Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Levh-i Mahfuz sizce ne demek, Levh-i Mahfuz size neyi çağrıştırıyor?

Levh-i Mahfuz terimi Serkan Yürekli tarafından 15.07.2005 tarihinde eklendi

  • Nagıhan Yavuz
    Nagıhan Yavuz 19.09.2010 - 22:19

    Kaderimizin önceden yazıldığı semada olan yüce kitap.

  • Türbe Dâr
    Türbe Dâr 28.04.2009 - 16:13

    .


    'Ey takdir levhası!

    Kalk, toparlan! İsminizin karşından onsekizi sildim, onun yerine sen kendini yaz!

    Altın giysili mehrave'ni yaz!


    -Ben Allah'ın rahmet bulutlarının sel gibi yağışı karşısında ne yapacağımı bilemez, şaşkın haldeyim.Nasıl başımı kaldırıp da o levhaya yazayım? Hangisinden vazgeçeyim.Nefret ettiğim bu bencil ve cahil aklım, bana gülerek şöyle diyor: 'Ne yapman gerektiğin belli! İki dostundan iki sevgiliden el çek, bir an düşün, sayılara bak, en fazla olanını bul..'

    Ve ne zordur son sayıyı bulmak.

    Ben onu arıyorum.bütün sayıları geçtim.Ve son sayıdan başkasını kabul etmiyorum.

    O'nu bulunca kaldırıp, gözlerimin karşısına dikeceğim, adımın karşısına, gaibden haber veren Peygamberin bana söylediği ilâhî mukadder sayıyı yazacağım... bu levhaya...Y.S'den



    .

  • Türbe Dâr
    Türbe Dâr 27.04.2009 - 09:43

    .



    Kalbin benim olsun diyorum...Çünkü mukadder!
    Cismin sana yetmez mi...?

    Çabul kalbini sök..
    Ver!


    Yoktur öte alemde de kurtulmaya bir yer!
    Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın....


    .
    .
    .

    -Nereden biliyorsun?
    -Levh-i mahfûzdan.....' R.A'dan



    .

  • Ali Katrancı
    Ali Katrancı 18.02.2009 - 21:08

    Allahtan başka gelecegi hiçbir varlık bilemez.gelecekte olacaklrın allah katında bilinip saklandıgı levh-i mahfuz dur.insanoglu kadarini yaşar haberi olmazmış.

  • Nusret Orhan
    Nusret Orhan 16.12.2008 - 15:00

    Allah tarafından takdir olunmuş şeylerin yazılı olduğu manevi levha.
    Kur'ana göre, Allah alemi yaratmadan önce, kainatta meydana gelecek tüm olayları Levh-i Mahfuz'a yazmıştır.

    Madem herşey önceden yazılıysa dua etmeye ne gerek var diyenler için derim ki; dua edip etmeyeceğiniz bu kapasitede olup olmayacağınızda zaten bu Levh-i Mahfuzun içinde.
    Yani siz zaten bu düşüncedeyseni, bu durum yaratan tarafından trilyonlarca yıl önceden bilinmekteydi.

  • Kalem Kagit Silgi
    Kalem Kagit Silgi 08.09.2007 - 18:20

    Levh-i mahfuz ne demektir?

    Levh-i mahfuz,olmuşların ve olacakların, zamandaki bütün anların ve mekandaki bütün varlıkların, kısacası, her şeyin yazılı bulunduğu bir İlâhî muhafaza levhası; İlahi ilmin aynası, kaderin defteri, kâinatın programıdır.

    Levh-i mahfuzun insandaki küçük örneği, “hafıza”dır. Hafıza, başımızdan geçen olayları, gördüğümüz yerleri, tanıdığımız insanları, duyduğumuz sesleri, tattığımız tatları, hayatımız boyunca edindiğimiz bütün intibaları, öğrendiğimiz bütün bilgileri içine alır, ama yine de dolmaz.

    Hafıza, zekanın hazinesi, tefekkürün sermayesi, benliğimizin tarihidir. Ruhumuza takılan en değerli cihazlardan biridir. Hafızasız bir zeka işimize yaramaz. Çünkü biz, eskiden öğrendiklerimize dayanarak düşünürüz.

