Abu Kamil Shuja (Abu Kamil Shuja ibn Aslam ibn Muhammad ibn Shuja)
Mısır'da hesap makinası anlamına gelen Al Hasib ve Al Misri isimleriyle de bilinir... MS. 850 de Mısır dolaylarında doğduğu ve MS. 930 da yine Mısır civarlarında öldüğü bilinir... Hayatı hakkında çok detaylı bilgiler olmasa da Cebirin temellerini oluşturan Harazmi ile Haraci arasında bağ kurarak Cebirin gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Fibonacci'nin kitablarının oluşmasında da temel bir rol oynamıştır. (bkz. fibonacci sayıları)
İbn Nadim tarafından: Hazine, Hazinenin Anahtarı, Cebir, İncelemeler ve Geometri, Alametler, Uygunluk, Çekirdek (Öz) , İki Hata, Artma (büyüme) ve Azalma (Küçülme) üzerine kitaplar yazdığı bildirilmiştir ancak bunlardan bazıları kurtulmuştur.
Batıya matematik ilmini tanıtan bilgin olarak tanınır...
Uluğ Bey, aslında özellikle bir matematikçi ve astronomdur. Bununla birlikte, edebiyatı, şiir ve tarih yazmayı ve Kuran çalışmayı kesinlikle ihmal etmemiştir. Astronomi çalışmalarını ilerletmek için 1417'de bir medrese yaptırmaya başladı.
....
Başlıca başarılar şöyleydi: Kübik denklemlerin doğru yaklaşık çözümleri için yöntemler, iki terimli teorem ile çalışma; Uluğ Bey’in sekiz ondalık kesre kadar doğru olan kesin sinüs ve kosünüs tabloları; kküresel trigonometri formülleri ve özellikle önemli olan Batlamyusunkinden beri ilk kapsamlı yıldız cetveli olan,Uluğ Bey’in Yıldızlar Cetveli.
http://www.atominsan.com/ulug_bey.htm
Ayrica: http://www.inegolkocokulu.k12.tr/ulug_bey.htm. http://www.bilimveteknoloji.com/bilimadamlari/ulug/ulug.htm. http://www.bilimtarihi.gen.tr/kimkimdir/ulug_bey.html. vb.
17.yüzyılda yaşamış, VI. Murat’ın sarayında dört yıl görev yaptıktan sonra asıl isteği olan seyyahlığı (gezginciliği) tercih etmiş ve o günden sonra dünyanın bir çok yerini dolaşmış olan ünlü bir seyyahtır. İstanbul, Bursa, tüm Anadolu, Rumeli, Kırım, Viyana, Girit, Hazar Denizi, Volga dağları, Mısır, Sudan, Arabistan, Hollanda, Danimarka, İspanya’yı dolaşıp hepsini yazmış ve bir kültür hazinesi olarak “Seyahatname” isimli eserini yazmış olan gezginimiz
Çin'lililer Türkler'e burdayken bir çayımızı için demişler... Ne de olsa 'İlim Çin'de bile olsa gidiniz' demiş peygamberimiz, gitmişken çaylarını da içmişiz :)
Bir rivayete göre de o kalenin en güçlü kişisi Hz. Ali ile düğüşürken Hz. Ali'nin kalkanını bir vuruşta kırar, Hz. Ali savaşın verdiği heycanla kalkan olarak kalenin kapısını kullanmış. Svaştan sonra o kapıyı ne Hz. Ali kaldırmış ne de 40 kişi... Bunun gibi tarihte savaşın verdiği adrenalin ile yaşanan çok destansı olaylar vardır...
Müslüman alimler, dünyanın en ileri medeniyetine öncülük ettikleri 8. ve 13. yüzyıllar arasında, zamanımızda ki bilimin sağlam temeller üzerine oturultmasına da öncülük etmişlerdir demeyi bir kenara bırakırsak. DNA, bilim tarafından metaryalist felsefenin yıkılmasına neden olan en büyük keşiftir. Kendi yanılgılarıyla oluşturkları din gibi inandıkları bilim bile Allah'ın varlığına işaret ediyor.
