Aşk hep bizimleydi. O, insanın olduğu her yerde vardı. Günahı, ayıbı, yerleşik ahlak kurallarını hiçe saydı. Hakim sevme biçimlerini reddetti. Dinler, ideolojiler ve hatta devrimler, kendilerine ilk onu hedef kıldı. Onun üzerine gidildiği kadar hiçbir duygunun, hiç kimsenin, hiçbir ulusun, hiçbir uygarlığın üzerine gidilmedi. Uygarlıklar devrildi, değişti, yıkıldı, kuruldu ama onu tahtından eden olamadı. Engellenemedi. Yok edilemedi. Dönüştürülmeye çalışıldıysa da direndi. Başka bir şey olmamaya en çok aşk direndi. Direnmek en çok aşka ve aşıklara yakıştı. Aşk dediğin şey ardında büyük yıkıntılar bırakan ve önündeki bir başka yıkıntıyı yuva bilenlerin meziyetiydi. Zordu. Zorluğu bir savaş kadar, yitirilen bir umut kadar, binlerce sesin arasında seçmeye çalıştığın sessizlik kadardı. Onsuz ne yaralar iyi oldu, ne küsler barıştı ne devrimler yapıldı. Aşk devrimden daha devrimciydi Tarih denilen karanlığın her anında o vardı. Kavimleri birbirine kırdırdı, kavimleri sevgili kıldı. Kimi zaman dünyanın en yalın, en basit, en açık aldatmacasıydı. Kimi zaman insan aklının ve o aklın kurduğu ve muhtaç olduğu o lanet ilişkilerin ayakta kalabilmesi için gereken bir safsataydı. Ama kutsaldı. Onun kutsallığı, tıpkı iyiliğin ve tıpkı güzelliğin egemen olduğu ya da olacağı gibi bir sanrının bir başka haliydi. Çoğu zaman bir dindi. Duası olmayan tek din. Kimden kime akacağı belli olmayan, kimsenin kontrol edemediği bir oluş ve akış haliydi. Kim bilir belki de yoktu –ki bunu bize Freud hatırlatmıştı (Aşk yoktur, libido vardır)-. Olup olmamasını bilemiyoruz ama Aragon’un söylediği gibi ya mutlu aşk yoktu, ya da mutlu olanlar tarihte yerini alamamıştı. Aşk bizim günahımızdı. Tanrı katında aşk yoktu. O, yeryüzüne ve insana mahsustu. Çünkü yargılamanın ve cennet ve cehennemin olduğu yerde tutku ve günah artık rafa kalkacak, tutkunun ve günahın olmadığı bir yerde aşk yeşermeyecekti. İçerisinde tutkunun ve günahın olmadığı bir aşk yalnızca “yalan” olacaktı. Ve yeryüzünde yaşayanlar, tam da bu yüzden, yalanlarla günahlar arasında bir tercih yapmak zorundaydı. Yeryüzünün sakinleri ya yalanlarla ya günahlarla yaşayacaktı. Çünkü aşk ve yalan bir bedende asla barınmayacaktı. Aşk bizim aklımızdı. O geldiğinde akıl artık sevmeyi tutkudan ayıracak kadar ehlileşmiş olacaktı. Aşkın yanında sevmenin hükmü kalmayacak, bir çocuk gibi yalnız bırakılacaktı. Ve en çok, sevmeyi aşk, aşkı sevmek sananlar yanılacaklardı -ki onlar aşkın ve sevmenin katiliydi-. Aşk bizim lanetimizdi. Ve her lanet gibi çaresi kendi içindeydi. Ali Murat İrat
Var olma sebebimiz.İlahi aşk,anneye-babaya duyulan aşk,evlat aşkı,sevgiliye duyulan aşk,bir şarkıya duyulan aşk,oda olmadı hayale duyulan aşk.Aşksız geçen tek bir saniyemiz bile yok aslında.Olmasaydın olmazdık diyebiliriz .Allah'ın bize bahşetmiş olduğu bir nimettir kendileri.Gözlerimi aşkla kapayacağım..
ask in seni mutlu edecegini sanarsin ama sonunda seni hic mutlu etmez, sinirlerini bozar, seni sinirden delirtir, seni olmak istemedigin bir insana dönüstürür, söylemek istemedigin sözleri söyletir, normal sartlarda katlanmak istemediklerine katlanirsin sirf bu duygu yüzünden.
