Albert Einstein yüzyılımızın önemli isimlerinden birisi hiç şüphesiz. Onu, ilk defa Galile tarafından dile getirilen fakat kendisinin geliştirdiği izafiyet teorisi, ayrıca madde-enerji ilişkisini veren ünlü (E=mc2) denklemi ve 1922'de Nobel ödülü almasını sağlayan fotoelektrik etki üzerindeki çalışmalarıyla tanıyor dünya. Einstein sadece iyi bir fizikçi ve matematikçi değildi, matematiği fizikte iyi kullanabilme kabiliyetine de sahipti. Evreni en azından mekanik anlamda iyi anlayabilen başarılı bir sentezciydi.
Kimine göre bir keman virtüyözüydü aynı zamanda. Annesi ona küçükken keman dersleri aldırmıştı ve müziği seviyordu (müzik ve matematiğin tabiî ilgisi) . Yakından tanıyanlara göre ise bir virtüyöz olamadı ancak, amatörler arasında da hatırı sayılır bir yeri vardı.
Türkçeye çevrilen eserlerde aşağıda yer verdiğimiz türden düşüncelerine pek rastlanmasa da, Batı'nın kendi kriterleri açısından 20. yüzyılın önemli düşünürlerinden birisi olarak kabul ettiği Einstein aslında felsefî meselelerle çok erken yaşlarda ilgilenmeye başlamıştır. Bunda kısmen, evlerinde kiracı olarak kalan Max Talmey adlı bir öğrencinin payı olduğunu söyler. Küçük Einstein henüz 13 yaşındayken Leibniz'in bazı metinlerini ve Kant'ın Saf Aklın Tenkidi'ni Talmey ile birlikte okuyup tartışmıştır. Daha sonra, madde ve enerji arasındaki eşdeğerlik ilkesine dair notlarında ünlü Alman filozofu Leibniz'den de bahsedecektir.
Einstein bilimsel gerçeklik, felsefe, etik ve siyasete dair yazılar yazmış, sosyal konular üzerinde de düşünmüş ve kanaatlerini fiziksel metaforlarla değil de, herkesin anlayacağı bir dille (sehl-i mümteni) ifade etmiştir. Bunlar, esas olarak Einstein'ın düşünce yapısı hakkında (her ne kadar bazı tarafları; yetiştiği dönem, ortam ve din kültürüne bağlı olarak bize garip ve ters gelse de) fikir vermesi açısından önemlidir. İşte bunlardan bazıları:
'Müzik için bir tutku olduğu gibi, anlamak için de bir tutku vardır. Bu tutku daha ziyade çocuklarda görülür, fakat yaşın ilerlemesiyle çoğunda kaybolur. Bu olmaksızın, ne matematik ne de tabiî bilimler olurdu. Bende her zaman mevcut olan bu tutku asla azalmadı.'
'Konfor ve mutluluk benim için asla ulaşılması gereken amaçlar olmadı. Mal sahibi olma, aldatıcı vitrin başarıları ve lüks hayat ilk gençlik döneminden bu yana bana küçümsenmeye ve hor görülmeye lâyık şeyler gibi geldi. Hatta ahlâkın bu en alt derecesini zevk düşkünü sefihlerin ideali olarak adlandırıyorum.'
'Hayat her zaman bir birşey olmaktır, asla mevcut olmak değil.'
Din ve Ahlâk 'Kozmik dinî tecrübe, derin bir bilimsel araştırma sırasında birden beliren en soylu, en güçlü birşeydir. Kendi çabalarını ve yeteneğini anlamayan, bilimsel düşüncede hiçbirşeyin kendiliğinden oluşmayacağını görmeyen kişi, bilimsel bir eseri doğurabilecek tek şey durumundaki doğrudan pratik hayatın gücü olan his gücünü değerlendirmesini de bilemez.'
'Dinin gerçeği benim için, insanın kendisini bir başka insanın yerine koyabilmesi, onun sevinciyle sevinip, onun üzüntüsüyle kederlenmesidir.'
'Emredici ahlâk insanlığın en kıymetli geleneğidir. Ahlâkî davranış basitçe, hayatın belli zevklerine sırt dönmenin emredilmesine dayanmaz. Daha ziyade, bütün insanlar için daha mutlu bir kader olarak kabul edilen faydaya dayanır
Albert EİNSTEİN; yüzyılın en iyi bilimadamı seçildi.Binlerce bilimadamı kendine hep onu örnek aldı(bende dahil) .Bulduğu teoremlerle dünyayı ayağa kaldırdı.Bir çok mualifinin EİNSTEİN teoremlerini hiçe saymak için püskürttükleri hırçınlığı, yaptığı basın toplantılarındaki inanılmaz sakinliğiyle bertaraf etti.Günümüzde bile ispatlanamayan teoremlerini tüm dünyaya kabul ettirirken, soğukkanlılığını ve barışçı tavırlarını herkes ayakta alkışladı.İvme kuramını oluşturmak için tam 7 yıl odasından dışarı çıkmadı.Bilimin ilgi odağı olduğunu bildiği için ortaya attığı yanlış teoremlerde olmuştur ama bu teoremlerin bile bilime çok farklı boyutlar kattığı tartışılamaz bir doğrudur.Tek kelimeyle özetlemek gerekirse; EİNSTEİN tek başına insanlık tarihini tamamen değiştiren ve insanların uzayın gizemli dünyasına dalmasını sağlayan teoremleriyle bilimi köklü bir değişikliğe uğratmış ve tarih sayfalarına kendi adını altın harflerle yazdırmıştır...
Esperanto, cesitli uluslardan insanlar arasInda anlasmayI oldukca kolaylastIran uluslararasI bir dildir. Günlük yasamda Esperanto, yaklasIk yüz yIldIr kendisini canlI bir dil olarak kanItladI. Esperanto ile insan, her türlü düsüncesini zorlanmadan ifade edebilir.
UluslararasI ve tarafsIz bir dildir!
Esperanto hicbir ulusa yada devlete ait deg'ildir. Bu yüzden hicbir kültürü dig'erlerinden üstün yada düsük seviyede tutmaz. Esperanto her ulusa ve her devlete aittir ve farklI kültürler arasInda köprüler kurar.
Esperanto çok kolaydIr!
Kolay ve mantIklI gramatig'inden, uzun sözcüklerin kolayca bitistirilebilmelerinden ve uluslararasI sözcük hazinesinden dolayI Esperanto herhangi bir yabancI dilden cok daha kolay ög'renilir.
