Kültür Sanat Edebiyat Şiir

küreselleşme sizce ne demek, küreselleşme size neyi çağrıştırıyor?

küreselleşme terimi Mehtap Demirel tarafından 04.06.2001 tarihinde eklendi

  • Sen Ve Ben
    Sen Ve Ben 18.11.2008 - 03:43

    küreselleşme eşittir dünya ekonomik krizi arkası 3 dünya savaşı ben buna inanıyorum? ?

  • Mustafa Nihat Malkoç
    Mustafa Nihat Malkoç 16.07.2006 - 13:34

    KÜRESELLEŞME YAYGARALARI

    M.NİHAT MALKOÇ

    Dünya teknolojik ve sosyal anlamda büyüse de iletişim ve bütünleşme açısından küçülüyor. Artık bazıları dünyayı modern ve büyük bir köy olarak tanımlıyor. Bunda da haksız değiller. Çünkü dünyada hızla sosyal bütünleşmeye doğru gidiliyor. Bu bütünleşme huzursuzlukları da beraberinde getiriyor.
    Ülkeler arasında giderek gelişen ekonomik, siyasî, sosyal, kültürel ilişkilerin ve devletler arasındaki bağımlılığın artması küreselleşmeye zemin hazırladı. Özellikle ekonomik bütünleşme küresel bir dünyanın eşiğine getirdi bizi. Artık tek başına hüküm vermek ve kendi kabuğuna çekilmek geçer akçe değil modern dünya için. Lâkin benliğini koruyarak bu halkaya dâhil olunmalıdır.
    Küreselleşmenin yeni bir sömürü sistemini hayata geçirdiğini söyleyenlerin temel aldığı görüşlerin tutarlılığı tartışılabilir; ama bu tezler de yabana atılmamalıdır. Bu kavramın gerçekte kapitalizmin renk değiştirmesi ve sevimli gösterilmesi olduğu hükmünü ileri sürenler de vardır. Hatta bunu politik bir tercih olarak algılayanlar da az değil. Tutarsızlıklar ve görecelikler bu noktada başlamaktadır zaten.
    Gelir dağılımındaki dengesizlikler ve paylaşımın adilce gerçekleştirilememesi toplumsal rahatsızlıkların temelini teşkil ediyor. Böyle bir sistemde insanın huzur bulmasını beklemek boş bir hayaldir. Adı ne olursa olsun insana kıymet vermeyen ve insanı temel almayan anlayışlar üzerine bina edilen sistemler taraftar bulamazlar; bulsalar bile kalıcı olamazlar. Çünkü esas olan, bir avuç azınlığın değil, kitlelerin refahıdır. Küreselleşen dünya bunu sağlamaktan çok uzaktır.
    Küreselleşen dünyada kalifiye insan gücüne duyulan ihtiyaç her zamankinden fazladır. Çünkü yeniliklerin kalıcılığı ve gelişimi bu potansiyelin varlığına endekslidir. Sıradan insanları hazır yiyici olarak gören ve onlara düşman gözüyle bakan bugünkü anlayış, insanı insan olduğu için değil, fayda ürettiği için dikkate almaktadır. Bu görüş nerden bakarsan tutarsızdır; insanî değildir.
    Modern dünyanın insana bakışı temelden sakattır. Yeni dünya düzeni insanları ideal bir tüketici olup olmamaları yönüyle değerlendirmektedir. Tüketicilik teşvik edilmekte, bu da pazarların canlanmasına zemin hazırlamaktadır. Günümüz sistemlerinde tüketici olduğun kadar varsın ve o oranda itibarlısın. Bu anlayışın temsilcileri yoksul kitleleri kambur olarak görmekte, onlara farklı ve aşağılayıcı bir gözle bakmaktadır. Küreselciler dünyayı bir avuç zenginin çiftliğine dönüştürmenin peşindedir.
    Günümüzde insanın itibarını maalesef markalar belirlemektedir. ‘Markaların adamı, adamların markası’ anlayışı hâkim durumda. Statüleri markalar belirliyor artık. Markalara bağlı bireyler yetiştiren ve onlara sadakatleri ölçüsünde kıymet biçen sistem, kendisinin dışında hareket edenleri ‘ötekiler’ diye nitelendirerek dışlamaktadır. Bu tutum, huzuru dinamitlemek için yeter de artar da…
    Dünya ekonomisi hiçbir zamanda ve zeminde günümüzdeki kadar tekelleşmemişti. Bugünkü dünya, az sayıdaki büyük şirketin egemenliği altındadır. Tekeller her geçen gün büyümekte ve semirmektedir. Onlar büyüdükçe sıradan insanların direnci azalmaktadır. Meselâ General Motors ve Ford Company’nin toplam gelirleri tüm orta ve güney Afrika’nın gayri safi yurtiçi hâsılasını aşmaktadır. Gıdacı ve perakendeci WalMat şirketinin ekonomisi İsrail, Polonya ve Yunanistan’ı içeren pek çok ülkeden daha büyüktür. Böyle bir dünya ekonomisinde insanların bağımsızlıkları ve tutunabilme güçleri her geçen gün azalmaktadır.
    İstatistiklere göre sadece Boeing ve Airbus şirketleri, sivil amaçlı uçak üretiminin yüzde 95’ini gerçekleştirmektedir. Bugün küresel kahve üretiminin yüzde 80’ini iki, tütün endüstrisinin yüzde 87’sini dört şirket kontrol etmektedir. Uluslararası şirketler, ayrıca, dünyanın endüstriyel kapasitesinin, teknik bilgisinin çoğuna (tüm dünyadaki teknoloji ve patentlerin yüzde 90’ına) sahiptirler.
    Çokuluslu şirketler ekonomi üzerindeki kontrollerini ve ağırlıklarını olağanüstü boyutlarda arttırmışlardır. Örneğin Mitsubishi şirketi, onu dünyanın en kalabalık dördüncü ülkesi olan Endonezya’dan daha büyük yapan birleşik bir ekonomik faaliyeti sürdürmektedir. Mitsubishi grubunu oluşturan firmalar roketten şişeye kadar her şeyi üretmektedir. Şirketin yıllık toplam geliri 175 milyar doları geçmektedir. Mitsubishi Bank 820 milyar dolarlık varlığıyla dünyanın en büyük bankalarındandır.
    Emperyalizmle birlikte sermaye her geçen gün daha da merkezileşmektedir. Kıyasıya rekabet, kıskançlıkları ve haset duygularını beraberinde getirmektedir. İnsanı amaç değil, araç olarak gören bu düşünce, her tavrını ‘insana rağmen’ gerçekleştirmektedir.
    Aslında dünyayı politikacıların yönettiği söylense de bu gerçekte doğru değildir. Dünyayı büyük sermaye sahipleri yönetmektedir. Onların bir dediği iki edilmemektedir. Sermayeyi ülkelerine çekmek isteyen siyasiler, tekelleşen şirketlerin önünde kırk takla atmaktadır. Bu bize küreselleşmenin ve kapitalizmin acı hediyesidir. Bu zehiri her geçen gün içmekteyiz. İçtikçe de şuurumuzu, millî ve manevî benliğimizi parça parça yitirmekteyiz. Son olarak şunu söylemek istiyorum: Küreselleşme yaygaraları bizi bizden koparan bir tuzaktır. Bu tuzağa düşülmemelidir.

