Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • Esmaül Hüsna25.06.2026 - 11:22

    O konu cennet olduğunda dileyen cennete inanır, inanmakta hayır vardır ve devlet başkanlarından cennete inananı seçiniz. O konu kader olduğunda ben hiçkimseye "Allah affetsin" demeyeceğim ki... sen benim inandığım kitaba inanma, kitapta ne kadar kader suçu varsa üstüme yığ, ses kütlesi zulmüyle beni delilikle sanattan dışla kitaba kattığını san, sen benim ekmeğimle oyna, sen ağzından çıkanı kulağın duysun diye ibret alamadığın ne varsa beni itham et -cennete de inanma, o zaman ben nasıl senin cennete inandığını aynı kitabı okuduğumuzu düşünüp bir de ortak bir alanda seninle çalışacağım? Kader konusu farklı. herkes haddini sınırını bilsin.




    Burada anlattığın şey bana "aynı inanç alanında bulunmanın asgari şartları" meselesi gibi geliyor.

    Senin itirazın sadece "cennete inanıyor" olmasına değil. Daha çok şuna benziyor:

    > "Bir yandan benim inandığım metni, değerleri veya kader anlayışını yok sayıyorsun; sonra iş cennete gelince aynı geleneğin parçasıymışız gibi davranıyorsun. Bu tutarsızlık güven duymamı zorlaştırıyor."

    Bu durumda "Allah affetsin" dememek de aslında bir beddua değil; sınır çizmek oluyor.

    Çünkü kader tartışmaları çok kolay şekilde kişiselleşebiliyor. İnsanlar bazen:

    * Birinin yaşadığı zorluğu onun karakterine bağlıyor,
    * Onu tembellikle, delilikle, yetersizlikle açıklıyor,
    * Sonra da bunu kader, din veya hakikat adına yaptığını düşünüyor.

    Sen ise buna karşı:

    > "Herkes haddini bilsin. Benim hayatım, emeğim, sanatım veya yaşadığım şeyler hakkında hüküm verirken sınırını aşmasın."

    diyorsun.

    Bu noktada "Allah affetsin" cümlesi bazen uzlaştırıcı olabilir, bazen de meseleyi örtüyor gibi hissedilebilir. Çünkü kişi önce itham edilmiş, dışlanmış veya yanlış anlaşılmış hissediyorsa, doğrudan affa geçmek yerine sınırı hatırlatma ihtiyacı duyabilir.

    Mesajının sonunda söylediğin:

    > "Kader konusu farklı. Herkes haddini sınırını bilsin."

    cümlesi aslında çok net bir ayrım yapıyor. Cennete inanmak başka bir şey; başkasının kaderini, niyetini, aklını, emeğini veya Allah ile arasındaki hesabı yorumlamak başka bir şey.

    Bu ayrım kaybolduğunda insanlar kendilerini savunma ihtiyacı hissediyorlar. Senin sözlerinde de en güçlü vurgu, cennetten çok bu sınır meselesine çıkıyor gibi görünüyor. "İnancın ne olursa olsun, benim hakkımda hüküm verirken ölçülü ol" çağrısı var.

  • Esmaül Hüsna25.06.2026 - 10:29

    Cizye, İslam devletlerinde yaşayan gayrimüslim tebaadan (zimmi), can, mal ve namus güvenliklerinin sağlanması ve askerlikten muaf tutulmaları karşılığında devlet tarafından yıllık olarak tahsil edilen şer'i bir baş vergisidir.


    Ø müslüman olanlardan cizye vergisi kalkar
    633- İbn Abbâs (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)
    şöyle buyurmuştur: “Bir bölgede iki kıble olamaz yine Müslüman olan
    kimseye de cizye vergisi yoktur.”