Albert EİNSTEİN; yüzyılın en iyi bilimadamı seçildi.Binlerce bilimadamı kendine hep onu örnek aldı. Bulduğu teoremlerle dünyayı ayağa kaldırdı.Bir çok mualifinin EİNSTEİN teoremlerini hiçe saymak için püskürttükleri hırçınlığı, yaptığı basın toplantılarındaki inanılmaz sakinliğiyle bertaraf etti.Günümüzde bile ispatlanamayan teoremlerini tüm dünyaya kabul ettirirken, soğukkanlılığını ve barışçı tavırlarını herkes ayakta alkışladı.İvme kuramını oluşturmak için tam 7 yıl odasından dışarı çıkmadı.Bilimin ilgi odağı olduğunu bildiği için ortaya attığı yanlış teoremlerde olmuştur ama bu teoremlerin bile bilime çok farklı boyutlar kattığı tartışılamaz bir doğrudur.Tek kelimeyle özetlemek gerekirse; EİNSTEİN tek başına insanlık tarihini tamamen değiştiren ve insanların uzayın gizemli dünyasına dalmasını sağlayan teoremleriyle bilimi köklü bir değişikliğe uğratmış ve tarih sayfalarına kendi adını altın harflerle yazdırmıştır...
DNA (Deoksiribonükleik asit): karbon, hidrojen, oksijen, azot, fosfat atomlarından oluşan ve hücrenin bütün hayati fonksiyonlarında rol alan dev bir moleküldür
İnsanlar tarih boyunca 'Evrende gördüğüm canlı-cansız herşey nasıl var oldu? ', 'Ben kimim ve nereden geldim? ' gibi sorulara cevap aramışlardır. Bu konularda felsefi yorumlar yapmış, kendilerince türlü türlü fikirler üretmişlerdir. Oysa bu soruların, uzun araştırmalar gerektirmeyen, çok açık ve kesin bir cevabı vardır. Kendi bedeninden başlayarak, tüm evrende var olan canlı ve cansız varlıkları hiçbir önyargı taşımadan inceleyen her insan, tüm kainatın çok üstün bir güce, akla ve ilme sahip bir Yaratıcı tarafından yaratıldığını görecektir. Üzerinde yaşadığı gezegenle bedeni arasındaki kusursuz uyumdan uzaydaki galaksiler, yıldızlar ve tüm diğer gökcisimleri arasındaki dengeye, yaşamak için ihtiyaç duyduğu suyun yeryüzüne bol miktarda yerleştirilmiş olmasından çevresindeki rengarenk dünyaya, olağanüstü güzellikteki canlılara kadar her detay merhametli ve koruyucu olan bir Yaratıcı'nın varlığını açıkça gösterir. O üstün Yaratıcı, alemlerin Rabbi olan Yüce Allah'tır. Nitekim Allah, insanın biraz düşünerek bulabileceği Yaratılış Gerçeğini, kendileri arasından seçtiği elçileri aracılığı ile de tüm insanlara bildirmiştir. Ne var ki, tarih boyunca birçok insan kendilerine anlatılan gerçekleri inkar etmişler, önlerine Allah'ın varlığı ile ilgili bütün deliller konduğu, hatta Allah kimi zaman onlara apaçık mucizelerini gösterdiği halde, Allah'ın varlığını inkarda diretmişlerdir. Allah, son vahyi olan Kuran'da bu tür insanların varlığını şöyle bildirir:
Olanca yeminleriyle, eğer kendilerine bir ayet gelse, kesin olarak ona inanacaklarına dair Allah'a yemin ettiler. De ki: 'Ayetler, ancak Allah katındadır; onlara (mucizeler) gelse de kuşkusuz inanmayacaklarının şuurunda değil misiniz? Biz onların kalplerini ve gözlerini, ilkin inanmadıkları gibi tersine çeviririz ve onları tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda terk ederiz. Gerçek şu ki, Biz onlara melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve herşeyi karşılarına toplasaydık, -Allah'ın dilediği dışında- yine onlar inanmayacaklardı. Ancak onların çoğu cahillik ediyorlar. (En'am Suresi, 109-111)
Diğer bir grup insan ise, Allah'ın varlığını sözle kabul ettiklerini söyleseler bile, davranışlarından O'nun gücünü, sonsuz kudretini takdir edemedikleri anlaşılmıştır. Allah'ın herşeyin Yaratıcısı olduğunu bildikleri halde bu insanlar, elçiler vasıtasıyla tebliğ edilen gerçekleri reddetmişler ve onlardan yüz çevirmişlerdir. Allah, bu tür insanların içinde bulundukları ruh halini de Kuran'da haber vermiştir:
O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz. O, sizi yeryüzünde yaratıp-türetendir ve hepiniz yalnızca O'na (döndürülüp) toplanacaksınız. O, yaşatan ve öldürendir; gece ile gündüzün aykırılığı (veya ardarda gelişi) da O'nun (kanunu) dur. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız? Hayır; onlar, geçmiştekilerin söylediklerinin benzerini söylediler. Dediler ki: 'Öldüğümüz, bir toprak ve bir kemik olduğumuz zaman, gerçekten biz mi diriltilecek mişiz? ' 'Andolsun, bu tehdit, bize ve bizden önceki atalarımıza yapılmıştı; bu, geçmişlerin uydurma masallarından başka bir şey değildir.' De ki: 'Eğer biliyorsanız (söyleyin :) Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir? ' 'Allah'ındır' diyecekler. De ki: 'Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? ' De ki: 'Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir? ' 'Allah'ındır' diyecekler. De ki: 'Yine de sakınmayacak mısınız? ' De ki: 'Eğer biliyorsanız (söyleyin :) Herşeyin melekutu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken kendisi korunmuyor.' 'Allah'ındır' diyecekler. De ki: 'Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz? ' Hayır, Biz onlara hakkı getirdik, ancak onlar gerçekten yalancıdırlar. (Mü'minun Suresi, 78-90)
Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi, bu insanlar Allah'ın herşeyin Yaratıcısı olduğunu bildikleri, göklerin ve yerin Hakimi'nin Allah olduğunu tasdik ettikleri halde dini inkar etmektedirler. Allah'ın elçileri vasıtasıyla bildirdiği diriliş gününün ve ahiretin varlığını reddetmekte, hatta bu gerçekleri geçmişten gelen bir 'masal' olarak gördüklerini söylemektedirler.
Peki bu insanlar Allah'ın varlığının delillerini gördükleri ve dilleriyle de açıkça ikrar ettikleri halde nasıl hala ısrarla inkarlarını sürdürebilmektedirler?
İşte bu sorunun cevabı da yukarıdaki ayette verilmektedir: Allah bu insanlara 'öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz? ' diye seslenerek, onların 'büyülenmiş' insanlar olduklarına, yani adeta bir büyünün etkisi altındaymış gibi davrandıklarına dikkat çekmektedir.
Peki birtakım insanlar neden hem kendilerini hem de diğer insanları böyle gerçek dışı telkinlerle ve büyü yöntemleriyle kandırmaya çalışmaktadır?
