Bütün kainatta bulunan her tarafı kaplamış olan latif cisim. Elektrik, ışık ve hararetin yayılmasına vasıtalık eden madde. Görülmeyen ve varlığı bütün ehl-i ilimce kabul eden latif. Rakik, ejastikiyeti haiz seyyal cisim.
Yavuz Sultan Selim'in kulağına küpe takmasının sebebi bildiğim kadarıyla: Bir seferinde yolda yürüyen bir grubun kullaklarında küpe görür. Nedeninin, köle olduklarını işaret etmesi için takıldığını öğrenir. Sonra kendiside, 'Ben de Allah'ın köleseyim' diye kulağına küpe takar...
ULUSAL onurumuza çok düşkünüzdür; hatta bazen ipin ucunu bile kaçırırız. Adamın biri, bizi fesli çizsin, kıyamet koparırız, hele bir filmde Türk kadını hafifmeşrep görünsün, ulusal onurumuz hemen kabarır, bir zamanlar Amerikan askerleri bayrak yırttı, diye ortalık birbirine girerdi, sarhoş Teksaslıların bayrağı yırtıp yırtmadığı belli olmasa bile... Sonun da ne oldu? Amerikalılar bizim askerin kafasına çuval geçirip, ellerini bağlayıp esir aldılar... Diyeceksiniz ki: 'Kıyamet kopmadı mı? ' Koptu kopmasına da, sonra ne oldu? Bazı haberlere göre Irak'ta ortak tatbikat yapıyormuşuz, yakında 'Coni'lere' bir şey olmasın, diye Mehmetçik nöbete girer... *** DEMEK bizim bu 'ulusal onur' kavramını algılayışımızda bir hata var, Atatürk'ün Selanik'teki evine bomba kondu diye ayaklanıp, '6 - 7 Eylül' yağmasını kara bir leke gibi tarihimize süren bu kavram, şimdi, askerin kafasına çuval geçirilmesini hazmediyor. Afiyet olsun! *** OYSA bugünlerde 'ulusal onurumuzu' eskilerin deyimiyle 'pay - mal' eden, ayaklar altına alan bir olay daha oldu. Şu rezilliğe bakın... Birleşmiş Milletler örgütü Irak halkına yardım için Mersin'den bir Türk firmasından 329 ton mercimek alıyor,16 kamyona yükleyip Bağdat'a gönderiyor. Kamyonlar açılıyor, görülüyor ki, mercimekten başka her şey var içinde, taş, toprak, arpa, ne ararsan... Kamyonlara el konuluyor, şoförler bırakılmıyor. Şoförlerden birkaçı, televizyonda konuşurken dinledik; hepsi de açık açık, mal yüklenirken, 'Bu mercimek karışık, içinde başka şeyler var, bozuk, dedik, ama dinletemedik' diyorlardı. *** ŞİMDİ söyleyin bakalım, bu olay 'ulusal onurumuzu' zedeler mi, zedelemez mi? Eğer onurumuzu kırmışsa, bu işin sorumlusu kimdir, soruşturma açılmışsa ne olmuştur? Mersin'den alınan mercimek, Bağdat'a gidinceye kadar değişmiş midir? Aç adama gönderilen mercimeği bile çalan vicdansız kimdir? *** BİR tarihte İzmir'den karışık zeytinyağı ihraç etmiş ve yakalanmışlardı, dava uzun süre sürdü, kim bilir ne oldu? En akla geleni ve uyanı sanıkların mahkum olsalar bile 'af'la kurtarmış olmalarıdır. O tarihte, Milliyet'in Cağaloğlu'ndaki binasındayız, sabah bir adam geldi, bize çok kızmış... Niye? Çünkü bu sahtekarlığı yazarak ulusal onurumuzla oynamışız! ! ! Rahmetli Ömer Sami Coşar'la aynı yerde oturuyoruz, 'Ömer Abi' yerinden bir fırladı ki, adam nereye kaçacağını şaşırdı: 'Ulan, motor yağı karıştırıp zeytinyağı ihraç etmek ulusal onurumuzu kırmıyor da, bunu yazmak mı kırıyor? ' Bizim 'ulusal onur kavramımız' bir tuhaftır vesselam!
Mondros Mütarekesi'nin ardından İtilaf Devletleri'nin ülkenin çeşitli yerlerini işgal etmelerine Türklerin tepkisi, Müdafaai Hukuk örgütlenmeleriyle sınırlı kalmıştı. İzmir'in Yunanlılar tarafından işgaline tepkiler ise çok farklı oldu: Türkler kaderlerinin İtilaf Devletleri'nin eline terk edilmeyeceğini anladılar ve silahlı direnişe geçtiler. Türk Ulusal Hareketi, Mayıs 1919'da Anadolu'ya geçen Mustafa Kemal Paşa'nın şahsında gerçek bir önder buldu. Mustufa Kemal, ulusun gücünü harekete geçirmeyi ve Kurtuluş Savaşı'nı zafere ulaştırmayı başardı.
