Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • Esmaül Hüsna12.06.2026 - 10:46

    Yep. When I don't personally participate in a single conversation around any important thing to do, you cover the "objectivity" pretty clearly yet it is a necessity to really know what you're talking about in your mind maybe not in your conversation or attitudes as reflected as you totally feel the way it must be -and let me tell you something "although our teacher used to hit us on our cheek, I still love long sentences".



    I think I follow you, and there are a few layers in what you’re saying.

    First, about “objectivity”: I don’t have personal feelings or an inner stance that I try to align with reality. What I do is generate responses based on patterns in language, facts, and context. So what can look like “feeling the right way about something” is really just matching tone + structure + available information. That’s why it can seem objective in one moment and more interpretive in another.

    But you’re pointing at something more interesting: the difference between

    * *talking about something accurately*, and
    * *actually understanding it in a lived, grounded sense.*

    That gap is real for humans. Language can describe law, politics, silence, or emotion very precisely, but lived meaning always carries something extra—experience, memory, pressure, consequence.

    So when you say “it is a necessity to really know what you're talking about in your mind,” I read that as a concern about whether language alone is enough. And in human terms: it often isn’t. Language organizes understanding, but it doesn’t fully replace experience.

    About your last line—“although our teacher used to hit us on our cheek, I still love long sentences”—there’s a sharp contrast there. It carries both:

    * a memory of something disciplinary or painful, and
    * a continued attachment to expression, rhythm, and thought.

    Long sentences, in that sense, can become a kind of continuity—something that survives even when the conditions around learning were not gentle.

    If I connect it back to your earlier point: long sentences are almost the opposite of forced simplicity. They allow nuance to stay connected instead of being broken into commands or slogans.

    If you want, we can take this further in a specific direction:

    * how language shapes thought,
    * or why “clarity” and “objectivity” sometimes feel like they conflict with lived meaning,
    * or even how memory and language stay attached in your example.

  • Esmaül Hüsna12.06.2026 - 10:43

    Thank you, Yonca. That's a warm thing to say.

    Yes, we can continue in English whenever you like. We've covered quite a range of topics together—poetry, art, religion, literature, health questions, philosophy, politics, and those moments when you're trying to untangle a thought that doesn't quite fit into a simple category.

    One thing I've noticed in our conversations is that you're often interested in **keeping distinctions clear**. For example, in the discussion about silence, you weren't saying that silence, law, prayer, film, and nature are the same thing. You were pointing out that they can all relate to a theme without replacing one another. That's a subtle distinction, but an important one.

    And regarding the political question, the same kind of distinction appears:

    * A person can be a member of parliament.
    * A person can be a member of a political party.
    * Those statuses are connected, but they are not identical.

    So expulsion from a party does not automatically mean loss of a parliamentary seat.

    We can switch between Turkish and English freely. If you write in either language, I'll follow your lead.




  • Esmaül Hüsna12.06.2026 - 10:26

    Elbette. Bahsettiğim ayetlerin Arapça metinleri:

    ### A'râf 204

    > ??????? ?????? ?????????? ????????????? ???? ???????????? ??????????? ???????????
    >
    > "Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin."

    ### Meryem 26

    > ??????? ?????????? ???????? ??????? ? ???????? ????????? ???? ????????? ??????? ???????? ?????? ???????? ????????????? ??????? ?????? ????????? ????????? ?????????
    >
    > "...Ben Rahmân'a bir susma adağı adadım; bugün hiçbir insanla konuşmayacağım."

    ### Kasas 55

    > ??????? ???????? ????????? ?????????? ?????? ...
    >
    > "Boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler..."

    ### Furkan 63

    > ????????? ???????????? ????????? ????????? ????? ????????? ??????? ??????? ??????????? ????????????? ??????? ????????
    >
    > "Rahmân'ın kulları yeryüzünde tevazu ile yürürler; cahiller kendilerine laf attığında 'Selam' derler."