Allah'ın varlığına ve sonsuz gücüne iman eden, bu gerçeği anlamazlıktan gelmeye çalışmayan bir kişi aynı zamanda Allah'a karşı sorumlu olduğunun da bilincine varır. Allah her insan gibi kendisini de yoktan var etmiş ve evrendeki pek çok şeyi de onun hizmetine vermiştir. Doğumunun, hayatının ve ölümünün Allah'ın gücü ve iradesi altında olduğunu kavrayan insan, tüm hayatını, kendisini yoktan yaratarak sayısız nimetle nimetlendiren Yaratıcısı'nı hoşnut etmek için geçirmelidir.
İnkar edenler ise kibirlerinden dolayı Allah'a boyun eğmeyi, O'nun hoşnutluğunu aramayı, Allah'ın emir ve yasaklarını dinlemeyi bir türlü kabullenemezler. Onlar, başıboş olmayı, hiçbir güce itaat etmemeyi kendilerine ilke edinmişlerdir ve bu, onların inkara yönelmelerine neden olur. Allah 'İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı sanıyor? ' (Kıyamet Suresi, 36) ayetiyle insanların bu özelliklerine dikkat çekmiştir. Allah bir başka ayetinde ise insanların gerçekleri anladıkları halde, kibirlerinden dolayı inkar ettiklerini şöyle bildirmiştir:
Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak. (Neml Suresi, 14)
İNKARCILARIN İNKARLARINI DESTEKLEYEBİLECEK BİR DELİL ARAYIŞLARI İnsanoğlu yeryüzünde yaşamaya başladığından bu yana, insanların büyük bir bölümü Allah'ın varlığını yukarıda saydığımız sebeplerden dolayı inkar etmiştir. Bu nedenle de her zaman için inkarlarını destekleyebilecek deliller aramışlar, ancak Allah'ın varlığının çok açık olan delilleri karşısında bunu başaramamışlardır.
19. yüzyıla gelindiğinde ise, dini inkar eden ve kendini Yaratıcısı'na karşı sorumlu görmeme isteği ile dolu olan bir insan, inkarcıların üzerinde adeta büyü etkisi oluşturan bir iddia ile ortaya çıkmıştır. İşte bu kişi, amatör bir biyolog olan Charles Darwin'dir. Darwin, 19. yüzyılın ilkel bilim seviyesi ile, canlıların kökeni konusunda Yaratılış Gerçeğini inkar eden bazı tutarsız fikirler öne sürmüştür. Bu fikirleri ilk olarak Türlerin Kökeni isimli kitabında biraraya getirerek, 'evrim teorisi'ni ortaya atmıştır.
Aslında Charles Darwin'in ortaya attığı evrim teorisinin kökeni eski çağlara kadar uzanır. Eski Yunan'daki ateist felsefecilerin çoğu evrim fikrini savunmuşlardır. Ancak Allah'ın varlığına inanan ve tüm evreni Allah'ın yarattığı gerçeğini kabul eden bilim adamları sayesinde, bu ateist felsefecilerin düşünceleri son derece sönük ve etkisiz kalmıştır. Ancak 19. yüzyılda Allah'ın varlığını inkar eden ve maddenin mutlak olduğunu iddia eden materyalist düşüncenin ön plana çıkması ile evrim düşüncesi de tekrar canlandırılmıştır.
Darwin'in birtakım asılsız varsayımlara dayandırdığı bu teorisi ile inkarcılar, kendilerince batıl fikirlerini savunabilecekleri ve sözde bilimsel bir zemine oturtabilecekleri bir malzeme sağlamışlardır. Peki nedir inkarcıları kendilerine bu kadar bağlı kılan bu teorinin iddiaları?
Evrim teorisi özetle, cansız maddelerin rastlantılar sonucunda biraraya geldiklerini ve ardından da kendi kendilerini organize ederek canlılığı meydana getirdiklerini iddia eder. Tesadüfler sonucunda meydana gelen bu canlılar doğa şartlarının sonucunda değişimlere uğrayarak birbirlerinden türemişlerdir. Bu iddiaya göre canlıları bir Yaratıcı yaratmamıştır.
İşte bazı kişilerin Darwin'in evrim teorisine bu kadar rağbet göstermelerinin nedeni, canlılığın oluşumunu bir Yaratıcı'nın varlığını kabul etmeden açıkladığına inanmalarıdır. Evrim teorisi, -bu ideolojik hedefi gözardı edildiğinde ve sadece bilimsel ve objektif bir gözle değerlendirildiğinde- hem bilime, hem de akla ve mantığa son derece aykırı bir düşüncedir. Evrim teorisinin iddialarına günümüze kadar bir tek bilimsel kanıt getirilememiştir. Bunun yanısıra canlılığın kökeni ile ilgili mevcut verilerin tamamı evrim teorisini yalanlar niteliktedir. Hatta günümüzde bilimin ulaştığı son noktada, canlılığın son derece karmaşık olan yapısı bütün ihtişamı ile gözler önüne serilmiştir. Günümüz bilim çevrelerinin de onayladığı bu gerçek, canlılığın tesadüfen oluşmasının kesinlikle imkansız olduğu, canlıların ancak çok üstün bir tasarımın eseri olabileceği, her varlıkta kusursuz bir plan ve tasarım olduğu gerçeğidir.
Ne var ki her geçen gün evrim teorisinin geçersizliğini ispatlayan yeni bir bulgu ortaya çıkmasına rağmen, evrim teorisinin bağlıları teorilerinden bir türlü vazgeçmemekte, hatta teorilerine karşı son derece fanatik bir bağlılık sergilemektedirler. Bunun nedeni ise daha önce de belirttiğimiz gibi bu teorinin ateistlere ve materyalist bir görüşe sahip olanlara Allah'ın varlığını inkarda sözde 'bilimsel' bir dayanak sağlamasıdır. Bu nedenle Darwinistler, her ne pahasına olursa olsun, bilimi dahi gözden çıkararak, teorilerine sımsıkı sarılacaklarına dair adeta bir söz vermişlerdir. Ve bu sözlerinden dönmeme konusunda da son derece kararlıdırlar.