  • Martin Gore
    Martin Gore 05.05.2006 - 23:38

    kizdirdik hamidoyu..

  • Hamid Nabiyev
    Hamid Nabiyev 28.04.2006 - 03:08

    KÜRESELLEŞME sizce ne demek, KÜRESELLEŞME size neyi çağrıştırıyor?

  • Bb Bbb
    Bb Bbb 25.04.2006 - 23:10

    lol

  • Martin Gore
    Martin Gore 25.04.2006 - 21:43

    ögrenmen uzun sürmüs..olsun..bu da bir basari..tebrikler....yinede cok özel bir söz degil...o yüzden ingilizcesine gerek yoktu bence...ne dersin cakobo..

  • Bb Bbb
    Bb Bbb 23.04.2006 - 21:25

    son araştırmalar küresellesmenin ortak yenilikleri konusunda gözle görülür kantıtlar getirdi.insan kaynakları için iyi tasarlanmış yeni bilimsel projeleri her zaman önemsiyorum..(arkadaşlar birisi herkesi, kendi gibi mal zannediyo) . anti(hakettin kusura bakma)

  • Martin Gore
    Martin Gore 23.04.2006 - 14:02

    eger sen bu yazdiginin anlamini biliyorsan ben tas olayim....sirf artizlik olsun diye de bu kadar alcalinmaz ki kardesim....simdi ingilizce bilen arkadaslarini vizir vizir arar bu....puhahahahhaaaaaa...

