hoşçakal ve benden uzak, mülevveslerin kalbinde emmare nefsim, yine de hoşt çakal demiyorum, ve görüyorsun; ne denli inceldiği yerden bağlandığımı edebe ya hû…,
elbette samanyolu galaksisine savrulan kahve çekirdeği kokusuydu hasret, ve sen; her daim smokinli, paytak paytak yürüyen bir penguendin, ya ben, bir yekpare orman çıtırtılarının ürpertisi…,
benliğiyle efsunkâr o karaca nazarına bakamazken, yan yana fakat karşı karşıyaydık…, ve aynı yöne bakarken, o gece gündüz açık esnaf lokantasında, sabah çorbalarımızın buharı, birbirine karmaşıyordu…;
ah; aşk…, yüreklerimizin buzulunda, kızakla kayan bir çocuğun, hırkasına sakladığı çekiç ile kırmasıydı buzu…,
ve kulaç attık farklı iklimlerin soğuğuna ve, şimdi titriyoruz tir\tir, ayrılık deyince..., ki ayrılık, yüzümün atlasına sinen, çam kokusu ile, kar tebessümleriydi…,
bu son sözümüz olsun varsın, tamam dedik, bitsin…, söz verelim peki, orta mescid kıraathanesinin, ikramı kabul görmez bir fincan kahvesinin hatırsızlığına…,
peki ve bir peki daha, öyle duruyorum karşında, tamamlanmamış bir sapak çayevi heykeli gibi, öyle duruyorum, taş kesilmiş bir taş bağırlı gibi,
bir martı leş niyetine didikliyor kalbimi ve goncalarındaki hakikate aklımın ermediği, bir gül bahçesi soluyordu sanki kalbimde…,
ve işittik, /tamam mı dedi…, gaiplerden bir sesti, duyduk…; sol yanım liğme liğme, alıp bir morg masasının üstüne attım öylece attım solumu; soluğumu, rayından fırlamış bir tren kadar şaşkındım, etrafa saçılan eşyalar gibi, anlamsızdım,
içimin çatlağından sızan korku, aklımın tavanından yüreğime damlıyor; küfff kokusu, nem kokusu, ölülü masada sol yanım, zuhûratın tâbisi tel örgümüzdeki, parçalarımı topluyorum…,
bir martının gözlerini oyup, çıkmış gözlerinin yuvalarına, iki okyanus bilye yerleştiriyorum, öylece…;
bir kardan adama havuçtan burun yapar gibi, musafahasız, böyle hazin, noksan ve tamamlanmamış, tek kelime edemezken sükûtuna, ve o buz gibi masada, sol yanım ezik bir gül gibi ağlarken, böylece,
böylece son bulmalı, zincirlikuyunun asrî kokusu…, karacaahmetin derviş gülüşü, ah;
Hayalini kurarak mutlu olunan... ama gerçek hayat ile yolları hiç kesişmemiş düşünceler silsilesi... ruha iyi geldiği söyleniyor ama akıllara zarar mı acep:P
Sizin gibi Ölümü düşündüğüm çok olur Hattâ düşlerimde öldüğüm bile Bütün yürekler taş kesilmiş Kendim ağlarım öldüğüme. ... Kardeş balıklar acır halime Uzaktan geçen gemilere seslenirim Beni de alın, beni de alın Düş içinde düş görürüm Çoğu zaman sabahı beklemeden Gerçektir öldüğüm.
'...aklıma parlak bir buluş geldi...Geçmişte bana musallat olan baş dönmelerine şöyle bir çare bulmuştum,diye anlattım: Bir jimnastikçinin ta tepelerde perende attığını ya da hızla giden bir tramvaydan çok ihtiyar ya da sarsak birinin indiğini gördüğümde benim yüreğim ağzıma gelmesin diye onların başına bir dert gelmesini dilerdim içimden...Hatta,inşallah düşer,paramparça olur gibi şeyler de söylerdim...Bu içime büyük bir ferahlık verirdi,böylece felaket tehdidi karşısında kılım bile kıpırdamazdı...Hem sonra,dileklerim boşa çıktı mıydı,büsbütün sevinirdim elbette...'
derviş gülüşü
hoşçakal ve benden uzak,
mülevveslerin kalbinde emmare nefsim,
yine de hoşt çakal demiyorum, ve görüyorsun;
ne denli inceldiği yerden bağlandığımı edebe ya hû…,
elbette samanyolu galaksisine savrulan
kahve çekirdeği kokusuydu hasret,
ve sen;
her daim smokinli,
paytak paytak yürüyen bir penguendin,
ya ben,
bir yekpare orman çıtırtılarının ürpertisi…,
benliğiyle efsunkâr o karaca nazarına bakamazken,
yan yana fakat karşı karşıyaydık…,
ve aynı yöne bakarken,
o gece gündüz açık esnaf lokantasında,
sabah çorbalarımızın buharı,
birbirine karmaşıyordu…;
ah;
aşk…,
yüreklerimizin buzulunda,
kızakla kayan bir çocuğun,
hırkasına sakladığı çekiç ile kırmasıydı buzu…,
ve kulaç attık farklı iklimlerin soğuğuna ve,
şimdi titriyoruz tir\tir, ayrılık deyince...,
ki ayrılık,
yüzümün atlasına sinen,
çam kokusu ile,
kar tebessümleriydi…,
bu son sözümüz olsun varsın,
tamam dedik,
bitsin…,
söz verelim peki,
orta mescid kıraathanesinin,
ikramı kabul görmez bir fincan kahvesinin hatırsızlığına…,
peki ve bir peki daha,
öyle duruyorum karşında,
tamamlanmamış bir sapak çayevi heykeli gibi,
öyle duruyorum,
taş kesilmiş bir taş bağırlı gibi,
bir martı leş niyetine didikliyor kalbimi ve
goncalarındaki hakikate aklımın ermediği,
bir gül bahçesi soluyordu sanki kalbimde…,
ve işittik,
/tamam mı
dedi…,
gaiplerden bir sesti,
duyduk…;
sol yanım liğme liğme,
alıp bir morg masasının üstüne attım
öylece attım solumu; soluğumu,
rayından fırlamış bir tren kadar
şaşkındım,
etrafa saçılan eşyalar gibi,
anlamsızdım,
içimin çatlağından sızan korku,
aklımın tavanından yüreğime damlıyor;
küfff kokusu,
nem kokusu,
ölülü masada sol yanım,
zuhûratın tâbisi tel örgümüzdeki,
parçalarımı topluyorum…,
bir martının gözlerini oyup,
çıkmış gözlerinin yuvalarına,
iki okyanus bilye yerleştiriyorum,
öylece…;
bir kardan adama havuçtan burun yapar gibi,
musafahasız,
böyle hazin, noksan ve tamamlanmamış,
tek kelime edemezken sükûtuna,
ve o buz gibi masada,
sol yanım ezik bir gül gibi ağlarken,
böylece,
böylece son bulmalı,
zincirlikuyunun asrî kokusu…,
karacaahmetin derviş gülüşü,
ah;
Hayalini kurarak mutlu olunan... ama gerçek hayat ile yolları hiç kesişmemiş düşünceler silsilesi...