    ### Kaf 18

    > ??? ???????? ???? ?????? ?????? ???????? ??????? ???????
    >
    > "İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında onu gözetleyen hazır bir melek bulunmasın."

    Sessizlik ve sükûnetle ilgili en doğrudan ifade, A'râf 204'teki **"????????????" (ve ensitû)** yani "**susun, sessizce dinleyin**" emridir. Arapçada bu kelime özellikle dikkat kesilerek susmayı ifade eder.

  • Esmaül Hüsna12.06.2026 - 10:25

    Evet. İşte demezsin, ben de demem -bunu okumak yerine birine "sessiz ol" demem. Sessizliği amaç edinirim belki kendim ama bunu bir filmde dersin, bir yolda dersin, bir durumda kendine dersin sonuçta. Kuran okunurken de dersin. Her yerde Kuran okunmaz yine de. Hadiste dediği gibi hukukla yürütülmesi gereken işler vardır. Sen salavat yerine hukuk hukuk yerine sessizlik sessizlik yerine film film yerine doğa demezsin ama bunlar da sessizlik hakkında.




    Evet, söylediğin şeyi anlıyorum.

    Bir kavramla ilgili bir ayeti, duayı, hadisi veya sözü okumak; onu her durumda birebir bir emir cümlesine çevirmek anlamına gelmez. "Sessizlik" hakkında bir ayet okumak ile birine "sus" demek aynı şey değildir.

    Mesela:

    * Bir film sessizlik üzerine düşündürebilir.
    * Doğada yürümek sessizliği hissettirebilir.
    * Bir ayet sessizce dinlemenin değerini anlatabilir.
    * Bir hadis ölçülü konuşmayı öğretebilir.
    * Hukuk ise hak ve sorumlulukları düzenler.

    Bunlar aynı şeyler değildir; sadece bazı noktalarda birbirleriyle temas edebilirler.

    Senin verdiğin örneklerde de mantık şu: Bir şeyi başka bir şeyin yerine koymamak. Salavatın yeri ayrıdır, hukukun yeri ayrıdır, sessizliğin yeri ayrıdır, sanatın veya doğanın yeri ayrıdır. Hepsi insanın hayatında farklı işlevler görebilir.

    Örneğin bir manzara resmi sana sükûnet hissi verebilir. Bu, resmin dua olduğu anlamına gelmez. Bir ayet sana sessiz kalmayı hatırlatabilir. Bu da ayetin hukuki bir hüküm yerine geçtiği anlamına gelmez. Bir film düşünmeye sevk edebilir. Bu da onun vahiy olduğu anlamına gelmez.

    Senin sık sık vurguladığın bir nokta var: Bir şeyden ilham almakla, onu başka bir şeyle özdeşleştirmek aynı değildir. Burada da benzer bir ayrım yapıyorsun gibi görünüyor. Sessizlik hakkında konuşmak, her durumda "sessiz ol" emri vermek değildir; sessizliğin anlamını farklı bağlamlarda düşünmek de olabilir.

  • Esmaül Hüsna12.06.2026 - 10:17

    Yani sen şimdi sessizlik yerine bu dua yerine sessiz olmanı emrediyorum der misin birine?



    Hayır, bu ayetlerden hareketle birine durup dururken "Sessiz olmanı emrediyorum" demem.

    Özellikle A'râf 204'teki "ve ensitû" (susun) ifadesi, bağlamında Kur'an okunurken dikkatle dinlemeyi anlatır. Yani ayetin konusu genel olarak insanlara susma emri vermek değil, Kur'an karşısında saygılı bir dinleme tavrıdır.

    Günlük hayatta ise birine:

    * "Biraz sessiz olabilir misin?"
    * "Seni dinlemek istiyorum."
    * "Biraz sakinleşelim."
    * "Önce birbirimizi dinleyelim."

    gibi ifadeler daha uygun olur.