    Hafızanın bir de ebedi hayatımıza bakan yönü vardır. Hafıza, bir senet, bir vesika, bir belgedir. Ahiretteki muhasebe vaktinde, dünyada işlediğimiz sevapları ve günahları göstererek bize şahitlik eder.

    Nasıl insanın başından geçen bütün olaylar hafızasında yazılıyorsa, kâinattaki bütün olmuş, olan ve olacak olaylar da o büyük hafızada yazılıdır. Her iki “levha”da da Rabbimizin “Hafîz” (koruyan, muhafaza eden) ismi tecelli eder.

    Her şeyin levh-i mahfuzda yazılmış olduğu gerçeğini bazı kimseler akıllarına sığıştıramazlar. “Yazılma” denilince “harf harf kaleme alınmayı” anlamak eksik olur. Genlerin dizilişi yazı yazmadan çok farklı. Hafızanın bir şeyi kaydetmesi de daktiloyla yazmaya benzemiyor. Bir teyp bandında yahut video kasetinde de sözler ve olaylar kalemle kaydedilmiyorlar.

    İşte her şeyin ve her hadisenin, levh-i mahfuzun defterleri olan imam-ı mübîn ve kitab-ı mübînde yazılması bunların çok ötesinde bir keyfiyetledir. Bu kaydın da harflerle, kelimelerle alakası yoktur.

    Alaaddin Başar (Prof.Dr.)

    kaynak: www.sorularlaislamiyet.com

  • Serap Dal
    Serap Dal 28.08.2007 - 11:50

    Olan ve olacak herşey onda yazılıysa,

    Ya dua etmenin anlamı yok,

    Ya da dualar kabul olunmaz..

    (Levh-i Mahfuz'daki bilgileri değiştirmek mümkün olmadığına göre..? ..? ..)

    Ce sera.. sera..

  • Harun İşlek
    Harun İşlek 09.11.2006 - 12:03

    vallahi manasını okudum,,,,,,

    tek bildiğim şu, kuran-ı kerim'in levh-i mahfuz'dan bir bölüm oluşu..

  • Selami Güney
    Selami Güney 09.11.2006 - 11:53

    zaman

  • Formalite İcabi
    Formalite İcabi 06.11.2006 - 19:07

    her ne 'var' ise, Allah katinda muhafaze edilen, kayitlari bulunan levha...
    Kaderi ilahinin bir defteri ('Buyuk Kader')
    ilmi ilahinin bir unvani

    Imami Mübîn
    (gayb alemiyle alakali)

  • Ünal
    Ünal 21.06.2006 - 23:08

    gelecek.......

  • Sıbel Topcu
    Sıbel Topcu 14.03.2006 - 21:15

    levh-i mahfuz kaderlerin yazili oldugu levhadir

  • Didem Kahraman
    Didem Kahraman 17.07.2005 - 21:52

    Olmuşların ve olacakların, zamandaki bütün anların ve mekândaki bütün varlıkların, kısacası, her şeyin yazılı bulunduğu bir 'levha'dır bu âlem. İlâhî ilmin aynası, kaderin defteri, kâinatın programıdır.

    Bilgilerin korunduğu bu âlemin insandaki küçük örneği, 'hafıza'dır. Şehadet âleminde mercimek kadar küçük bir et sembolüyle temsil edilen hafıza, başımızdan geçen olayları, gördüğümüz yerleri, tanıdığımız insanları, duyduğumuz ses­leri, tattığımız tatları hayatımız boyunca edindiğimiz bütün intibaları, öğrendiğimiz bütün bilgileri içine alır, ama yine de dolmaz. Dağlar, denizler, ovalar, gökyüzü, yıldızlar, büyük küçük her şey on­dadır.

    Bütün bu işler, o mercimek küçüklüğündeki et parçasının marifeti olabilir mi hiç!

    Hafıza, zekânın hazinesi, tefekkürün serma­yesi, benliğimizin tarihidir. Ruhumuza takılan en değerli cihazlardan biri­dir. Hafızasız bir zekâ işimize yaramaz. Çünkü biz, eskiden öğrendiklerimize dayanarak düşünürüz.

    Hafızanın bir de ebedî hayatımıza bakan yönü vardır. Hafıza, bir senet, bir vesika, bir belgedir. Ahiretteki muhasebe vaktinde, dünyada işlediğimiz se­vapları ve günahları göstererek bize şahitlik eder.