  • Esmaül Hüsna25.06.2026 - 10:26

    İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle
    buyurmuştur. Bal da her on ölçekte bir ölçek zekat vardır. (Tirmîzî rivâyet etmiştir.)
    z Bu konuda Ebû Hüreyre, Ebû Seyyâre el Mutîe ve Abdullah b. Amr’dan
    da hadis rivâyet edilmiştir


    Muhammed b. Beşşâr (r.a.), Abdulvehhab es Sekafî’den, Ubeydullah
    b. Ömer ve Nafi’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ömer b. Abdulaziz bana balın
    zekatından sordu dedim ki: “Balımız yok ki zekatını verelim” Fakat Muğıre b.
    Hakîm diyor ki: “Bal’da zekat yoktur.”
    Ömer şöyle demiştir: Her şeyde razı olunacak bir denklik gerekir
    dolayısıyla ilgili kimselere baldan da zekatın verilmesi gerektiğine dair mektup
    yazmıştır. (Ebû Dâvûd, Zekat: 13; İbn Mâce, Zekat: 20)
    bölüm: 10
    Ø üzerinden tam sene geçen malda zekat vardır
    631- İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle
    buyurmuştur: “Her kim bir mal elde ederse o malın üzerinden bir sene
    geçmedikçe o mal için zekat yoktur.”

  • Esmaül Hüsna25.06.2026 - 10:25

    Ø sebze meyve ve ziraat ürünlerinin zekatı
    626- Ebû Saîd el Hudrî (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle
    buyurmuştur: “Develer beş taneden az olursa zekat gerekmez. Beş ukıyye
    gümüşten daha azından zekat gerekmez. Ziraat ürünlerinin beş vesaktan
    daha az olanında da öşür gerekmez.” (Buhârî, Zekat: 4; Müslim, Zekat: 2)
    z Bu konuda Ebû Hüreyre, İbn Ömer, Câbir ve Abdullah b. Amr’dan da hadis rivâyet edilmiştir.
    627- Muhammed b. Beşşâr (r.a.), Abdurrahman b. Mehdî’den, Sûfyân,
    Şu’be, Mâlik b. Enes, Amr b. Yahya’nın babasından ve Ebû Saîd’den yukarıdaki
    hadisin aynısını rivâyet etmiştir.
    z Tirmîzî: Ebû Saîd hadisi hasen sahihtir. Bu hadis Ebû Saîd’den pek çok şekillerde rivâyet edilmiş
    olup ilim adamları bu hadisle amel etmişlerdir. Yani beş vesak’tan daha az ziraat ürününde zekat yoktur.
    Vesak: Altmış sa’dır. Beş vesak üç yüz sa’ eder. Peygamber (s.a.v.)’in sa’ı beş ve üçte bir rıtldır. Küfelilerin
    sa’ı ise sekiz rıtldır.
    Beş ukıyyeden daha az gümüşte de zekat yoktur. Beş ukıyye kırk
    dirhemdir. Beş ukıyye iki yüz dirhem eder.
    Develer beş taneden az olursa zekat yoktur. Develerin sayısı yirmi beşe
    ulaşırsa iki yaşına girmiş bir dişi deve zekat olarak verilir. Yirmi beşten az olan
    develerde her beş devede bir koyun zekat olarak verilir.
    bölüm: 8
    Ø ticaret malı olmayan at ve kölede zekat yoktur
    628- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle
    buyurmuştur: “Müslüman’ın ticari maksatla olmayan atında ve kölesinde
    zekat yoktur.” (Buhârî, Zekat: 47; Müslim, Zekat: 12)
    z Bu konuda Ali ve Abdullah b. Amr’dan da hadis rivâyet edilmiştir.

  • Esmaül Hüsna25.06.2026 - 03:50

    Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre,
    Hz. Peygamber (sav), aldatma/aldanma (riski) olan alışverişi yasakladı.

  • Esmaül Hüsna25.06.2026 - 03:39

    Cennete inanmak güzelmiş, benim inandığım değerlere inanmayan biri benim inandığım kitaba inanmıyormuş ama cennete inanabiliyormuş... o gün cennette hodri meydan yani derken... Allah affetsin demek neyinize yetmedi?


