mazoşistleri...her ne kadar insanlar aşkın tek kişilik olduğu konusunda birleşseler de...aşk dediğin karşılıklı olunca güzeldir...karşılıksız aşksa platonik olmaya ve dolayısıyla bitmeye mahkumdur... aşkın karşılıksızsa eğer, at gitsin korların içine.....külleri savrulsun gökyüzüne...ve sevdalılar o küllerin savrulduğu kumsalda elele yürüsünler...rüzgara ve dalgalara inat....o küllerin tam da düştüğü yerde çiçekler açılsın renk renk, tomur tomur...sevgililer toplasınlar o çiçekleri, sepetlerine koysunlar... ve gökyüzüne yazsınlar sevdalarını... öpücükleriyle....
Tarsus'ta yedi uyurların mağarasının adı... Kuran-ı Kerim mealinde der ki:(Resûlüm) ! Yoksa sen, bizim âyetlerimizden Ashâb-ı Kehf ve Ashâb-ı Rakîm'in durumlarını şaşırtıcı mı buldun? Tefsircilere göre «kehf», dağda bulunan genişçe mağara demektir.10. O (yiğit) gençler mağaraya sığınmışlar ve: Rabbimiz! Bize tarafından rahmet ver ve bize, (şu) durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla! demişlerdi.11. Bunun üzerine biz de o mağarada onların kulaklarına nice yıllar perde koyduk (uykuya daldırdık.) 12. Sonra da iki guruptan hangisinin kaldıkları müddeti daha iyi hesap edeceğini görelim diye onları uyandırdık.13. Biz sana onların başından geçenleri gerçek olarak anlatıyoruz. Hakikaten onlar, Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidayetini arttırdık.14. Onların kalplerini metîn kıldık. O yiğitler (o yerin hükümdarı karşısında) ayağa kalkarak dediler ki: «Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O'ndan başkasına tanrı demeyiz. Yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz.15. Şu bizim kavmimiz Allah'tan başka tanrılar edindiler. Bari bu tanrılar konusunda açık bir delil getirseler. (Ne mümkün!) Öyle ise Allah hakkında yalan uydurandan daha zalimi var mı? 16. (İçlerinden biri şöyle demişti :) «Madem ki siz onlardan ve onların Allah'ın dışında tapmakta oldukları varlıklardan uzaklaştınız, o halde mağaraya sığının ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve işinizde sizin için fayda ve kolaylık sağlasın.»17. (Resûlüm! Orada bulunsaydın) güneşi görürdün: Doğduğu zaman mağaralarının sağına meyleder; batarken de sol taraftan onlara isabet etmeden geçerdi. (Böylece) onlar (güneş ışığından rahatsız olmaksızın) mağaranın bir köşesinde (uyurlardı) . İşte bu, Allah'ın âyetlerindendir. Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır, kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek bir dost bulamazsın.18. Kendileri uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırdın. Onları sağa sola çevirirdik. Köpekleri de mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmış yatmakta idi. Eğer onların durumlarına muttali olsa idin dönüp onlardan kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı.19. Böylece biz, aralarında birbirlerine sormaları için onları uyandırdık: İçlerinden biri: «Ne kadar kaldınız? » dedi. (Kimi) «Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık» dediler; (kimi de) şöyle dediler: «Rabbiniz, kaldığınız müddeti daha iyi bilir. Şimdi siz, içinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de, baksın, (şehrin) hangi yiyeceği daha temiz ise size ondan erzak getirsin; ayrıca, nâzik davransın (gizli hareket etsin) ve sakın sizi kimseye sezdirmesin.»20. «Çünkü onlar eğer size muttali olurlarsa, ya sizi taşlayarak öldürürler veya kendi dinlerine çevirirler ki, o zaman ebediyyen iflah olmazsınız.»Beyzâvî’nin naklettiğine göre şehre