Kültür Sanat Edebiyat Şiir

john fitzgerald kennedy sizce ne demek, john fitzgerald kennedy size neyi çağrıştırıyor?

john fitzgerald kennedy terimi F tarafından 01.04.2004 tarihinde eklendi

  • King Predator
    King Predator 12.07.2007 - 15:18

    amerikan tarihinin en sevilen başkanı

  • King Predator
    King Predator 12.07.2007 - 15:17

    siyonizm karşıtı.

  • King Predator
    King Predator 06.07.2007 - 02:52

    TÜRK DOSTU

  • Kenan Beyazyıldız
    Kenan Beyazyıldız 25.06.2006 - 09:35

    o benim için tam bi başkan tabiki de sadece böle bi anlam kazanmıyo mesela hala suikastının üzerindeki sır perdesinin kalkmaması yada özel olarak KALDIRILMAMASI beni çok rahatsız ediyo. benim gibi bi türk vatandaşının bu olayla bi ilgisi olmasa da ne kadar umutsuz da olsa bu işin peşini bırakmıcam hiç değilse kendimi tatmin edici acıklamalar bulana kadar sadece bu iş üzerinde yoğunlaşcam.

  • İbrahim Varlık
    İbrahim Varlık 23.12.2005 - 11:35

    Kennedy İsrail'i uyardı; öldürüldü

    İsrail’in, nükleer çalışmalarından dolayı İran’a saldıracağı haberleri kamuoyunu meşgul ederken, İsrail’in nükleer çalışmaları sebebiyle ABD eski Başkanı John Fitzgerald Kennedy’den uyarı mektubu aldığı ortaya çıktı.

    Yeni Asya’nın ele geçirdiği belge, ABD Başkanı John Fitzgerald Kennedy tarafından, öldürülmesinden yaklaşık 5 ay önce dönemin İsrail Başbakanı Levi Eshkol’a yazılmış 3 sayfalık bir mektup. Her sayfasının üstünde ve altında “secret-gizli” ibaresi olan mektup, dönemin ABD Tel Aviv Büyükelçisi Walworth Barbour tarafından “Başkan Kennedy’den size ulaştırmam istenen mektup zarfın içindedir” ön yazısıyla İsrail Başbakanı Levi Eshkol’a sunulmuş. Mektup üzerinde tarih yok, ancak sunum yazısında 5 Temmuz 1963 tarihi görülüyor. Mektubun neredeyse her bir cümlesi, diplomatik bir tehdit içeriyor. Örneğin Başkan Kennedy, Levi Eşkol’ü, İsrail’in nükleer çalışmalarına dair güvenilir bilgi elde edememeleri durumunda “Amerika’nın İsrail’e olan taahhütleri ve İsrail’i desteklemesi ciddi şekilde tehlikeye girebilir” diye uyarıyor. Kennedy’nin bu uyarısı dönemin şartları dikkate alındığında “İsrail gelecekte var olmak istiyorsa Dimona Nükleer Santrali’ni Amerikan uzmanlarının denetimine açmalıdır” yorumunu güçlendiriyor.

    VANUNU: SUİKASTIN SEBEBİ İSRAİL’E BASKI

    Bir Amerikan kanalı olan CNN İnternetinal, Kennedy’yi “ABD’nin Katolik ve Mason olmayan ilk başkanı” olarak tanıtıyor. İsrail’in nükleer sırlarını deşifre eden ve bu sebeple 18 yıl hapis yatan Dimona Nükleer Reaktörü eski çalışanı Mordechai Vanunu da, Kennedy’nin, Dimona Nükleer Reaktörü’ndeki çalışmaların aydınlığa kavuşturulması için İsrail yönetimine baskı yapması sebebiyle suikasta uğradığına dair “gerçeğe yakın işaretler” bulunduğunu ileri sürmüştü. Başkan Kennedy’ye ait bu mektub, Vanunu’nun iddiasının doğruluğunu güçlendiriyor.

    BAŞKAN KENNEDY SUİKASTİ

    ABD Başkanı John F. Kennedy, 1963 yılında, Dallas’ta uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetmişti. ABD halkının en sevdiği başkanlardan biri olan Kennedy’nin öldürülmesiyle ilgili olarak binlerce sayfadan oluşan raporlar hazırlandı, ancak suikasta ilişkin sır perdesi hiçbir zaman kalkmadı. “ABD’nin Katolik ve Mason olmayan ilk başkanı” Kennedy, 43 yaşındayken (1960’da) Eisenhower’ın ardından başkanlık görevini devraldı. Barışçı politika anlayışını savunuyordu. Başkan John F. Kennedy, 22 Kasım 1963’te seçim kampanyası sırasında eşi Jacqulin Kennedy ile geldiği Dallas’ta üstü açık bir otomobille halkı selamlarken vurularak hayatını kaybetmiş, suikast zanlısı Lee Harvey Oswald da yakalandıktan sonra birkaç gün içinde vurularak öldürülmüştü.


