Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • t.b.m.m04.03.2003 - 17:15

    Hep kötü kararlar alınıyor diye üzülüyordum. Artık hep eleştireceğimize biraz da kutlayalım çünkü %94 oyla Irak Savaşına hayır dedik. Umarım böyle devam ederiz.

    Türkiyemiz şu anda ne kadar kemerleri sıkmamız gerekse de, sözün gelişi, bugün bir veren ABD yarın beş alır.

  • kıbrıs03.03.2003 - 16:07

    Okuyunuz: Bölücülük / 1. Giriş - (eclemif,03.03.2003)

  • bölücülük03.03.2003 - 16:03

    Tarihi gerçekler değil iktidarda olanlar yazsada yine de geçmiş hakkında bize bir ipucu verir aynı mitolojiyi incelemek gibi.

    Fakat burada önemli olan esasında bildiklerimizin göründüğü gibi olmaması söz konusudur. Bugün barış, özgürlük, bağımsızlık gibi kavramlar çarptırılmış, savaşımlar çıkarcı kuvetlerin daha güçlenmesi için malzeme olmuşlardır.

    Kısaca bahçenin zenginliğini kıskanan o bahçeyi zarar vermek için her yola girişir ve en başta o bahçenin komşusunu baştan çıkartıp ona karşı kullanır ve aynı şekilde bu iki komşuyu birbirine karşı güdümleyerek aldatıcı bir güç dengeleri oluşması herhalde günümüzdeki sorunlara biraz ışık tutar umarım. Bu çıkar dengeleri korumak isteyen güçlere lütfen dikkat edip tuzaklarına kurban gitmeyelim.

    Birlikten kuvvet doğar. Bundan doayı senlik-benlik nedir bırakalım, altımızda yanan kazanın ateşini daha körüklemeyelim. Barışa her yerden girelim ki sorunları daha güzel bir şekilde çözelim.

    Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Kıbrıs sorunu gibi başka sorunlar esasında barış ve huzur için bir fırsattır ve de bu fani dünyada bir imtihan vesilesidir. İnsansak gelin pozitif yönlere bakalım. Gelin hem vatandaş, hem de komşu olduğumuz sınırlar içinde kardeş kardeşe yaşamak için uğraşalım. Hz. İbrahim atıldığı ateşi söndürmek için bir damla su taşıyan karınca gibi binlerce olup bizi yakan bölücü ateşi söndürmek için uğraşalım...

  • hassasiyet03.03.2003 - 14:56

    Bir bilgi akışımı var, demek ki bir şekilde birbirimizden yararlanıyoruz. Gördüm ki insanın, sevdiği konularda, hassas olmasında bazı zorluklar var: Malesef hassas olan şeyler kolay kırılıyor, hele bunlar değer verdiğimiz
    şeyler ise bu insanın daha dikkatli davranmasını gerektiriyor. Bu gibi davranışlarda güçlü olmak için sevgi ve sabır ister, (göze fazla batıp, hep dikkat çekip) zarar gelmemesi için tevazu, etrafa zarar vermemesi için ise hoşgörü, hatta değerini bilmek için de şükür ister. Bundan dolayı dilde, düşüncede ve gönülde arınamamız lazım. Hele bu değer bir konu değil insanın gösterdiği hassasiyet ise umarım ne demek istediğimi daha iyi anlıyorsunuzdur…

    Bir konuya ya da konulara insanın verdiği değerin farkındayım. Bu yüzden saygım sonuzdur. Zaten bir insana yapılan suçlamaların ne kadar çirkin olduğunu çoğu sayflarda gördük umarım ders çıkartıp aynı şekilde başka insanların önem verdiği kişilere ve konulara karşı daha dikkatli (saygılı, hoşgörülü…) davranırız.