Haşr Suresi, 24. Ayet ''Allah ki, yaratandır, kusursuzca varedendir, şekil ve suret verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakim'dir.''
Muhteşem bir dizayn örneği olan DNA zincirine bakıp bilim adamalrı şakınlıklarını ve hayretlerini gizleyememişlerdir. Mesela ünlü moleküler biyolog Leslie Orgel: ''Son derece kompleks yapılara sahip olan enzimlerin ve nükleik asitlerin (RNA ve DNA) aynı yerde ve aynı zamanda rastlantısal olarak oluşmaları aşırı derecede ihtimal dışıdır. Ama bunların birisi olmadan diğerini elde etmek de mümkün değildir. Dolayısıyla İNSAN, YAŞAMIN KİMYASAL YOLLARLA ORTAYA ÇIKMASININ ASLA MÜMKÜN OLMADIĞI SONUCUNA VARMAK ZORUNDA KALMAKTADIR'' demiştir. (Leslie E. Orgel, 'The Origin of Life on Earth', Scientific American, Cilt 271, Ekim 1994, s. 78)
Sanki müslümanlar kolaya kaçıp ''Allah yarattı'' deyip gibi gösterilerek İslamiyet karalanırken her yeni keşif bir Yaratıcı'nın olduğunu daha çok ispatlıyor. Zaten amaç Allah yarattı deyip kenera bırakmak değildir, hiç bir müslüman alim böyle yapmamış ve dünyaya bir sürü yenilikler ve keşifler sunmuşlardır. (bkz. müslüman Alimler) . Esas amaç nasıl muhteşem bir eser gördüğümüz de yapana övgüler yağdırılıyorsa tüm övgülerin ilmi bize veren Allah'a aittir demek neden yanlış olsun? Lakin Allah yartmış diye dalga geçenler, tesadüftür tesadüftür diye diye daha komik durumlara düşüyorlar, kuru alkış olmasa tabi gülm sesleri daha çok duyulacak... :)
Denize düşenin yılana sarılması
Abu Kamil Shuja
(Abu Kamil Shuja ibn Aslam ibn Muhammad ibn Shuja)
Mısır'da hesap makinası anlamına gelen Al Hasib ve Al Misri isimleriyle de bilinir... MS. 850 de Mısır dolaylarında doğduğu ve MS. 930 da yine Mısır civarlarında öldüğü bilinir... Hayatı hakkında çok detaylı bilgiler olmasa da Cebirin temellerini oluşturan Harazmi ile Haraci arasında bağ kurarak Cebirin gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Fibonacci'nin kitablarının oluşmasında da temel bir rol oynamıştır. (bkz. fibonacci sayıları)
İbn Nadim tarafından: Hazine, Hazinenin Anahtarı, Cebir, İncelemeler ve Geometri, Alametler, Uygunluk, Çekirdek (Öz) , İki Hata, Artma (büyüme) ve Azalma (Küçülme) üzerine kitaplar yazdığı bildirilmiştir ancak bunlardan bazıları kurtulmuştur.
Batıya matematik ilmini tanıtan bilgin olarak tanınır...
...
Uluğ Bey, aslında özellikle bir matematikçi ve astronomdur. Bununla birlikte, edebiyatı, şiir ve tarih yazmayı ve Kuran çalışmayı kesinlikle ihmal etmemiştir. Astronomi çalışmalarını ilerletmek için 1417'de bir medrese yaptırmaya başladı.
....
Başlıca başarılar şöyleydi: Kübik denklemlerin doğru yaklaşık çözümleri için yöntemler, iki terimli teorem ile çalışma; Uluğ Bey’in sekiz ondalık kesre kadar doğru olan kesin sinüs ve kosünüs tabloları; kküresel trigonometri formülleri ve özellikle önemli olan Batlamyusunkinden beri ilk kapsamlı yıldız cetveli olan,Uluğ Bey’in Yıldızlar Cetveli.
http://www.atominsan.com/ulug_bey.htm
Ayrica:
http://www.inegolkocokulu.k12.tr/ulug_bey.htm.
http://www.bilimveteknoloji.com/bilimadamlari/ulug/ulug.htm.
http://www.bilimtarihi.gen.tr/kimkimdir/ulug_bey.html.
vb.