    Kennedy’nin dönemin İsrail Başbakanı Levi Eshkol’a sunulan mektubunun tam metni:

    Sevgili ve Sayın Başbakan:
    İsrail Başbakanı olarak yüklenmiş olduğunuz sorumluluklardan dolayı sizi tekrar tekrar tebrik etmekten şahsım adına büyük bir mutluluk duyuyorum. Yeni görevlerinizde dostluğumuz ve en iyi dileklerimiz sizinle birliktedir. Bu görevlerinizden biri nedeniyledir ki, şu an size böyle bir mektup yazıyorum. İsrail’in Dimona’daki nükleer tesisine Amerikan ziyaretlerine ilişkin Başbakan Ben-Gurion ile yaptığım fikir alışverişinden eminim haberdarsınızdır. Başbakan bana daha yeni, 27 Mayıs’ta (bir mektup) yazmıştı. Onun sözleri, çözümü benim hükümetim kadar sizin hükümetiniz için de kolay olmayan bir problem konusunda taşıdığı derin hassasiyeti yansıtıyordu. Önceki Başbakan’ın Dimona’nın sadece barışçıl amaçlara hasredileceğine dair yaptığı güçlü vurguyu ve Dimona’ya düzenli denetimler hususunda İsrail’in izin vermedeki gönüllülüğünü memnuniyetle karşılamıştık. Görevinizi üstlenir üstlenmez sizin sırtınızdaki yükü ağırlaştırmaktan dolayı rahatsızlık duyduğumu dile getirmek isterim, fakat kendimi, bu ziyaretlerin programlanmasını ve içerigine dair Sayın Ben-Gurion’un 27 Mayıs tarihli mektubundan hasıl olan ilave durumları bir an evvel sizinle ele almak zorunda hissettim. Eminim, uluslararası şartlar gereği bu denetimlerin kısa aralıklarla yapılması ve böylece Dimona projesi üzerindeki tüm kuşkuların ortadan kaldırılması konusundaki görüşlerimize siz de katılacaksınız. Sayın Ben-Gurion ‘a da yazdığım gibi, İsrail’in nükleer sahadaki araştırmalarına dair, hayati önem taşıyan bu konuda doğru ve eksiksiz bilgi elde edemezsek bu durumda hükümetimin Israil’e olan taahhüdü ve Israil’i desteklemesi ciddi şekilde tehlikeye girebilir.
    Bu sebeple bilim adamlarımızdan, denetimler için sizce ve bizce önerilen alternatif zaman çizelgelerini gözden geçirmelerini istedim. İsrail’in amaçları, makul kuşkuların ötesinde bir şeffaflığa sahip olmak durumunda ise, inanıyorum ki en iyi zaman çizelgesi bu yaz başı bir ziyaret, bir diğeri 1964 haziranında ve sonrakiler altı aylık aralar ile gerçekleşmek üzere programlanan bir zaman çizelgesi, ortak amacımıza en iyi hizmet edecek olan program olacaktır. Bu takvimin sizin için, Sayın Ben-Gurion’un 27 Mayıs tarihli mektubunda sunduğu programın ayarlanmasından daha fazla bir zorluğa sebep olmayacağından eminim. (Amerikalı) Bilim adamlarımızın Dimona (nükleer) tesislerinin tüm alanlarını ve örneğin yakıt üretim birimleri ya da plütonyum ayrıştırma ünitesi gibi bu komleksle ilgili her hangi bir bölümü incelemeleri ve tam bir inceleme için yeterli zaman verilmesi zorunludur. Ve anladığım kadarıyla, Sayın Ben-Gurion’un mektubu da bu görüşle aynı çizgidedir.

    Bu konunun, Israil’in gelecekteki menfaatleri ve ABD için olduğu kadar uluslararası bakımdan da hayati önem taşıdığını takdir ettiğinizi bilerek, üzerinde titizlikle durduğumuz bu ricamızı gönül rızasıyla dikkate alacağınızdan eminim. İçtenlikle...

    JOHN F. KENNEDY

  • John Doe
    John Doe 21.09.2005 - 13:35

    Aşağıda adı geçen Bill Clinton un soyağacı incelendiğinde durumun açıklığa kavuşturulabileceği düşünülür. İç geçirilir...