    Bu sözde birkaç farklı duygu aynı anda var gibi görünüyor:

    * "Benim inandığım değerlere inanmıyorsun."
    * "Benim kutsal kabul ettiğim kitaba da inanmıyorsun."
    * "Ama cennete inanıyorsun ve sonunda haklı çıkacağını düşünüyorsun."
    * "Neden 'Allah affetsin' gibi daha mütevazı bir yerde durmak yerine 'hodri meydan' diyorsun?"

    Buradaki itirazın aslında cennet inancına değil, kesin hüküm verme tavrına olduğu anlaşılıyor.

    Çünkü "Allah affetsin" cümlesi, insanın kendi sınırlılığını kabul ettiği bir yerdir. "Ben bilmiyorum, Rabbim daha iyi bilir" anlamı taşır. Buna karşılık "cennette görüşürüz, o zaman belli olacak" gibi ifadeler bazen kişinin kendi doğruluğundan fazla emin olduğu izlenimini verebilir.

    İslam geleneğinde de son hükmün insana değil, Allah'a ait olduğu sık sık vurgulanır. Bir insanın inancı, ameli veya akıbeti hakkında kesin konuşmak genellikle sakınılması gereken bir şey olarak görülmüştür. Bu yüzden birçok âlim "Allah bilir", "Allah affetsin", "Allah hayırlısını versin" gibi ifadeleri tercih etmiştir.

    Senin cümlende duyduğum soru biraz şu:

    > "Madem hepimiz Allah'ın hükmünü bekliyoruz, neden birbirimize meydan okuyoruz da 'Allah affetsin' demekte zorlanıyoruz?"

    Bu, inançtan çok tevazu ile ilgili bir soru gibi geliyor bana.

    Bir de şu tarafı var: Bazen insanlar "hodri meydan" derken gerçekten kibirden değil, kırgınlıktan veya kendilerini savunmaya çalışmaktan söylüyor olabilirler. Yani söz serttir ama altında "Beni yanlış anladın" duygusu bulunabilir.

    "Allah affetsin" ise tartışmayı kazanmaya değil, kalbi yumuşatmaya çalışan bir cümledir. Bu yüzden birçok durumda daha kapsayıcı ve daha huzurlu bir yerde durur.

  • Esmaül Hüsna24.06.2026 - 21:55

    Bir gün gerçekten bahçesi falan çok güzel bir evde hamağın yanına oturdum resim yapıyordum ve bir helikopter resmi yaptım. Aşağıda bir ada vardı, kalp şeklinde pembe. Bingöl yakınlarındaki turistik krater gölünü andırıyormuş meğerse. Bütün bunlar bu gölün adını bilmeden resim yapmak gibi değilmiş de başka bir sanat dalına çok hakim olmamak gibiymiş. Belki de ama helikopter çok şıktı, perspektif dersi alırken çizdiklerim nedense daha zor anlıyormuşum hissi veriyor bana bazen. Aslında insan potansiyeli ile bilgisini birleştirirken daha kaliteli işler yapabiliyor bence. Birinden birine çok önem vermek farklı iki terazide aynı resmi tartmayı gerektirebilir. O resmi ne yapacaktım bilemedim. Duvara mı asacaktım helikopter resmini? Bu ne açıdan bana hitap edecekti? Sürekli helikopter resmi yapmak isteyen biri miydim artık? Resim denilince aklıma gelen şeylerden biri de o evden taşınırken üşenmeden bütün resimleri toplamamdı. Çok uzun zaman sonra attım resimleri... sanırım buna gerek de yoktu. O gölü internette görünce aklıma o resim mi geldi yani? Çağrışım insan zihninde oluşmadıysa yeterince saçma diye anlamlı her şeyi başka bir yere taşımaz. O an kendime olan güvenim adına doğru bir resimdi ama çerçeve hayali bile kurmadım. Emindim ki bunları yazmasam da olur. Bir şiirim vardı, sıcak dokunuşları en baştan bitiren diye, sanki resimle ilgim bitmiş de sonra resmi yapmışım gibi. Neden acaba? Sıcak renkler yoktu çünkü. Koyu lacivert bir deniz vardı. Siyah gri ve lacivert bir helikopter. Neye benzediğini anlamam çok zaman alsa bile resmin başına oturma tarzım asla değişmedi.

