Kültür Sanat Edebiyat Şiir

avrupa sizce ne demek, avrupa size neyi çağrıştırıyor?

avrupa terimi Esma Taner tarafından 08.02.2003 tarihinde eklendi

  • Osman Özütler
    Osman Özütler 31.08.2009 - 13:11

    Avrupa, avrupa duy sesimizi işte bu Cimbom'un ayak sesleri :))

  • Erdem Ülkün
    Erdem Ülkün 17.08.2009 - 22:19

    Özellikle 1930’lada Avrupalılaşma isteğine bağlı olarak Avrupa kökenli çok sesli müzikten,orkestralarından,enstrümanlarından övgüyle bahsedilmekte,batı müziği
    Abartılı bir üslupla yüceltilmekte,ve “Doğu” müziği Türkler açısında yüz kızartıcı bir müzik olduğuiddia edilmektedir.

  • Biricik Tek
    Biricik Tek 15.04.2007 - 14:09

    avrupa avrupa duy sesimizi. bu gelen Türklerin ayak sesleri. kapama kapılarını boşuna. bizi kapıdan kovsan biz bacadan girmeyi biliriz. biz Türküz Türk.

  • Duffy Duck
    Duffy Duck 15.04.2007 - 14:08

    ABD'ye karşı tek yürek kültürel ortak duyumsamanın yaşandığı bölge.

  • Zeytin Zeytin
    Zeytin Zeytin 15.04.2007 - 14:05

    aslına bakarsanız hiç yok denecek kadar az doğal değeri var...ama yinede dünyanın merkezi....karmaşık bir durum...sömürgecilik.....

  • Tolga Mert
    Tolga Mert 16.02.2007 - 18:33

    Tek dişi kalmış canavar...

  • Bay Grey
    Bay Grey 08.10.2006 - 22:38

    Harika bilgiler, paylaşmak istedim. :)

    Tarihteki gercek avrupa

    1500'lerde İngiltere'de işler şöyle yapılıyordu: İnsanların çoğu Haziran'da evleniyordu Çünkü senelik banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziran'da hala çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.

    Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarakta bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. İngilizce'deki 'banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın' (Don't throw the baby out with the bath water) deyimi buradan gelmektedir.

    Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında tahta bulunmuyordu. Burası hayvanların sınabilecekleri tek yer olduğu için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler,böcekler) çatıda yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. İngilizce'deki 'kedi-köpek yağıyor' (It's raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir.)

    Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan İngiliz usulü yataklar buradan gelmektedir.

    Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini topraktan başka bir şeyden yapılmıştı. Toprak kadar fakir (dirt poor) tabiri buradan çıkmıştır. Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar kışın ıslandığı zaman kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için yere saman (thresh) seriyorlardı. Kış boyunca saman sermeye devam ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapı açılınca saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak üzere kapının altına bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı 'thresh hold' (saman tutan; Türkçesi: eşik idi.)

    Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir kazanın içinde yapılıyordu. Her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler ilave ediliyordu. Çoğu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu. Akşam yahni yenirse artıklar kazanda bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemek ertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen bu yahni çok uzun süre kazanda kalıyordu. 'Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük' (peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the pot nine days old) tekerlemesinin menşei budur.

    Bazen domuz eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardı. Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı. Birisinin eve domuz eti getirmesi zenginlik işaretiydi. Bu etten küçük bir parça keserek misafirleriyle oturup paylaşıyorlardı. Buna 'yağ çiğnemek' (chew the fat) adı veriliyordu.

    Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor, böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu.. Domatesler buna sık sık sebep olduğu için bunda sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü.

    Çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onun yerine tahta tabaklar kullanıyorlardı. Çoğu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanılabiliyordu. Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında 'tabak ağzı' (trench mouth) denen hastalık ortaya çıkıyordu.

    Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. İşçiler yanık olan alt kabuğu, aile orta kısmı, misafirler de üst kabuğu alırdı.

    Bira ve viski içmek için kurşun kadehler kullanılıyordu. Bu bileşim insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan geçen insanlar bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık yapıyordu. Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne yatırılıyor¸ aile etrafına toplanıp yiyip-içerek uyanıp uyanmayacağına bakıyordu. Buna 'uyanma' nöbeti deniyordu.

    İngiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya başlamıştı. Bunun için mezarları kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir 'kemik evi'ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı. Tabutlar açıldığında her 25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü Böylece insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıktı. Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar. Bir kişi bütün gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna mezarlık nöbeti 'graveyard shift') denirdi. Bazıları zil sayesinde kurtulur ('saved by the bell') bazıları da 'ölü zilci' (dead ringer) olurdu.

  • Binnur Güneş
    Binnur Güneş 19.05.2006 - 16:38

    Asya'nın Urallarla ayrılan bir parçası olan,kuzeyde kutuplara,güneyde akdeniz'e, batıda Atlas Okyanusu'na kadar uzanan çeştli milletlerden oluşan,latin,anglasakson slav,kuzey kültürünün harmanlandığı,düşünce tarihini ise roma,yunan medeniyeti, hristiyanlık, museviliğin oluşturduğu sömrgecilikle zenginleşen, sanayi devrimiyle devleşen petrolle ayakta duran karamaşık bir medeniyettir.

  • Binnur Güneş
    Binnur Güneş 19.05.2006 - 16:27

    karmaşık düşünce

  • İmran Tekin
    İmran Tekin 14.05.2006 - 23:41

    16. Yüzyıl Avrupa'sında, kadınların ruhlarının olup olmadığı ve Cennet'e gidip gidemeyecekleri meselesinin Hristiyan çevrelerde durmadan tartışıldığını...
    Yine o dönemde bir üniversite hocasının, kadınların insan türünden olmadıklarını ispat etmek üzere Latince tezler yazdığını ve o dönemin kraliyet fermanlarında, kadınların dövülme meselesi ile alakalı olarak:
    'Dövme aletinin ucu keskin demir olmasın ve açılan yara da makul bir cezanın hudutlarını aşmış olmasın' diye hükümler yer aldığını..

  • Yağmur Kula
    Yağmur Kula 14.02.2006 - 18:24

    şimdi de islam a ne kadar bağlıyız gene sınanıyoruz.başbakan desek o da bi fiyasko zaten.ne olacak bilmiyorum doğrusu.nereye koşturuluyoruz? bilen biri varsa lütfen bize deyol göstersın.

  • Cem Nizamoglu
    Cem Nizamoglu 24.04.2005 - 13:40

    ustasindan alip ustasina satabilen...