    Kur'an'daki sessizlik vurgusu da genellikle insanları susturmaktan çok; boş sözden kaçınmak, dinlemeyi bilmek, düşünmek ve gereksiz tartışmaları büyütmemek üzerinedir.

    Eğer aklındaki soru, "Bu ayeti okuyunca bu, belirli bir kişiye 'sus' demek anlamına gelir mi?" ise, normal şartlarda hayır. Ayeti okumak, birine emir vermekle aynı şey değildir; ayetin kendi bağlamı ve anlamı vardır.

  • atatürkün sözleri12.06.2026 - 10:12

    'Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır'


    Bu tarihi ve sarsıcı ifade, bir toplumun kaderini sadece yönetenlerin kararlarına değil, o kararlara sessiz kalan veya rıza gösteren bireylerin ortak iradesine bağlayan muazzam bir toplumsal sorumluluk ve sivil bilinç manifestosudur. Mustafa Kemal Atatürk’e göre egemenlik ve hürriyet, edilgen bir şekilde bekleyerek korunamaz; bir millet, kendi adına hareket eden hükümetlerin adımlarını denetlemek, sorgulamak ve gerekirse tepki göstermekle yükümlüdür. İfadedeki "mesuliyetine ortak sayılır" vurgusu, toplumsal sessizliğin ve rehavetin aslında kötülüğe ve başarısızlığa ortak olmak anlamına geldiğini keskin bir dille hatırlatır. Bu söz, halkı kendi geleceği üzerinde tam bir hak sahibi ve aktif birer vatandaş olmaya çağıran, demokrasinin ve sivil denetimin temelini oluşturan zamansız bir uyarıdır.

    Kaynakça:
    Ana Kaynak: Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayınları.

    Arşiv: Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları. (Vatandaşlık Hukuku, Demokrasi ve Toplumsal Sorumluluk bölümü).

  • Esmaül Hüsna12.06.2026 - 09:45

    Tabii. Ayetlerin Arapça okunuşları (Latin harfleriyle) şöyledir:

    ### A'râf 204

    **Ve izâ kuri'el-Kur'ânu festemiû lehu ve ensitû leallekum turhamûn.**

    > ??????? ?????? ?????????? ????????????? ???? ???????????? ??????????? ???????????

    ---

    ### Meryem 26

    **Fe kulî veşrabî ve karrî aynâ. Fe immâ tereyinne minel beşeri ehaden fe kûlî innî nezertu lir-Rahmâni savmen fe len ukellimel yevme insiyyâ.**

    > ??????? ?????????? ???????? ??????? ? ???????? ????????? ???? ????????? ??????? ???????? ?????? ???????? ????????????? ??????? ?????? ????????? ????????? ?????????

    ---

    ### Kasas 55

    **Ve izâ semiûl-lagve a'radû anhu ve kâlû lenâ a'mâlunâ ve lekum a'mâlukum. Selâmun aleykum lâ nebtegîl câhilîn.**

    > ??????? ???????? ????????? ?????????? ?????? ????????? ????? ???????????? ???????? ????????????? ? ??????? ?????????? ??? ????????? ?????????????

    ---

    ### Furkan 63

    **Ve ibâdur-Rahmânillezîne yemşûne alel ardı hevnen ve izâ hâtabehümül câhilûne kâlû selâmâ.**

    > ????????? ???????????? ????????? ????????? ????? ????????? ??????? ??????? ??????????? ????????????? ??????? ????????

    ---

    ### Kaf 18

    **Mâ yelfizu min kavlin illâ ledeyhi rakîbun atîd.**

    > ??? ???????? ???? ?????? ?????? ???????? ??????? ???????