  • Bb Bbb
    Bb Bbb 08.04.2006 - 20:34

    recent researh has shown the emprical evidance for globalization corporate innovation is very limited but i belive there will always be a need for us to have a well arculated innovation sience.

  • Düşünmüyorum Yine De Varım
    Düşünmüyorum Yine De Varım 12.09.2005 - 13:43

    beraber ce ısınma

  • Sezgin Yeşiltaş
    Sezgin Yeşiltaş 30.04.2005 - 11:14

    Yükselen bir değerdir. Genellikle batı yöne doğru bir küreselleşme söz konusudur. Kendi üzerinde, yaşamında kuranlar, fikir dünyasına kabul edenler daha rahat ferah hissederler.

    Doğu yöne olan kürselleşme en başta Çin'de çocuk işçi çalıştırılıyor olması, köhne çürümeye yüz tutmuş üretimin olmasının yanlı lansesi ile iç karartıcı, basit insanların tercihidir. O değeri kendi üzerinde yaşamında kurmak isteyenler ise sefil çapulcu ayaktakımı duyumsaması yaşar..

  • Ayse Mutlu
    Ayse Mutlu 20.12.2004 - 09:25

    Soru: Küreselleşme nedir?

    Cevap: Prenses Diana'nın ölümü.

    Soru: Nasıl olur?

    Cevap: Bir İngiliz prensesi Mısırlı erkek arkadaşıyla bir Fransız tünelinde Hollanda motoruna sahip, İskoç viskisiyle sarhoş olmuş bir Belçikalı'nın kullandığı bir Alman arabası ile kaza yaptı. Japon motosikletli İtalyan paparazziler tarafından takip ediliyorlardı, Amerikalı bir doktor tarafından Brezilya yapımı ilaçlarla tedavi edilmeye çalışıldılar! Bu mesaj size bir Türk tarafından Bill Gates teknolojisi kullanılarak gönderildi ve siz de muhtemelen bunu bir Singapur tesisinde Bangladeşli işçilerin yaptığı, Tayvan malı çiplerin ve Kore malı monitörlerin kullanıldığı bir bilgisayardan okuyorsunuz. Büyük olasılıkla da bu bilgisayar Hintlilerin kullandığı kamyonlarla taşındı, Endonezyalılar tarafından kaçırıldı, Sicilyalı liman personeli tarafından boşaltıldı, Meksikalı kaçakçılar tarafından taşındı ve son olarak da Yahudiler tarafından size satıldı.

    'Küreselleşme' yi bundan iyi tarif edebilir misiniz :))

  • F
    F 16.07.2004 - 12:27

    'İstanbul Buluşması'ndaki tek muhalif ses olan Dr. Hasan Hanefi ile roportaj:

    - Bu forumdan ne bekliyordunuz? Umduğunuzu bulabildiniz mi?

    Ne yazık ki beklentiler, asla tam olarak karşılanamaz. Genellikle, beklenti ile gerçeklik arasında büyük bir farklılık vardır. Ama yine de okyanus, damlalardan oluşur. Bu bağlamda, AB'nin Türkiye'de İslam dünyası ile ortak bir diyaloğa girmesi olumlu. Türkiye, Doğu ile Batı arasında diyalog ülkesi.

    11 Eylül'den sonra neredeyse bütün yazılıp çizilenler, İslam ile Batı arasındaki ilişkiye dairdi. Burada AB Batıyı, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) da Müslüman ülkelerin önemli bir bölümünü temsil ediyor. Genel olarak toplantı; bir yanda kültürlerarası diyalog, medeniyetler çatışması gibi teorik konular ile, taktik konular arasında salındı diyebiliriz.

