'...ikinci kez izlemeye,o yarattığı büyüyü tekrar yakalayamam diye korktugum ama tüm cesaretimle aylar sonra izlediğim ve aynı şekilde etkilendigim film...Özellikle de sonu...Ne kadar alışmışız türk filmlerinden mutlu sonların trenden inip kucaklaşmayla yahut en azından camdan el sallamayla gerçekleşmesine...Halbuki asıl mutlu son burda gizli...Aşka olan güvenin içinde...'
aşk bir biliştir...aşk bilemez. aşkla bilgi asla birarda bulunamazlar aşkın denge noktası yine aşktır der ya aragon........ mutlu aşk yoktur amaböyledir ikimizin aşkıda
Her aşk bitki isimleriyle başlar... papatyam, kır çiçeğim, gonca gülüm,vs. Hayvan isimleriylede biter; artık aklınıza gelen hayvan isimlerini sıralayın.
'...şurasını iyice aklına koy: aşk denilen kudretin tesirleri daima o kadar başka başkadır ki hiçbir nazariyenin onları derleyip düzenlemesine imkan yoktur...'
öLüMüNe SeVeN GeNc Bir kiz ve bir delikanli, bir motosikletin üzerinde 180 Km hizla gidiyorlar ve aralarinda söyle bir konusma geciyor;
Kiz: Lütfen yavasla, ben korkuyorum Delikanli: Hayir, bak ne kadar eglenceli Kiz: Lütfen, lütfen, cok korkuyorum Delikanli: Peki, beni sevdigini söyle Kiz: Seni cok seviyorum, lütfen yavasla Delikanli: kaskımı alip, kendine takar misin? Basimi cok sıktı. Kiz kaskı takar. Delikanli: simdi de bana sikica saril
Ertesi gün gazetelerde söyle bir haber cikkar:
Motorsiklet Kazasi; Motorsiklet, fren arizasi nedeniyle, bir binaya carpti.Üzerindeki 2 kisiden sadece biri kurtuldu.
**Gercek ise söyleydi; Yolun yarisinda, delikanli frenlerin bozuldugunu anlamis ama bunu kiza belli etmek istememisti. Bunun yerine, kizdan son defa kendisini sevdigini söylemesini ve kendisine son defa sarilmasini istemisti. Sonra da kendi ölümü pahasina, kizin basligi takmasini ve hayatta kalmasini saglamisti.
Bence aşk ne olduğu belli olmayan insanı hem çok üzen acı çektiren hemde olabildiğince sevindiren ve hatta mutluluktan uçuran bir duygudur insanı kontrol dışı bırakabilen en etkili duygu dünyanın en acı ve en tatlı duygusu olsa gerek...... AŞK.....................?
Demişler ki 'üç nokta beş harf 'imiş Olur mu efendim olur mu (!) Çok nokta ve çok harf imiş Yani ki tek nokta ve tek harf imiş..... Bunu yazan nerden mi bilmiş E gördüğünüz üzre bilememiş (!) ..
Aşk; bu dünyada insanoğlunun kendini anlamlandırdığı ve sevdiği her şeyi, bir insanın veya her hangi bir nesnenin şahsında ifade etmesidir. Bundandır ki; insan âşık olduğunun şahsına tüm biriktirdiği sevgileri emanet eder. İnsanın aşkına sunduğu, yaşamı boyunca biriktirdiği sevgilerinden, vicdanından, emeğinden başka bir şey değildir. Tereddütsüz verir bu sevgi yükünün sorumluluğunu karşı cinse. Aşkını her gördüğünde sevdiği, değer verdiği, sevmek adına biriktirdiği her şeyi onun şahsında görür, yaşar ve hoşnut olur. Çünkü gördüğü; sevdiği her şeyin bileşkesidir, bu güne kadar sevdiği ve sevgi olarak anlamlandırdığı her şeyin özetidir. Bir insan için aşk varsa, o; sevdiği kuştur sevdiği denizdir sevdiği ağaçtır sevdiği çocuktur sevdiği topraktır. Kısacası, yaşamı boyunca sevgi adına biriktirdiği her şeydir sevgisini ifade etmek için ulaşamadığı paylaşımları aşkının şahsında onlarla bir aradaymışçasına yaşar, paylaşır.