Gerçekten varolan, esas temeli saf sevgiye dayandığı için günümüzde bazı insanlar tarafından "ezik duygu" gözüyle bakılan ve misyonerlerce şimdilerde yozlaştırılmaya çalışılan, sonra da ortadan tamamen kaldırılmaya çalışılacak olan, bir insanın diğer bir insanı psikolojik durum, maddi durum, sosyal statü, dış görünüş, kültürel birikim, vb.. gibi küçük ayrıntıları gözetmeden sevmesine sebep olan en doğal insani duygulardan birisidir aşk.
İnsanlar hep aşktan, aşkın açısından dem vursa da içten içe aşk kapısını çalsın ister.. hatta kapıyı falan boşversin direkt davetsiz dalsın hayatına bir renk, bir anlam katsın ister.. aşkı dolu dizgin yaşarken dünyada ondan mutlusu yoktur, aşk bitip de acısı kalınca geriye, şikayetler başlar.. olmaz olsunlar, lanet olsunlar havada uçuşur.. Aşkın acısıyla-tatlısıyla, vuslatıyla-hasretiyle aşk olduğunu, aşka yüreğini açtığında bütün bunları baştan kabul ettiğini unutmamalıdır insan...
her gelene, her şeye eyvallah demesek de aşkla gelene ‘eyvallah’ deriz..
Gittin ya; kör baykuş tünemiş sevda çınarımızın altında yılanlar kıvrılmakta gözlerinde bıraktığın harla gece sessiz, ay şahit kurtlar aşk ziyanlığı sofrasında
Bazı erkekler kadınlara sadece zekası için aşık oluyorlar. Beyninin kıvrımları cezbedip baştan çıkarıyor onları... en ince ayrıntısına kadar keşfetmek istiyor.. zamanla onların sadece kıvrım olduğu, sandığından fazlasının bulunmadığını düşünmeye başlıyor.. o zaman bedenine yöneliyor kadının.. dolgun göğüsler, yuvarlak kalça... onu o an için tahrik edecek şeyleri görüyor.. bir süre için bunlar da oyalamaya yetiyor onu.. sonra.. sonrası tıpkı içindeki meyve suyu biten küçük karton kutular gibi... son bir kez şişiriyor kutuyu,yere koyuyor,ve tüm ağırlığıyla üzerine zıplıyor, gümmm!!! Duyarlı bir vatandaşsa(!) kutuyu çöp kutusuna atıyor, etrafı kirletmesine izin vermiyor.
kalbin belsemi aşk...
Gelirken çelmeyi takıp düşürüyormusun? atla üzerine al altına senindir...
ağzıyla seveni çok gördük! adamsan yüreğinle seveydinde sana haddini bildireydim.
Sensizliğe yürürken, sonsuzluk ile tanışmakmış aşk...
Sensizliğe yürürken,sessizliğe hapsolmak...