Ünlü İngiliz zoolog ve evrimci D.M.S. Watson evrimcilerin ellerinde teorilerinin gerçekleştiğine dair en ufak bir delilleri olmamasına rağmen, neden hala ısrarla bunu savunduklarını şöyle açıklamıştır:
Evrim Teorisi'nin yaygın kabul gören bir teori olmasının nedeni bu teoriyi ispatlayacak yeterli delilin var olması değil, ancak diğer alternatifin yani doğaüstü yaratılışın tümüyle kabul edilemez olmasıdır.1
Sidney Üniversitesi antropologlarından evrimci Dr. Michael Walker ise aynı konuda şöyle der:
Birçok bilim adamı ve teknoloji uzmanının Darwin'in teorisine onay veriyor olmalarının tek nedeninin, bu teorinin Yaratıcı'nın varlığını reddetmesi olduğunu kabul etmek zorundayız.2
Evrimcilerin kendi itiraflarında da görüldüğü gibi, Darwin'in evrim teorisine bu kadar bağlı olmalarının tek nedeni vardır; o da, bu teorinin Allah'ın varlığını inkar ediyor olmasıdır. Ancak insanların tüm bilimsel deliller aksini göstermesine rağmen evrim teorisini kabul edebilmeleri için evrimcilerin ciddi bir çaba sarf etmeleri gerekir. Çünkü bilim, evrimi kabul etmemektedir. Akıl ve vicdanla bakıldığı zaman da evrimin ne denli büyük bir safsata olduğu hemen anlaşılmaktadır. İşte 'Darwinizm büyüsü' bu noktada başlar.
Evrimcilerin yapmaları gereken, gerçek olmayan bir teoriyi insanlara gerçekmiş gibi göstermektir. Bunun için adeta usta bir büyücü gibi çalışırlar ve tüm maharetlerini göstererek, insanların Darwinizm'den kopmamaları için her türlü yolu denerler. İnsanları inanılmayacak şeylere inandırmaya, onlara düşünülmeyecek şeyleri düşündürtmeye, söylenmeyecek şeyleri söyletmeye çalışırlar. Bu büyünün etkisi altına giren insanlar ise bir süre sonra apaçık gerçekleri fark edemez hale gelirler.
Aslında bu tür 'büyülenme' örnekleri tarih boyunca pek çok kez yaşanmıştır. Geçmişte de –farklı şartlar altında olsa dahi- inkarcı insanlar kendilerine elçilerin ve salih müminlerin gösterdikleri yaratılışa dair her türlü delili görmezlikten ve anlamazlıktan gelmeye çalışmışlardır. Allah, günümüzdeki örnekleriyle benzerlik gösteren bu insanların durumunu Kuran'da şu ayetleriyle haber vermiştir:
Andolsun, senden önce geçmiş topluluklara da elçiler gönderdik. Onlara herhangi bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi. Böylece Biz onu (alayı) , suçlu-günahkarların kalplerine sokarız. Onlar ona (indirilen kitaba) inanmazlar, oysaki evvelkilerin sünneti geçmiştir. Onların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de, Mutlaka: 'Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz' diyeceklerdir. (Hicr Suresi, 10-15)
İşte günümüzün 'büyülenmiş topluluk'larının başında, Darwinizm'e inananlar gelmektedir. Yaratılışa karşı inkarcıların öne sürdükleri evrim safsatası tüm dünyada bir gerçekmiş gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. İnsanlar toplu telkinlerle, verilen yanlış bilgilerle adeta 'büyülenmekte', gerçekleri göremez hale getirilmektedir. Bu durum karşısında Yaratılış Gerçeğini tasdik eden, vicdanlı insanlara düşen görev bu büyüleri ortadan kaldırmaya çalışmak ve insanları doğruya davet etmektir. Kuşkusuz doğru olan yol, göklerin ve yerin Yaratıcısı olan Allah'ın yoludur:
Gerçekten Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na ibadet edin. Dosdoğru olan yol işte budur. (Al-i İmran Suresi, 51)
Yaşamı boyunca, yazdığı 17 kitapta uzay araştırmalari ve astronomik konuları irdeleyen Amerikalı fizikçi ve astronom Carl Sagan, 62 yaşında öidü.
Yazdığı popüler kitaplar ve TV programlari ile dünya çapında ün kazanan Amerikalı fizikçi ve astronom Carl Sagan, 62 yaşında öldü. Insan zekasının kökenleri, zaman içinde yolculuk, insanoğlunun evrimi ve nükleer savaşın sonuçları gibi çok çeşitli konularla ilgilenen ve ürünler veren Sagan, aralarıda Pulıtzer de olmak üzere çok sayıda ödül kazandı. ünlü bilimcinin kazandığı ödüllerin Iistesinin, Amerika'nın 'Kim Kimdir? ' ansiklopedisinde, özet olarak ancak 30 satıra sığdırabildiği söyleniyor.
9 Kasim 1934 yılında Rus göçmeni bir ailenin çocuğu olarak New York City'de dünyaya gelen Carl Edward Sagan'ın bilime olan ilgisi çok genç yaşlarda başladı. Ailesinin desteği ile okul yıllarında büyük başarı kazanan Sagan, çeşitli burslar kazandı. 1954 yılında Chicago üniversitesi'inden mezun oldu. 1956 yılında henüz 22 yaşında iken Amerika Bilim Geliştirme Birliği'nin toplantısında, Mars'ta bitkisel yaşam olduğuna dair o güne dek kabul edilmiş teoriye karşı çıkarak adını geniş kitlelere duyuran Sagan, 1960 yılında, 'Gezegenler üzerine Araştırmalar kitabı ile astronomi ve astrofizik dalında doktorasını tamamladı. Aynı yıllarda California üniversite'inde dersler vermeye başlayan Sagan, Venüs gezegenini insanlar için yaşanabilir hale getirme projesi ile bir kez daha gündeme geldi.
1962 yılında Stanford üniversitesi'nde Nobel ödüllü profesör Joshua Ledeberg ile çalışmaya başlayan Sagan, buradaki çalışmaları sırasında dünyada yaşamın, bizim gezegenimize özgü basit organik bileşiklerden doğduğunu kanıtlamaya girişti. 1963-68 yılları arasında Harvard üniversitesi Astronomi Bölümünde çalışan Carl Sagan, ardından Cornell üniversitesi'ne taşındı. 1970'li yıllarda uzay araştırmaları ile ilgilenmeye başlayan Sagan'ın başlıca ilgi alanları arasında UFO, ve başka gezegenlerde yaşam bulunuyordu. UFO, reenkarnasyon, telepati gibi kavramlara şüpheyle bakan Sagan, yine de uzaydan ziyaretçilerimiz olabileceğine inanıyordu: 'Bilimadamlarının zihinlerini açık tutmaları gerekir. Bilimin temeli budur.'
Yaşamı boyunca yazdığı 17 kitapta uzay araştırmaları ve astronomik konuları irdeleyen Sagan, 1978 yılında 'Insan Zekasının Gelişimi üzerine Düşünceler' adlı yapıtı ile Pulitzer ödülünü kazanmıştı.
Eski Yunanca Arzın tasviri (ge, arz ve graphe, tasvir) manasına gelen coğrafya, bugünkü anlamında, yeryüzü olayları arasındaki münasebetleri, bu olayların dağılışını ve bu dağılışın nedenlerini inceleyen bir ilimdir,
TANIMADIĞIMIZ EİNSTEİN
Albert Einstein yüzyılımızın önemli isimlerinden birisi hiç şüphesiz. Onu, ilk defa Galile tarafından dile getirilen fakat kendisinin geliştirdiği izafiyet teorisi, ayrıca madde-enerji ilişkisini veren ünlü (E=mc2) denklemi ve 1922'de Nobel ödülü almasını sağlayan fotoelektrik etki üzerindeki çalışmalarıyla tanıyor dünya.