gönderilen adam, elindeki parayı harcamak üzere çıkarınca, şehir halkı, paranın üstündeki kral Dekyanos’un resmini görür ve adamın bir hazine bulduğunu sanarak kendisini devrin hükümdarına götürürler. Aradan uzun zaman geçmiştir. Artık bu hükümdar, tevhid akidesine bağlı bir hıristiyandır. Genç adam, krala başlarından geçeni anlatır. Hep birlikte mağaraya giderler ve gencin anlattıklarının doğruluğunu hayretler içinde görürler. Yeniden dirilmenin imkânını isbatlayan bu müşahededen sonra, Allah Teâlâ bu gençleri tekrar ebediyet uykusuna daldırır.Böylece (insanları) onlardan haberdar ettik ki, Allah'ın vâdinin hak olduğunu, kıyametin şüphe götürmez olduğunu bilsinler. Hani onlar aralarında Ashâb-ı Kehf'in durumunu tartışıyorlardı. Dediler ki: «Üzerlerine bir bina yapın. Rableri onları daha iyi bilir.» Onların durumuna vâkıf olanlar ise: «Bizler, kesinlikle onların yanıbaşlarına bir mescit yapacağız» dediler.22. (İnsanların kimi :) «Onlar üç kişidir; dördüncüleri de köpekleridir» diyecekler; yine: «Beş kişidir; altıncıları köpekleridir» diyecekler. (Bunlar) bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir. (Kimileri de :) «Onlar yedi kişidir; sekizincisi köpekleridir» derler. De ki: Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir. Onlar hakkında bilgisi olan çok azdır. Öyle ise Ashâb-ı Kehf hakkında, delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve onlar hakkında (ileri geri konuşan) kimselerin hiçbirinden malumat isteme.23,24. Allah'ın dilemesine bağlamadıkça (inşâallah demedikçe) hiçbir şey için «Bunu yarın yapacağım» deme. Bunu unuttuğun takdirde Allah'ı an ve: «Umarım Rabbim beni, doğruya bundan daha yakın olan bir yola iletir» de.25. Onlar mağaralarında üç yüzyıl ve buna ilaveten dokuz yıl kalmışlardır.
Buna göre Ashâb-ı Kehf, mağarada 309 yıl kalmış oluyorlardı. Bazı tefsirlerde bu sayının kamerî takvime göre olduğu belirtilmektedir.309 kamerî yılın karşılığı ise milâdî üç asırdır.
Peygamber efendimiz bir gün HZ.Ömer`e sordu:'Ey Ömer, dort arşın uzunluğunda, iki arşın eninde toprak altına girip Münker ve Nekir`i görürsen ne yaparsın? '
Hz. Ömer, Münker ve Nekir ismini ilk defa duyuyordu.'Münker, Nekir nedir ey Allah`ın Resulü? ' diye cevap verdi.
Peygamberimiz şöyle buyurdu: 'Bunlar kabirde ölüyü sorguya çekerler, dişleriyle mezar kazarken kafiyeli konuşurlar.Sesleri gök gürültüsü gibi korkunçtur.Bakışları ise göz kamaştırıcı şimşek gibidir, yanlarında bir topuz vardır. Bütün Minâ halkı bir araya gelse onu kaldıramaz.Fakat, benim elimdeki şu asayı kaldırdığım gibi, onlar o topuzu kolayca kaldırırlar. Onlar seni imtihan ederler. Eğer cevap veremezsen o topuzu sana öyle bir vururlar ki kul haline gelirsin'
Hz. Ömer ' Ey Allahın resulü ben bu halde mi olacağım? diye sordu. Resulullah, 'EVET' buyurdu.
Bunun üzerine Hz.Ömer, 'öyleyse onlara galip gelebilirim'dedi.
Biraz sonra Cebrail (as) Peygamberimize bir müjdeyle geldi. Resulullah (asm) bunu Hz. Ömer`e şöyle bildirdi: 'Münker ve Nekir sana gelip soru soracaklar. Sen onlara, 'benim Rabbim Allahtir', Sizin Rabbiniz kim? Peygamberim Muhammed'dir, sizin peygamberiniz kim? Dinim İslâmdır, siz hangi dindensiniz? diye cevap vereceksin.Onlar sana `Hayret biz mi seni hesaba çekmek için gönderildik, yoksa sen mi bizi diyecekler'. Bu gerçekten büyük bir mujdeydi. Hz Ömer Resulullah'ın bu müjdesine çok sevindi(1)
Sehl bin Sa'd anlatıyor: Ölümünden sonra Yezid bin Harun'u rüyamda gürdüm' Allah sana ne yaptı? diye sordum.
