Kültür Sanat Edebiyat Şiir

yozlaşma sizce ne demek, yozlaşma size neyi çağrıştırıyor?

yozlaşma terimi Ali Aydın tarafından 08.07.2006 tarihinde eklendi

  • Şinasi Akay
    Şinasi Akay26.01.2016 - 13:53

    'İnsanlar, güvenlik ve başarı için, eğitim, adalet gibi temel kurumlara inanır ve bu kurumların yozlaşması gelecek hakkındaki umutları yok eder.Umutsuzluk ise mutsuz ve kavgacı bireylerden oluşan bir topluma yol açıyor.'
    (Emre Kongar/Cumhuriyet/26.01.2016)

  • Elif Ef
    Elif Ef22.06.2011 - 20:42

    Kendi benliğini kaybetmek..

  • Evren Karaman
    Evren Karaman06.11.2008 - 19:28

    kelimenin bize söylemek istediği fikir gibi, yozlaş ma lütfen

  • Rukiye Ünal
    Rukiye Ünal29.06.2008 - 03:26

    Her yerde... Herkeste... Olabildiğince... Çok derinlerimize işlemiş... Diğerleri gibi ben de suçlamayayım başkalarını. İnsan kendini çoğunlukla ak kaşık sanar. Ben biliyorum her ne kadar kendimi korumaya çalışsam da ben de bir parça var. Vardır her halde. Keşke test etmenin bir yöntemi olsa... Kendimdekini yani. Yoksa sokağa çıkınca insanların bir çoğunun yozlaşmış ruhunun yüzlerine yansıdığından bakamıyorum bile. 7. duyumla seziyorum ben bunu. Bu duyum olmasaydı ne güzel olurdu.

  • Esra Kaya
    Esra Kaya28.06.2008 - 20:56

    epilasyon aletini aşka benzeterek reklam yapmak.