  • Kenan Alpogan
    Kenan Alpogan 23.07.2005 - 17:55

    John f kennedy İsrail tarafından falan öldürülmemiştir:Anlatıldığı gibi Kennedy bir İsrail düşmanı falan değildir.Bıll Clınton'un yaptığı bir araştırma Kennedy'nin hiçbir zaman Amerikan ulusal para politikası ve Federal Reserve Bank ile ilgili bir yasa tasarısının olmadığını ortaya koymuştur..Yani 4 Haziran 1963 tarirhinde Kennedy'nin çıkarttığı 11110 sayılı kanun diye birşey yok.Böyle bir kanun hiçbir zaman hiçbir yerde çıkmamıştır.Ben Gurıon ise Kennedy yüzünden değil İdi Garih Amin adlı bir musevi senatörle girdiği uzlaşmazlıktan ve prostat kanseri olmasından dolayı istifa etmiştir!

  • Mi
    Mi 23.05.2004 - 19:28

    ABD tarihinde İsrail ve siyonist politikalarına karşı gelen ilk başkan. Sonu malum...

  • F
    F 27.04.2004 - 12:56

    Suikastın yapıldığı dönemde İsrail başbakanı olan Ben Gurion, 'Kennedy’nin varlığının İsrail devletine karşı bir tehlike olduğunu' söyleyerek istifa etmiştir.

  • F
    F 26.04.2004 - 11:07

    Kennedy DOSYASI'NIN MOSSAD TARAFINDAN KAPATTIRILIŞI

    Kennedy'nin öldürülmesinin ardından kurulan ve Warren Komisyonu olarak bilinen Senato Özel Soruşturma Komisyonu, cinayeti tek başına hareket eden Lee Harvey Oswald'ın işlediği sonucuna varmıştı. Ancak gerek cinayetin sorumlusu olarak gösterilen Oswald'ın gerekse henüz mahkeme önüne çıkmadan onu öldüren Jack Ruby'nin ve olaya adı karışan bazı kişilerin kuşkulu biçimde öldürülmeleri, gerekse soruşturmanın yürütülmesindeki bazı kuşkulu noktalar, ABD kamuoyunda birçok spekülasyona yol açmıştı. Olayla ilgili olarak toplanan binlerce sayfalık belgenin bugüne dek gizli tutulması da ortaya birçok komplo teorisinin atılmasına neden oldu.

    Cinayeti gören 47 şahit, kaza veya hastalık sebebiyle (!) ya da intihar ederek (!) öldü. FBI'ya göre Oswald cinayeti tek başına işlemişti. Tek silah kullanılmıştı. Hiçbir ABD gizli servisi olaya karışmamıştı. Olay böylece basit bir bireysel terör hareketi olarak gösterilmek isteniyordu.

    Olayı sözde araştırmak amacıyla iki komisyon kuruldu. 1964 ve 1975'de kurulan Warren ve Rockefeller Komisyonlarında aynı sonuçlara ulaşıldı. Komisyonların raporlarına göre Polonyalı bir Yahudi olan Ruby sıkı bir milliyetçiydi ve katil olarak tanıtılan Oswald'ı da Başkanı'nı öldüren kişiden intikam almak amacıyla vurmuştu. Oysa sonradan, Oswald ve Ruby'nin beraber hareket ettikleri ortaya çıktı.

    Olayı gören birçok şahit Warren Komisyonu'nca dinlenmiyor, dinlenenlerin ifadeleri de değiştiriliyordu. Daha sonra, Yahudi senatör Frank Church'ün başkanlığını yaptığı Church Komisyonu'nun hazırladığı raporda da hiçbir sonuca ulaşamaması bu suikastin arkasındaki güçlerle ilgili gerçekler hakkında soru işaretlerinin ortaya çıkmasına sebep oldu.

    Ortada çok ilginç gerçekler vardı ve bu gerçeklerin hepsi bir komplonun düzenlenmiş olduğunu açıkça ortaya koymaktaydı. Dikkati dağıtmak için, Kennedy'yi mafyanın öldürdüğü söyleniyordu. Acaba mafya tören güzergahını değiştirebilir miydi? Başkan'ın korumalarını kaldırabilir miydi? FBI'yı, Dallas polisini, Warren komisyonunu yönlendirebilir miydi? Otopsiye müdahale edebilir, medyaya yalan haber yazdırabilir miydi?

    Kennedy üç ayrı yerden gelen kurşunlarla vurulmuştu. Bu otopside kanıtlanmış, ama üstü örtülmüştü. Kennedy'nin yanında vurulan Teksas Valisi Conoly'nin kanlı üniforması temizlikçiye, Kennedy'nin limuzini yıkamaya gönderilmişti. Başkan'ın otopsi için açılan beyninin ise kaybolduğu söyleniyordu!

    Oswald'ın 2 kurşunundan 8 yara izi çıktığı söyleniyordu. Fakat otopsi gereğince yapılmıyor, bulgular askeri doktorlar tarafından örtbas ediliyordu. Otopsiyi Ordudaki general ve amiraller yönetiyorlardı.