Şöyle dedi:
'Beni kabre koyduklarında iki melek geldi `Rabbin kimdir, Peygamberin kimdir, dinin nedir? diye sordular. 'Ben beyaz olan sakalımı tuttum ve benim gibilerine böyle kolay sorular sorulur mu? Ben seksen sene insanlara bunu öğrettim dedim, bunun üzerine beni bırakıp gittiler(2) .
Bediuzzaman da bununla ilgili şu iki misali veriyor:
'Sarf ve nahiv ilmini okuyan bir medrese talebesinin vefat edip kabirde Münker ve Nekirin `Men Rabbüke (Rabbin kimdir?) `diye suallerine karşı, kendini medresede zannedip nahiv ilmi ile cevap vererek `Men mupteda; rabbuke onun haberidir. Müşkül bir meseleyi benden sorunuz, bu kolaydır` diyerek hem o melaikeleri, hem hazır ruhları, hem de o vakıayı müşahade eden orada bulunan bir keşfel kubur(kabirlerde olup biteni gören) velisini güldürdü ve Rahmeti İlâhiyeyi tebessüme getirdi; azaptan kurtulduğu gibi Risale-i Nurun bir kahramanı olan merhum Hafız Ali hapiste meyva risalesini kemal-i aşkla yazarken ve okurken vefat edip kabirde melaike-i suale(sual meleklerini) mahkemedeki gibi meyve risalesi hakikatleriyle cevap verdiği misüllü; ben ve Risale-i Nur şakirtleri de o suallere karşı Risale-i Nurun parlak ve kuvvetli hüccetleriyle istikbalde hakikaten ve şimdi manen cevap verip onları takdire ve tahsine ve tebrike sevk edecek insallah'(3)
mazoşistleri...her ne kadar insanlar aşkın tek kişilik olduğu konusunda birleşseler de...aşk dediğin karşılıklı olunca güzeldir...karşılıksız aşksa platonik olmaya ve dolayısıyla bitmeye mahkumdur...
aşkın karşılıksızsa eğer, at gitsin korların içine.....külleri savrulsun gökyüzüne...ve sevdalılar o küllerin savrulduğu kumsalda elele yürüsünler...rüzgara ve dalgalara inat....o küllerin tam da düştüğü yerde çiçekler açılsın renk renk, tomur tomur...sevgililer toplasınlar o çiçekleri, sepetlerine koysunlar... ve gökyüzüne yazsınlar sevdalarını... öpücükleriyle....
Tarsus'ta yedi uyurların mağarasının adı...
Kuran-ı Kerim mealinde der ki:(Resûlüm) ! Yoksa sen, bizim âyetlerimizden Ashâb-ı Kehf ve Ashâb-ı Rakîm'in durumlarını şaşırtıcı mı buldun? Tefsircilere göre «kehf», dağda bulunan genişçe mağara demektir.10. O (yiğit) gençler mağaraya sığınmışlar ve: Rabbimiz! Bize tarafından rahmet ver ve bize, (şu) durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla! demişlerdi.11. Bunun üzerine biz de o mağarada onların kulaklarına nice yıllar perde koyduk (uykuya daldırdık.) 12. Sonra da iki guruptan hangisinin kaldıkları müddeti daha iyi hesap edeceğini görelim diye onları uyandırdık.13. Biz sana onların başından geçenleri gerçek olarak anlatıyoruz. Hakikaten onlar, Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidayetini arttırdık.14. Onların kalplerini metîn kıldık. O yiğitler (o yerin hükümdarı karşısında) ayağa kalkarak dediler ki: «Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O'ndan başkasına tanrı demeyiz. Yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz.15. Şu bizim kavmimiz Allah'tan başka tanrılar edindiler. Bari bu tanrılar konusunda açık bir delil getirseler. (Ne mümkün!) Öyle ise Allah hakkında yalan uydurandan daha zalimi var mı? 16. (İçlerinden biri şöyle demişti :) «Madem ki siz onlardan ve onların Allah'ın dışında tapmakta oldukları varlıklardan uzaklaştınız, o halde mağaraya sığının ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve işinizde sizin için fayda ve kolaylık sağlasın.»17. (Resûlüm! Orada bulunsaydın) güneşi görürdün: Doğduğu zaman mağaralarının sağına meyleder; batarken de sol taraftan onlara isabet etmeden geçerdi. (Böylece) onlar (güneş ışığından rahatsız olmaksızın) mağaranın bir köşesinde (uyurlardı) . İşte bu, Allah'ın âyetlerindendir. Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır, kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek bir dost bulamazsın.18. Kendileri uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırdın. Onları sağa sola çevirirdik. Köpekleri de mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmış yatmakta idi. Eğer onların durumlarına muttali olsa idin dönüp onlardan kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı.19. Böylece biz, aralarında birbirlerine sormaları için onları uyandırdık: İçlerinden biri: «Ne kadar kaldınız? » dedi. (Kimi) «Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık» dediler; (kimi de) şöyle dediler: «Rabbiniz, kaldığınız müddeti daha iyi bilir. Şimdi siz, içinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de, baksın, (şehrin) hangi yiyeceği daha temiz ise size ondan erzak getirsin; ayrıca, nâzik davransın (gizli hareket etsin) ve sakın sizi kimseye sezdirmesin.»20. «Çünkü onlar eğer size muttali olurlarsa, ya sizi taşlayarak öldürürler veya kendi dinlerine çevirirler ki, o zaman ebediyyen iflah olmazsınız.»Beyzâvî’nin naklettiğine göre şehre gönderilen adam, elindeki parayı harcamak üzere çıkarınca, şehir halkı, paranın üstündeki kral Dekyanos’un resmini görür ve adamın bir hazine bulduğunu sanarak kendisini devrin hükümdarına götürürler. Aradan uzun zaman geçmiştir. Artık bu hükümdar, tevhid akidesine bağlı bir hıristiyandır. Genç adam, krala başlarından geçeni anlatır. Hep birlikte mağaraya giderler ve gencin anlattıklarının doğruluğunu hayretler içinde görürler. Yeniden dirilmenin imkânını isbatlayan bu müşahededen sonra, Allah Teâlâ bu gençleri tekrar ebediyet uykusuna daldırır.Böylece (insanları) onlardan haberdar ettik ki, Allah'ın vâdinin hak olduğunu, kıyametin şüphe götürmez olduğunu bilsinler. Hani onlar aralarında Ashâb-ı Kehf'in durumunu tartışıyorlardı. Dediler ki: «Üzerlerine bir bina yapın. Rableri onları daha iyi bilir.» Onların durumuna vâkıf olanlar ise: «Bizler, kesinlikle onların yanıbaşlarına bir mescit yapacağız» dediler.22. (İnsanların kimi :) «Onlar üç kişidir; dördüncüleri de köpekleridir» diyecekler; yine: «Beş kişidir; altıncıları köpekleridir» diyecekler. (Bunlar) bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir. (Kimileri de :) «Onlar yedi kişidir; sekizincisi köpekleridir» derler. De ki: Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir. Onlar hakkında bilgisi olan çok azdır. Öyle ise Ashâb-ı Kehf hakkında, delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve onlar hakkında (ileri geri konuşan) kimselerin hiçbirinden malumat isteme.23,24. Allah'ın dilemesine bağlamadıkça (inşâallah demedikçe) hiçbir şey için «Bunu yarın yapacağım» deme. Bunu unuttuğun takdirde Allah'ı an ve: «Umarım Rabbim beni, doğruya bundan daha yakın olan bir yola iletir» de.25. Onlar mağaralarında üç yüzyıl ve buna ilaveten dokuz yıl kalmışlardır.
Buna göre Ashâb-ı Kehf, mağarada 309 yıl kalmış oluyorlardı. Bazı tefsirlerde bu sayının kamerî takvime göre olduğu belirtilmektedir.309 kamerî yılın karşılığı ise milâdî üç asırdır.
hayırlı kadın...aynı zamanda istanbulda bir göz hastanesinin adı...
halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi...
olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi...
Peygamber efendimiz bir gün HZ.Ömer`e sordu:'Ey Ömer, dort arşın uzunluğunda, iki arşın eninde toprak altına girip Münker ve Nekir`i görürsen ne yaparsın? '
Hz. Ömer, Münker ve Nekir ismini ilk defa duyuyordu.'Münker, Nekir nedir ey Allah`ın Resulü? ' diye cevap verdi.