    Ancak asıl sorun şu ki diyalog, eşit taraflar arasında mümkündür. Ama şu anda Müslümanlar ve Batı eşit taraflar değil: Bir yanda yoksulluk, diğer yanda zenginlik. Bir yanda özgürlük diğer yanda baskı... Demek ki ortada dengesiz, eşitsiz bir güç ilişkisi var. Öyleyse işin taktik düzeyini deşmek gerek. Filistin sorununu ele alalım. İsrail, Filistin ile diyaloğu reddediyor. Görüşme masasına oturması gereken insanlar birbirlerinden çok uzak. Bu pratik sorunu çözmemiz gerek. Müslümanlar kaygılı, kendilerini çok zayıf hissediyorlar. Filistin'in yanı sıra Keşmir, Kuzey Fas gibi sorunları da sayabiliriz. Ama İslam dünyasının kalbindeki mesele, hâlâ Filistin'dir. 11 Eylül saldırısı, aslında bir çığlıktır: 'Biz zayıfız, Amerika güçlü, Amerika İsrail'i destekliyor, onun yanında duruyor' diyen bir çığlık. 11 Eylül, Filistin İntifadası'nın başlangıcı olan 28 Eylüle bir tepkidir. İkinci eylülü, ancak ilkini anlayabilirsek kavrayabiliriz.

    Bu toplantıda dikkatimi çeken bir şey, oturumlarda tartışanların sadece Müslüman ülke temsilcileri olmasıydı. Avrupalılar tartışmıyor, çünkü güçlü olan onlar. Diyaloğa ihtiyaçları yok.

    Bu forumda vurgulanan bir şeyi tekrarlamak isterim: İslam, şiddetin kaynağı değildir. Kuzey İrlanda'daki mezhep çatışmalarını, Sri Lanka'daki Tamilleri, İspanya'daki Bask gerillalarını hatırlayalım Bunların kaynağı da mı İslam?

    Batılılar şiddeti dinsel şiddete, dinsel şiddeti de İslam'a indirgiyor. ABD ve Avrupa'da, İslam ile şiddet arasında böyle önyargılı bir bağ kurulmuş. Oysa aynı İslam geçmişte mantık, ilerleme, hümanizm ile ilişkilendiriliyordu. Belki de gelecekte İslam, özellikle Asya ve Ortadoğu'daki yükselişi ile, ABD'ye bir rakip haline gelecek. Zaten bu nedenle ABD, Afganistan'ı bahane ederek Asya'ya sıçradı. Rusya ve Çin'i, Pakistan'ı, İran İslam Devrimi'ni tehdit ediyor. Irak ambargosunu tamamlamak ve Asya pazarlarını Japonya, Güney Kore, Tayvan ve Hong Kong'dan almak istiyor. Bu amaçlar için, terörizm gerekçesini kullanıyor.

    ABD, Asya ve İslam'dan kendisine karşı bir cephenin oluşmasını önlemek istedi. İslam dünyası bugün tek küresel dünyaya, tek kutuplu sisteme karşı duruyor, küreselleşmenin yeni bir tür hegemonya olmasını istemiyor. Elbette, küresel bir dünyada yaşıyoruz. Ama bu kimin küreselleşmesi? Merkezin küreselleşmesi söz konusu, çevre ülkeler ise parçalanıyor. Ortada; uluslararası şirketlerin, sanayileşmiş ülkelerin çıkarına bir küreselleşme var. Öyleyse küreselleşme, yeni bir tür ekonomik, ama aynı zamanda kültürel ve askeri bir hegemonya.

    - 11 Eylül'den sonra iki paralel gelişmeden biri, ABD'nin Asya'ya adım atması ise, diğeri de, ülke farkı gözetilmeden meşru hak ve özgürlüklerin geri alınması, bağımsızlık hareketlerinin terörizm olarak damgalanması oldu. Sizce bu süreç dünyayı nereye götürür?

    Daha fazla Amerikan karşıtlığına. Şimdi yaşadıklarımız, 1960'lardaki savaş karşıtı harekete benziyor. İsrail'de bile barış hareketi protestoya başladı. Seattle, Prag, Cenevre, Londra ve Paris'teki küreselleşme karşıtı gösterileri de unutmayalım.

    ABD, terörizmi tanımlamak için uluslararası bir konferans toplama teklifini reddetti. Böylece terörizm ile ulusal kurtuluş hareketleri, bireysel terörizm ile devlet terörizmi, görünen terörizm ile görünmez terörizm arasında ayrım yapmayı reddetmiş oldu. GATT anlaşması, görünmez terörizmdir. Dünya Bankası, IMF, görünmez terörizmdir. Küreselleşme görünmez terörizmdir. Medya, CNN, görünmez terörizmdir.