İnsanın sevdiği her şey, ondan uzak olsa da, aşk sıfatıyla artık her an onunladır. Kim bilir belki aşkıyla sevişiyorken insanoğlu, sevgisini de tohumlar ve bu eylemi ile sürekli ve ölümsüz kılar aşkının derinliklerinde... Çünkü, her seven insan için bir ihtiyaçtır, aşk denilen temiz bir adaya gidip biriktirdiği sevgileri her nevi kirliliğe karşı gözden uzak bir yere gömmek ve aşkının rahminde geleceğe taşımak... İnsan, aşkının şahsında işte bu sevgi yoğunluğunun özeti ile cinselliği hayvani bir boyuttan çıkarır ve insani bir boyuta taşır... Elbette böylesine bir sevgiden beslenen ve yoğun yaşanan bir duygunun bitmesi her insan için sarsıcı ve umut kırıcı bir nitelik taşır. Ancak aşk, canlı bir varlıktır. Doğar, büyür ve her canlı gibi bir gün mutlaka ölür. Fakat 'reenkarnasyon' denilen durum çok az şey için vardır. Aşk da onlardan biridir, istendiğinde her zaman biriktirilebilen ve ölümsüz olan o sevgilerin özünden Anka Kuşu misali, 'kendini yeniden doğurmayı' becerebilen bir olgudur aşk. Bu özellik onu umutla öylesine benzeştirir ki, umudu her koşulda aşkın yoldaşı kılar. Ondandır ölümlerden aşkın umutla kol kola, yeni bir insanın şahsında dönebilmesi ve aşkın umutsuz, umudun da aşksız olmaması...
AŞKI ÖLDÜREN
Peki, aşk ölebiliyorsa aşkı öldüren nedir? Neden bizim ona böylesine ihtiyaç duyduğumuz bir dünyada çoğu zaman tereddütsüz çeker gider ardına bakmadan? Çünkü ona sizin ihtiyacınız vardır, onun size değil Çünkü; onunun var olma koşullarını ortadan kaldırmışsınızdır. Çünkü; mülkiyeti sevmez Çünkü; sahiplenmek varsa aşk yoktur Çünkü azı yoktur onun. Ya her şeyi ile yanı başınızdadır, ya da ona benzettiğiniz, ama asla onunla bağı olmayan duyumsamalar vardır yanı başınızda. Onunla karıştırdığımız benzeştirdiğimiz duygular vardır, ama aşk öylesine yalın, öylesine insani bir saflıkla ve öylesine kırılgandır ki, o her şeye karşı duyumsanabilir, ama mülkiyete karşı asla! Çünkü onu büyüten var eden sevgi mülkiyet paylaşıldıkça oluşabilen bir duygudur. Yani, mülkiyet azaldıkça kendini var eden sevginin oluşmasına ve çokluğuna bağlı olarak kendini üretebilir, var edebilir. Oysa mülkiyet insanın insana duyduğu sevginin yerine koyulmaya çalışılsa da temelinde zor ve şiddet olan bir metadan başka bir şey değildir. Bir insanı, arabanızı sevdiğiniz gibi sevemezsiniz. Kendi mülkiyetinize alamazsınız. Çünkü sevgi; emek, üretim ve paylaşım olduğu kadar özgürlüktür de aynı zamanda. Bir insana benimdir ve benim tasarrufumdadır diyerek sevgiyi mülkiyete karşı duyulan bir sahiplenme tutumuna indirgediğinizde, sevgi de, aşk ta kol kola çekip gitmeye hazırdır artık. Size kalansa bu iki insani duygunun ardından bakmaktır, sevgi sandığınız mülkiyetinizle ve onun kullanım hakkıyla oyalanmaktır. Ondandır ki, bir orospuyu orospu yapan şey, değişik erkeklerle yatması değil aşk karşılığında vermesi gerekeni, para karşılığında vermesidir. Aynı durum, bir jigolo için de geçerlidir.
Evliliklerimizde parasal durumu gözeterek yaptığımız tercihler, bizi mülkiyet karşılığında kendi bedenini veren fahişe bildiklerimizden çok farklı kılmaz. Yaptığımız, peşin satıştan başka bir şey değildir. Peki, çoğu insan tarafından anlamsız ve anlatımsız bulunan aşk, gerçekten de izahı mümkün olmayan ve kişiden kişiye değişen bir olgu mudur?