Einstein sadece iyi bir fizikçi ve matematikçi değildi, matematiği fizikte iyi kullanabilme kabiliyetine de sahipti. Evreni en azından mekanik anlamda iyi anlayabilen başarılı bir sentezciydi.
Kimine göre bir keman virtüyözüydü aynı zamanda. Annesi ona küçükken keman dersleri aldırmıştı ve müziği seviyordu (müzik ve matematiğin tabiî ilgisi) . Yakından tanıyanlara göre ise bir virtüyöz olamadı ancak, amatörler arasında da hatırı sayılır bir yeri vardı.
Türkçeye çevrilen eserlerde aşağıda yer verdiğimiz türden düşüncelerine pek rastlanmasa da, Batı'nın kendi kriterleri açısından 20. yüzyılın önemli düşünürlerinden birisi olarak kabul ettiği Einstein aslında felsefî meselelerle çok erken yaşlarda ilgilenmeye başlamıştır. Bunda kısmen, evlerinde kiracı olarak kalan Max Talmey adlı bir öğrencinin payı olduğunu söyler. Küçük Einstein henüz 13 yaşındayken Leibniz'in bazı metinlerini ve Kant'ın Saf Aklın Tenkidi'ni Talmey ile birlikte okuyup tartışmıştır. Daha sonra, madde ve enerji arasındaki eşdeğerlik ilkesine dair notlarında ünlü Alman filozofu Leibniz'den de bahsedecektir.
Einstein bilimsel gerçeklik, felsefe, etik ve siyasete dair yazılar yazmış, sosyal konular üzerinde de düşünmüş ve kanaatlerini fiziksel metaforlarla değil de, herkesin anlayacağı bir dille (sehl-i mümteni) ifade etmiştir. Bunlar, esas olarak Einstein'ın düşünce yapısı hakkında (her ne kadar bazı tarafları; yetiştiği dönem, ortam ve din kültürüne bağlı olarak bize garip ve ters gelse de) fikir vermesi açısından önemlidir. İşte bunlardan bazıları:
'Müzik için bir tutku olduğu gibi, anlamak için de bir tutku vardır. Bu tutku daha ziyade çocuklarda görülür, fakat yaşın ilerlemesiyle çoğunda kaybolur. Bu olmaksızın, ne matematik ne de tabiî bilimler olurdu. Bende her zaman mevcut olan bu tutku asla azalmadı.'
'Konfor ve mutluluk benim için asla ulaşılması gereken amaçlar olmadı. Mal sahibi olma, aldatıcı vitrin başarıları ve lüks hayat ilk gençlik döneminden bu yana bana küçümsenmeye ve hor görülmeye lâyık şeyler gibi geldi. Hatta ahlâkın bu en alt derecesini zevk düşkünü sefihlerin ideali olarak adlandırıyorum.'
'Hayat her zaman bir birşey olmaktır, asla mevcut olmak değil.'
Din ve Ahlâk
'Kozmik dinî tecrübe, derin bir bilimsel araştırma sırasında birden beliren en soylu, en güçlü birşeydir. Kendi çabalarını ve yeteneğini anlamayan, bilimsel düşüncede hiçbirşeyin kendiliğinden oluşmayacağını görmeyen kişi, bilimsel bir eseri doğurabilecek tek şey durumundaki doğrudan pratik hayatın gücü olan his gücünü değerlendirmesini de bilemez.'
'Dinin gerçeği benim için, insanın kendisini bir başka insanın yerine koyabilmesi, onun sevinciyle sevinip, onun üzüntüsüyle kederlenmesidir.'
'Emredici ahlâk insanlığın en kıymetli geleneğidir. Ahlâkî davranış basitçe, hayatın belli zevklerine sırt dönmenin emredilmesine dayanmaz. Daha ziyade, bütün insanlar için daha mutlu bir kader olarak kabul edilen faydaya dayanır
Albert EİNSTEİN; yüzyılın en iyi bilimadamı seçildi.Binlerce bilimadamı kendine hep onu örnek aldı(bende dahil) .Bulduğu teoremlerle dünyayı ayağa kaldırdı.Bir çok mualifinin EİNSTEİN teoremlerini hiçe saymak için püskürttükleri hırçınlığı, yaptığı basın toplantılarındaki inanılmaz sakinliğiyle bertaraf etti.Günümüzde bile ispatlanamayan teoremlerini tüm dünyaya kabul ettirirken, soğukkanlılığını ve barışçı tavırlarını herkes ayakta alkışladı.İvme kuramını oluşturmak için tam 7 yıl odasından dışarı çıkmadı.Bilimin ilgi odağı olduğunu bildiği için ortaya attığı yanlış teoremlerde olmuştur ama bu teoremlerin bile bilime çok farklı boyutlar kattığı tartışılamaz bir doğrudur.Tek kelimeyle özetlemek gerekirse; EİNSTEİN tek başına insanlık tarihini tamamen değiştiren ve insanların uzayın gizemli dünyasına dalmasını sağlayan teoremleriyle bilimi köklü bir değişikliğe uğratmış ve tarih sayfalarına kendi adını altın harflerle yazdırmıştır...
Esperanto uluslararasI bir dildir!
Esperanto, cesitli uluslardan insanlar arasInda anlasmayI oldukca kolaylastIran uluslararasI bir dildir. Günlük yasamda Esperanto, yaklasIk yüz yIldIr kendisini canlI bir dil olarak kanItladI. Esperanto ile insan, her türlü düsüncesini zorlanmadan ifade edebilir.
UluslararasI ve tarafsIz bir dildir!
Esperanto hicbir ulusa yada devlete ait deg'ildir. Bu yüzden hicbir kültürü dig'erlerinden üstün yada düsük seviyede tutmaz. Esperanto her ulusa ve her devlete aittir ve farklI kültürler arasInda köprüler kurar.
Esperanto çok kolaydIr!
Kolay ve mantIklI gramatig'inden, uzun sözcüklerin kolayca bitistirilebilmelerinden ve uluslararasI sözcük hazinesinden dolayI Esperanto herhangi bir yabancI dilden cok daha kolay ög'renilir.
