime,dalar gözlerim görmediklerime.Yalın kalır yağan yağmurun damlalarına karşı coşkum.Kilitlenir uzaklara gözlerim...Karmaşık duyguların yoğrulduğu gel – git lerle uğraşırım düşlerimi serdiğim derinliklerde.Ellerini uzatır hüzün, alır beni koynuna umarsızca.Gıdıklar ruhumu ince ince sızılar.Yağmura karışır hayallerim.Çıkmaz sokaklara dönüşürüm, hep yolun sonunda engellenen.Boğuk, iştahsız mırıltılara karışır seslerim.Hasrete yürürüm, damlacıklar buhar olur yüreğimde...

    Yollar çamur, yollar sessiz,yollar sensiz, yollar bensizdir hep.Her adımımda hissediyorum gece ayazını.Üzerimde yalnızlığın paltosu, gam yüklü ağır omuzlarım çekiliyor yere doğru.Ayaklarım sekiyor taşlara çarparak,inadına ıslanıyorum yağmurda.Ruhum okşanıyor serin sularda...Değişmiyor! yollar sessiz, yollar sensiz, yollar bensiz...Toprak kokusu sarmış etrafı.Yeşiller grileşmiş,betonlar yığılmış sağıma soluma, çamur örtmüş bütün günahları..


    Yollar bitti.Kuruldum gönül penceresine...Bakıyorum öylece. Sakin, umarsız, öyle boş, öyle yalın...
    Yağmurlarla birlikte ıslak hüzünler damlıyor yüreğime, tutup alıyor beni avucunun içine.Karanlıklara bürünüyor gözlerim,yarattığım kabusların ortasında kalıyorum.Bir umut dercesine çırpınıyorum dalan gözlerimle...

    Pencereme vuruyor keder yüklü damlacıklar.Birden bir hareket beliriyor ardından.Ayağını burkmuş bir serçe geliyor, konuyor kalbime.Ürkek bakışları sarsıyor bir anda.Savunmasız, çaresiz,bir günahın bedeli gibi ağır duruyor.Eş görüyorum kendime onu.O üşüyor, ben üşüyorum.Hala bekleyişte, sabaha dönmeyi bekleyen gece gibi.Kıpırtısız bir masumlulukla hareketsiz.Dokunamıyorum ona,ama hissediyorum hissettiklerini... Kalbime dokunuyorum, onun kalbini hissediyorum.Kalp atışları ses katıyor karanlığıma...Bir can oluyor, bir umut oluyor kabusuma.Siyah korkunun hakimliğinde ıssız bir sokaktan geçişteki ayak seslerinin, kalp atışlarına karıştığı anı yaşıyorum kalbinde.İkimizde yalnız,ikimizde ürkek, ikimizde yorgun.Derinliklerimde kalan umut kırıntıları çıkıyor yüzeye, serçenin kınalı kanadını çırpışıyla.Bir umut var yarınlarımıza,parçalanmış olsak ta bütün haline dönmeye çalışıyoruz.Tohumlarımızın yeşeren, filizlenen hayaline takılıyor gözümüz, sabrediyoruz.Kimi zaman savruluyoruz hayat rüzgarlarında, ama her dağılan,savrulan parçamız yerine birini ekliyoruz.Bir düğüm daha atıyoruz hayat nakışına.İnadına...

    Bir büyü gibi geliyor bana hüsranlarımın sonunda karşıma çıkan.Bir ümit,bir sevinç, bir kıpırtı.Sessizce çabasını izliyorum.Adım atmak istiyor, belli ki canı yanıyor alev damlıyor gözlerinden...Pes etmiyor! yalınayak bir çığlıkla bastırıyor etraftaki sesleri.Bir iç çekimi kadar kısa kanat çırpışı geliyor kulağıma...Bakıyorum bir çaba, bir direniş, küçük,kanatlarında.Yeniyor burukluğu.Yeniyor yağmuru.Yeniyor umutsuzluğu.Bir gayret ve son hareket.Kanat çırpışıyla sevinç katıyor yüreğime.Uçuyor gönlümden serçem, uçuyor gökyüzüne.Kıskanıyorum mücadelesini.Yağmurları aşıp, coşan, özgürlüğe karışan iradesini, gecenin ırmağında göğe yükselişini...Bense bakıyorum ardından,boş hissiz camlardan,kalın beton barakalardan...

    Islaklıkların arkasında sızıyor güneş,kavuştu gün ışığına,yine yaldızlarını saçtı etrafa...Bir ben yorgunum,bir ben durgun. Isıttı umutları sabah.Gece aldı karamsarlıklarını göçtü uzaklara,geriye kaldı ruhsuz bedenlerle dağlanan yüreğim.

    Bir de minik serçe hayaline takılan gözlerim...

    Alıntı

  • devam20.10.2005 - 22:57

    yıkılma...
    ne olursa olsun...

    çok arabesk bir deyiş vardır...yıkılmadım ayaktayım..dertlerimle başbaşayım...
    bana hep gloria gaynorun tınılarıyla dinlediğim ^^I will survive^^ ı hatırlatır...^^Başım yukarıda meydan okuyorum hayata ve sana...^^.

    Yıkılmamalıyız.^başımız dik olmalı....hayat devam ettiği müddetçe...

  • endorfin20.10.2005 - 22:55

    Krem şantili çilek...

    1.güzel olurdu şimdi.

    2.o göründügünden öte bir yaşam felsefesidir.

    3.bir süt ürünü ancak bu kadar güzel olabilir.

    4.bir meyve ancak bu kadar kusursuz olabilir

    5.o moddayım.

  • fly20.10.2005 - 22:53

    Fly diye bir film vardı...fantastik kurgu...
    izlediniz mi bilmem...

    Adam bir teleportasyon(ışınlanma) makinesi icat ediyordu...ve sonra hasbelkader ilk iletiyi yaptığı esnada kabinde kalan bir sineğin(fly olan film adı burdan geliyor) genetik kodu da adamla beraber diğer kabine ışınlanıyordu...sonra adam bir sineğe dönüşüyordu inanılmaz bir şekilde...tırnakları felan dökülüyor..kanatları çıkıyordu...

    şimdi diyeceksiniz ki niye bu kız bundan bahsediyor durup dururken...
    sadedim şu...

    yıkılırsak tamamen yeniden vücuda gelmemiz ve bunun aynı şeklimizle olması mümkün değil...

    eğer çok istiyorsanız ve major depresyondaysanız EKT(elektro convulsive teraphy) deneyebilirsiniz...en azından beyin dalgalarınız olması gereken düzleme gelecektir...böylece de yıkılmanıza gerek kalmayacaktır....beyni yenilemek vücutla uğraşmaktan iyi bence...

    mesela beyin naklini tercih ederdim ben olsaydım...