    Birçok kaynak Oswald'ın Amerikan gizli servisi CIA adına hareket ettiğini yazdı. Oswald bu tip bir iş için çok daha önceleri 'hazırlanmış' bir kişiydi. CIA, suikastten çok daha önceleri Oswald'ı eğitmek için Rusya'ya göndermişti. Oswald Rusya'da kendini Amerika'ya ihanet eden bir vatan haini olarak tanıtmıştı, ama aslında CIA, onun oradaki durumunu en ince ayrıntısına kadar yönetiyordu. Daha sonra Rusya'dan ayrıldı. Küba'da bir delegasyonla görüştü. Bu arada CIA hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranıyordu. Oswald, ardından İsviçre'de bir üniversiteye yazıldı. Buradan İngiltere'ye gitti. Sonra Sovyet vatandaşı oldu. 2 yıl sonra Yahudi stratejist Kissinger'in ilerde ortağı olacak olan B. Classon, Oswald'ın ABD'ye dönüşünü ayarladı. FBI ve CIA tüm bu gelişmeleri denetliyordu. Oswald, 1962'de Pentagon'da çalışmaya başladı. 1963'de FBI aniden Oswald'ın KGB ajanı olduğu söylentilerini yaydı, bu konuyla ilgili Oswald'a ait sahte belgeler ortaya çıkarıldı. Böylece Kennedy suikasti öncesi, Oswald'ı bir KGB ajanı gibi gösteren senaryo düzenlenmiş oldu. Kennedy suikastinden 1-2 gün önce Oswald Küba'yı savunan ABD karşıtı yazılar yazdı ve Dallas'da polislerin eline tehdit mektupları verdi. Ve bunu nedense CIA, FBI, Deniz Kuvvetleri haberalma binalarının bulunduğu bir meydanın ortasında yaptı! Bu senaryo, aslında olayın içine Küba ve KGB gibi değişik alternatifler sokmak için yapılmıştı. Kennedy'nin ölümünden sonra ise Oswald'ın CIA ajanlığıyla ilgili tüm belgeler yok edildi.

    Olayı ısrarla KGB'nin üzerine atanların başında ise CIA'nın Mossad'la bağlantılarını gerçekleştiren eski CIA Şefi James Jesus Angleton vardı. Dikkati dağıtıp, mafya-Küba teorileri ortaya çıkarmak için mafya-Küba bağlantılı birçok CIA ajanı olayla ilgiliymiş gibi gösterilerek, dikkat başka yönlere çekiliyordu. Bu bir aldatmacaydı. Ayrıca, mafya da zaten Mossad'ın bir uzantısından başka bir şey değildi. ABD Mafyası'nın başı Yahudi Meyer Lansky zaten Mossad'la doğrudan bağlantılı çalışmaktaydı. Mossad'ın bilgisi dışında eylem yapması mümkün değildi. Meyer Lansky, CIA ile de ortak işler yürütüyordu.

    Oswald ve onu öldüren Ruby'nin Dallas'taki polis otoriteleriyle ve FBI'yla yakın ilişkileri vardı. FBI Ruby'i birçok görevde kullanmıştı. Ruby konuşmasının engellenmesi için hapiste kendisine kanser yapıcı ilaçlar verildiğini söyler ve esrarengiz bir şekilde kanserden ölür.

    Olayla ilgilenen polis M. Tippit, olaydan kısa bir süre sonra elinde Oswald'ın resmiyle suikastçıyı arıyordu! Daha sonra o da öldürüldü. Dallas'da bilinmeyen bir nedenle askeri koruma görevlileri görevlendirilmemişti. Oswald askeriye tarafından 12 saat soruşturuldu. Sonuç açıklanmadı. Kennedy suikastini soruşturan Warren Komisyonu Oswald'ın cinayeti tek başına işlediğini sonucunu çıkardı, fakat Amerikan halkının sadece yüzde 10'u buna inandı.

    SUİKASTİ ÖRTBAS EDEN 'LOCA': WARREN KOMİSYONU

    Kennedy suikastini çözmek için görevlendirilen Warren Komisyonu'ndaki kişilere bakıldığında, bu kişilerin Kennedy'nin ölüm emrini bizzat vermiş kişiler olduğunu görmek zor değil. İşte Warren Komisyonu'nun 'birader'leri:

    Üstte, Warren Komisyonu. Komisyon, suikasti araştırmakla görevlendirildi ama sadece gerçekleri hasıraltı etti. Ve üyelerinin neredeyse tümü masondu.

    Earl Warren: 33 Dereceli Büyük Üstad mason, Komisyon'un başkanı.