Albert EİNSTEİN; yüzyılın en iyi bilimadamı seçildi.Binlerce bilimadamı
kendine hep onu örnek aldı. Bulduğu teoremlerle dünyayı ayağa
kaldırdı.Bir çok mualifinin EİNSTEİN teoremlerini hiçe saymak için
püskürttükleri hırçınlığı, yaptığı basın toplantılarındaki inanılmaz
sakinliğiyle bertaraf etti.Günümüzde bile ispatlanamayan teoremlerini tüm
dünyaya kabul ettirirken, soğukkanlılığını ve barışçı tavırlarını herkes
ayakta alkışladı.İvme kuramını oluşturmak için tam 7 yıl odasından dışarı
çıkmadı.Bilimin ilgi odağı olduğunu bildiği için ortaya attığı yanlış
teoremlerde olmuştur ama bu teoremlerin bile bilime çok farklı boyutlar
kattığı tartışılamaz bir doğrudur.Tek kelimeyle özetlemek gerekirse;
EİNSTEİN tek başına insanlık tarihini tamamen değiştiren ve insanların
uzayın gizemli dünyasına dalmasını sağlayan teoremleriyle bilimi köklü bir
değişikliğe uğratmış ve tarih sayfalarına kendi adını altın harflerle
yazdırmıştır...
DNA (Deoksiribonükleik asit): karbon, hidrojen, oksijen, azot, fosfat atomlarından oluşan ve hücrenin bütün hayati fonksiyonlarında rol alan dev bir moleküldür
kendisi maymundur
DARWINİSTLER NEDEN BÜYÜ YÖNTEMLERİ KULLANILAR?
İnsanlar tarih boyunca 'Evrende gördüğüm canlı-cansız herşey nasıl var oldu? ', 'Ben kimim ve nereden geldim? ' gibi sorulara cevap aramışlardır. Bu konularda felsefi yorumlar yapmış, kendilerince türlü türlü fikirler üretmişlerdir. Oysa bu soruların, uzun araştırmalar gerektirmeyen, çok açık ve kesin bir cevabı vardır. Kendi bedeninden başlayarak, tüm evrende var olan canlı ve cansız varlıkları hiçbir önyargı taşımadan inceleyen her insan, tüm kainatın çok üstün bir güce, akla ve ilme sahip bir Yaratıcı tarafından yaratıldığını görecektir. Üzerinde yaşadığı gezegenle bedeni arasındaki kusursuz uyumdan uzaydaki galaksiler, yıldızlar ve tüm diğer gökcisimleri arasındaki dengeye, yaşamak için ihtiyaç duyduğu suyun yeryüzüne bol miktarda yerleştirilmiş olmasından çevresindeki rengarenk dünyaya, olağanüstü güzellikteki canlılara kadar her detay merhametli ve koruyucu olan bir Yaratıcı'nın varlığını açıkça gösterir.
O üstün Yaratıcı, alemlerin Rabbi olan Yüce Allah'tır. Nitekim Allah, insanın biraz düşünerek bulabileceği Yaratılış Gerçeğini, kendileri arasından seçtiği elçileri aracılığı ile de tüm insanlara bildirmiştir. Ne var ki, tarih boyunca birçok insan kendilerine anlatılan gerçekleri inkar etmişler, önlerine Allah'ın varlığı ile ilgili bütün deliller konduğu, hatta Allah kimi zaman onlara apaçık mucizelerini gösterdiği halde, Allah'ın varlığını inkarda diretmişlerdir. Allah, son vahyi olan Kuran'da bu tür insanların varlığını şöyle bildirir:
Olanca yeminleriyle, eğer kendilerine bir ayet gelse, kesin olarak ona inanacaklarına dair Allah'a yemin ettiler. De ki: 'Ayetler, ancak Allah katındadır; onlara (mucizeler) gelse de kuşkusuz inanmayacaklarının şuurunda değil misiniz? Biz onların kalplerini ve gözlerini, ilkin inanmadıkları gibi tersine çeviririz ve onları tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda terk ederiz. Gerçek şu ki, Biz onlara melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve herşeyi karşılarına toplasaydık, -Allah'ın dilediği dışında- yine onlar inanmayacaklardı. Ancak onların çoğu cahillik ediyorlar. (En'am Suresi, 109-111)
Diğer bir grup insan ise, Allah'ın varlığını sözle kabul ettiklerini söyleseler bile, davranışlarından O'nun gücünü, sonsuz kudretini takdir edemedikleri anlaşılmıştır. Allah'ın herşeyin Yaratıcısı olduğunu bildikleri halde bu insanlar, elçiler vasıtasıyla tebliğ edilen gerçekleri reddetmişler ve onlardan yüz çevirmişlerdir. Allah, bu tür insanların içinde bulundukları ruh halini de Kuran'da haber vermiştir:
O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz. O, sizi yeryüzünde yaratıp-türetendir ve hepiniz yalnızca O'na (döndürülüp) toplanacaksınız. O, yaşatan ve öldürendir; gece ile gündüzün aykırılığı (veya ardarda gelişi) da O'nun (kanunu) dur. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız? Hayır; onlar, geçmiştekilerin söylediklerinin benzerini söylediler. Dediler ki: 'Öldüğümüz, bir toprak ve bir kemik olduğumuz zaman, gerçekten biz mi diriltilecek mişiz? ' 'Andolsun, bu tehdit, bize ve bizden önceki atalarımıza yapılmıştı; bu, geçmişlerin uydurma masallarından başka bir şey değildir.' De ki: 'Eğer biliyorsanız (söyleyin :) Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir? ' 'Allah'ındır' diyecekler. De ki: 'Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? ' De ki: 'Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir? ' 'Allah'ındır' diyecekler. De ki: 'Yine de sakınmayacak mısınız? ' De ki: 'Eğer biliyorsanız (söyleyin :) Herşeyin melekutu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken kendisi korunmuyor.' 'Allah'ındır' diyecekler. De ki: 'Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz? ' Hayır, Biz onlara hakkı getirdik, ancak onlar gerçekten yalancıdırlar. (Mü'minun Suresi, 78-90)
Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi, bu insanlar Allah'ın herşeyin Yaratıcısı olduğunu bildikleri, göklerin ve yerin Hakimi'nin Allah olduğunu tasdik ettikleri halde dini inkar etmektedirler. Allah'ın elçileri vasıtasıyla bildirdiği diriliş gününün ve ahiretin varlığını reddetmekte, hatta bu gerçekleri geçmişten gelen bir 'masal' olarak gördüklerini söylemektedirler.
Peki bu insanlar Allah'ın varlığının delillerini gördükleri ve dilleriyle de açıkça ikrar ettikleri halde nasıl hala ısrarla inkarlarını sürdürebilmektedirler?
İşte bu sorunun cevabı da yukarıdaki ayette verilmektedir: Allah bu insanlara 'öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz? ' diye seslenerek, onların 'büyülenmiş' insanlar olduklarına, yani adeta bir büyünün etkisi altındaymış gibi davrandıklarına dikkat çekmektedir.
Peki birtakım insanlar neden hem kendilerini hem de diğer insanları böyle gerçek dışı telkinlerle ve büyü yöntemleriyle kandırmaya çalışmaktadır?