    Lafı dolandırdığım için kusura bakmayın fakat ince konular olduğu icin çekinerek yazmak zorunda kalıyorum. İnsanlık için verdiğim değer belki beni safmışım gibi yazmaya itiyor ama bu demek değil ki sol yanağıma tokat atana sağ yanağımı döneceğim. Eninde sonunda insanlık davası için bir savaşım var bu savaşımda ad yapmış insanlara hayranım fakat bu savaşımlara karşı ad yapmış Leheblere, Yezidlere, tanrılık taslayan firavunlara karşıyım hatta Saddamlarla barış adında bozgunculuk yapan somürü çarkının dişleri olan Bushlara da karşıyım.

    Amacım kesin bir iddiada bulunmak değil hele eleştirmeye ya da yorum yapılmasını engellemek hiç değil. Fakat doğruluğuna inandığım kavramlardan biriside birlikteliktir buna zarar veren yıkıcı eleştirilere ve yorumlara karşı tepkisiz kalamıyorum. Bundan dolayı hassasiyet terimi bana insana verdiğim değeri çağrıştırıyor.

  • şu bu o28.02.2003 - 20:43

    Nazım Hikmete vatan haini deyip Mevlanı'yı sevenler, Mevlanamız bile ne olursan ol gel derken siz nasıl oluyorda Mevlana'yı sevip başkalarını dışlayabiliyorsunuz?

    Bir de Nazım'ı ve Mevlana'yı sevipte başka insanlara laf yetiştirenlerede soruyorum, aynı şekilde, kim veriyor bu hakkı size? Gelin önce aynaya bakalım bir dediğimiz bir dediğimize tutuyor mu?

    Bir yolda ad yapmış insanlarla alıp vermediğiniz nedir? Yok Yaşar Nuri, yok Ahmet Kaya, yok Fettullah Gülen, yok Mehmet Akif, yok Nazım Hikmet, yok şu aşağı, yo o yukarı... Utanın! Nasıl bir davanız varsa anlamadım ama eksik olsun Mevlana yazdıklarınızdan!

    Kuran'ı okuyup utanıyorum başka milletler hakkında ileri geri konuştuğuma... Hele Mevlana'yı okuduktan sonra insanlarla uğraştığım için yüzüm kızarıyor. Kaynaklarınız sizin olsun, Allah vicdan vermedikçe bırakın benim dediğim kendime ayıp olsun.

    Kusura bakmayın amacım bilgiçlik taslamak, hele kalp kırmak hiç değil. Biraz düşündürmek istedim. Davam insanlık davası o yüzden herkesi bu davaya davet ederim... Lütfen birbirimizin kuyusunu kazmayalım. Lütfen şu güzel bilgi akışımı olan sayfalarda birbirimizi çürütmeye değil daha çok bilgilendirmeye çalışalım.

    Daha önce ayrılıklara rağmen birletelik kurmuştuk bu sayfalarda. Şimdi yine desteğinize ihtiyacım var. Hadi gelin daha güzel yapalım bu sayfaları, gelin ürkütmeyelim sevgiyi... Bırakın sevdiğiniz insanlar kim olursa olsun gönlünüzde korunsun, önce bilgi akışımını sağlayalım. Ne de olsa yazılanların sayısı değil kalitesi önemli...

    Daha kaliteli nedir dileğiyle...

    Not: Lütfen Aşık Veysel'in Senlik-Benlik şiirini bir daha okuyun.

  • intihar28.02.2003 - 19:46

    Bu fani dünyada sakatlara, hastalara acımam, onlara elimden geldiğince yardım etmeye çalışıp sapasağlam olduğum için Allah'a şükr ederim ve ibret alırım. Fakat intihar edenlere acırım çünkü onlar karanlıkların en karanlığına kendini atanlardır.

    Fakat her konuda olduğu gibi burada da bir denge vardır... Nasıl akrep köşeye sıkışınca kendi sokup öldürüyorsa ekonomik ve sosyal durumları kötü olanların intiharı kişisel değil toplumsal bir intihardır. Ya da haksızlığa karşı kendini feda edenlere acımaktansa imrenirim.