Kurtuluş Savaşı, ülkenin işgaline duyulan tepkinin yarattığı bir halk hareketiydi. Hareketin yönetici kadrosunu asker ve sivil aydınlar oluşturuyordu. Eşraf, din adamları, şeyhler ve ağalar da harekete katıldılar ve halka yönetici kadro arasında bir köprü oldular. İzmir'in işgalini izleyen yerel kongreler hareketin geniş bir tabana oturduğunu açıkça ortaya koydu. Bütün bu yerel direniş odakları Sivas Kongres'nin çatısı altında birleşecektir. Kurtluş Savaş'nın köşe taşlarından biri de İstanbul'un işgali ve Meclisi Mebusan'ın kurulması oldu. İstanbul'un işgaliyle birlikte Ankara'ya akan subay ve sivilller, Ulusal Hareket'in kadrolarını oluşturmuşlardı.
Kurtuluş Savaşı başlıca üç cephede yürütüldü. Doğu Cephesi'ndeki Ermenilerle savaş, başarılı bir askeri harekatın ardından Gümrü Antlaşması ile sonuçlandı. Mücadelenin daha çok Kuvayı Milliye birlikleri tarafından yürütüldüğü Güney Cephesi, Fransa ile imzalanan Ankara İtilafnamesi ile kapandı. Asıl savaşın verildiği Batı Cephesi'nde ise savaş, biri dizi harekatla, Yunan kuvvetlerinin kesin yenilgiye uğratıldığı 1922 yılının ağustos-eylül aylarına kadar sürdü.
Role Playing yani fantazi bilgisyar oyunları oynayanlar bilir ing. de The Alchemist denir yani Alşimist. Esas, Mevlana'dan kopyaladığı düşünilen Paulo Coelho'nun ünlü kitabınla daha popüler olan bir kelime... Kimyager, kimyacı, alşimist...
Bruce Willis'in Hudson Hawk (1991) filmini izleyenler bilir: Simyacı, esesan adi madenleri altın madenine çevirmek gayesini güden çalışma deneylerini yani simya yapan kişiye denir. Bu çalışma bir takım maddelerin bulunmasına sebeb olduğu için kimya iliminin ilerlemesine hizmeti dokunmuştur.
Alışkanlık, dostluk. Birlikte düşüp kalkmak. Ahbablık.
Akıcı şey, su gibi olup akan. Çokça akan su. Yer değiştiren her şey.
Seyyâle-i berkiyye: Şimşek akımı. Elektrik akımı. Şimşek gibi akıcı ve parlak.
Seyyalât: (Seyyale) Akıcı olanlar, yerinde durmayıp gidenler, akanlar.
Bildiğimiz anlamıyla:
Kul, köle, harpte teslim alınan düşman, teslim olan.
Bütün kainatta bulunan her tarafı kaplamış olan latif cisim. Elektrik, ışık ve hararetin yayılmasına vasıtalık eden madde. Görülmeyen ve varlığı bütün ehl-i ilimce kabul eden latif. Rakik, ejastikiyeti haiz seyyal cisim.
Yavuz Sultan Selim'in kulağına küpe takmasının sebebi bildiğim kadarıyla: Bir seferinde yolda yürüyen bir grubun kullaklarında küpe görür. Nedeninin, köle olduklarını işaret etmesi için takıldığını öğrenir. Sonra kendiside, 'Ben de Allah'ın köleseyim' diye kulağına küpe takar...
bkz. Ütopya
Kahilil Gibran - The Prophet
http://web.ttnet.net.tr/bzeytinoglu/halil.htm
www.columbia.edu/~gm84/gibtable.html
Ulusal onur ve mercimek
ULUSAL onurumuza çok düşkünüzdür; hatta bazen ipin ucunu bile kaçırırız.
Adamın biri, bizi fesli çizsin, kıyamet koparırız, hele bir filmde Türk kadını hafifmeşrep görünsün, ulusal onurumuz hemen kabarır, bir zamanlar Amerikan askerleri bayrak yırttı, diye ortalık birbirine girerdi, sarhoş Teksaslıların bayrağı yırtıp yırtmadığı belli olmasa bile...
Sonun da ne oldu?
Amerikalılar bizim askerin kafasına çuval geçirip, ellerini bağlayıp esir aldılar...
Diyeceksiniz ki: 'Kıyamet kopmadı mı? '
Koptu kopmasına da, sonra ne oldu?
Bazı haberlere göre Irak'ta ortak tatbikat yapıyormuşuz, yakında 'Coni'lere' bir şey olmasın, diye Mehmetçik nöbete girer...
***
DEMEK bizim bu 'ulusal onur' kavramını algılayışımızda bir hata var, Atatürk'ün Selanik'teki evine bomba kondu diye ayaklanıp, '6 - 7 Eylül' yağmasını kara bir leke gibi tarihimize süren bu kavram, şimdi, askerin kafasına çuval geçirilmesini hazmediyor.
Afiyet olsun!
***
OYSA bugünlerde 'ulusal onurumuzu' eskilerin deyimiyle 'pay - mal' eden, ayaklar altına alan bir olay daha oldu.
Şu rezilliğe bakın...