Allah'ın varlığına ve sonsuz gücüne iman eden, bu gerçeği anlamazlıktan gelmeye çalışmayan bir kişi aynı zamanda Allah'a karşı sorumlu olduğunun da bilincine varır. Allah her insan gibi kendisini de yoktan var etmiş ve evrendeki pek çok şeyi de onun hizmetine vermiştir. Doğumunun, hayatının ve ölümünün Allah'ın gücü ve iradesi altında olduğunu kavrayan insan, tüm hayatını, kendisini yoktan yaratarak sayısız nimetle nimetlendiren Yaratıcısı'nı hoşnut etmek için geçirmelidir.
İnkar edenler ise kibirlerinden dolayı Allah'a boyun eğmeyi, O'nun hoşnutluğunu aramayı, Allah'ın emir ve yasaklarını dinlemeyi bir türlü kabullenemezler. Onlar, başıboş olmayı, hiçbir güce itaat etmemeyi kendilerine ilke edinmişlerdir ve bu, onların inkara yönelmelerine neden olur. Allah 'İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı sanıyor? ' (Kıyamet Suresi, 36) ayetiyle insanların bu özelliklerine dikkat çekmiştir. Allah bir başka ayetinde ise insanların gerçekleri anladıkları halde, kibirlerinden dolayı inkar ettiklerini şöyle bildirmiştir:
Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak. (Neml Suresi, 14)
İNKARCILARIN İNKARLARINI DESTEKLEYEBİLECEK BİR DELİL ARAYIŞLARI
İnsanoğlu yeryüzünde yaşamaya başladığından bu yana, insanların büyük bir bölümü Allah'ın varlığını yukarıda saydığımız sebeplerden dolayı inkar etmiştir. Bu nedenle de her zaman için inkarlarını destekleyebilecek deliller aramışlar, ancak Allah'ın varlığının çok açık olan delilleri karşısında bunu başaramamışlardır.
19. yüzyıla gelindiğinde ise, dini inkar eden ve kendini Yaratıcısı'na karşı sorumlu görmeme isteği ile dolu olan bir insan, inkarcıların üzerinde adeta büyü etkisi oluşturan bir iddia ile ortaya çıkmıştır. İşte bu kişi, amatör bir biyolog olan Charles Darwin'dir. Darwin, 19. yüzyılın ilkel bilim seviyesi ile, canlıların kökeni konusunda Yaratılış Gerçeğini inkar eden bazı tutarsız fikirler öne sürmüştür. Bu fikirleri ilk olarak Türlerin Kökeni isimli kitabında biraraya getirerek, 'evrim teorisi'ni ortaya atmıştır.
Aslında Charles Darwin'in ortaya attığı evrim teorisinin kökeni eski çağlara kadar uzanır. Eski Yunan'daki ateist felsefecilerin çoğu evrim fikrini savunmuşlardır. Ancak Allah'ın varlığına inanan ve tüm evreni Allah'ın yarattığı gerçeğini kabul eden bilim adamları sayesinde, bu ateist felsefecilerin düşünceleri son derece sönük ve etkisiz kalmıştır. Ancak 19. yüzyılda Allah'ın varlığını inkar eden ve maddenin mutlak olduğunu iddia eden materyalist düşüncenin ön plana çıkması ile evrim düşüncesi de tekrar canlandırılmıştır.
Darwin'in birtakım asılsız varsayımlara dayandırdığı bu teorisi ile inkarcılar, kendilerince batıl fikirlerini savunabilecekleri ve sözde bilimsel bir zemine oturtabilecekleri bir malzeme sağlamışlardır. Peki nedir inkarcıları kendilerine bu kadar bağlı kılan bu teorinin iddiaları?
Evrim teorisi özetle, cansız maddelerin rastlantılar sonucunda biraraya geldiklerini ve ardından da kendi kendilerini organize ederek canlılığı meydana getirdiklerini iddia eder. Tesadüfler sonucunda meydana gelen bu canlılar doğa şartlarının sonucunda değişimlere uğrayarak birbirlerinden türemişlerdir. Bu iddiaya göre canlıları bir Yaratıcı yaratmamıştır.
İşte bazı kişilerin Darwin'in evrim teorisine bu kadar rağbet göstermelerinin nedeni, canlılığın oluşumunu bir Yaratıcı'nın varlığını kabul etmeden açıkladığına inanmalarıdır. Evrim teorisi, -bu ideolojik hedefi gözardı edildiğinde ve sadece bilimsel ve objektif bir gözle değerlendirildiğinde- hem bilime, hem de akla ve mantığa son derece aykırı bir düşüncedir. Evrim teorisinin iddialarına günümüze kadar bir tek bilimsel kanıt getirilememiştir. Bunun yanısıra canlılığın kökeni ile ilgili mevcut verilerin tamamı evrim teorisini yalanlar niteliktedir. Hatta günümüzde bilimin ulaştığı son noktada, canlılığın son derece karmaşık olan yapısı bütün ihtişamı ile gözler önüne serilmiştir. Günümüz bilim çevrelerinin de onayladığı bu gerçek, canlılığın tesadüfen oluşmasının kesinlikle imkansız olduğu, canlıların ancak çok üstün bir tasarımın eseri olabileceği, her varlıkta kusursuz bir plan ve tasarım olduğu gerçeğidir.
Ne var ki her geçen gün evrim teorisinin geçersizliğini ispatlayan yeni bir bulgu ortaya çıkmasına rağmen, evrim teorisinin bağlıları teorilerinden bir türlü vazgeçmemekte, hatta teorilerine karşı son derece fanatik bir bağlılık sergilemektedirler. Bunun nedeni ise daha önce de belirttiğimiz gibi bu teorinin ateistlere ve materyalist bir görüşe sahip olanlara Allah'ın varlığını inkarda sözde 'bilimsel' bir dayanak sağlamasıdır. Bu nedenle Darwinistler, her ne pahasına olursa olsun, bilimi dahi gözden çıkararak, teorilerine sımsıkı sarılacaklarına dair adeta bir söz vermişlerdir. Ve bu sözlerinden dönmeme konusunda da son derece kararlıdırlar.