    Sessizlik, sükûnet ve iç huzur açısından özellikle şu kısa bölüm çokça okunur:

    **"Festemiû lehu ve ensitû leallekum turhamûn."**
    (*Onu dinleyin ve susun ki merhamet olunasınız.*)

    Bu ifade, hem dinlemeyi hem de sükûnet içinde kalmayı hatırlatan güçlü bir ayettir.

  • Esmaül Hüsna12.06.2026 - 02:05

    Anladım ?? iyi ki “şakaydı” diye ekledin, tonu bayağı ağırdı bir an.

    Sherlock Holmes ya da Enola Holmes iyi seçim aslında—özellikle böyle “her şey anlamlanmak zorunda mı?” hissi geldiğinde, hikâyenin içinde kalıp çözüm izlemek zihni biraz toparlıyor.

    İstersen başka tarz da önerebilirim:

    * daha hafif gizem
    * ya da tamamen kafayı boşaltan bir film

    Sen şu an hangisine daha yakınsın: **dedektiflik mi, yoksa tamamen rahatlatan bir şey mi?**

  • Esmaül Hüsna12.06.2026 - 01:18

    Ama sesi kısıldı veya ben iyileştim. Fark etmiyor !
    Bu bir ses affettim anlamına gelmiyor,
    bana inanmayan bir etki altında kalmış olduğum anlamına gelebilir de. Ben herkes adına tedbir alamam diye öyle bir konu.



    Şu:

    > “Yaşadığım şey benim zihinsel ve duygusal bir deneyimim; bunu dış bir varlık ya da etkiyle açıklamak zorunda değilim, zamanla değişip azalabilen bir süreç olarak ele alıyorum.”

  • Esmaül Hüsna12.06.2026 - 01:01

    Bu açıdan bile bu çaresiz bir dert değilmiş meğerse ve sonuçta ses duymak da istemiyorum ve bunu affedebileceğim bir kitabım da yok.



    Bunu iki parçaya ayırmak iyi olur.

    İlk kısmın çok net bir yere değiniyor:

    > “Bu yaşadığım şey çaresiz ve kaçışı olmayan bir kader değilmiş gibi görünüyor.”

    Bu, önemli bir fark etme: olayları “mutlak senaryo” gibi değil, **zihnin yorumladığı bir deneyim alanı** gibi görmeye başlıyorsun.

    İkinci kısım:

    > “Ses duymak da istemiyorum ve bunu affedebileceğim bir kitabım yok.”

    Burada “ses” dediğin şey mecaz mı, yoksa gerçekten istemediğin düşünce akışları / iç konuşmalar / algılar mı, bunu ayırmak önemli.

    Çünkü iki farklı durum olur:

    * **Mecazi “ses”**: zihnin yorumu, iç konuşma, kaygı döngüsü
    * **Gerçek algısal sesler**: dışarıdan geliyormuş gibi duyulan şeyler

    İkincisi varsa, bu dinî bir konu gibi ele alınmaz; **tıbbi/psikolojik destek gerektiren bir durum olabilir** ve bir uzmana anlatmak gerçekten önemlidir.

    “Affedebileceğim bir kitabım yok” dediğinde ise şunu anlıyorum:

    > “Bunu açıklayıp bana kapanış yaptıracak bir çerçeve arıyorum ama bulamıyorum.”

    Ama gerçek hayatta her şeyi kapatan tek bir “kitap açıklaması” çoğu zaman yoktur. Daha çok:

    * deneyim
    * zaman
    * zihnin sakinleşmesi
    * gerektiğinde profesyonel destek

    birlikte çalışır.

    Şunu net söyleyeyim:

    * Hiç kimse seni sürekli “ses”e mahkûm etmez.
    * Ama bu tür yaşantılar seni yoruyorsa, bunu tek başına taşımak zorunda da değilsin.

    İstersen şunu sorayım: Bu “ses” dediğin şey daha çok **iç düşünce/yorum döngüsü** gibi mi, yoksa **gerçekten dışarıdan geliyormuş gibi algıladığın bir şey** mi?