Aşk hep bizimleydi. O, insanın olduğu her yerde vardı. Günahı, ayıbı, yerleşik ahlak kurallarını hiçe saydı. Hakim sevme biçimlerini reddetti. Dinler, ideolojiler ve hatta devrimler, kendilerine ilk onu hedef kıldı. Onun üzerine gidildiği kadar hiçbir duygunun, hiç kimsenin, hiçbir ulusun, hiçbir uygarlığın üzerine gidilmedi. Uygarlıklar devrildi, değişti, yıkıldı, kuruldu ama onu tahtından eden olamadı. Engellenemedi. Yok edilemedi. Dönüştürülmeye çalışıldıysa da direndi. Başka bir şey olmamaya en çok aşk direndi. Direnmek en çok aşka ve aşıklara yakıştı. Aşk dediğin şey ardında büyük yıkıntılar bırakan ve önündeki bir başka yıkıntıyı yuva bilenlerin meziyetiydi. Zordu. Zorluğu bir savaş kadar, yitirilen bir umut kadar, binlerce sesin arasında seçmeye çalıştığın sessizlik kadardı. Onsuz ne yaralar iyi oldu, ne küsler barıştı ne devrimler yapıldı.
Aşk devrimden daha devrimciydi
Tarih denilen karanlığın her anında o vardı. Kavimleri birbirine kırdırdı, kavimleri sevgili kıldı. Kimi zaman dünyanın en yalın, en basit, en açık aldatmacasıydı. Kimi zaman insan aklının ve o aklın kurduğu ve muhtaç olduğu o lanet ilişkilerin ayakta kalabilmesi için gereken bir safsataydı. Ama kutsaldı. Onun kutsallığı, tıpkı iyiliğin ve tıpkı güzelliğin egemen olduğu ya da olacağı gibi bir sanrının bir başka haliydi. Çoğu zaman bir dindi. Duası olmayan tek din.
Kimden kime akacağı belli olmayan, kimsenin kontrol edemediği bir oluş ve akış haliydi. Kim bilir belki de yoktu –ki bunu bize Freud hatırlatmıştı (Aşk yoktur, libido vardır)-. Olup olmamasını bilemiyoruz ama Aragon’un söylediği gibi ya mutlu aşk yoktu, ya da mutlu olanlar tarihte yerini alamamıştı.
Aşk bizim günahımızdı. Tanrı katında aşk yoktu. O, yeryüzüne ve insana mahsustu. Çünkü yargılamanın ve cennet ve cehennemin olduğu yerde tutku ve günah artık rafa kalkacak, tutkunun ve günahın olmadığı bir yerde aşk yeşermeyecekti. İçerisinde tutkunun ve günahın olmadığı bir aşk yalnızca “yalan” olacaktı. Ve yeryüzünde yaşayanlar, tam da bu yüzden, yalanlarla günahlar arasında bir tercih yapmak zorundaydı. Yeryüzünün sakinleri ya yalanlarla ya günahlarla yaşayacaktı. Çünkü aşk ve yalan bir bedende asla barınmayacaktı.
Aşk bizim aklımızdı. O geldiğinde akıl artık sevmeyi tutkudan ayıracak kadar ehlileşmiş olacaktı. Aşkın yanında sevmenin hükmü kalmayacak, bir çocuk gibi yalnız bırakılacaktı. Ve en çok, sevmeyi aşk, aşkı sevmek sananlar yanılacaklardı -ki onlar aşkın ve sevmenin katiliydi-.
Aşk bizim lanetimizdi. Ve her lanet gibi çaresi kendi içindeydi.
Ali Murat İrat
Var olma sebebimiz.İlahi aşk,anneye-babaya duyulan aşk,evlat aşkı,sevgiliye duyulan aşk,bir şarkıya duyulan aşk,oda olmadı hayale duyulan aşk.Aşksız geçen tek bir saniyemiz bile yok aslında.Olmasaydın olmazdık diyebiliriz .Allah'ın bize bahşetmiş olduğu bir nimettir kendileri.Gözlerimi aşkla kapayacağım..
İyiliğin ve kötülüğün, güzelliğin ve çirkinliğin başlıca kaynağıdır.
Faniden önce Baki olana duyulması gereken şeydir.
bize küstü...