    Allen Dulles: CIA'nın kurucusu, Kennedy'nin görevden almayı düşündüğü mason, CFR, Bilderberg üyesi mafya bağlantılı CIA Şefi, Mossad ile ortak operasyonlar yapıyordu.

    Gerald Ford: Mason, aynı zamanda Bilderberg üyesi. Ford, Malta Locası numara 405'e kayıtlıydı. 1963'de 33. dereceye yükseldi.

    John McCloy: Mason, CFR, Bilderberg üyesi.

    Richard Russell: Mason.

    John Sherman Cooper: Rotaryen.

    Suikast hakkında komisyonca üretilen teoriler, komisyonun CIA-FBI ve Johnson'a bağlılığıyla ilgili sorular ortaya çıkardı. Çünkü komisyon KGB teorisini ısrarla gündemde tutuyordu. Resmi KGB masalı, medya tarafından da körüklenince, JFK dosyaları açılmadan kapatıldı. FBI Şefi mason Edgar Hoover ve Kennedy'nin yerine Başkan olan Lyndon Johnson kimin emrindeydi? Kennedy'nin karşı çıktığı Vietnam Savaşı'ndan kimin çıkarı olabilirdi? Bu sorular bizi Mossad hipotezine biraz daha yaklaştırıyor. Johnson İsrail'in gelmiş geçmiş en iyi dostu oldu. Hoover Mossad'ın ABD'deki tüm eylemlerini örtbas eden bir 'dost'uydu. Vietnam, Arap-İsrail sorunlarına ABD'nin tarafsız yaklaşmasını engelleyen önemli bir faktör oldu. Yahudi silah tüccarları Vietnam'dan önemli karlar elde ederken İsrail, Vietnam krizinden istifade ederek Kennedy'nin karşı çıktığı Dimona'daki nükleer santralin inşasına büyük bir hız verdi.

    Suikastte karanlıkta kalmış birçok nokta aralanmış olmasına rağmen, günümüzde bile Yahudi Lobileri kontrolündeki medya kamuoyunu aldatmaktadır. Kennedy belgeselleri, JFK filmi gibi birçok program aracılığıyla olay genelde mafya-Küba-KGB ağırlıklı, bazen de Mossad'dan bağımsız bir CIA-FBI komplosu gibi gösteriliyor. Yahudi Jack Ruby ve Oswald, her ikisi de FBI ajanı olarak çalışmıştı. Kennedy Hoover'ı FBI şefliğinden almayı planlıyordu. Suikast günü Hoover özel bir iş için (!) Dallas'taydı. 1977 yılında olay hakkında bilgisi olan 10 FBI ajanı garip ve hala açıklanmayan koşullarda öldü.

    SUİKASTE GÖZ YUMAN MASON FBI ŞEFİ Edgar Hoover

    Kennedy'nin ölmeden önce görevden almayı düşündüğü FBI Şefi mason Hoover, İsrail'in dostları olan Truman, Johnson ve Nixon dönemlerinde son derece popüler bir yöneticiydi. FBI Şefi'nin iki büyük özelliği daha vardı; çok üst dereceli bir masondu ve bir homoseksüeldi. Anthony Summers'ın yazdığı Resmi ve Gizli: J. Edgar Hoover'ın Gizli Yaşamı adlı kitapta Hoover'ın eşcinsel olduğu ve bu gerçeği saptayan mafya babası ve Mossad ajanı Meyer Lansky'nin bunu Hoover'e karşı ölünceye kadar koz olarak kullandığı belirtiliyordu. Hoover'in kadın kılığına girmiş halde cinsel ilişki halindeki fotoğrafları OSS Şefi William Donnovan tarafından Meyer Lansky'ye vermiş ve bu fotoğraflar Meyer Lansky tarafından hayati koz olarak kullanımıştı.

    CIA ajanı Carl Duckett'ın, İsrail'in 3 ya da 4 nükleer bombaya sahip olduğu yolundaki 1968 yılına ait çok gizli bir CIA raporu, bir Amerikan Yahudisi olan Zalman Şapiro'nun 4 bombaya yetecek miktardaki 100 kg.'dan fazla zenginleştirilmiş uranyumu İsrail'e kaçırmış olmasına dayanıyordu. Kaçırılan uranyum, Duckett'ın İsrail'in en az on bombaya sahip olduğu şeklindeki değerlendirmesinin de temeliydi. CIA açısından Şapiro, İsrail'e destek olan bir Yahudiden daha fazla bir şeydi. O, nükleer -yakıt-işleme işinde olan, İsrail'e düzenli seyahatler yapan ve İsrail hükümetiyle bazı cüretkar işlere girişen bir Yahudiydi. Pek çok başka yönden de tipik bir çifte sadakat örneğiydi. Litvanya'dan göçeden bir hahamın çok başarılı oğluydu. Şapiro'nun en büyük koruyucusu ise mason Hoover idi.