    'Levhi Mahfuz'un küçük bir misalidir bize verilen. Nasıl kâinattaki bütün olaylar o büyük hafızada yazılıysa, öyle de insanın başından geçenler de bu küçük levhada yazılıdır.

    Her iki 'levha'da da Rabbimizin 'Hafîz' ismi te­celli eder.

    Ömer Sevincgül

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 17.07.2005 - 01:03

    Sızıntı/Mayıs 2005

    Levh-i Mahfuz ve Berisi

    Levh; yassı, düz, üzerine yazı yazılabilecek bir cisim. 'Levh-i Mahfuz'; Allah tarafından üzerine maddî-mânevî, canlı-cansız her şeyin kayıt ve tesbit edildiği mânevî bir levha veya bütün bu hususlara bakan ilm-i ilâhînin bir unvanı kabul edilegelmiştir. Onun için herhangi bir tebeddül, tagayyür söz konusu olmadığından ötürü ona 'Levh-i Mahfuz' denmiştir. Bu mânevî âlem, Burûc sûre-i celilesinde de ifade edildiği gibi, Kur'ân-ı Kerim'in 'Beyt-i Ma'mûr'dan önce taayyün buyurulduğu levha demektir ki; bu, aynı zamanda bu dünya ve ondaki mevcudatın, ukbâ ve ötesindekilerin de bütün vasıflarıyla içinde bulundukları mânevî bir defter-i muhîttir.
    Orada eksik bırakılan hiçbir şey yoktur.1 O levhada bir bir her şey kayıt altına alınmıştır.2 O, olmuş, olacak her şeye ait bilginin mündemiç bulunduğu bir kütüktür.3 O, her varlığın maruz kaldığı, kalacağı bütün hâdiseleri ve sonuçları muhtevi bulunan bir defter-i kebirdir.4
    Evet, Levh-i Mahfuz, bildiğimiz, bilemediğimiz, bütün kâinatların, bu kâinatlar içindeki eşyâ ve hâdiselerin mukayyet bulunduğu ana kitaptır. Fizikî ve metafizikî dünyalarla alâkalı her nesne, haricî vücut açısından ortaya çıkmadan evvel, Levh-i Mahfuz'da bir taayyün görmüş, belirlenmiş ve mevsimi gelince de, oradaki programa uygunluk içinde ortaya çıkmış/konulmuştur. Her varlığın bu şekilde önceden takdir ve tesbit edilip sonra da ona göre infaz edilmesi cebrîliğe açık gibi görülse de hiç de öyle değildir; zira 'İlim mâlûma tâbidir.' fehvasınca, Allah, olacağı da olmuş gibi bildiğinden, insanların 'ef'âl-i ihtiyariye'leriyle alâkalı takdirlerini şart-ı âdî plânında onların temâyül ve tercihlerine bağlamıştır.
    Bazı âlimler, Levh-i Mahfuz'u 'Kitap', 'Kitab-ı Mübîn', 'İmam-ı Mübîn', 'Kitab-ı Meknûn', 'Ümmü'l-Kitap'... gibi unvanlarla da yâd ederler ki, bu tabirlerin hepsi de Kur'ân ve Sünnet-i sahîhadan alınmadır, bunlara kimsenin bir şey demeye hakkı yoktur. Ancak, bu yaklaşımın Levh-i Mahfuz hakikatini aksettirdiği de söylenemez. Bildiğimiz bir şey varsa şudur ki; o, diğer ulvî âlemler gibi mâhiyeti tam ihata edilemeyen ilm-i ilâhînin tecellî alanı diyeceğimiz bir yüce ve nuranî mir'âtın unvanıdır. Levh-i Mahfuz'a, içinde teferruatına kadar her şeyin yazılı bulunduğu künhü nâkabil-i idrak bir âlem diyenler olduğu gibi, onu felekler üstü 'Nefs-i Küllî'nin bir unvanı kabul edenler de az değildir. Ne var ki, böyle hassas bir konuda meseleyi Kur'ân ve sahih Sünnet çizgisi dışına taşıyarak bir kısım fikirler serdetmek de uygun olmasa gerek…
    Aslında, her mevzuda olduğu gibi bu konuda da, gaybın lisan-ı belîği olan Hazreti Ruh-u Seyyidi'l-Enâm'dan (aleyhi ekmelüttehâyâ) tavzih edici bir beyana ulaşılacağı âna kadar sükût hem bir esas hem de Allah'a karşı saygı ve edebin ifadesidir. İnsan bu hususlarla alâkalı bildiklerini seslendirirken temkinli olmalı ve 'Allahu a'lem' demeyi ihmal etmemeli; bilmediği/bilemeyeceği konularda da ya bir bilene işarette bulunmalı veya 'bilmiyorum' deyip işin içinden sıyrılmalıdır...
    Ulema, Levh-i Mahfuz'un yanında, ' - Allah dilediğini mahv u isbat eder ve ana kitap (Ümmü'l-Kitap) O'nun nezdindedir.'5 âyetinin delâletiyle, bir de 'Levh-i Mahv u İsbat'tan bahsederler ki, burada o hususa temas etmek de yararlı olacaktır:

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 17.07.2005 - 01:02

    Evet, Allah, gerek tekvînî emirlerde, gerek teşriî disiplinlerde, 'hikmet-i bâliğa'sı gereğince dilediği şeyleri siler, değiştirir, farklı kalıplara ifrağ eder; hem sistemler arasında hem de arz üzerinde bir kısım tebdil ve tağyirlerde bulunur; içtimaî coğrafyada değişiklikler yapar; bazı milletleri yerle bir eder, onların yerlerine başkalarını getirir; istediğini aziz, istediğini zelil kılar; istediğini güldürür, istediğini ağlatır ve o kuvvet-i kâhiresiyle bütün kâinatları, umum yeryüzünü cemalî ve celâlî tecellîleriyle Levh-i Mahv u İsbat'ın mecâlîsi olarak müşahitlerin müşahedesine arz eder. O, tekvînî emirlerdeki bu tür tasarrufu gibi, teşriî ahkâm-ı sübhânîyesinde de, dünkü bazı hükümleri kaldırır (nesh) , onların yerine yenilerini ikame buyurur; suhuf-u Âdem'in yerine Hazreti Nuh'a inen sayfalarla mesajlarını âleme duyurur. Gün gelir murad-ı sübhânîsini Hazreti İbrahim'e gönderdiği vahiyle dillendirir. Eski sayfalardan aldığını alır, onu yeni ilâvelerle değiştirir, bir kitap hâline getirir ve Hazreti Musa'ya sunar. Daha sonra onda da Zebur'la ayrı bir derinlik ortaya koyar ve Hazreti Davud'un sesiyle makasıdını bir kere daha cihana ilân eder. İncil'le, büyük ölçüde Tevrat'ta bulunmayan, tamamen ledünnî bir farklılığı seslendirir ve Hazreti Mesih'in lisanıyla o büyük değişikliğin mümessili Hazreti Ahmed'i müjdeler; müjdeler ve O'nunla o güne kadar cereyan eden tebeddülleri, tagayyürleri sona erdireceği işaretini verir; mevsimi gelince de: 'Ben bugün sizin dininizi kemale erdirdim. Size olan nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak da İslâm'dan hoşnut oldum.'6 beyan-ı sübhânîsiyle o güzeller güzeli Zât'ı muştuların en anlamlısıyla sevindirir.
    Değişe değişe, yenilene yenilene hâlihazırdaki tamamiyet ve mükemmeliyete erişmiştir teşriî emirler mecmuası olan din ve diyanet; asırlar ve asırlar boyu devam edegelen tebeddül ve tagayyürlerle günümüzdeki şekle ve desene ulaştığı gibi tekvînî esaslar ve ekosistem. Bütün bunlar ne şekilde ve hangi esbabın perdedarlığı çerçevesinde cereyan ederse etsin, her nesnenin ve her hâdisenin çehresinde bir mahv ve isbatın nümâyan olduğu açıktır. Öyle ki, varlık ve hâdiseler haricî vücutla tanıştığı andan itibaren sürekli bir mahv ve isbat devr-i dâimi içinde olmuşlardır: Varoluşları ölümler, bir bir gelmeleri peşi peşine gitmeler, rengârenk tüllenmeleri sararıp solmalar; şâd u hurrem olmaları âh u efgan etmeler ve yazılıp çizilmeleri de silip değiştirmeler takip etmiş; kanunlar ve kurallar izafî gerçeklikleriyle devam edip dursalar da, zamanın arkasındaki hakikat de diyeceğimiz 'mahv u isbat' hiç mi hiç durmamıştır.