Ben' herkes' gibi değilim diyen birinin herkesten hiç bir farkı olmadığını anlayana kadar geçen ayaklarınızın yerden kesildiği geçen süreç
ask in seni mutlu edecegini sanarsin ama sonunda seni hic mutlu etmez, sinirlerini bozar, seni sinirden delirtir, seni olmak istemedigin bir insana dönüstürür, söylemek istemedigin sözleri söyletir, normal sartlarda katlanmak istemediklerine katlanirsin sirf bu duygu yüzünden.
Karadeniz'li birine aşk nedir? diye sormuşlar.
Üstad cevap vermiş:
– Bayiliysınız boş gonişmaya.
:)
evrenin yaratılma sebebidir aşk.
Gerçekten varolan, esas temeli saf sevgiye dayandığı için günümüzde bazı insanlar tarafından "ezik duygu" gözüyle bakılan ve misyonerlerce şimdilerde yozlaştırılmaya çalışılan, sonra da ortadan tamamen kaldırılmaya çalışılacak olan, bir insanın diğer bir insanı psikolojik durum, maddi durum, sosyal statü, dış görünüş, kültürel birikim, vb.. gibi küçük ayrıntıları gözetmeden sevmesine sebep olan en doğal insani duygulardan birisidir aşk.
Hayal gemisi
hep yanında olmasını istemek
şehvetin adını aşk koydular ;bu masala kendileri de kandılar
şair aldatmacası ,kurgu
günümüzde de hala inananlar varmıdır ki ?
Canı sıkılan insanların oynadığı bir oyun.. Sıkıntı geçer oyun biter...Basit.
dünyanun en büyük yalanı ...
İnsanlar hep aşktan, aşkın açısından dem vursa da içten içe aşk kapısını çalsın ister.. hatta kapıyı falan boşversin direkt davetsiz dalsın hayatına bir renk, bir anlam katsın ister.. aşkı dolu dizgin yaşarken dünyada ondan mutlusu yoktur, aşk bitip de acısı kalınca geriye, şikayetler başlar.. olmaz olsunlar, lanet olsunlar havada uçuşur..
Aşkın acısıyla-tatlısıyla, vuslatıyla-hasretiyle aşk olduğunu, aşka yüreğini açtığında bütün bunları baştan kabul ettiğini unutmamalıdır insan...
her gelene, her şeye eyvallah demesek de aşkla gelene ‘eyvallah’ deriz..
Aşk.. Ağırlıktır kalpte ömür boyu taşıdığımız bence....
hakkaten var mı ki?
Gittin ya;
kör baykuş tünemiş sevda çınarımızın altında
yılanlar kıvrılmakta gözlerinde bıraktığın harla
gece sessiz, ay şahit
kurtlar
aşk ziyanlığı sofrasında
Aşk kalpte sızı başta ağrı ,yokluğu dert varlığı dert istemesek de hep var olacak aşk...
Ne diyordu şarkıda, "Aşk, eski bir yalan, Adem'le Havva'dan kalan..."
Bazı erkekler kadınlara sadece zekası için aşık oluyorlar. Beyninin kıvrımları cezbedip baştan çıkarıyor onları... en ince ayrıntısına kadar keşfetmek istiyor.. zamanla onların sadece kıvrım olduğu, sandığından fazlasının bulunmadığını düşünmeye başlıyor.. o zaman bedenine yöneliyor kadının.. dolgun göğüsler, yuvarlak kalça... onu o an için tahrik edecek şeyleri görüyor.. bir süre için bunlar da oyalamaya yetiyor onu.. sonra.. sonrası tıpkı içindeki meyve suyu biten küçük karton kutular gibi... son bir kez şişiriyor kutuyu,yere koyuyor,ve tüm ağırlığıyla üzerine zıplıyor, gümmm!!! Duyarlı bir vatandaşsa(!) kutuyu çöp kutusuna atıyor, etrafı kirletmesine izin vermiyor.
Aşk bu, körün taşı gibidir.
Kimini bulur, kimini vurur.