  • Esra Kaya
    Esra Kaya11.06.2008 - 23:35

    ismail yk

  • Gülçin Yilmaz
    Gülçin Yilmaz06.09.2006 - 19:52

    bknz. murat boz

  • Mustafa Nihat Malkoç
    Mustafa Nihat Malkoç16.07.2006 - 13:31

    YOZLAŞMANIN NERESİNDEYİZ?
    M.NİHAT MALKOÇ

    Zor bir çağda yaşadığımız aşikâr… Bilmem bu fikrime katılır mısınız? Zorluğu bir değil ki yirmi birinci asrın….Her şeyden evvel dünya yaşlı fikirlerle yönetiliyor. Her ne kadar teknoloji çağında yaşıyorsak da kafa yapılarımız birkaç asır evvelkinden hiç de farklı değil. Zaman su gibi akmış ama belleğimiz o derecede tazelenmemiş.
    Bu zamanın en büyük hastalığı şüphe yok ki ahlâkî kayıtsızlıktır. Mantık çerçevemiz her geçen gün küçülüyor. Oysa değişimin mantığı, bu çerçevenin genişlemesini öngörüyor. Kayıtsızlık almış başını gidiyor. Başını kuma gömen insanlık, kendi iç dünyasına hapsolmuş… Öyle ki ışıkla yüz yüze gelmemek için kapandıkça kapanıyor.
    Özündeki iyi nitelikleri birtakım dış etkenlerle zamanla yitirmek, soysuzlaşmak, özünden uzaklaşmak, bozulmak, dejenere olmak, tereddi etmek anlamlarını içeren yozlaşma kavramı, bahtımıza set çeken büyük bir engeldir. Bunu aşamadığımız sürece bugünlere hapsolmaya mahkûmuz. Böyle kaldıkça yarına ışık götürme hayalimiz sözde kalacaktır.
    Şimdilik insanî kimliğimiz kısmen korunsa da kültürel kimliğimiz çoktan ayaklar altına alınmıştır. Kendini reddetmeyle başlayan ve gelişen bu süreç, bozulmaları daha da hızlandırarak farklı tutumları mutlak değer kabul ediyor. Değerler anaforundaki gelgitler kimliğimizin yeni rengini ve şeklini belirliyor.
    İyi niteliklerimizi her geçen gün yitiriyoruz. Bunun sınırları ve çerçevesi kişiden kişiye değişse de mutlak manada bir kaybın süregeldiği ve öylece gittiği, inkârı kabul bir durum değildir. Peki, yerlerine yenilerini koyabiliyor muyuz? Başka bir açıdan bakarsak, yeniler eskileri karşılıyor mu? Dökülen su bardağı doldurmaya muktedir mi?
    Çağdaşlaşmak için bizi biz yapan asırlık kıymet hükümlerini bir celsede boşamak elzem midir? Uyuşmuyor mu dünün değer yargılarıyla bugününkiler? Şayet öyle düşünülüyorsa bu mantık açmazına kim ya da kimler yol açıyor? Değer yargılarının zamanla değişmesi normal midir? Değişen dünyanın neresinde durmalıyız? Uyum problemlerinin çözümü teslimiyet midir? Sorular zihnimizi kemirdikçe meselenin bir sarmaşık misali ruhumuzu sardığını anlayabiliriz.
    Bu düğümü ancak düğümü atanlar çözebilir. O zaman doktor da, hasta da aynı mı? Yaşadıklarımıza öğrenilmiş çaresizlik demek yanlış olmasa gerek. Aslında çaresiz değiliz hiçbir zaman. Fakat bir kere çaresiz olduğumuza inandırmışız kendimizi. Hissiyatımız mahkûmiyet psikolojisi içerisinde kıvranıyor.
    Bu hayatın yoz çizgilerini çizenler perde arkasından neticeyi merakla bekliyorlar. Dört koldan kuşatılmışız hayatın orta yerinde. Her türlü çıkış yolu açık olsa da ruhumuzun kavşaklarında müfrezeler nöbet tutuyor. İkna timleri geceleri bile gözlerini kırpmıyor. Kalbimizin mutmain olması için yeni stratejiler geliştiriyorlar.
    Karşımıza dikilen suretler, karanlığı aydınlık göstermenin uğraşı içindeler. Ellerindeki kırmızı kalemlerle ruhumuzun güzergâhını çiziyorlar. Yüzlerinden gülücükler yayılsa da içlerindeki kin ve nefret, basiretli gözlerden kaçmıyor. Bizden biriymiş gibi karşımıza dikilerek, ilk fırsatta saflarını kaydırıyorlar. Onlarla birlikte safların safları da kayıyor. Saflar bir kez değişmeye ve dönüşmeye görsün hakikatler anında ters yüz olur.
    Dört koldan saldırılara karşı tutunmak, sağlam izanla ve kalbe değen ezanla mümkündür. İmbikten çekilen fikir kırıntıları zayıfsa, kolayca yön değiştirebilirler. Nezaketin dayanılmaz hafifliğiyle karşımıza çıkanlar, ruhumuza iliştirdikleri maymuncuklarla gönül kapılarımızı açarak, iç dünyamızı parselleyebilirler. Kapılara müfrezeler yerleştirmekten başka tedbir de yoktur. Bu müfrezeler de mazinin ayakta kalan ve canlılığını muhafaza eden kaidelerinden başka bir şey değildir. Onlara ne kadar sıkı sarılırsak kurtuluştan o derece emin oluruz.
    Genel kabuller toplumları çoğunlukla bağlar. Kişi bu kabullerin ışığında hayatına yön verir. Fakat bunların da sorgulanması aklın gereğidir. Sorgu neticesinde ya çürükler ayıklanır, ya da sağlamlık tescil edilmiş olur. Bu testten geçen fikriyat, rüzgârın önüne atılan yaprak misali başıboş sürüklenmez. Fırtınaya yakalansa da ayakta kalmasını bilir. Bu dirayetin ve basiretin son basamağıdır.
    Yozlaşmada biraz da gönüllülük esastır. Siz önünüze gelen her şeyi iştahla midenize indirirseniz yanınızda her zaman panzehir taşımak mecburiyetinde kalırsınız. Hissiyat zehirlenmesi gıda zehirlenmesine de benzemez. Çünkü gıda zehirlenmesi midenin yıkanmasıyla bertaraf edilebilir. Fakat modern tıpta henüz belleği yıkayan ve durulayan bir alet icat edilmedi. Onun için aklınızı başınıza devşirin ve belleğinizi çöplüğe çevirmek isteyenlere müsaade etmeyin.

  • Gülçin Yilmaz
    Gülçin Yilmaz09.07.2006 - 20:01

    'yurtta sulh cihanda sulh' özlüsözünün özünü bozup, yoz şarkıcı gülşene söylettirmek...

  • Ali Aydın
    Ali Aydın09.07.2006 - 17:36

    Yozlaşma Kültürel, Yozlaşma Toplumsal, Yozlaşma Siyasi Yozlaşma Olarak Sıralanmakta Ülkemizde.. Kendini Aydın Sayan(!) Çevreler Yozlaşmanın Kendileridir..Onlar Dinle İlgili Bir Terim Geçsin Hemen İrtica Yaygarası Koprarırlar..Çünkü Bilirlerki Hotumlar Kesilecektir..
    Medya Kültürel Yozlaşmanın Baş Mimarıdır..Rating Uğruna Olur Olmadik Şeyler Yapılır..Ama İş Lafa Geldi mi Mangalta Kül Bırakmazlar..Bu Medyanın Büyük Kısmı Karteldir..Bi Gazete Ne Yazarsa Diğeride Aynen Onu Yazar..