Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • semi09.05.2003 - 16:16

    ayrıca,
    bkz: Esma-ül Hüsna
    bkz: Allah

  • gök tengri09.05.2003 - 16:09

    Genelde Türklerin genel dini tarihinde ortak bir nokta olan 'yüce Tanrı' inancı Gök Türklerde de TENGRİ veya 'TÜRÜK TENGRİSİ' olarak kendini göstermektedir. Gerçi Gök Türklerin önceden Budizme ilgi göstermeleri önemli bir hadisedir. Ancak Gök Türkler, hiçbir zaman Budizmi sürekli din olarak kabul etmemişlerdir. Hatta Bilge Kağan'ın Budizme gösterdiği ilgiyi, veziri Tonyukuk, mahirane ve alimane bir deha ile durdurmuştur. Tonyukuk'un, Bilge Kağan'a ileri sürdüğü engel, Budizm gibi tevazuyu ve alçak gönüllülüğü temsil eden bir dinin, Türkler gibi savaşçı bir milletin dini olamayacağı şeklinde olmuştur.
    Gerçektende Türkler tarih boyunca İslâmiyet'in dışında hiçbir dini topyekûn kabul etmemişlerdir. İslâm dinini kabul edinceye kadar, geçici dönemler için, Maniheizm, Budizm, Nesturi Hıristiyanlığı, Yahudilik gibi bazı dinleri kabul etmişlersede bu dinler hiçbir zaman genel olarak Türklerin genel dini haline gelmemiştir. Gök Türklerde yüce Tanrı olarak 'Gök Tengri'yi' benimsemişlerdir. Bunun için 'Gök Tengri', Türk dini tarihinin temel ortak inancı olarak görülmektedir.

    Mehmet Aydın (www.ttk.gov.tr/faaliyetler/bildiri-ozetleri/seksiyonVI/aydin-m.htm)

    Ayrıca bkz: www.nihalatsiz.org/dinler.htm

    Not: Tabi Gök Tengri'nin anlamının açıklamasını, bu rumuza sahip olan arkadaşımızın yapması daha iyi olur.

  • yaradılış destanı09.05.2003 - 02:25

    Dikkatli okursanız Türklerin eski inanışlarından dolayı, neden İslamayet'e daha sıçak baktıklarını ve
    İslamiyet'e kılıçla zoruyla değil kendi istekleriyle geçisleri hakkında daha olumlu fikirler vereceğine inanıyorum...

    Altaylardan Verbitskiy'in derlediği yaradılış destanı özetle şöyledir:

    Yer gök hiç bir şey yokken dünya uçsuz bucaksız sulardan ibaretti. Tanrı Ülgen bu uçsuz bucaksız dünyada durmadan uçuyordu. Göklerden gelen bir ses Tanrı Ülgen'e denizden çıkan taşı tutmasını söyledi. Göğün emri ile oturacak yer bulan Tanrı Ülgen artık yaratma zamanı geldi diye düşünerek şöyle dedi: Bir dünya istiyorum, bir soyla yaratayım Bu dünya nasıl olsun, ne boyla yaratayım Bunun çaresi nedir, ne yolla yaratayımş Su içinde yaşayan Ak Ana, su yüzünde göründü ve Tanrı Ülgen'e şöyle dedi: Yaratmak istiyorsan Ülgen, Yaratıcı olarak şu kutsal sözü öğren: De ki hep, ' yaptım oldu ' başka bir şey söyleme. Hele yaratır iken, 'yaptım olmadı' deme. Ak Ana bunları söyledi ve kayboldu. Tanrı Ülgen'in kulağından bu buyruk hiç gitmedi. insana da bu öğüdü iletmekten bıkmadı: ' Dinleyin ey insanlar, varı yok demeyin. Varlığa yok deyip de, yok olup dagitmeyiniz.' Tanrı Ülgen yere bakarak: ' Yaratılsın yer! ' Göğe bakarak 'Yaratılsın Gök! ' Bu buyruklar verilince yer ve gök yaratılmış. Tanrı Ülgen çok büyük üç balık yaratmış ve dünya bu balıkların üzerine konmuş. Böylece dünya gezer olmamış bir yerde sabit olmuş.Tanrı Ülgen balıkların kımıldadıklarında dünyaya su kaplamasın diye Mandı şire'ye balıkları denetleme görevi vermiş. Tanrı Ülgen, dünyayı yarattıktan sonra tepesi aya güneşe değen etekleri dünyaya değmeğen büyük Altın Dağın başına geçip oturmuş.Dünya altı günde yaratılmışdı, yedinci günde ise Tanrı Ülgen uyumuş kalmışdı. Uyandığında neler yarattım diye baktı: Ayla güneşden başka fazladan dokuz dünya birer cehennem ile bir de yer yaratmıştı. Günlerden bir gün Tanrı Ülgen denizde yüzen bir toprak parçacığı üzerinde bir parça kil gördü' insanoğlu bu olsun, insana olsun baba.' dedi ve toprak üstündeki kil birden insan oldu. Tanrı Ülgen bu ilk insana 'Erlik' adını verdi ve onu kardeşi kabul etti. Ancak Erlik'in yüreği kıskançlık ve hırsla doluydu. Tanrı Ülgen gibi güçlü ve yaratıcı olmadığı için öfkelendi. Tanrı Ülgen, kemikleri kamıştan, etleri topraktan yedi insan yarattı. Erlik'in yarattığı dünyaya zarar vereceğini düşünerek insanı korumak üzere Mandışire adlı bir kahraman yarattıktan sonra yedi insanın kulaklarından üfleyerek can, burunlarından üfleyerek başlarına akıl verdi.Tanrı Ülgen insanları idare etmek üzere May-Tere'yi yarattı ve onu insanoğlunun başına han yaptı. Yakut'lardan (Saka) derlenen yaradılış efsaneleri de Altay yardılış destanının yakın varyantı niteliğindedir. XIX.yüzyıl'da derlenen bu efsanelerin çeşitli din ve kültürlerin etkilerini taşıdıkları düşünülmektedir. Alp Er Tunga Sakalar dönemine âit Alp Er Tunga ve şu olmak üzere iki destan tesbit edilmiştir. Alp Er Tunga, M.Ö. VII. yüzyılda yaşamış kahraman ve çok sevilen bir Saka hükümdarıdır. Alp Er Tunga Orta Asya'daki bütün Türk boylarını birleştirerek hâkimiyeti altına almış daha sonra Kafkasları aşarak Anadolu Suriye ve Mısır'ı fethetmiş ve Saka devletini kurmuştur. Alp Er Tunga'nın hayatı savaşlarla geçmiştir. Uzun süre mücadele ettiği iranlı Medlerin hükümdarı Keyhusrev 'in davetinde hile ile öldürülmüştür. Alp Er Tunga ile iranlı Med hükümdarları arasındaki bu mücadelelerin hatıraları uzun asırlar hem Türkler hem iranlılar arasında yaşatılmıştır. Alp Er Tunga, Asur kaynaklarında Maduva, Heredot'ta Madyes, iran ve islâm kaynaklarında Efrasyab adlarıyla anılmaktadır. Orhun Yazıtlarında 'Dokuz Oğuzlar' arasında 'Er Tunga' adına yapılan 'yuğ' merasiminden söz edilmektedir. Turfan şehrinin batısında bulunan 'Bezegelik' mabedinin duvarında da Alp Er Tunga'nın kanlı resmi bulunmaktadır. 'Divan ü Lügat-it Türk' ün yazarı Kaşgarlı Mahmud'a ve ' Kutadgu Bilig' yazarı Yusuf Has Hacip'e göre 'Alp Er Tunga' iran destanı 'şehname' deki büyük ve efsanevî Turan hükümdarı 'Efrasiyab'dır. Divan ü Lûgat-it Türk'de Turan hükümdarlığının merkezi olarak 'Kaşgar' şehri gösterilmektedir. islâmiyeti kabul etmiş olan Karahanlı devleti hükümdarları da kendilerinin 'Efrasyap' sülalesinden geldiklerine inanmışlar ve bunu ifade etmişlerdir. Moğol tarihçisi Cüveyni de Uygur devletinin hükümdarlarının da Efrasyap soyundan olduğunu yazmaktadır. şecere-i Terakime'ye göre Selçuklu Sultanları kendilerini Efrasyab soyundan kabul ederlerdi. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğıinin dağılmasından sonra iletişim kurmak imkânı bulduğumuz ve Rusların Yakut adını verdiği Türk gurup aslında kendilerine Saka dediklerini söylemişlerdir. Tarih içinde kaybolduğunu düşündüğümüz Saka Türklerinin az da olsa bir bölümünün bugün hayatiyetlerini sürdürmeleri pek çok meselenin yeniden araştırılarak doğruların ortaya çıkmasına yardımcı olabilecektir.Tarihçi Mesudî de M.S.7. yüzyılın başındaki Göktürk hakanının 'Efrasyab' soyundan olduğunu yazmaktadır. Bütün bu bilgilerden hareketle 'Tunga Alp' le ilgili efsanelerin Gök Türklerden önce doğu ve orta Tiyanşan alanında yaşayan Türkler arasında meydana geldiğini ve bu destanın daha sonraları Gök Türk ve Uygurlar arasında yaşayarak devam ettiğini göstermektedir.Alp Er Tunga destanının metni bu güne ulaşamamıştır. Bir kısmından yukarıda bahsettiğimiz kaynaklarda bu değerli Saka hükümdarı ve kahramanı hakkında bilgiler ve bir de sagu (ağıt) tesbit edilmiştir:

    AlpEr Tunga Öldü mü
    Dünya sahipsiz kaldı mı
    Korkak öcünü aldı mı şimdi yürek yırtılır
    Felek yarar gözetti
    Gizli tuzak uzattı
    Beğlerbeyini kaptı
    Kaçsa nasıl kurtulur

    Erler kurt gibi uludular
    Hıçkırıp yaka yırttılar
    Acı seslerle bağırdılar
    Ağlamaktan gözleri kapandı

    Beğler atlarını yordular
    Kaygı onları durdurdu
    Benizleri yüzleri sarardı
    Safran sürülmüş gibi oldular

  • samuel barber08.05.2003 - 22:55

    Samuel Osborne Barber (1910 – 1981)

    Amerikalı besteci. “The School For Scandal” ve “Music for a Scene from Shelly”nin sahibi. “Adagio For String”leriyle meshur oldu.1957 tarihli operası “Vanessa”, “Pulitzer Ödülü”nü kazandı. Müziği liriksel ve tonlu olarak bilinir. Pennsylvania, West Chester doğumlu besteci yedi yaşında müzik yapmaya başladı. Daha sonra başarılı bir şekilde bariton bir ses geliştirerek profesyonel bir şarkıcı olmayı hedefledi.1935’de Roma’da, American Academy’ye girmeden önce, Philadelphia’da “Curtis Institute of Music”de okudu. Bir yıl sonra Adagio for Strings’inde String orkestrası için ikinci basamağı teşkil eden String “Quartet in B Major”ı yazdı. Bu parça, “William Orbit” tarafından remikslendi; “Platoon” ve de Elephant Man gibi filmlerde de kullanılarak popülerliğini günümüze kadar taşıdı. (“Ferry Corsten” remiksi de oldukça iyi bir satış yaptı) Adagio’nun popülaritesi Barber’ın diğer eserlerini bir şekilde gölgede bıraktı. Buna rağmen, kendisi yirminci yüzyılın en yetenekli Amerikalı bestecileri arasında yer almakta. Dönemin çoğu Amerikalı bestecisi gibi uçlarda gezinen deneyler yapmadı ve geleneksel harmonilere bağlı kaldı. Eserleri tutkusal bir biçimde romantik ve neo-romantik olarak sınıflandırılmakta.

  • kim phuc08.05.2003 - 22:19

    www.xtec.es/~aguiu1/calaix/001vietn.htm
    (savaştaki ibret verici resim)

    www.barryshainbaum.com/hope/Phuc.html
    (şimdiki hali)

  • kim phuc08.05.2003 - 22:19

    Vietnam savaşından kurtulan askerlerin katıldığı anma töreninde Kim Phuc'un yaptığı konuşmanın çevirisi...

    11 Kasım 1996 Washington DC

    Bugün burada sizlerle olmaktan çok mutluyum. Bana bu özel günde (Veterans’ Day – yani Vietnam’da kurtulan askerlerin buluşma gününde) sizinle birlikte olma ve konuşma fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim.

    Bildiğiniz gibi ben Napalm Ateşi'nden kaçan küçük kızım. Şimdi savaştan konuşacak değilim çünkü tarihi değiştiremem.

    Sizden sadece savaşın trajedisini hatırlamanızı ve bu sayede dünya üzerindeki kavgaları ve insanların birbirini öldürmelerini durdurmak için bir şeyler yapmanızı istiyorum.

    Maddi ve manevi olarak bir çok acı yaşadim. Bazı zamanlar yaşayamayacağımı düşündüm fakat Tanrı beni kurtardı, bana inanma gücü ve umut verdi.

    Eğer bombaları atan pilotla yüz yüze konuşabilseydim, ona geçmişi değiştiremeyeceğimizi, fakat barışı yaymak için şimdi ve ileride iyi şeyler yapmamız gerektiğini söylerdim.

    Yanıklarım yüzünden ne evlenebileceğimi ne de çocuk sahibi olabileceğimi düşünmüyordum ama şimdi harika bir eşim, çok tatlı bir oğlum, ve mutlu bir ailem var.

    Sevgili arkadaşlar, inaniyorum ki birgün insanlar gerçek barış içinde yaşayacaklar, kavgalar ve düşmanlıklar olmayacak. Bütün milletlere barış ve mutluluk sağlamak için hep birlikte çalişmalıyız.

    Bu önemli günün bir parçası olmamı sağladıgınız için sizlere çok teşekkürler.