    Kısacası, Kennedy'nin başlattığı, 'Amerika'nın İsrail'den bağımsız olabilme mücadelesi' yine Kennedy ile sona erdi...

  • F
    F 26.04.2004 - 11:00

    Tarih, 22 Kasım 1963... Amerika Birleşik Devletleri'nin 35'inci Başkanı John Fitzgerald Kennedy, seçim çalışmaları kapsamında, ülkenin politik açıdan en sorunlu eyaletlerinden biri olan Teksas'a gelmiştir.

    Normal koşullarda her başkan gibi O'nun da kent içi turlarını üstü kapalı bir makam aracıyla gerçekleştirmesi gerekmektedir. Ancak sabah saatlerinde eyaletin başkenti Dallas'ı felce uğratan yağmur öğleye doğru yerini güneşli bir havaya bırakınca, Kennedy fikrini değiştirir ve Vali John Connely'den üstü açık bir araç ister.

    Başkan, beraberinde eşi Jackie ve Vali Connely olmak üzere, uzun bir kortejin orta yerinde Dallas caddelerinde ağır ağır ilerlemeye başlar. Bu sırada, binlerce Kennedy sempatizanı da yol kenarlarını tutmuş ve coşku içinde Başkan'ı selamlamaktadır.

    Abraham Zapruder, Kennedy'ye hayranlık duyan, orta sınıfa mensup Amerikalılardan biridir. O'nun Dallas'a geldiğini duyar duymaz, kısa süre önce satın aldığı standart 8 mm'lik kurmalı el kamerasını kaptığı gibi, soluğu kortejin geçeceği caddede alır. Kennedy'nin makam otomobili o bölgeye henüz ulaşmamıştır. Yüksekçe bir duvarın üzerine çıkan Zapruder, Başkan'ın aracını beklemeye başlar. Bu arada, kamerasıyla çevrede toplanmış olan halktan da kısa detaylar almaktadır.

    Bir kaç dakika içinde Başkan'ın Lincoln'ü kavşakta belirir. Zapruder soluğunu tutarak kamerasının deklanşörüne dokunur ve Kennedy'nin aracını kesintisiz planda takip etmeye başlar. Elindeki kamera, 18 kare/saniye hızla çekim yapan basit bir modeldir. Bu sırada rahat bir edâ ile halkı selamlamakta olan Başkan'ı farkeder. Kennedy seçmenlerinin ilgisinden oldukça memnun gözükmektedir. Hemen yanında oturan eşi Jackie de her zamanki gibi son derece zariftir. Pembe bir tayyör giymiş olan first lady, eşiyle birlikte yol kenarında bekleşen insanlara gülücükler dağıtmakla meşgûldür. Çifte eşlik eden Vali Connely ise aracın ön koltuğunda oturmaktadır.

    Abraham Zapruder, Başkan'ı canlı olarak son kez işte o anda, kamerasının vizöründen görür. Nereden geldiği belli olmayan iki el silah sesi, çevreden toplanan herkes gibi, duvarın üzerinde çekim yapan amatör kameramanı da yerinden hoplatmıştır. Ancak Zapruder bunun 'hayatının ânı' olduğunu hemen anlar. Ellerinin titremesine engel olmaya çalışarak, parmağını kameranın deklanşöründen hiç çekmeden, Kennedy'nin vuruluş ânını birebir peliküle kaydeder.

    Film, standart 8 mm. film formatının dar resim çerçevesinden dolayı biraz grenli, yaşanan dehşetin meydana getirdiği gerilimden dolayı da biraz titrektir. Pozometrenin ışık değerleri bile doğru verilmemiştir. Ama ne gam! Hiç bir profesyonel televizyon kamerasının bulunmadığı bir noktada, bu orta yaşlı tıknaz adam 'Amerika Birleşik Devletleri Başkanı'nın hayata veda ettiği saniyeleri' görüntülemeyi başarmıştır.

    Zapruder ve bir dakikalık filmi kısa sürede gerçek bir fenomene dönüşürler. Dönemin ünlü haber dergisi 'Life' bu bir kaç metrelik film bobinini Zapruder'den o günler için rekor bir fiyata, tamı tamına 250 bin Amerikan dolarına satın alır. Ardından da Kennedy'nin vuruluşunu gösteren karelerden yapılmış fotoğraf baskılarını 'en has atlatma haber' olarak okurlarına sunar. Doğru zamanda doğru yerde bulunan Zapruder, artık zengin bir insan olmuştur.

    Zapruder filmi, şok edici bir olayın biricik görsel belgesi olmasının yanısıra aynı zamanda da birinci dereceden adlî bir kanıttır ve suikasti soruşturan Warren Komisyonu üyeleri tarafından sonradan defalarca izlenecektir.