    Evet, ne yeryüzü, ne de tabiattaki canlı-cansız hiçbir nesne, hiçbir kimse bu umumî gel-gitten, bu mütemâdî ifnâ ve isbattan vâreste kalamamıştır. Dünkü masmavi renkler bugün sapsarı kesilmiş, dünkü türlerin yerine bugün daha farklı nevi'ler gelip oturmuş, dünkü hâkim milletlerin yerini bugün başka milletler almış, dünkü kültürlerin yerinde bugün başkaları boy atıp gelişmiş, dünkü diyanetler bugün farklı bir dinî hayatla yer değiştirmiştir. Ferdî, içtimaî, iktisadî ve kültürel hayattaki değişim ve dönüşümleri, farklılaşıp başkalaşmaları da aynı şekilde mütalâa edebiliriz.
    Hatta bizlerin, şahsî hayatımız itibarıyla bazen canlı-kanlı, bazen hareketsiz ve durgun, bazen kararlı ve azimli, bazen mütereddit ve gel-gitlere açık, bazen kirli ve ruh sefaleti içinde, bazen de tevbe ve nedametle Hak kapısında; yerinde imanla dünyalara meydan okuyacak ölçüde dipdiri, yerinde her hâdise karşısında tir tir titreyecek kadar dermansız bulunduğumuz zamanlar hiç de az değildir. Az değildir cihanlara sığmadığımız dakikalar ve damlada boğulduğumuz meş'um anlar, Hak yolunda küheylanlar gibi koştuğumuz günler ve yorgun, bitkin yığılıp kaldığımız haftalar, aylar.. her hâlimiz Levh-i Kaza ve Kader'den farklı şeyleri canlandırmakta, her tavrımız mahv u isbattan çok değişik kareler ihtiva etmektedir.
    İşte bütün bu farklılaşmalar, dönüşmeler ve değişmeler, 'İmam-ı Mübîn' de dediğimiz/diyeceğimiz 'Levh-i Mahfuz' hakikatinin istinsahından ibaret sayılan, tebeddül ve tagayyür edalı, hemen her zaman ayrı renk ve desenlerle tüllenen Levh-i Mahv u İsbat'tan başka bir şey değildir.
    Diğer bir yaklaşımla, 'Ümmü'l-Kitap' veya 'İmam-ı Mübîn' de diyeceğimiz 'Levh-i Mahfuz' her şeyin ilmî mebdei, temeli, esası, hendesesi; asla değişmeyen ama bütün değişip dönüşmelere birden bakan; evveli-âhiri aynı anda gören, illeti mâlûlle, sebebi müsebbeple beraber kuşatan lâyetebeddel ve lâyetegayyer bir ana kitap, nezd-i ulûhiyetçe bir ta'yîn-i has, bütün taayyünlerin onun satırlarında yer aldığı bir defter-i kebîr ve mânevî bir tibyândır; şeriat-ı fıtriyenin dünü-bugünü, kavâid-i şer'iyenin geçmişi-geleceği, her nesne ve her hâdisenin ilk şekli ve son durumu (min haysü hüve hüve) bu levhada münderiç ve mündemiç bulunmaktadır. İşte 'Levh-i Mahfuz' böyle bir levhadır ve onun keyfiyet ve mâhiyeti konusunda bir şey söylememiz mümkün değildir; söyleyemeyiz de…

    Dipnotlar
    1. En'âm sûresi, 6/59
    2. Yâsîn sûresi, 36/12
    3. Kaf sûresi, 50/4
    4. Hadîd sûresi, 57/22
    5. Ra'd sûresi, 13/39
    6. Mâide sûresi, 5/3

  • Sezgin Yeşiltaş
    Sezgin Yeşiltaş 16.07.2005 - 23:09

    Din dersi hocalarının anlattığına göre;
    Müslümanlıkta yaratılmış tüm ruhların bulunduğu yer. Zamanı gelen sırasıyla ordan doğumla yeryüzüne inermiş...