Geçmiş günlere inat taşıyordum sırtımda yükleri Olanca sabrımla, hayat ağacının dallarına tutunuyordum Gökyüzüne bakmak, o turuncu güneşe Yol bulmak gerek dedim kıvranan gönlüme Serseri kurşunlar gibi yağıyordu etraftan dertler Besleniyor, büyüyordu içimde yeni düşler Başarmaktan vazgeçmek, yaşamı seçmek sadece En büyük zevk, En gerçek tutku tanıtır kendini Varoluş içimi eritirken Yeni bir yere doğar insan büsbütün kurumuşken Çaresizlikten akan çarelerle kuruyordum hayatı İmkansızlıklarla dolduruyordum yemyeşil dünyayı O sevgiler şelale olup dökülmekte içime Bu nasıl bir cömertliktir düşünürken Yeni sevinçlere sarılıyordum Kaynağı bilinmeyen serin sular dolardı bilinmezliğe O bilinmezlik, kanatlanıp dalardı en derinime Şimdi bendim kaybolan, yok olan Yüzleşme devam ederdi her an! Artık bitmez bu serüven, anlamıştım Yolun varlığıydı aslolan
‘’İçtenliksizliğinizi suç olarak ileri sürmek istemiyorum. Lafın gelişi söyledim bunları. İnsanın içtenliksiz olması çok doğaldır. Onun yaratılışında vardır bu. Eğer tüm insanlar el birliği edip içten konuşmaya başlasalardı her şey tepetaklak olup güme giderdi.’’ Felsefe yapmak gibi bir isteği yoktu Sofia Petrovna’nın. Gene de konunun değişmesine memnun kalarak: ‘’Nasıl güme giderdi?’’ diye sordu. ‘’Çünkü içten olanlar yalnızca ilkel insanlarla hayvanlardır.'' (Anton Çehov-Mutsuzluk)
Nadir rastlanan bir güzelliği hep yanında görmek ister şair de filozof da, Güçlüyüm diyenin ruhu göç eder bilinmezliğe, dur diyemezsin bu gidişe hiçbir şekilde, Kalp de akıl da o güneşi tutmak ister, her akıntı uzaklaştırmasın diye! Paylaşılan sözler, gidilen yollar birleştirir en sapkın benlikleri! Düşünür savrulmak ister en derin alemlere, yeter ki yanında olsun nadir rastlanan sevgili! O parlak ışık gücüne güç katar ansızın, Kendini kaybetmesinde dahi sır vardır o an arayıcının. Ne aradığını, ne sorduğunu ancak yanındaki nadirle bilir. Çünkü o nadirin bakışları artık kendi algısı ile birdir.
Gençliğinle yaşlılığını kesin çizgilerle ayıramazsın. Akan hayatın içinde ikisi birbirine girer. İnsan iki tarafa da gelir gider. Sevdiğin zaman da yaşarsın benzerini. Karşında duranın aşkıyla karakterini ayrıştıramazsın. Bu iç içeliğin ömür boyu sürmesi kimini deli eder kimini asi!
Kendi hayatlarını ilgiye değer bulmayanlar, içlerindeki kapanmayan boşluğu starların hayatına dalarak kapatmaya çalışırlar. Medyanın her gün beslemeyi pek iyi bildiği tuhaflıklar karşısında büyülenmemiz, sıkıntılı bilincimizin meyvesidir. Durmaksızın haz peşinde koşmamız, bizi çevreleyen boşluk karşısındaki kaygımızı açıkça ortaya koyar. (Lars Svendsen)
Bütün vaktini yanlış birtakım tahminlerde bulunmakla geçiren kıskançlığın, gerçeği keşfetmeye gelince ne yoksul bir hayal gücü sergilediği şaşılacak şeydir. Sadece kazanmanın önemli olduğu iskambil oyunlarında ve savaşta blöfe karşı durabilsek de aşkın ve kıskançlığın, hele hele acının yarattığı koşullar çok farklıdır. Seni unutmaya çalışmak, tüm mevsimleri unutmak kadar zordu! (Marcel Proust)
Sokaklarda arabalar, ayı kürkü serili kızaklar bir o yana bir bu yana koşturuyordu. Yaya kaldırımlarından da birbirine karışmış bir halde basit halkla birlikte tüccarlar, hanımefendiler geçiyordu. Hem zenginlik hem yoksulluk aynı derecede kötü gözüküyordu Fyodor’un gözüne. Kimisi arabalara kurulmuş gidiyor, kimi avazı çıktığınca türkü söylüyor ya da armonika çalıyordu. Ölümden sonra herkesi bekleyen yer aynı gömüklüktü. Şeytana değil ruhunun tümünü yarısını vermeye değecek şey yoktu yeryüzünde. (Anton Çehov-Kunduracı ile iblis)
Geçmiş günlere inat taşıyordum sırtımda yükleri
Olanca sabrımla, hayat ağacının dallarına tutunuyordum
Gökyüzüne bakmak, o turuncu güneşe
Yol bulmak gerek dedim kıvranan gönlüme
Serseri kurşunlar gibi yağıyordu etraftan dertler
Besleniyor, büyüyordu içimde yeni düşler
Başarmaktan vazgeçmek, yaşamı seçmek sadece
En büyük zevk, En gerçek tutku tanıtır kendini
Varoluş içimi eritirken
Yeni bir yere doğar insan büsbütün kurumuşken
Çaresizlikten akan çarelerle kuruyordum hayatı
İmkansızlıklarla dolduruyordum yemyeşil dünyayı
O sevgiler şelale olup dökülmekte içime
Bu nasıl bir cömertliktir düşünürken
Yeni sevinçlere sarılıyordum
Kaynağı bilinmeyen serin sular dolardı bilinmezliğe
O bilinmezlik, kanatlanıp dalardı en derinime
Şimdi bendim kaybolan, yok olan
Yüzleşme devam ederdi her an!