Yani anlamı nedir? Bir aşk için yıllarını heder etmenin? Bir insanı görebilmek, ona dokunabilmek, yüzüne bakabilmek, elini tutabilmek için olmadık zorluklara katlanmanın, anlamı nedir? Bilinmesi gerekir ki, düşüncemizde şekillendiremediğimiz, dile dökemediğimiz olguların varlığı bizim onları bilip bilmememize bağlı değildir. Çoğu zaman ne yaşadığımızı bilmeden yaşarız. Yaşadıklarımızı anlamlandıramayız ama, en ince ayrıntısına kadar hissederiz ve bu hisleri tekrar tekrar yaşayabilmek için de çaba sarf ederiz. Çünkü bu anlamlandıramadığımız şeyler bize tarifi imkansız insani hazlar verir, bir çok insanın anlamsız bulduğu çabalardır bunlar. Oysa aşkın bu çabalara karşılık size vereceği şeyin peşindesiniz siz. O da mutluluktur işte. O mutluluk ki,bir mülkiyete sahip olmanın size verdiği mutluluktan çok farklı bir haz ve tadı içinde taşır. Bu hazdaki mutluluğu her aşık bildiğinden olsa gerek, gerçek bir aşka erişebilmek için onların nazarında mülkiyetler bir değer taşımaz.
'Aşk; sevgilerimizin özetidir' demiştik. İşte bu sevgileri üreten paylaşımlar ve özgürlükler aynı zamanda aşkın şahsında mutlulukları da üretirler. Bir gün bu duygular acıyı oluşturmaya başlarsa, bilin ki mülkiyet girmiştir işin içine. Bilin ki, mülkiyete özgü değer yargıları sevginize, aynı zamanda aşkınıza baskın gelmeye başlamıştır artık. Bilin ki ahlâk, Bilin ki töre, Bilin ki mülkiyet edinmeye uygun yaşam tarzı, Bilin ki aşkınızı kendi tasarrufunuzda bir mülkmüşçesine görüp öyle davranma alışkısı, Bilin ki sınıfsal konum, Bilin ki sahiplenme hırsı, aşka baskın gelmeye başlamıştır. İşte o zaman aşkın küsüp gitme zamanıdır. Sizin onu yeni sevgilerde üretebileceğiniz günlere değin aşk sizi terk etmiştir artık. Bilin ki o çekmeye başladığınız acının kaynağı aşkı küstürme pahasına kucağınıza aldığınız mülkiyettir!
Sizinle küsüp uzak duran aşk değildir! Bu acının kaynağı mülkiyet toplumlarının yaratığı değerlerle, aşkın; insani özgürlükçü,paylaşımcı, mülkiyetten uzak ve kendine has sevgi yoğunluğunun arasındaki çelişkidir. Yani, sizi acının girdabına salan aşkın saf ve temizliği ile mülkiyetin cani ve acımasız yüzü arasında ki ezeli kavgadır, düşmanlıktır, uzlaşmaz çelişkidir!
Ondandır ki, aşkı yaşamak isteyenler aşkı mülkiyetten uzak tutmasını bilmelidir. Aksi takdirde, aşk onlardan kendini uzak tutacaktır. İşte tam bu yönüyle aşk, tarihler boyunca mülkiyeti içine almamasından kaynaklı insan hasletlerinin en temiz kalabilmiş özelliklerinden biridir ve yaşanmış her tarihte, insanlığın olumsuzluklardan arınıp mutlu olabildikleri, mutluluk için kendi özlerine dönebildikleri, düzensel kargaşa içinde rahatladıkları, soluklandıkları, sığındıkları kale gibidir... Sınıflı ve mülkiyetli toplumlarda insanların sıkıntılardan bir süreliğine de olsa mülklerinden ayrışarak soluklandıkları teneffüsler gibidir aşk. Aşk; paylaşımı ve özgürlüğü boğan mülkiyetli toplumların, insana yaşattığı o boğucu ortamdan su yüzeyine çıkıp soluklanmasıdır. Aşk; insana yaşama gücü veren ve en karamsar anlarında imdadına yetişendir. Aşk; geçmişten yarına doğru yaşamımızda, her an daha da büyük yer kaplayan gittikçe genişleyerek hayatın her yanını sarıp sarmalayan özgürlüğün sevginin eşitliğin insanlığa armağanıdır.
