fotokopi çektirmek için günde bazen iki defa gittiğimiz.....Duygu cafe durağının tam önündeki Cafe Ora'nın üzerindeki slogandı bu...
Cafe oranın yengen'i çok güzeldi..... bir de türkü çalan bir grubu vardı...bayılırdık dinlemeye haftasonları......
Adana...ömrümün altı yılını geçirdiğim sıcak şehir... yağmur yağdığında göl taşar...diz boyu suyun içinde giderdi arabalar...
yazda kavurucu sıcağında suppa sucuk olur... gene de yüksünmezdik..(e kıbrıstan alışkındık zaten sıçağa...hiç fark yoktu) ...ankaranın karındansa yüz defa razıyım o yağmurlara şimdi...
ve kampüsüm... gölün kenarındaki çam ağaçlarının haşmeti arasına gizlenmiş.. Çukurova üniversitesi kampüsü...son zamanlar gidenlere göre çok değişmiş...daha da güzelleşmiş....
Ve bana yadigar kalan...baraj yolu maceralarım... Bir de ayakkabılarının arkası basılmış dolmuş muavininin sesi....
^^Haydeee...
Gazipaşa Cemalpaşa Baraj Yolu Balcalı......^^....hemen kalkıyor...haydeeee..........
Kimi beyin kıvrımlarına... veya diğer bir deyişle zekaya aşık olur....kimi güzel huylara...kimi diğer güzel erdemlere....dış görünüş her zaman ikinci planda gelir.....eli yüzü düzgün olmak bile yeterlidir çoğu zaman...
Mesela ben Rus erkeklerinden oldum olası fizik olarak hoşlanmışımdır.... Boylu poslu...yakışıklı...kumral...mavi gözlü...ve kas yumağı....Arnold Schwarzeneger felan diycem... kürsüye malzeme çıkacak diye korkuyorum....
Ki onun ^^Anaokulu Öğretmeni^^ diye bir filmi vardı...orada gerçekten çok sevimliydi...bir de...^^Junior^^ vardı....hamile bir erkek doktoru canlandırıyordu....orda da çok şekerdi.... amma velakin...Ruslar soğuk insanlar...vodkaları güzel olsa da....itici bir yanları var ki...1,60 boyunda...sevmesini bilen...beyefendi ve gentleman olan....sadece eli yüzü düzgün olan..yakışıklı bile sayılmayacak birini yüz defa tercih ederim böyle bir adama....
Dış güzellik malesef ki geçicidir...gün gelip tüm dokularımız yaşlanmaya mahkumdur....ve hatta yapay güzellik bile mümkün olabilir...Plastik ve estetik cerrahinin yarattığı mucizeleri her gün görüyoruz....
İşte bu nedenle bu masal, bu kitap, bu film....sonuç olarak bu hikaye......yetişme çağında olan bir çocuğun beyin gelişimi için muhakkak gerekli bir unsurdur kanaatindeyim...
Orijinal İsmi: Beauty and the Beast Yönetmen: Gary Trousdale, Kirk Wise Senaryo: Linda Woolverton, Roger Allers (öykü)
1991 yapımı Güzel ve Çirkin, Walt Disney'in beşinci peri masalı animasyon uyarlamasıdır. (öncekiler: 1937'da Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler,1956'da Sindirella,1959'da Uyuyan Güzel)
Vizyona girdiği dönemde -her Walt Disney animasyonu gibi- belli bir kesim tarafından büyük bir beğeniyle izlenen film, eski masal uyarlamalarını çağrıştırması açısından geleneksel Disney animasyonuna dönüş olarak nitelenmişti.
Güzel ve Çirkin çocuklara nasihat vermenin yanısıra mizah dozunu arttırarak seyirciyi eğlendirmeyi hedeflemiş, amacında da başarılı olmuştu.
Güzel ve Çirkin 19. yüzyılda geçiyor. Belle, bir Fransız kasabasında yaşayan, kitap okumaktan hoşlanan çok güzel bir kızdır. Gaston adındaki bir genç Belle'e aşık olmuştur. Fakat Belle, yakışıklı olduğu kadar egoist olan bu gencin aşkını karşılıksız bırakır.
Diğer yandan Belle'in babası, gotik bir şatoda yaşayan çirkin bir canavar tarafından rehin alınır. Babasını kurtarmak amacıyla şatoya giden Belle, canavarın birçok insanda eksik olan 'iç güzelliğe' sahip olduğunu anlayacaktır.
'Gerçek güzellik insanın içindedir, '
öğüdünü veren bu 1991 Disney yapımını, aynı temayı çok farklı bir anlatımla işleyen 'Anti-Disney' Shrek'in ardından izlemek ilginç bir deneyimdir.....
Yaşananları sıfırla çarpıp...mazoşistik duyguları idam sehpasına oturtup...sandalyeyi itme zamanıdır...