Birleşmiş Milletler örgütü Irak halkına yardım için Mersin'den bir Türk firmasından 329 ton mercimek alıyor,16 kamyona yükleyip Bağdat'a gönderiyor.
Kamyonlar açılıyor, görülüyor ki, mercimekten başka her şey var içinde, taş, toprak, arpa, ne ararsan...
Kamyonlara el konuluyor, şoförler bırakılmıyor.
Şoförlerden birkaçı, televizyonda konuşurken dinledik; hepsi de açık açık, mal yüklenirken, 'Bu mercimek karışık, içinde başka şeyler var, bozuk, dedik, ama dinletemedik' diyorlardı.
***
ŞİMDİ söyleyin bakalım, bu olay 'ulusal onurumuzu' zedeler mi, zedelemez mi?
Eğer onurumuzu kırmışsa, bu işin sorumlusu kimdir, soruşturma açılmışsa ne olmuştur?
Mersin'den alınan mercimek, Bağdat'a gidinceye kadar değişmiş midir?
Aç adama gönderilen mercimeği bile çalan vicdansız kimdir?
***
BİR tarihte İzmir'den karışık zeytinyağı ihraç etmiş ve yakalanmışlardı, dava uzun süre sürdü, kim bilir ne oldu? En akla geleni ve uyanı sanıkların mahkum olsalar bile 'af'la kurtarmış olmalarıdır.
O tarihte, Milliyet'in Cağaloğlu'ndaki binasındayız, sabah bir adam geldi, bize çok kızmış...
Niye?
Çünkü bu sahtekarlığı yazarak ulusal onurumuzla oynamışız! ! !
Rahmetli Ömer Sami Coşar'la aynı yerde oturuyoruz, 'Ömer Abi' yerinden bir fırladı ki, adam nereye kaçacağını şaşırdı:
'Ulan, motor yağı karıştırıp zeytinyağı ihraç etmek ulusal onurumuzu kırmıyor da, bunu yazmak mı kırıyor? '
Bizim 'ulusal onur kavramımız' bir tuhaftır vesselam!
[email protected]
Mondros Mütarekesi'nin ardından İtilaf Devletleri'nin ülkenin çeşitli yerlerini işgal etmelerine Türklerin tepkisi, Müdafaai Hukuk örgütlenmeleriyle sınırlı kalmıştı. İzmir'in Yunanlılar tarafından işgaline tepkiler ise çok farklı oldu: Türkler kaderlerinin İtilaf Devletleri'nin eline terk edilmeyeceğini anladılar ve silahlı direnişe geçtiler. Türk Ulusal Hareketi, Mayıs 1919'da Anadolu'ya geçen Mustafa Kemal Paşa'nın şahsında gerçek bir önder buldu. Mustufa Kemal, ulusun gücünü harekete geçirmeyi ve Kurtuluş Savaşı'nı zafere ulaştırmayı başardı.
Kurtuluş Savaşı, ülkenin işgaline duyulan tepkinin yarattığı bir halk hareketiydi. Hareketin yönetici kadrosunu asker ve sivil aydınlar oluşturuyordu. Eşraf, din adamları, şeyhler ve ağalar da harekete katıldılar ve halka yönetici kadro arasında bir köprü oldular. İzmir'in işgalini izleyen yerel kongreler hareketin geniş bir tabana oturduğunu açıkça ortaya koydu. Bütün bu yerel direniş odakları Sivas Kongres'nin çatısı altında birleşecektir. Kurtluş Savaş'nın köşe taşlarından biri de İstanbul'un işgali ve Meclisi Mebusan'ın kurulması oldu. İstanbul'un işgaliyle birlikte Ankara'ya akan subay ve sivilller, Ulusal Hareket'in kadrolarını oluşturmuşlardı.
Kurtuluş Savaşı başlıca üç cephede yürütüldü. Doğu Cephesi'ndeki Ermenilerle savaş, başarılı bir askeri harekatın ardından Gümrü Antlaşması ile sonuçlandı. Mücadelenin daha çok Kuvayı Milliye birlikleri tarafından yürütüldüğü Güney Cephesi, Fransa ile imzalanan Ankara İtilafnamesi ile kapandı. Asıl savaşın verildiği Batı Cephesi'nde ise savaş, biri dizi harekatla, Yunan kuvvetlerinin kesin yenilgiye uğratıldığı 1922 yılının ağustos-eylül aylarına kadar sürdü.
Kaynak: Tamer Erdoğan
Role Playing yani fantazi bilgisyar oyunları oynayanlar bilir ing. de The Alchemist denir yani Alşimist. Esas, Mevlana'dan kopyaladığı düşünilen Paulo Coelho'nun ünlü kitabınla daha popüler olan bir kelime... Kimyager, kimyacı, alşimist...
Bruce Willis'in Hudson Hawk (1991) filmini izleyenler bilir: Simyacı, esesan adi madenleri altın madenine çevirmek gayesini güden çalışma deneylerini yani simya yapan kişiye denir. Bu çalışma bir takım maddelerin bulunmasına sebeb olduğu için kimya iliminin ilerlemesine hizmeti dokunmuştur.