    Kennedy'nin başından yaralandığı kareler, filmin en trajik anlarını oluşturur. Aldığı ilk mermi yarasıyla birlikte geriye doğru sertçe sıçrayan Başkan'ın kafatası açılmakta ve kanı adetâ bir sprey gibi havaya saçılmaktadır. Ardından da Kennedy'nin bedeninin bu kez öne doğru savrulduğunu görürüz.

    Film, ardarda gelen iki atış arasında büyük bir 'açı farkı' olduğunu net olarak göstermekte, bu da katil zanlısı Lee Harvey Oswald'ın 'cinayeti tek başına gerçekleştirdiği' yönündeki tezleri tamamen çürütmektedir. Belli ki o gün meydanın iki farklı yerinde iki ayrı suikastçı mevzilenmiştir.

    Nitekim, ünlü yönetmen Oliver Stone da büyük gürültü kopartan 'JFK' (1991) adlı yarı-belgesel filminde sık sık Zapruder filmine yer vererek bu gerçeğin altını defalarca çizecektir. FBI yönetimi ise Savcı Jim Garrison'un ortaya koyduğu bu çarpıcı bulgu karşısında çocukları bile güldürecek bir yanıt verir. 'Tek bir noktadan ateş edildiği bizce kesin' demektedir Federal Büro uzmanları, 'Yalnızca bir tek saldırgan var, o da Lee Harvey Oswald. Bunu tartışmak bile yersiz. Filmde Kennedy'nin farklı yönlere savruluşuna gelince... Herhalde laboratuar 8 mm. filmi banyo ederken bir hata yapmış olmalı. Ne de olsa amatör bir film bu...(!) '

    Zapruder filmine ilişkin son bir ilgi çekici not daha... Bu film soruşturma komisyonundaki az sayıda üye haricinde, uzun yıllar boyunca siviller tarafından hiç bir biçimde izlenemedi. Filme ulaşmak isteyen Amerikan TV kanallarının girişimleri ise gizli bir el tarafından sürekli engelleniyordu.

    Vahşet görüntüleri, çekildikten ancak 12 yıl sonra, 1975'de halkın huzuruna çıkabildi. CBS televizyonu sunucusu Dan Rather bir haber bülteninde 'ilk kez' anonsuyla Zapruder filmini yayımladığında ise, 'Kennedy suikasti dosyası' çoktan tozlarla kaplanmıştı bile...

  • F
    F 26.04.2004 - 10:46

    Kübadaki Domuzlar korfezi çıkartmasına destek birlik gonderilmesine engel oldugu icin CIA ile arasinin açildigi soylenir. Suikast alaninda iki tetikçinin olmasi, tetikcilerden birinin(Lee Harvey Oswald) olayin sirlarini açiklamak üzereyken, mahkemeye götürülürken öldürülmesi işin içinde CIA parmağı oldugunu kuvvetle duşündurüyor.

    Olayin yargı aşaması da Amerikan yargısının buyuk fiyaskolarindan biridir. 'Kennedy suikastinin sorusturmasinda ve yargisinda yapilan hatalar' adli kalinca bir kitap yargilama asamasi sona erdikten sonra Türk hakim ve savcılarına dagitilmistir.

  • F
    F 26.04.2004 - 10:30

    Saddam Hüseyin ile Amerika Birlesik Devletleri’nin (ABD) suikastle koltugundan indirilen iki baskanı John F. KENNEDY ve Abraham Lincoln arasında bir benzerliği hiç düşündünüz mü?

    Bu benzerligi anlayabilmek için cebinizdeki Amerikan bankınotuna bir göz atmanız gerekiyor.

    Cebimde Amerikan bankınotu yok demeyin, mutlaka vardir. Hani rahmetli Özal “Türk Parasini Koruma Yasasini” dinazorluk olarak gösterip ülkeyi yesil dolarlara bogmustu ya.

    Ön yüzündeki FEDERAL RESERVE NOTE yazisini gördünüz mü?

    O halde şimdi John F. KENNEDY ile baslayalim hikayemize. John F. KENNEDY, vatansever ve zeki bir baskandi. Eger ABD su an teknolojide süper güç konumunda ise bunu John F. KENNEDY’nin kısa süren baskanlıgı döneminde baslattıgı bazı projelere borçludur. Bu vatansever ve zeki insan, 4 Haziran 1963 tarihli bir emirle Amerikan banknotlarında gördügünüz FEDERAL RESERVE NOTE yazısını sildirmek istemistir.

    Bunun ne anlama geldigini birazdan daha iyi anlayacağız! ..