17.yüzyılda yaşamış, VI. Murat’ın sarayında dört yıl görev yaptıktan sonra asıl isteği olan seyyahlığı (gezginciliği) tercih etmiş ve o günden sonra dünyanın bir çok yerini dolaşmış olan ünlü bir seyyahtır. İstanbul, Bursa, tüm Anadolu, Rumeli, Kırım, Viyana, Girit, Hazar Denizi, Volga dağları, Mısır, Sudan, Arabistan, Hollanda, Danimarka, İspanya’yı dolaşıp hepsini yazmış ve bir kültür hazinesi olarak “Seyahatname” isimli eserini yazmış olan gezginimiz
''Ne kadar bilirsen bil; söylediklerin, karşındakinin anladığı kadardır.' '
Hz.Mevlana
kaçınılmaz bir durum...
Çin'lililer Türkler'e burdayken bir çayımızı için demişler... Ne de olsa 'İlim Çin'de bile olsa gidiniz' demiş peygamberimiz, gitmişken çaylarını da içmişiz :)
Bir rivayete göre de o kalenin en güçlü kişisi Hz. Ali ile düğüşürken Hz. Ali'nin kalkanını bir vuruşta kırar, Hz. Ali savaşın verdiği heycanla kalkan olarak kalenin kapısını kullanmış. Svaştan sonra o kapıyı ne Hz. Ali kaldırmış ne de 40 kişi... Bunun gibi tarihte savaşın verdiği adrenalin ile yaşanan çok destansı olaylar vardır...
Müslüman alimler, dünyanın en ileri medeniyetine öncülük ettikleri 8. ve 13. yüzyıllar arasında, zamanımızda ki bilimin sağlam temeller üzerine oturultmasına da öncülük etmişlerdir demeyi bir kenara bırakırsak. DNA, bilim tarafından metaryalist felsefenin yıkılmasına neden olan en büyük keşiftir. Kendi yanılgılarıyla oluşturkları din gibi inandıkları bilim bile Allah'ın varlığına işaret ediyor.
Haşr Suresi, 24. Ayet ''Allah ki, yaratandır, kusursuzca varedendir, şekil ve suret verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakim'dir.''
Muhteşem bir dizayn örneği olan DNA zincirine bakıp bilim adamalrı şakınlıklarını ve hayretlerini gizleyememişlerdir. Mesela ünlü moleküler biyolog Leslie Orgel: ''Son derece kompleks yapılara sahip olan enzimlerin ve nükleik asitlerin (RNA ve DNA) aynı yerde ve aynı zamanda rastlantısal olarak oluşmaları aşırı derecede ihtimal dışıdır. Ama bunların birisi olmadan diğerini elde etmek de mümkün değildir. Dolayısıyla İNSAN, YAŞAMIN KİMYASAL YOLLARLA ORTAYA ÇIKMASININ ASLA MÜMKÜN OLMADIĞI SONUCUNA VARMAK ZORUNDA KALMAKTADIR'' demiştir. (Leslie E. Orgel, 'The Origin of Life on Earth', Scientific American, Cilt 271, Ekim 1994, s. 78)
Sanki müslümanlar kolaya kaçıp ''Allah yarattı'' deyip gibi gösterilerek İslamiyet karalanırken her yeni keşif bir Yaratıcı'nın olduğunu daha çok ispatlıyor. Zaten amaç Allah yarattı deyip kenera bırakmak değildir, hiç bir müslüman alim böyle yapmamış ve dünyaya bir sürü yenilikler ve keşifler sunmuşlardır. (bkz. müslüman Alimler) . Esas amaç nasıl muhteşem bir eser gördüğümüz de yapana övgüler yağdırılıyorsa tüm övgülerin ilmi bize veren Allah'a aittir demek neden yanlış olsun? Lakin Allah yartmış diye dalga geçenler, tesadüftür tesadüftür diye diye daha komik durumlara düşüyorlar, kuru alkış olmasa tabi gülm sesleri daha çok duyulacak... :)
bkz. güzellik ve çirkinlik