Üzerinde aklı eren veya ermeyen herkesin birşeyler konuştuğu,dünya üzerindeki milyarlarca insanın konuştuğu,şiirler,şarkılar,roman ve öyküler,tiyatrolar,sinemalar,cinayetler,...Bu kadar çok konuşulan bir kelime yok gibi geliyor..hakkında bu kadar çok şey yazılan,çizilen başka bir kelime yok gibi geliyor..Ama kendisi var mı? ? bir ütopya mı? ? kim kaybetti? kim buldu? ? Varsa nerede? yoksa neden bu kadar konuşuluyor? ? Sanki çözülmemiş bir sır aşk..Bir düğüm..kuyuya atılmış ama kırk akıllı çıkaramamış gibi sanki..Görenler var ama daha sonra 'yok aslında görmemişiz' diyorlar mutlaka...Kimsenin ispatlayamadığı,aydınlatamadığı bir cinayet; henüz çözülmemiş bir denklem; aşk, bence tecavüzcü coşkun! ...
yedi yılımı aldı, hala onun tutsağıyım, nekadar sürer bilmiyorum, benim yerimde olsanız aşk'ı lanetlemekten başka bişey yaparmıydınız?
''Aşk u şevk ehli vecd-i hal ister
Ne kemal ister u ne mal ister'' (Ahi)
imiş öyle mi a efendim..?
tek kelimeyle hayatımın anlamı dır ask
'...ikinci kez izlemeye,o yarattığı büyüyü tekrar yakalayamam diye korktugum ama tüm cesaretimle aylar sonra izlediğim ve aynı şekilde etkilendigim film...Özellikle de sonu...Ne kadar alışmışız türk filmlerinden mutlu sonların trenden inip kucaklaşmayla yahut en azından camdan el sallamayla gerçekleşmesine...Halbuki asıl mutlu son burda gizli...Aşka olan güvenin içinde...'
aşk bir biliştir...aşk bilemez. aşkla bilgi asla birarda bulunamazlar aşkın denge noktası yine aşktır der ya aragon........ mutlu aşk yoktur amaböyledir ikimizin aşkıda
Her aşk bitki isimleriyle başlar... papatyam, kır çiçeğim, gonca gülüm,vs.
Hayvan isimleriylede biter; artık aklınıza gelen hayvan isimlerini sıralayın.
'...şurasını iyice aklına koy: aşk denilen kudretin tesirleri daima o kadar başka başkadır ki hiçbir nazariyenin onları derleyip düzenlemesine imkan yoktur...'
uzun zamandır arayıpta bulamadığım...
bir aşkın 10 köye zararı varmış derim hep..
öldürmez sürüm sürüm süründürür
ilaci olmayan bi hastalik
sen yanlış seçilmiş bir deniz değilsin
yanlış denizlere akmaz benim nehirlerim..
son sigaramsın veremem ellere, ne bana yar olursun nede ellere
ben yanmışım, yakamam senii
;)
Cok guzel bir soz duymustum:
Hüzün kadar gerçek, aşk kadar masalsı, sevda kadar güzel.
öLüMüNe SeVeN GeNc
Bir kiz ve bir delikanli, bir motosikletin
üzerinde 180 Km hizla gidiyorlar ve aralarinda söyle bir konusma geciyor;
Kiz: Lütfen yavasla, ben korkuyorum
Delikanli: Hayir, bak ne kadar eglenceli
Kiz: Lütfen, lütfen, cok korkuyorum
Delikanli: Peki, beni sevdigini söyle
Kiz: Seni cok seviyorum, lütfen yavasla
Delikanli: kaskımı alip, kendine takar misin? Basimi cok sıktı.
Kiz kaskı takar.
Delikanli: simdi de bana sikica saril
Ertesi gün gazetelerde söyle bir haber cikkar:
Motorsiklet Kazasi;
Motorsiklet, fren arizasi nedeniyle, bir binaya
carpti.Üzerindeki 2 kisiden sadece biri kurtuldu.
**Gercek ise söyleydi; Yolun yarisinda, delikanli frenlerin bozuldugunu anlamis ama bunu kiza belli etmek istememisti. Bunun yerine,
kizdan son defa kendisini sevdigini söylemesini ve kendisine son defa sarilmasini istemisti.