    Federal Reserve Bank, çogu kisinin zannettiginin aksine Türkiye’deki Merkez Bankası’nın karsılıgı bir banka degildir. Hatta çogu Amerikan vatandasının zannettigi gibi Amerika Birlesik Devletleri’nin bir kurumu da degildir. Federal Reserve Bank (FRB) , aralarında kan bagı ve sirket bagı olan, sayıları bir elin parmaklarını geçmeyecek birkaç ailenin ve sirketin sahip oldugu özel bir bankadır. Bank of England’ın sahibi Rothschilds ailesi FRB’nin gerçek sahibidir dersek çok yanlıs olmaz. Rothschild ailesinin Amerika’daki temsilcileri olan Morgan gibi Amerika’nın bilinen dev firmaları FRB’nin yönetimini elinde tutmaktadır. Bunlara ilave olarak Chase Manhattan’ın sahibi Rockfeller ailesi gibi birkaç zengin aile, Texaco gibi petrol sirketleri de FRB’in sahipleri arasında. Sistemin çalısmasına gelince:

    ABD’nin piyasaya sürecegi para FRB’nin matbaalarında basılıyor. FRB, bu bankınotları ABD’ye borç olarak veriyor. Yanlıs okumadınız. ABD, FRB’den aldıgı kagıtlar karsılıgında FRB’ye faiz ödüyor. Piyasaya sürülen bankınotların karsılıgının olup olmadıgına bakılmıyor. Nasıl olsa kimse karsılıgını sormuyor, karsılıgını soran çıkarsa defteri dürülüyor, tıpkı Fransa’nın 1969’da basına geldigi gibi..

    Iste vatansever KENNEDY, bu “borç para vererek devletten faiz toplama gücünü” FRB’nin elinden almak istemistir. John F. KENNEDY’nin 4 Haziran 1963 tarihli ve 11110 sayılı emri ile Amerikan hükümetine kendi parasını kendi basması yolu açılmıstı. Amerikan Hazinesi, kasasında tuttugu gümüs karsılıgında basacagı bankınotları piyasaya sürebilecekti. ABD, artık FRB’ye faiz ödemek zorunda kalmayacaktı.

    KENNEDY’nin bu emri aynı zamanda FRB’nin iflası anlamına geliyordu. Kagıt basıp yüklü miktarda faiz geliri almak gibi tatlı bir ticaret sona ermek üzereydi.

    22 Kasım 1963 tarihinde Kennedy suikaste ugradı ve öldü. KENNEDY öldürüldükten 5 ay sonra Amerika yine eskiden oldugu gibi FRB’den aldıgı kagıtları (dolarları) piyasaya sürüp, FRB’ye faiz ödemeye devam etti. Ne büyük tesadüftür ki Abraham LİNCOLN de ulusal para politikasını düzenleyen bir yasa çıkarttıktan sonra suikaste ugramıstı. Doların dünyadaki hakimiyeti, sokaktaki Amerikan vatandasından çok, Federal Reserve Bank için önemli. Piyasaya sürülen her dolar, FRB’nin kasasına girecek faiz gelirinin artması demek. Doların hakimiyetinin sona ermesi ise FRB’nin kolaydan kazandıgı faizlerin buharlasması anlamına geliyor. Madalyonun nasıl iki yüzü varsa, doların da bir görünen bir de uluslararası “böyle bir karanlık yüzü” var.

    Dünyadaki resmi rezervlerin %60’ı Amerikan doları cinsinden kasalarda tutuluyor. Euro henüz piyasaya çıkmadan önce Alman Mark’ı sadece %13 gibi düsük bir paya sahipti. Yen ise %5 düzeyindeydi. Avrupa Birligi (AB) 1999 senesinden itibaren Euro kullanacagını ilan ettigi zaman bu para biriminin pek tutmayacagı yönündeki görüsler agırlık kazanıyordu. Federal Rezerv Bank için tehlike çanları henüz çalmıyordu, hatta tam tersine dolarin hakimiyeti daha da köklesebilirdi.

    Gelin görün ki Saddam gibi bazı Amerikan düsmanları doları tahtından indirip Euro’yu birinci sınıf para koltuguna oturtmaya kalkıstı. Hem de bu durum düsünüldügünden daha hızlı gelismeye basladı. Iran ve Venezuella gibi petrol zengini diger ülkeler de “petrolü dolarla satmam, euro ile satarım” diyen Saddam’ı kendilerine örnek alınca doların “rengi” aniden degisti; yesilligini kaybedip morarmaya basladı. İki Amerikan başkanı, kagıt basıp faiz toplayanların dümenine çomak sokunca suikaste ugradı. Saddam da aynı dümene çomak sokunca bazılarının aklına “Irak halkına demokrasi getirmek” geldi. Yasasın demokrasi!