    Benim için asıl şaşırtıcı olan, bugüne dek hep 'çoğulcu' olarak sunulan, çoğulcu bir evren tahayyülüne sahip olduğu söylenen Batının, ABD önderliğinde tek taraflı, monolitik bir vizyona yönelmesidir. Dedikleri bellidir: Irak terörist, şeytan ekseni terörist... BM'nin, uluslararası hukukun dışında davranıyorlar... Küba'daki Guantanamo Üssü'ne götürülen Arap-Afgan tutsakları hatırlayın. Onlar için ne insan hakkı, ne uluslararası anlaşmalar, ne Cenevre Sözleşmesi geçerli oldu.

    Müslümanlar, özellikle Filistin meselesinde kendilerini işgal altında hissediyorlar. Bu nedenle İslam, bir direniş dini olarak ortaya çıkıyor ve ABD, İslam'ı terörizm olarak suçlamakta ısrar ediyor. Ama asıl ABD, uluslararası terörizm uyguluyor. Miloseviç'in başına gelenlere bakın: Amerika Miloseviç'in düşmanıydı, şimdi ise onun yargıcı oluyor. İkisi aynı anda nasıl olabilir?

    - Azgelişmiş ülkelerin yöneticilerine dair iki örnek vermek istiyorum. Afgan Dışişleri Bakanı Abdullah Abdullah burada, ülkesini bombalayan ülkelerin temsilcileriyle bir arada. Görüştüğümüz Mozambikli bir bakan yardımcısı ise, bize IMF-Dünya Bankası reçetelerini savundu. Bu iki örnek, azgelişmiş ülkeleri yönetenler hakkında bize ne anlatıyor?

    Afganistan, epey karmaşık bir durumda. 11 Eylül'ü gerçekleştiren kişinin Bin Ladin veya Taliban olduğuna dair elde bir delil yok. Ama ABD oldukça çabuk saldırıya geçti, çünkü asıl mesele Asya'nın kalbine yerleşmekti. Taliban, Afganistan'ın yasal hükümetiydi ve ona karşı isyan etmek, sadece Afganların hakkıydı.

    - Üstelik Taliban, uzun bir süre ABD tarafından desteklendi...

    Taliban, ABD'nin ürünüdür. Pakistan ve Suudilerin katkısını da unutmamak gerek. Ama 11 Eylül'den sonra ABD'nin pozisyonu değişti. Stratejik hedeflerine ulaşmak için, Afganistan'ı kurban seçtiler. Ülkede zaten bir iç savaş sürüyordu, ama bir süper gücün, uzaktan gelip şiddet yoluyla bir hükümeti devirmesi ve yerine bir başkasını getirmesi, uluslararası hukuka tamamen aykırıdır. Afganistan'da kimse bu hükümete saygı duymaz; iç çatışmalar başladı bile. Kısa süre içinde, belki de altı ay sonra, Afganların yabancı işgalcilere karşı ayağa kalkacağını düşünüyorum. Çünkü Afgan halkı bugüne dek hiçbir işgal gücüne boyun eğmedi. ABD, bu dönemde Afganistan'da kurulan geçici hükümeti bir araç olarak kullanıyor sadece.

    Mozambik'e gelelim: Her ülke, bugünlerde bir yabancı işgalden korkuyor. Komor Adaları'na çıkarma yapan 100 darbeci askeri hatırlayın. Herkes, ABD'nin adayı işgal ettiğini sandı ve dünya basını ayağa kalktı. ABD'nin herhangi bir yeri işgal edebileceğine dair ciddi bir korku var. ABD, sopa-havuç politikasını uyguluyor. IMF ve Dünya Bankası'nın havucunu almazsanız, sopa geliyor.

    Ancak bence bu dönemde, 1960'larda yaşanan hareketin gücünde, dev bir yeni anti-sömürgeci hareket yükselecek. Bu hareket; illa ki açık bir askeri işgale karşı değil, küreselleşmeye karşı olacak. Hem Üçüncü Dünya'da, hem de Amerika ve Avrupa'da. Çünkü tek kutuplu dünya sağlıklı değildir. Dünya; tek gözle göremez, tek burunla koklayamaz, tek kulakla dinleyemez. Bu sistem, rakip tanımadığı ve çoğulcu olmadığı için daima baskı kaynağı olacaktır. Piyasalar, işgücü, herşey onların isteğine göre şekillendiriliyor. 21. yüzylılın başlangıcında, yeni bir tehlike yükselmektedir. Geçmişte, iki kutuplu dünyanın savaş ve çatışma kaynağı olduğunu düşünüyorduk. Ama şimdi görüyoruz ki asıl tehdit, tek kutuplu dünya imiş!