Sonra da kendi ölümü pahasina, kizin basligi takmasini ve hayatta
kalmasini saglamisti.
~ISTE GERCEK ASKIN ANLAMI DA BUYDU! ~
cok aciymis.
Bence aşk ne olduğu belli olmayan
insanı hem çok üzen acı çektiren
hemde olabildiğince sevindiren
ve hatta mutluluktan uçuran bir duygudur
insanı kontrol dışı bırakabilen en etkili duygu
dünyanın en acı ve en tatlı duygusu olsa gerek......
AŞK.....................?
aşk kendiliğindendir...
Faniyim fani olanı istemem
Acizim aciz olanı istemem
İlahi aşk en güzeli,
Aşk; her kalp atışında ölümle yüzleşmektir.
Aşk, mutlu olacağını sanmak ama asla olamamaktır.
Aşk bir yalan, yaralayan, kanayan, koca bir yalan.
Demişler ki 'üç nokta beş harf 'imiş
Olur mu efendim olur mu (!)
Çok nokta ve çok harf imiş
Yani ki tek nokta ve tek harf imiş.....
Bunu yazan nerden mi bilmiş
E gördüğünüz üzre bilememiş (!) ..
Not:Gördüğünüzün yarısına,duyduğunuzun tamamına inanmayın demişler.benden demesi...
Aşk; bu dünyada insanoğlunun kendini anlamlandırdığı ve sevdiği her şeyi, bir
insanın veya her hangi bir nesnenin şahsında ifade etmesidir. Bundandır ki; insan âşık olduğunun şahsına tüm biriktirdiği sevgileri emanet eder. İnsanın aşkına sunduğu, yaşamı boyunca biriktirdiği sevgilerinden, vicdanından, emeğinden başka bir şey değildir. Tereddütsüz verir bu sevgi yükünün sorumluluğunu karşı cinse. Aşkını her gördüğünde sevdiği, değer verdiği, sevmek adına biriktirdiği her şeyi onun şahsında görür, yaşar ve hoşnut olur. Çünkü gördüğü; sevdiği her şeyin bileşkesidir, bu güne kadar sevdiği ve sevgi olarak anlamlandırdığı her şeyin özetidir.
Bir insan için aşk varsa, o;
sevdiği kuştur
sevdiği denizdir
sevdiği ağaçtır
sevdiği çocuktur
sevdiği topraktır.
Kısacası, yaşamı boyunca sevgi adına biriktirdiği her şeydir sevgisini ifade etmek için ulaşamadığı paylaşımları aşkının şahsında onlarla bir
aradaymışçasına yaşar, paylaşır.İnsanın sevdiği her şey, ondan uzak olsa da, aşk sıfatıyla artık her an
onunladır.
Kim bilir belki aşkıyla sevişiyorken insanoğlu, sevgisini de tohumlar ve bu eylemi ile sürekli ve ölümsüz kılar aşkının derinliklerinde...
Çünkü, her seven insan için bir ihtiyaçtır, aşk denilen temiz bir adaya gidip biriktirdiği sevgileri her nevi kirliliğe karşı gözden uzak bir yere gömmek
ve aşkının rahminde geleceğe taşımak...
İnsan, aşkının şahsında işte bu sevgi yoğunluğunun özeti ile cinselliği hayvani bir boyuttan çıkarır ve insani bir boyuta taşır...
Elbette böylesine bir sevgiden beslenen ve yoğun yaşanan bir duygunun bitmesi her insan için sarsıcı ve umut kırıcı bir nitelik taşır. Ancak aşk, canlı bir
varlıktır. Doğar, büyür ve her canlı gibi bir gün mutlaka ölür.
Fakat 'reenkarnasyon' denilen durum çok az şey için vardır. Aşk da onlardan biridir, istendiğinde her zaman biriktirilebilen ve ölümsüz olan o sevgilerin özünden Anka Kuşu misali, 'kendini yeniden doğurmayı' becerebilen bir olgudur aşk. Bu özellik onu umutla öylesine benzeştirir ki, umudu her koşulda
aşkın yoldaşı kılar. Ondandır ölümlerden aşkın umutla kol kola, yeni bir insanın şahsında dönebilmesi ve aşkın umutsuz, umudun da aşksız olmaması...
AŞKI ÖLDÜREN
Peki, aşk ölebiliyorsa aşkı öldüren nedir?