Peygamberimiz şöyle buyurdu: 'Bunlar kabirde ölüyü sorguya çekerler, dişleriyle mezar kazarken kafiyeli konuşurlar.Sesleri gök gürültüsü gibi korkunçtur.Bakışları ise göz kamaştırıcı şimşek gibidir, yanlarında bir topuz vardır. Bütün Minâ halkı bir araya gelse onu kaldıramaz.Fakat, benim elimdeki şu asayı kaldırdığım gibi, onlar o topuzu kolayca kaldırırlar. Onlar seni imtihan ederler. Eğer cevap veremezsen o topuzu sana öyle bir vururlar ki kul haline gelirsin'
Hz. Ömer ' Ey Allahın resulü ben bu halde mi olacağım? diye sordu. Resulullah, 'EVET' buyurdu.
Bunun üzerine Hz.Ömer, 'öyleyse onlara galip gelebilirim'dedi.
Biraz sonra Cebrail (as) Peygamberimize bir müjdeyle geldi. Resulullah (asm) bunu Hz. Ömer`e şöyle bildirdi: 'Münker ve Nekir sana gelip soru soracaklar. Sen onlara, 'benim Rabbim Allahtir', Sizin Rabbiniz kim? Peygamberim Muhammed'dir, sizin peygamberiniz kim? Dinim İslâmdır, siz hangi dindensiniz? diye cevap vereceksin.Onlar sana `Hayret biz mi seni hesaba çekmek için gönderildik, yoksa sen mi bizi diyecekler'. Bu gerçekten büyük bir mujdeydi. Hz Ömer Resulullah'ın bu müjdesine çok sevindi(1)
Sehl bin Sa'd anlatıyor:
Ölümünden sonra Yezid bin Harun'u rüyamda gürdüm' Allah sana ne yaptı? diye sordum.
Şöyle dedi:
'Beni kabre koyduklarında iki melek geldi `Rabbin kimdir, Peygamberin kimdir, dinin nedir? diye sordular. 'Ben beyaz olan sakalımı tuttum ve benim gibilerine böyle kolay sorular sorulur mu? Ben seksen sene insanlara bunu öğrettim dedim, bunun üzerine beni bırakıp gittiler(2) .
Bediuzzaman da bununla ilgili şu iki misali veriyor:
'Sarf ve nahiv ilmini okuyan bir medrese talebesinin vefat edip kabirde Münker ve Nekirin `Men Rabbüke (Rabbin kimdir?) `diye suallerine karşı, kendini medresede zannedip nahiv ilmi ile cevap vererek `Men mupteda; rabbuke onun haberidir. Müşkül bir meseleyi benden sorunuz, bu kolaydır` diyerek hem o melaikeleri, hem hazır ruhları, hem de o vakıayı müşahade eden orada bulunan bir keşfel kubur(kabirlerde olup biteni gören) velisini güldürdü ve Rahmeti İlâhiyeyi tebessüme getirdi; azaptan kurtulduğu gibi Risale-i Nurun bir kahramanı olan merhum Hafız Ali hapiste meyva risalesini kemal-i aşkla yazarken ve okurken vefat edip kabirde melaike-i suale(sual meleklerini) mahkemedeki gibi meyve risalesi hakikatleriyle cevap verdiği misüllü; ben ve Risale-i Nur şakirtleri de o suallere karşı Risale-i Nurun parlak ve kuvvetli hüccetleriyle istikbalde hakikaten ve şimdi manen cevap verip onları takdire ve tahsine ve tebrike sevk edecek insallah'(3)
1. Hayat'üs-Sahabe,3:58
2. Suyûtî, a.g.e., s.238
3. Şualar, s.219
''Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim...''
Yılmaz Erdoğan ın en sevdiğim şiirini çağrıştırıyor...
dünyanın en güzel mavi gözlerine sahip bir bebeği... mavişimi..boncuğumu...
yavuz bingöl'ün bir türküsünü....
yakışıklı adamları...uzun kıvırcık saçlı...saçlar arkadan bağlı...top sakal...
bronz ten...felan....
ugh...!