Artık bitmez bu serüven, anlamıştım
Yolun varlığıydı aslolan
(Himself)
‘’İçtenliksizliğinizi suç olarak ileri sürmek istemiyorum. Lafın gelişi söyledim bunları. İnsanın içtenliksiz olması çok doğaldır. Onun yaratılışında vardır bu. Eğer tüm insanlar el birliği edip içten konuşmaya başlasalardı her şey tepetaklak olup güme giderdi.’’ Felsefe yapmak gibi bir isteği yoktu Sofia Petrovna’nın. Gene de konunun değişmesine memnun kalarak: ‘’Nasıl güme giderdi?’’ diye sordu. ‘’Çünkü içten olanlar yalnızca ilkel insanlarla hayvanlardır.'' (Anton Çehov-Mutsuzluk)
Yanı sıra: Doğru
Yanısıra: Yanlış
Nadir rastlanan bir güzelliği hep yanında görmek ister şair de filozof da, Güçlüyüm diyenin ruhu göç eder bilinmezliğe, dur diyemezsin bu gidişe hiçbir şekilde, Kalp de akıl da o güneşi tutmak ister, her akıntı uzaklaştırmasın diye! Paylaşılan sözler, gidilen yollar birleştirir en sapkın benlikleri! Düşünür savrulmak ister en derin alemlere, yeter ki yanında olsun nadir rastlanan sevgili! O parlak ışık gücüne güç katar ansızın, Kendini kaybetmesinde dahi sır vardır o an arayıcının. Ne aradığını, ne sorduğunu ancak yanındaki nadirle bilir. Çünkü o nadirin bakışları artık kendi algısı ile birdir.
Türkiye'de sosyolojinin kullanım biçimi, ütüyle tost yapmaya benzemektedir. (Besim Dellaloğlu)
Üretim ve tüketim çarkının bir parçasıyken özgür kalmak, değer üretmek ve değer üzerine düşünmek zordur.
Gençliğinle yaşlılığını kesin çizgilerle ayıramazsın. Akan hayatın içinde ikisi birbirine girer. İnsan iki tarafa da gelir gider. Sevdiğin zaman da yaşarsın benzerini. Karşında duranın aşkıyla karakterini ayrıştıramazsın. Bu iç içeliğin ömür boyu sürmesi kimini deli eder kimini asi!
Kendi hayatlarını ilgiye değer bulmayanlar, içlerindeki kapanmayan boşluğu starların hayatına dalarak kapatmaya çalışırlar. Medyanın her gün beslemeyi pek iyi bildiği tuhaflıklar karşısında büyülenmemiz, sıkıntılı bilincimizin meyvesidir. Durmaksızın haz peşinde koşmamız, bizi çevreleyen boşluk karşısındaki kaygımızı açıkça ortaya koyar. (Lars Svendsen)
Bütün vaktini yanlış birtakım tahminlerde bulunmakla geçiren kıskançlığın, gerçeği keşfetmeye gelince ne yoksul bir hayal gücü sergilediği şaşılacak şeydir. Sadece kazanmanın önemli olduğu iskambil oyunlarında ve savaşta blöfe karşı durabilsek de aşkın ve kıskançlığın, hele hele acının yarattığı koşullar çok farklıdır. Seni unutmaya çalışmak, tüm mevsimleri unutmak kadar zordu! (Marcel Proust)
Sokaklarda arabalar, ayı kürkü serili kızaklar bir o yana bir bu yana koşturuyordu. Yaya kaldırımlarından da birbirine karışmış bir halde basit halkla birlikte tüccarlar, hanımefendiler geçiyordu. Hem zenginlik hem yoksulluk aynı derecede kötü gözüküyordu Fyodor’un gözüne. Kimisi arabalara kurulmuş gidiyor, kimi avazı çıktığınca türkü söylüyor ya da armonika çalıyordu. Ölümden sonra herkesi bekleyen yer aynı gömüklüktü. Şeytana değil ruhunun tümünü yarısını vermeye değecek şey yoktu yeryüzünde. (Anton Çehov-Kunduracı ile iblis)