Neden bizim ona böylesine ihtiyaç duyduğumuz bir dünyada çoğu zaman tereddütsüz çeker gider ardına bakmadan?
Çünkü ona sizin ihtiyacınız vardır, onun size değil
Çünkü; onunun var olma koşullarını ortadan kaldırmışsınızdır.
Çünkü; mülkiyeti sevmez
Çünkü; sahiplenmek varsa aşk yoktur
Çünkü azı yoktur onun. Ya her şeyi ile yanı başınızdadır, ya da ona benzettiğiniz, ama asla onunla bağı olmayan duyumsamalar vardır yanı başınızda. Onunla karıştırdığımız benzeştirdiğimiz duygular vardır, ama aşk öylesine yalın, öylesine insani bir saflıkla ve öylesine kırılgandır ki, o her şeye karşı duyumsanabilir, ama mülkiyete karşı asla! Çünkü onu büyüten var eden sevgi mülkiyet paylaşıldıkça oluşabilen bir duygudur. Yani, mülkiyet azaldıkça kendini var eden sevginin oluşmasına ve çokluğuna bağlı olarak kendini üretebilir, var edebilir. Oysa mülkiyet insanın insana duyduğu sevginin yerine koyulmaya çalışılsa da temelinde zor ve şiddet olan bir metadan başka bir şey değildir. Bir insanı, arabanızı sevdiğiniz gibi sevemezsiniz. Kendi mülkiyetinize alamazsınız. Çünkü sevgi; emek, üretim ve paylaşım olduğu kadar özgürlüktür de aynı zamanda. Bir insana benimdir ve benim tasarrufumdadır diyerek sevgiyi mülkiyete karşı duyulan bir sahiplenme tutumuna indirgediğinizde, sevgi de, aşk ta kol kola çekip gitmeye hazırdır artık. Size kalansa bu iki
insani duygunun ardından bakmaktır, sevgi sandığınız mülkiyetinizle ve onun kullanım hakkıyla oyalanmaktır.
Ondandır ki, bir orospuyu orospu yapan şey, değişik erkeklerle yatması değil aşk karşılığında vermesi gerekeni, para karşılığında vermesidir. Aynı durum, bir jigolo için de geçerlidir.
Evliliklerimizde parasal durumu gözeterek yaptığımız tercihler, bizi mülkiyet karşılığında kendi bedenini veren fahişe bildiklerimizden çok farklı kılmaz. Yaptığımız, peşin satıştan başka bir şey değildir. Peki, çoğu insan tarafından anlamsız ve anlatımsız bulunan aşk, gerçekten de izahı mümkün olmayan ve kişiden kişiye değişen bir olgu mudur?
Yani anlamı nedir? Bir aşk için yıllarını heder etmenin? Bir insanı görebilmek, ona dokunabilmek, yüzüne bakabilmek, elini tutabilmek için olmadık zorluklara katlanmanın, anlamı nedir?
Bilinmesi gerekir ki, düşüncemizde şekillendiremediğimiz, dile dökemediğimiz olguların varlığı bizim onları bilip bilmememize bağlı değildir. Çoğu zaman ne yaşadığımızı bilmeden yaşarız. Yaşadıklarımızı anlamlandıramayız ama, en
ince ayrıntısına kadar hissederiz ve bu hisleri tekrar tekrar yaşayabilmek için de çaba sarf ederiz. Çünkü bu anlamlandıramadığımız şeyler bize tarifi imkansız insani hazlar verir, bir çok insanın anlamsız bulduğu çabalardır bunlar. Oysa aşkın bu çabalara karşılık size vereceği şeyin peşindesiniz siz. O da mutluluktur işte. O mutluluk ki,bir mülkiyete sahip olmanın size
verdiği mutluluktan çok farklı bir haz ve tadı içinde taşır. Bu hazdaki mutluluğu her aşık bildiğinden olsa gerek, gerçek bir aşka erişebilmek için onların nazarında mülkiyetler bir değer taşımaz.
'Aşk; sevgilerimizin özetidir' demiştik. İşte bu sevgileri üreten paylaşımlar ve özgürlükler aynı zamanda aşkın şahsında mutlulukları da üretirler. Bir gün bu duygular acıyı oluşturmaya başlarsa, bilin ki mülkiyet girmiştir işin içine.