Ünlü İngiliz zoolog ve evrimci D.M.S. Watson evrimcilerin ellerinde teorilerinin gerçekleştiğine dair en ufak bir delilleri olmamasına rağmen, neden hala ısrarla bunu savunduklarını şöyle açıklamıştır:
Evrim Teorisi'nin yaygın kabul gören bir teori olmasının nedeni bu teoriyi ispatlayacak yeterli delilin var olması değil, ancak diğer alternatifin yani doğaüstü yaratılışın tümüyle kabul edilemez olmasıdır.1
Sidney Üniversitesi antropologlarından evrimci Dr. Michael Walker ise aynı konuda şöyle der:
Birçok bilim adamı ve teknoloji uzmanının Darwin'in teorisine onay veriyor olmalarının tek nedeninin, bu teorinin Yaratıcı'nın varlığını reddetmesi olduğunu kabul etmek zorundayız.2
Evrimcilerin kendi itiraflarında da görüldüğü gibi, Darwin'in evrim teorisine bu kadar bağlı olmalarının tek nedeni vardır; o da, bu teorinin Allah'ın varlığını inkar ediyor olmasıdır. Ancak insanların tüm bilimsel deliller aksini göstermesine rağmen evrim teorisini kabul edebilmeleri için evrimcilerin ciddi bir çaba sarf etmeleri gerekir. Çünkü bilim, evrimi kabul etmemektedir. Akıl ve vicdanla bakıldığı zaman da evrimin ne denli büyük bir safsata olduğu hemen anlaşılmaktadır. İşte 'Darwinizm büyüsü' bu noktada başlar.
Evrimcilerin yapmaları gereken, gerçek olmayan bir teoriyi insanlara gerçekmiş gibi göstermektir. Bunun için adeta usta bir büyücü gibi çalışırlar ve tüm maharetlerini göstererek, insanların Darwinizm'den kopmamaları için her türlü yolu denerler. İnsanları inanılmayacak şeylere inandırmaya, onlara düşünülmeyecek şeyleri düşündürtmeye, söylenmeyecek şeyleri söyletmeye çalışırlar. Bu büyünün etkisi altına giren insanlar ise bir süre sonra apaçık gerçekleri fark edemez hale gelirler.
Aslında bu tür 'büyülenme' örnekleri tarih boyunca pek çok kez yaşanmıştır. Geçmişte de –farklı şartlar altında olsa dahi- inkarcı insanlar kendilerine elçilerin ve salih müminlerin gösterdikleri yaratılışa dair her türlü delili görmezlikten ve anlamazlıktan gelmeye çalışmışlardır. Allah, günümüzdeki örnekleriyle benzerlik gösteren bu insanların durumunu Kuran'da şu ayetleriyle haber vermiştir:
Andolsun, senden önce geçmiş topluluklara da elçiler gönderdik. Onlara herhangi bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi. Böylece Biz onu (alayı) , suçlu-günahkarların kalplerine sokarız. Onlar ona (indirilen kitaba) inanmazlar, oysaki evvelkilerin sünneti geçmiştir. Onların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de, Mutlaka: 'Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz' diyeceklerdir. (Hicr Suresi, 10-15)
İşte günümüzün 'büyülenmiş topluluk'larının başında, Darwinizm'e inananlar gelmektedir. Yaratılışa karşı inkarcıların öne sürdükleri evrim safsatası tüm dünyada bir gerçekmiş gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. İnsanlar toplu telkinlerle, verilen yanlış bilgilerle adeta 'büyülenmekte', gerçekleri göremez hale getirilmektedir. Bu durum karşısında Yaratılış Gerçeğini tasdik eden, vicdanlı insanlara düşen görev bu büyüleri ortadan kaldırmaya çalışmak ve insanları doğruya davet etmektir. Kuşkusuz doğru olan yol, göklerin ve yerin Yaratıcısı olan Allah'ın yoludur:
Gerçekten Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na ibadet edin. Dosdoğru olan yol işte budur. (Al-i İmran Suresi, 51)
Yaşamı boyunca, yazdığı 17 kitapta uzay araştırmalari ve astronomik konuları irdeleyen Amerikalı fizikçi ve astronom Carl Sagan, 62 yaşında öidü.
Yazdığı popüler kitaplar ve TV programlari ile dünya çapında ün kazanan Amerikalı fizikçi ve astronom Carl Sagan, 62 yaşında öldü. Insan zekasının kökenleri, zaman içinde yolculuk, insanoğlunun evrimi ve nükleer savaşın sonuçları gibi çok çeşitli konularla ilgilenen ve ürünler veren Sagan, aralarıda Pulıtzer de olmak üzere çok sayıda ödül kazandı. ünlü bilimcinin kazandığı ödüllerin Iistesinin, Amerika'nın 'Kim Kimdir? ' ansiklopedisinde, özet olarak ancak 30 satıra sığdırabildiği söyleniyor.
9 Kasim 1934 yılında Rus göçmeni bir ailenin çocuğu olarak New York City'de dünyaya gelen Carl Edward Sagan'ın bilime olan ilgisi çok genç yaşlarda başladı. Ailesinin desteği ile okul yıllarında büyük başarı kazanan Sagan, çeşitli burslar kazandı. 1954 yılında Chicago üniversitesi'inden mezun oldu. 1956 yılında henüz 22 yaşında iken Amerika Bilim Geliştirme Birliği'nin toplantısında, Mars'ta bitkisel yaşam olduğuna dair o güne dek kabul edilmiş teoriye karşı çıkarak adını geniş kitlelere duyuran Sagan, 1960 yılında, 'Gezegenler üzerine Araştırmalar kitabı ile astronomi ve astrofizik dalında doktorasını tamamladı. Aynı yıllarda California üniversite'inde dersler vermeye başlayan Sagan, Venüs gezegenini insanlar için yaşanabilir hale getirme projesi ile bir kez daha gündeme geldi.
1962 yılında Stanford üniversitesi'nde Nobel ödüllü profesör Joshua Ledeberg ile çalışmaya başlayan Sagan, buradaki çalışmaları sırasında dünyada yaşamın, bizim gezegenimize özgü basit organik bileşiklerden doğduğunu kanıtlamaya girişti. 1963-68 yılları arasında Harvard üniversitesi Astronomi Bölümünde çalışan Carl Sagan, ardından Cornell üniversitesi'ne taşındı. 1970'li yıllarda uzay araştırmaları ile ilgilenmeye başlayan Sagan'ın başlıca ilgi alanları arasında UFO, ve başka gezegenlerde yaşam bulunuyordu. UFO, reenkarnasyon, telepati gibi kavramlara şüpheyle bakan Sagan, yine de uzaydan ziyaretçilerimiz olabileceğine inanıyordu: 'Bilimadamlarının zihinlerini açık tutmaları gerekir. Bilimin temeli budur.'
Yaşamı boyunca yazdığı 17 kitapta uzay araştırmaları ve astronomik konuları irdeleyen Sagan, 1978 yılında 'Insan Zekasının Gelişimi üzerine Düşünceler' adlı yapıtı ile Pulitzer ödülünü kazanmıştı.
Eski Yunanca Arzın tasviri (ge, arz ve graphe, tasvir) manasına gelen coğrafya, bugünkü anlamında, yeryüzü olayları arasındaki münasebetleri, bu olayların dağılışını ve bu dağılışın nedenlerini inceleyen bir ilimdir,