    - Yine de, bu durumun tersine çevrileceğini düşünüyorsunuz...

    Çevrilecek. Yeni ulusal hareketler, halk hareketleri ve tabii ki şiddet yükselecek. Amerika uluslararası polis rolünü oynamayı sürdürdükçe, yüzlerce Usame Bin Ladin ortaya çıkacak.

    - Peki ama İslam, doğacak bu hareketi kapsayabilir mi? Geçmişte aynı İslam, SSCB'ye karşı ABD tarafından kullanldı. Bin Ladin ve Taliban, ABD'nin kucağında yetişti...

    Sermayenin uluslararası hegemonyasına karşı çıkanlar, ondan zarar görenler, acı çekenler olacaktır: Latin Amerika'da artık Che'nin ruhu kalmamış. Afrika ise AIDS ve kıtlıklar ile harap olmuş durumda. Geriye tek kalan seçenek Asya. Ve İslam, Asya'nın kültürüdür. Burada İslam derken, Hinduizmi, Budizmi, Konfiçyusçuluğu da kapsayabiliriz; bunların hepsi, İslam'daki değerler sistemine benzer sistemlere sahip.

    İslam, şimdilik muhafazakâr bir tona sahip. Ama belki de bu direniş sürecinde, yeni bir İslam ortaya çıkacak; bir kurtuluş teolojisi. Latin Amerika'daki Katoliklik, Alman köylü isyanlarındaki Thomas Münzer'in ideolojisi gibi, Tayland'daki radikal Budizm gibi... Eğer bu gerçekleşirse İslam, muhafazakârlıktan kurtulup daha militan bir biçime bürünecek ve bir tür halk ideolojisi haline gelebilecek, böylece Batı'nın 'insan hakları' karşısına 'halkların hakları' kavramı ile çıkacaktır. Dünyaya ABD'den bağımsız, yeni, halkları ve rejimleri birleştirici bir gündem sunacaktır. Bugün İslam ülkelerinde rejimler, dış baskılar ile içerideki halk tepkisi arasında ikiye bölünmüş, köşeye sıkışmış durumda. En yakın örnek, Pervez Müşerref'in Pakistanı. İslam ile birlikte liderler, halklarıyla bir uzlaşmaya girebileceklerdir. İslam dünyasının daha yakınlaşması anlamında, umutluyum. Bazı Asya-Afrika ülkelerinin, G-7'ye alternatif olarak G-22'yi oluşturmaları, bu birliğin sağlanması için olumlu bir adımdı. Böylesi birlikler, küreselleşmeye karşı bir Afrika-Asya dayanışmasının güçlendirilmesini sağlayabilir. Çin'i de unutmayalım; Çin, henüz elindeki kartları oynamış değil. Çin'in çıkarı Amerika veya Avrupa'da değil Asya'dadır. Ekonomik sorunlarını ancak böyle çözebilir. Çok kutuplu yeni bir dünyada daha sağlıklı bir uluslararası ortam oluşabilecek.

    - Bölgemize dönelim. Türkiye ve İsrail arasındaki stratejik ilişki hızla gelişiyor. Sadece bu yıl içinde 3 ortak tatbikat yapılacağı açıklandı. Bu ilişki, Ortadoğu halkları için zararlı değil mi?

    Zararlı tabii. Bu nedenle hem İslam dünyası, hem Türkiye kamuoyunda ciddi bir tepki var. Türkiye artık, geleceğinin nerede olduğuna karar vermelidir. İki ülkenin orduları, ilişkilerini büyük bir hızla geliştiriyor, ama aslında kamuoyuna, halkın isteklerine ve tarihe karşı geliyorlar. Türkiye'nin çıkarları İran ile, Suriye ile, Arap dünyası iledir. Biz komşuyuz, ortak bir tarihimiz var ve çıkarlarımız da ortak. Siyasi uyanıklığa, bağımsız bir iradeye ihtiyacımız bulunuyor. Türkiye ve İsrail, İsrail ve Çin arasındaki askeri işbirliğini etkisizleştirecek olan şeyin; kamuoyunun kendisini daha net bir biçimde ortaya koyması olduğunu düşünüyorum.