Bilin ki, mülkiyete özgü değer yargıları sevginize, aynı zamanda aşkınıza
baskın gelmeye başlamıştır artık.
Bilin ki ahlâk,
Bilin ki töre,
Bilin ki mülkiyet edinmeye uygun yaşam tarzı,
Bilin ki aşkınızı kendi tasarrufunuzda bir mülkmüşçesine görüp öyle davranma alışkısı,
Bilin ki sınıfsal konum,
Bilin ki sahiplenme hırsı, aşka baskın gelmeye başlamıştır. İşte o zaman aşkın küsüp gitme zamanıdır. Sizin onu yeni sevgilerde üretebileceğiniz
günlere değin aşk sizi terk etmiştir artık. Bilin ki o çekmeye başladığınız acının kaynağı aşkı küstürme pahasına kucağınıza aldığınız mülkiyettir!
Sizinle küsüp uzak duran aşk değildir!
Bu acının kaynağı mülkiyet toplumlarının yaratığı değerlerle, aşkın; insani özgürlükçü,paylaşımcı, mülkiyetten uzak ve kendine has sevgi yoğunluğunun
arasındaki çelişkidir. Yani, sizi acının girdabına salan aşkın saf ve temizliği ile mülkiyetin cani
ve acımasız yüzü arasında ki ezeli kavgadır, düşmanlıktır, uzlaşmaz çelişkidir!
Ondandır ki, aşkı yaşamak isteyenler aşkı mülkiyetten uzak tutmasını bilmelidir. Aksi takdirde, aşk onlardan kendini uzak tutacaktır. İşte tam bu yönüyle aşk, tarihler boyunca mülkiyeti içine almamasından
kaynaklı insan hasletlerinin en temiz kalabilmiş özelliklerinden biridir ve yaşanmış her tarihte, insanlığın olumsuzluklardan arınıp mutlu olabildikleri,
mutluluk için kendi özlerine dönebildikleri, düzensel kargaşa içinde rahatladıkları, soluklandıkları, sığındıkları kale gibidir... Sınıflı ve
mülkiyetli toplumlarda insanların sıkıntılardan bir süreliğine de olsa mülklerinden ayrışarak soluklandıkları teneffüsler gibidir aşk.
Aşk; paylaşımı ve özgürlüğü boğan mülkiyetli toplumların, insana yaşattığı o boğucu ortamdan su yüzeyine çıkıp soluklanmasıdır.
Aşk; insana yaşama gücü veren ve en karamsar anlarında imdadına yetişendir.
Aşk; geçmişten yarına doğru yaşamımızda, her an daha da büyük yer kaplayan gittikçe genişleyerek hayatın her yanını sarıp sarmalayan özgürlüğün sevginin
eşitliğin insanlığa armağanıdır.
askta dost kadar yalan! ! ! ! ! ! ! ! ! ! !
birden yer kabuğundan fırlamış bir kelime kökeni pek eski değil. emperyalist politaka terimi,tüketim toplumu kandırmacası..
aşkki aşktır varsa sonunda ziyan
istemem vuslatı olsada ayan
sevdamı tarihe eyledim beyan
mecnunu leylayı kınasın diye...
insanın kendisine hastalık çıkarmasıdır...
Üzerinde aklı eren veya ermeyen herkesin birşeyler konuştuğu,dünya üzerindeki milyarlarca insanın konuştuğu,şiirler,şarkılar,roman ve öyküler,tiyatrolar,sinemalar,cinayetler,...Bu kadar çok konuşulan bir kelime yok gibi geliyor..hakkında bu kadar çok şey yazılan,çizilen başka bir kelime yok gibi geliyor..Ama kendisi var mı? ? bir ütopya mı? ? kim kaybetti? kim buldu? ? Varsa nerede? yoksa neden bu kadar konuşuluyor? ? Sanki çözülmemiş bir sır aşk..Bir düğüm..kuyuya atılmış ama kırk akıllı çıkaramamış gibi sanki..Görenler var ama daha sonra 'yok aslında görmemişiz' diyorlar mutlaka...Kimsenin ispatlayamadığı,aydınlatamadığı bir cinayet; henüz çözülmemiş bir denklem; aşk, bence tecavüzcü coşkun! ...
el ele tutuşup parkta dolaşma olmadığı kesin....