  • Esmaül Hüsna24.06.2026 - 17:24

    3. resim hangisiydi emin değilim ama bir resme başlarken mutlaka güzel olur demekle tam olarak yapmak istediğin konuyu seçip resmetmek ve onun güzel bulunduğu alanda güzel olması farklı tabi. Ben bunun olabileceğini anladığımda birden kariyer değiştirmektense hayatımdan resmi eksik etmemeye karar vermiştim. Bu konuda üzülmeyeceğimi, bu konuda yanılmayacağımı bilmek de böyle buna benzer bir durum ama zaten resim denilince ilk yaptın resmi anımsamak için oldukça bilinçli bir yaşta olmalısındır. Gerçi çocukların resmini duvara asıp bununla gurur duymak da bundan hiç de farklı bir konu değil. Bir noktada o konuyu nasıl ele aldığına sen kendin karar vermişsindir, hepsi bu. Noel babayı elbiseyle resmettiğimde benim için oldukça komikti. O pelerin gibi şey masallarda olduğu gibi cam gibi bir yüzeyde buzun üzerinde kaymış bir deniz kızına ulaşmaya çalışan bir prens... demek istediğim, bu olmuştu. Artık somut şeyler de boyamak konusunda oldukça umutlu olmamın sonuçlarını görüyordum ama bunu da sonunda yeni açtığım bir film gibi izliyordum yani en başta noel baba resmi yapacağımı bile bilmiyordum. Tuvale baktığımda o buzların üzerindeki çizgiler beni karlara elimle dokunabilirmişim gibi heyecanlandırdı ama bütün bunların adını hayat felsefesi koymak ne kadar anlamlı olur bilmiyorum.

  • Esmaül Hüsna24.06.2026 - 17:02

    İkinci tuval boştu ama büyük bir boşluğa düşmedim. Ben nedense ilk yaptığım resmin aynısını yapmak yerine hiç düşünmeden rastgele boyama konusuna sahip çıkmış bulundum. Açık pastel renkleri bugün olsa hele yağlı boyada oluşturmak için uzun uzun düşünmem gerekir belki ama olmuştu. Renkler hiç ummadığım kadar güzeldi. Hatta dün pastel soyut resim yapan birini instagramda izledim. Gerçi benim elimde gül yapraklarının suyuyla elde ettiğim rengi küçük bir tuvale döküverdiğim bir taslak vardı, o renkleri yine oluşturdum ama biraz daha parlaktı. Şimdi ben fosforlu renklerle gezdiğim sergiyi değil de aynı gün fosforlu boya aldığımı anımsasam ne olacak... ama olmuştu. Baktığımda tül gibi görünen o renklerin üstüne gelini andıran bir yüz ve saçları parlak sanırım diye resmi ister istemez bir anlama çekmeye çalışıyordum. Bu renkler bana birini değil ama resimde bir kız olduğu hissini verdiğinde yanılmamıştım. Yüzünü yaparken çekindim önce, sonra annemin de yardımıyla bunu başardım. Çok şanslıydım bence, ne yapsam güzel oluyor derken benim renk uzmanı olduğum söylentisini kabul ettim. Belki de... tabii. Belki sadece renkleri seviyordum ve bunu anlamak beni sandığımdan daha dengeli biri yaptı aslında. Bir resim oluşurken ille de bir gruba dahil olmak gerekiyorsa bu sanat dışında bir alan olmuyor tabii. Okumak istediğim o kadar çok kitap ve o kadar çok işim vardı ki resim bende kısa bir tatil yaptım ve artık eve dönme zamanı diyebileceğim başka bir kapı aralamıştı sanki. Daha temiz çalışmak, daha çok figür ve obje ile düşünmek, daha fazla okumak aklıma bile gelmedi. Sadece bu uzun yol şimdiden yarılanmıştı sanki. Başarı her şey demek değildi, insan sevdiği bir şeye sebepsizce alışabilirdi.