Tıpkı sadist ruhlar gibi...güçlü ve acımasız olacaksın....olamasan da deneyeceksin......:=))))
Kırın kalemi hakim bey....Hazırım...
Yaşasın....Işın Karaca
^^Sevgilim canım yandı çok Hayat yüzünden.... senin suçun yok
Ben öğretilenlere hiç karşı koymazdım.... hayır demezdim Adanmış aşklar yaşar hep.... ölürüm derdim... ama ölmezdim
Şimdi başka bahar.... gönül gün ışığı gördü Şimdi aşklar kadar.... kalp kendine döndü
Hadi gel yeniden buluşalım... Kalbim, bir daha barışalım seninle Küsmeyelim hayata asla.......Hadi gel anlaşalım
Her insan biraz romandır.....kahramandır biraz yalandır Gün gelir anlar ki en çok harcadığı şey..... ah zamandır Vakit tamam yollara düştüm.....Elbet benim de hikayem vardır
Şimdi başka bahar.... gönül gün ışığı gördü Şimdi aşklar kadar.... kalp kendine döndü....^^
adama sandık içi serisi nedeniyle neredeyse aşık olmak üzereyim....
mükemmel noktalara temas ediyor...hem de yüksünmeden...
ya iç hesaplaşmalarını bitirmiş biri... ya da tam tersi bunları hala yaşayan ve sandıktan bir bir çıkarıp gündeme getirip içi içini yiyen birisi...henüz karakter tahlilimi bitirmedim...
ama çizgisi mükemmelüstü... ve çocuk temasını bu kadar güzel işleyen ve irdeleyen birini daha görmedim...
arkası yarın gibi merakla bekliyorum çizgilerini....
Özlemim....gel artık....
Kurtar bu zavallı ruhumu zalimlerin elinden....
Elimden tut...ve mavi ummanlara götür beni....
Yeşil ormanlara götür...
Gökkuşaklarını göster bana....
Göster ki...
Artık üşümesin yüreğim....
Ağlamasın gözlerim.....
Varlığınla....can ver bana......
O kadar ki....
Ana rahmine dönen kalbimden...
Bir bebek doğsun dünyaya...
Ve o bebeğin adı....AŞK....olsun....
eternalflame/kasım 2003
1998 Temmuz
Adana Depremi....
6,8 şiddetindeydi...ve tüm ailemle beraber 9 katlı ve eski bir binanın 5. katındaydım....
Asla unutmayacağım...ailecek ömrümünüz dönüm noktalarından biriydi...
^^biz adanalıyık..bici yerik..şalgam içerik..^^
fotokopi çektirmek için günde bazen iki defa gittiğimiz.....Duygu cafe durağının tam önündeki Cafe Ora'nın üzerindeki slogandı bu...
Cafe oranın yengen'i çok güzeldi..... bir de türkü çalan bir grubu vardı...bayılırdık dinlemeye haftasonları......
Adana...ömrümün altı yılını geçirdiğim sıcak şehir...
yağmur yağdığında göl taşar...diz boyu suyun içinde giderdi arabalar...
yazda kavurucu sıcağında suppa sucuk olur...
gene de yüksünmezdik..(e kıbrıstan alışkındık zaten sıçağa...hiç fark yoktu) ...ankaranın karındansa yüz defa razıyım o yağmurlara şimdi...
ve kampüsüm...
gölün kenarındaki çam ağaçlarının haşmeti arasına gizlenmiş..
Çukurova üniversitesi kampüsü...son zamanlar gidenlere göre çok değişmiş...daha da güzelleşmiş....
Ve bana yadigar kalan...baraj yolu maceralarım...
Bir de ayakkabılarının arkası basılmış dolmuş muavininin sesi....
^^Haydeee...
Gazipaşa
Cemalpaşa
Baraj Yolu
Balcalı......^^....hemen kalkıyor...haydeeee..........
Güzellik kişiye göre göreceli bir mevhumdur...
^^Sevildiğimiz kadar güzelizdir hepimiz...^^
Kimi beyin kıvrımlarına... veya diğer bir deyişle zekaya aşık olur....kimi güzel huylara...kimi diğer güzel erdemlere....dış görünüş her zaman ikinci planda gelir.....eli yüzü düzgün olmak bile yeterlidir çoğu zaman...
Mesela ben Rus erkeklerinden oldum olası fizik olarak hoşlanmışımdır....
Boylu poslu...yakışıklı...kumral...mavi gözlü...ve kas yumağı....Arnold Schwarzeneger felan diycem... kürsüye malzeme çıkacak diye korkuyorum....