ruha iyi geldiği söyleniyor ama akıllara zarar mı acep:P
1) Ah şimdi İzmir'de olmak vardı....
2) Üniversiteyi bitirmeyip gezip gezip dolaşmak vardı...
3) Tüm Türkiye'yi hatta dünyayı dolaşmak ve hatta hatta balta girmiş ormanlarda yamyamlarla dans etmek vardı :)
4) Herkese karşı gelmek dilediğini yaşamak vardı...
bknz: limoni kızına mukayet ol Yarabbim...
AKLIMA ZARARSIN
Yollar yenilendi, taşlar döşendi
Belki de gelirsin, ararsın diye.
Şehir sana bir kez daha süslendi
Sokak sokak beni sorarsın diye.
Takvimler eridi, on birler geldi
Rüyalar görüldü, tabirler geldi
İçime yöneldim, şiirler geldi
İçimin içinde sen varsın diye.
Öyle feryat figan görmedi dağlar
Gözümde tazecik bir gelin ağlar
Hangi insafsızlar yolları bağlar?
Beklerim, dağları yararsın diye.
Toroslardan akan kanlı yaşındı
Kayalar yarıldı, dağlar aşındı!
Güneş değil yanan, dertli başındı
Doğunca, sıcacık sararsın diye.
Görün, hasret kaldı tüm cihan, sana
Nerede kavuşur arayan, sana?
Nasıl da özenmiş Yaratan, sana! ...
Bakınca, gözlerim kararsın diye.
Onurumsun, bahar seninle gelir
Buzullar çözülür, aşkımı bilir
Ne olursun, artık ufukta belir! ..
Korkarım, aklıma zararsın, diye! ..
Korkarım, aklıma zararsın, diye! ..
Onur BİLGE
http://www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp? sair=42021&siir=594795&order=baslik
Sizin gibi
Ölümü düşündüğüm çok olur
Hattâ düşlerimde öldüğüm bile
Bütün yürekler taş kesilmiş
Kendim ağlarım öldüğüme.
...
Kardeş balıklar acır halime
Uzaktan geçen gemilere seslenirim
Beni de alın, beni de alın
Düş içinde düş görürüm
Çoğu zaman sabahı beklemeden
Gerçektir öldüğüm.
_ B. Süha Ediboğlu
nanananayyyy: :)
dillenemeyen düşünceler.
ooooo ne fikirler var bende.......
Tüm metafizikçiler birleşse şu cinlerin soyunu yeryüzünden kaldırsak. Daha sonra olası bir öte alemde soy kırımdan yargılanırmıyız ki?
'...aklıma parlak bir buluş geldi...Geçmişte bana musallat olan baş dönmelerine şöyle bir çare bulmuştum,diye anlattım: Bir jimnastikçinin ta tepelerde perende attığını ya da hızla giden bir tramvaydan çok ihtiyar ya da sarsak birinin indiğini gördüğümde benim yüreğim ağzıma gelmesin diye onların başına bir dert gelmesini dilerdim içimden...Hatta,inşallah düşer,paramparça olur gibi şeyler de söylerdim...Bu içime büyük bir ferahlık verirdi,böylece felaket tehdidi karşısında kılım bile kıpırdamazdı...Hem sonra,dileklerim boşa çıktı mıydı,büsbütün sevinirdim elbette...'
aklıma çok pis şeyler geliyo bunları burda görünce. valla acaba ne pislik yapsam diye gezenler için bi terim olabilermi ki bu
özünden uzak yaşadığını bilen insanın her geçen gün özüne daha da uzaklaşmasını izleyip, bunun yanlışlığını düşünüp..-ıp -ip -up -üp....
bir ebedî mahrumluk, kalan bu hikâyeden,
git, git, bir çıkmaz sokak, o varılmaz gayeden...
N.F.K.
Tapınılan her şeyhin(şıhın) kazandığı o berrak aurayı kazanmak için internette kendini şeyh ilan etmek.
hocanın göbek deliğinden kalem sokup, yağlarını deşmek suretiyle iç organlarına ulaşıp, karaciğer böbrek dalak ne bulursan parçalamak...tabi en makbulü apandist olur...çabuk götürür
Öleceğini bilerek yaşayan canlı,insan.Akıllara zarar!