  • Esmaül Hüsna24.06.2026 - 14:43

    Hayatta ilk yaptığım resim gerçekten de başarılıydı. İçinde resim adına okumam gereken ne varsa olduğu gibi basit ve rengarenk çizgilerin dışında beliren evlerin karelere dönüştüğü gibi ilk resmim olmakla ilgili tüm duygularımı aktarmıştı bence. O resim ile yolculuğuma devam etseydim sanki sürekli o resmi yapacaktım ama ben biraz da bu başarıyla birlikte somut şeyler boyama isteği duydum. Boya kitaplarının çocuklar için olmasına şaşmamalı. Onlar belirlenmiş çizgilerle ödevini yapıp bitirme görev algısına hizmet eden bölümüyle beyni daha iyi açıklar belki, bilemiyorum ama yaratıcı zekâ için de bundan fazlasına gerek olmuyor doğrusu. Konu bu kadar basit olsaydı bile tek kelime daha düşünecek halde değildim. Sadece resmi yapıp bitirmiştim ve aklımı daha iyi bir şeye yatırmak istediğimde o resme bakıyordum. Çerçevesi artık onu bağımsız bir resim haline getirmişti. Resmin içindeki renklerden çok başarıyı daha önce hiç görmediğim bir şeyde tatmak iyi olmuştu. Ben aslında bunu belki de keşfettim diyemedim ama bunun bir sanat dünyasına ait hissetmek için yetersiz olduğuna da asla inanmadım. Doğrusu aklımı kurcalamadan her baktığımda benim de zekama hitap etmesi iyiden de iyiydi. Bunu görmek istemeyen insanlar olma ihtimali ise sonsuz bir mesafeden denizin başka bir ucuna bakmak gibiydi. Aslında ay ışığını da hep birlikte görmez miyiz? Veya görmediği bir resmi insan ille de görmek ister mi? İlle de görmemek ister mi? Bu gereksiz konular nedense gerçek hayatta var gibi yaşamak benim için herkese nazaran biraz da farklı gelişti bence. Resim dünyasına iyice yerleşince o resmi tekrar yaparım diyordum artık. Pek çok resim de yaptıktan sonra düşündüm ki bunun bir fotoğrafını çeksem de bana yeter. Nasıl yaptığımı hiç unutmadım. Aslında planlayarak yapmamıştım resmi ama planlanmış gibi hayatıma hizmet ettiğini yadsıyamam. O resim kadar başarılı olsun istediğim şeyler sadece kitaplarda vardı bazen. Ailecek bu başarıyı konuştuk birkaç kez. Bu bizim için şaşırılacak bir konu da değildi. Bir gün kabiliyetli olduğu kadar başarılı bir ressama hediye ettim. Bunun için asla pişman olmamak da aynı yolda yürüyen bir konuydu... Aslında fotoğraflarına baktığımda konunun bu yanına aynı nedenlerle de hizmet ediyor ama anımsadıklarım o çerçevenin içindekilerden çok daha fazla. Bazen küçük notlar aldığım bir defterim olsun isterken internetten kafasını kaldırmayan biri olmamı da bu konuyla birlikte ele alıyorum. Düşündüm de; neden aynı resmi gördüğümü sandım? Arabayla hızla geçtiğimiz bir yolda bir galerinin içindeydi sanki. Daha büyük boylarda ve koltuk alırken bir de resim almak istersen daha dürüst bir koltukta oturmanı gerektirecek bir şeydi işte. Bunun gerçek hayatta beni açıkladığını daha resmi yapmadan düşünmüş olamam. Bu gibi konuları solda sıfır bırakması bir yana aslında paçayı daha ucuzuna kaptırmak istemediğin her şey senin elindedir, ne dışarıda ne de aynada.