Ki onun ^^Anaokulu Öğretmeni^^ diye bir filmi vardı...orada gerçekten çok sevimliydi...bir de...^^Junior^^ vardı....hamile bir erkek doktoru canlandırıyordu....orda da çok şekerdi.... amma velakin...Ruslar soğuk insanlar...vodkaları güzel olsa da....itici bir yanları var ki...1,60 boyunda...sevmesini bilen...beyefendi ve gentleman olan....sadece eli yüzü düzgün olan..yakışıklı bile sayılmayacak birini yüz defa tercih ederim böyle bir adama....
Dış güzellik malesef ki geçicidir...gün gelip tüm dokularımız yaşlanmaya mahkumdur....ve hatta yapay güzellik bile mümkün olabilir...Plastik ve estetik cerrahinin yarattığı mucizeleri her gün görüyoruz....
İşte bu nedenle bu masal, bu kitap, bu film....sonuç olarak bu hikaye......yetişme çağında olan bir çocuğun beyin gelişimi için muhakkak gerekli bir unsurdur kanaatindeyim...
SADED:
^^Sevildiğimiz kadar güzelizdir hepimiz...^^
GÜZEL VE ÇİRKİN
Orijinal İsmi: Beauty and the Beast
Yönetmen: Gary Trousdale, Kirk Wise
Senaryo: Linda Woolverton, Roger Allers (öykü)
1991 yapımı Güzel ve Çirkin, Walt Disney'in beşinci peri masalı animasyon uyarlamasıdır.
(öncekiler: 1937'da Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler,1956'da Sindirella,1959'da Uyuyan Güzel)
Vizyona girdiği dönemde -her Walt Disney animasyonu gibi- belli bir kesim tarafından büyük bir beğeniyle izlenen film, eski masal uyarlamalarını çağrıştırması açısından geleneksel Disney animasyonuna dönüş olarak nitelenmişti.
Güzel ve Çirkin çocuklara nasihat vermenin yanısıra mizah dozunu arttırarak seyirciyi eğlendirmeyi hedeflemiş, amacında da başarılı olmuştu.
Güzel ve Çirkin 19. yüzyılda geçiyor.
Belle, bir Fransız kasabasında yaşayan, kitap okumaktan hoşlanan çok güzel bir kızdır. Gaston adındaki bir genç Belle'e aşık olmuştur. Fakat Belle, yakışıklı olduğu kadar egoist olan bu gencin aşkını karşılıksız bırakır.
Diğer yandan Belle'in babası, gotik bir şatoda yaşayan çirkin bir canavar tarafından rehin alınır. Babasını kurtarmak amacıyla şatoya giden Belle, canavarın birçok insanda eksik olan 'iç güzelliğe' sahip olduğunu anlayacaktır.
'Gerçek güzellik insanın içindedir, '
öğüdünü veren bu 1991 Disney yapımını, aynı temayı çok farklı bir anlatımla işleyen 'Anti-Disney' Shrek'in ardından izlemek ilginç bir deneyimdir.....
The End
Yaşananları sıfırla çarpıp...mazoşistik duyguları idam sehpasına oturtup...sandalyeyi itme zamanıdır...
Tıpkı sadist ruhlar gibi...güçlü ve acımasız olacaksın....olamasan da deneyeceksin......:=))))
Kırın kalemi hakim bey....Hazırım...
Yaşasın....Işın Karaca
^^Sevgilim canım yandı çok
Hayat yüzünden.... senin suçun yok
Ben öğretilenlere hiç karşı koymazdım.... hayır demezdim
Adanmış aşklar yaşar hep.... ölürüm derdim... ama ölmezdim
Şimdi başka bahar.... gönül gün ışığı gördü
Şimdi aşklar kadar.... kalp kendine döndü
Hadi gel yeniden buluşalım... Kalbim, bir daha barışalım seninle
Küsmeyelim hayata asla.......Hadi gel anlaşalım
Her insan biraz romandır.....kahramandır biraz yalandır
Gün gelir anlar ki en çok harcadığı şey..... ah zamandır
Vakit tamam yollara düştüm.....Elbet benim de hikayem vardır
Şimdi başka bahar.... gönül gün ışığı gördü
Şimdi aşklar kadar.... kalp kendine döndü....^^
nefise karşı yürütülen çetin bir savaş...
ne mutlu yüzünün akıyla çıkana....
14 Şubat
Saint Valentine's Day...
ersin karabulut...
adama sandık içi serisi nedeniyle neredeyse aşık olmak üzereyim....
mükemmel noktalara temas ediyor...hem de yüksünmeden...
ya iç hesaplaşmalarını bitirmiş biri...
ya da tam tersi bunları hala yaşayan ve sandıktan bir bir çıkarıp gündeme getirip içi içini yiyen birisi...henüz karakter tahlilimi bitirmedim...
ama çizgisi mükemmelüstü...
ve çocuk temasını bu kadar güzel işleyen ve irdeleyen birini daha görmedim...
arkası yarın gibi merakla bekliyorum çizgilerini....
tannenbaum....