    Güç, göreceli bir kavramdır. İslam dünyası daha güçlü hale geldiğinde, daha iyi işbirliği yapıp uzun vadeli politikalar üretebildiğinde, Türkiye'nin yabancılaşmasının sona ereceğini düşünüyorum.

    - Türk hükümeti Irak'a yönelik bir saldırıyı desteklerse Ortadoğu'daki konumu ne olur?

    Öncelikle, kendi halkı nezdinde durumu çok kötü olacaktır. Halk, bu saldırıyı asla kabul etmez. Ortadoğu'daki imajı daha da olumsuza dönecektir. ABD de eninde sonunda dostlarını satacaktır zaten. Tıpkı Pakistan'ı Hindistan'a sattığı gibi. Irak parçalanırsa, Türkiye de kendi içinde bir bölünmeyi davet etmiş olur.
    inadina.com - sayı 31

  • Mirac Erdurak
    Mirac Erdurak 03.07.2004 - 20:25

    Hem iyi hem de kotu unsurlari barindiran bir surec, butunuyle iyi veya butunuyle kotu demek cok zor, yeni bir sey degil aslinda, cografi kesifler ile basladi, Endustri Devrimi, Fransiz Devrimi ve somurgecilik ile yayildi, Ikinci Dunya Savasi'ndan sonra ve ozellikler son otuz yilda buyuk ivme kazandi, kuresellesme karsisinda guclu ulkeler ile zayif ulkelerin esit sansa sahip olmadiklari bir gercek ama kuresellesme gelismekte olan ulkeler icin de firsatlar sunmakta, mesela, kuresellesme olmasaydi benim bu yazdiklarimi siz okuyamazdiniz, sizinkileri de ben, diger bir deyisle kuresellesme olmasaydi antoloji.com olmazdi...

  • Eylem Yıldız
    Eylem Yıldız 03.05.2004 - 18:20

    daha çok insanın ezilmesi,daha çok insanın sömürülmesi

  • F
    F 29.04.2004 - 12:22

    bakınız: yeni dünya düzeni, abd, emperyalizm, kapitalizm...

  • Murat Dalgın
    Murat Dalgın 28.02.2004 - 21:06

    Emperyalizmin yeni masali. Bereket maskesi düstü.

  • Mehmet Fatih Erdoğan
    Mehmet Fatih Erdoğan 28.02.2004 - 12:32

    Sınırları olmayan bir dünya. Her yere serbest dolaşım ve ticaret. Ah bir olsa.

  • Oznur Cetinkaya
    Oznur Cetinkaya 19.01.2004 - 21:23

    güçlü devletlerin kendi çıkarları doğrultusunda güçsüz olan devletleri açık pazarları haline getirmeledir

  • Eray İnman
    Eray İnman 25.09.2003 - 00:36

    birgün delinin biri kuyuya bir taş atar...

  • Gülsüm Kurtul
    Gülsüm Kurtul 09.09.2003 - 10:35

    sana dayatılan içi boş kültür

  • Gülsüm Kurtul
    Gülsüm Kurtul 09.09.2003 - 10:34

    kalıptan çıkmış insanlar.

  • Seçkin Bilici
    Seçkin Bilici 06.09.2003 - 20:14

    alemin top olması...

  • Cem Nizamoglu
    Cem Nizamoglu 06.06.2003 - 00:45

    bkz. Globalleşme

  • Mehmet Aslan
    Mehmet Aslan 27.05.2003 - 18:19

    Yitirilen değerler, cehalet, yozlaşma, kukla kahramanlar arayışı, komplolar, düşmanlar, güçlü olan haklıdır...

  • Sinan Atılgan
    Sinan Atılgan 26.05.2003 - 15:54

    küreselleşme sömürgeciliğin günümüz şartlarına uyarlanmış halidir

  • Yakup Cetin
    Yakup Cetin 25.05.2002 - 15:28

    küreselleşme boş bir hayaldir çünkü hiç kimse özünü unutmaz