    Orijinal Metin: www.gos.sbc.edu/p/phuc.html

  • kim phuc08.05.2003 - 15:38

    www.xtec.es/~aguiu1/calaix/001vietn.htm

    Alttaki yazi ve üsteki linkteki resim Vietnam Savasi'nin tasvirinde kullanılan kucuk bir kız cocugunun kısa hikayesidir:

    Haziran 1972 de, Kuzey Vietnam da saklandiklari tapinaga bir Amerikan ucagindan dört napalm bombasi atildi. Sag kalan cocuklar, elbiseleri, saclari, vücutlari yanik icinde, cigliklar atarak kacisirken, foto-muhabiri Nick Ut kendisine Pulitzer ödülünü getirecek olan bu kareyi cekti. Ortada, ciglik, cigliga kosan ciplak kiz, Vietnam Savasi nin bütün dehsetinin isimsiz simgesi haline geldi.

    8 Haziran 1972'de, Kuzey Vietnam'da saklandıkları tapınağa bir Amerikan uçağından dört napalm bombası atıldı. Sağ kalan çocuklar, elbiseleri, saçları, vücutları yanık içinde, çığlıklar atarak kaçışırken, foto-muhabiri Nick Ut kendisine Pulitzer ödülünü getirecek olan bu kareyi çekti. Ortada, çığlık çığlığa koşan çıplak kız, Vietnam Savaşı'nın bütün dehşetinin isimsiz simgesi haline geldi. Amerika'yı dünya kamuoyunun önünde mahkum eden bir simge...

    1982'de bir Alman gazeteci 'resimdeki kızın' peşine düştü. Adının Kim, Kim Phuc olduğu ortaya çıktı. Bütün vücudu yandığı için Saigon'da 14 ay hastanede yatmış, yanık derisi ayıklanırken her seferinde acıdan bayılmıştı.

    İleri bir yaşta, kocasıyla gittiği Moskova dönüşü siyasî mülteci olarak Kanada'ya sığınmıştı Kim. O günlerde 34 yaşındaydı. Evliydi,3 yaşında bir oğlu vardı. Astım ve şeker hastasıydı, sık sık migren krizi geçiriyordu. Vücudunda, her vesileyle azan, silinmek bilmez yaralar taşıyordu, cildi nefes alma yeteneğini kaybetmişti, ama 'Ama ne talihliymişim ki yüzümde en küçük bir leke bile yok' diye avunuyordu.

    1995 senesinde Washington'da Vietnam Savaşı'nı anmak için bir tören yapıldı. Kim de oradaydı. Kürsüde konuşurken, 'O bombaları atan pilotla karşılaşsam, ona geçmişi değiştiremeyiz, derdim, ama bugün ve yarın, barışa hizmet etmek için elimizden geleni yapabiliriz.'

    Salondan sessizce ayrılıyordu ki, eline bir kağıt sıkıştırdılar, göndereni işaret ettiler. Kim önce dönüp adama baktı. Orada öylece durmuş, eli ayağı titreyerek Kim'e bakıyordu.

    Sonra elindeki notu okudu Kim:

    - Kim, o adam benim!

    8 Haziran 1972 günü Vietnam'daki o mabede napalm atan uçağın pilotuydu John Plummer. Savaştan sonra yıllarca kendine gelememiş, ne

    yapacağını bilememiş, din adamı olmuş, 'o küçük kızın' resmini gazeteden kesip

    her an cüzdanında taşımıştı.

    Kim bir an adama baktı, sonra kollarını açarak ona doğru koştu.

    Hangisinin yarası daha derindi dersiniz?

  • artık değer07.05.2003 - 19:28

    bkz: richard cantillon

  • artık değer07.05.2003 - 19:25

    Artık Değer Oranı

    Sömürü oranı da denir. Marksçı ekonomi terimidir. Artık değer oranı, artık değerin (s) , değişir sermayeye (v) oranıdır. Bu oran S = s / v biçiminde gösterilir.

    İşçinin çalışma süresini uzatarak ya da iş gücü değerini üretmek için gerekli olan süreyi kısaltarak artık değer oranı artıralabilir. Çalışma süresini artırmak giderek zorlaşmaktadır. Bu nedenle artık değer oranın artırılmesında işgücü değerini yaratmak için gerekli olan sürenin kısaltılması daha kolay bir yoldur.

    ayrıca bkz: www.kurtuluscephesi.com/marks/kapc111.html

  • richard cantillon07.05.2003 - 19:12

    İngiliz iktisatçı 1680-1734 yılları arasında yaşadı. Yapılarının temelını oluşturan el yazmalarının büyük kısmı öldüğü sırada çıkan yangında kayboldu. Elde kalan tek kitabı Fizyokratlar'ın tezlerinin oluşumunda büyük etki yapmıştır.

    Tarımın öteki kesimleride besleyen artığı yaratan sektör olduğunu savundu. Bunu yaparken sonralardan Fizyolratlar'la ve Marx'la gelişen sektörlerarası akım analizini kurdu. Artık kavramıda ona aittir. İktisadi düşünce tarihinin gizemli dehalarından biridir.

    Ayrıca bkz: Artık Değer