  • jiyan27.02.2003 - 19:27

    Terim açılmış uzun süredir boş, umarım açan, kendinden önce bu bilgelerimi girdiğim için kızmaz.

    Bildiğim kadarıyla jiyan 'yaşam' anlamına gelen Kürtçe bir kelime.

    Halabja'nın kimyasal ve biyolojik olarak bombalanmasından sonra Diyari adında bir kişinin topraklarına geri dönüşüyle gelişen olayları anlatan bir film.

    Filmi daha izlemedim o yüzden bu konuda bilgi vermem umarım yanlış olmaz.

  • canlı kalkanlar27.02.2003 - 18:44

    Protesto amaçlı olarak bu konuda çok girişim vardır. Mesala burada, ağaçların kesilmesini engellemek için yeşilciler vucutlarını ağaçlara bağlamaları gibi.

    Canlı kalkan olayı fedailikte de görülür. Bu işi profosenel olarak yapan bodyguard'lar, polis, ordu gibi güvenlik güçleri örnek olarak gösterelebilinir.

    Tabi insan sevdiğini korumak için kendini canlı kalkan yapması kadar değerli bir eylem düşenemiyorum. Dayak yiyen arkadaşınıza kalkan olmak, serseri kurşunlardan çoçukları korumak için kalkan olmak, önemli bir insanı korumak için kendinizi feda etmek. Önemli olan kalkan olduğunuz kişi değil bence önemli olan zorda olanlara karşı fedakarlığın değeridir

  • ayıp27.02.2003 - 16:13

    ''Ne mutlu o kimseye ki ayıbı, başkasının ayıpları ile uğraşmaktan kendini alıkoyar. ''
    (Tanım: Hadis-i Şerif Kaynak: Enes Bin Malik)

    Bu Hadis’te “Ayıp” tan maksat nedir?
    Ayıptan maksat, Lügat’ta geçen müstehcen kelimeler değil elbette. Burada bahsedilen ayıptan maksat; İslam’ın emrettiği emir ve yasaklara uymadan yaşamaktır.
    Kişi, herzaman söylediğimiz gibi nefsi araya karıştırmadan muhasebesini yaptığı takdirde, İslam’a uygun düşen yahut da zıt düşen yönlerini bulabilir. Ama meziyet, kişideki üstünlük, kendinde bulduğu bu eksiklikleri unutup başkalarının eksiklikleri ile uğraşmamaktır. Meziyet; eksiklikleri bulduğu takdirde onları gidermenin, onları tamamlamanın, dolayısıyla Allah’ın emir ve yasaklarına uymanın yolunu araştırmaktır. İşte ne mutlu öyle kişiye diyor bu Hadis; kendi ayıpları ile uğraşır, kendi İslam’a uymayan eksiklikleri ile uğraşır.
    Ancak; bulunduğumuz toplumda İslam’a uymayı bırakın, kendi eksikliklerimizi bir kenara koyup, başkalarının eksiklikleri ile uğraşıyorsak, ne yazıktır bize.
    Bu Hadis-i Şerif nefsi muhasebeyi anlatıyor. Muhasebenizi yapınız, eksiklikleri bulunuz, onları tamamlama yoluna gidiniz; başkaları ile uğraşmayınız diyor.

  • canlı kalkanlar26.02.2003 - 20:02

    Dehşetin bahsettiği zancileri kalkan olarak kullanılması tarihi bir gerçektir. A.B.D'deki ''Küzey ve Güney'' savaşlarında, Küzeyliler ele geçirecekleri yerlere saldırmak için ilk kıta olarak zencileri kullanmışlardır. Tabi Güneylilerin onları siper olarak kullanmalarından iyi midir takdir sizin.

    Tarihte Canlı Kalkan kullanma olayları çoktur. Daha çok savaşlarda ele geçirilen esirler kullanılır. Mesala haçlı seferlerinde kalkan demeyim de köprü olarak canlı insanlar nehirlere atılmış ve ordularını üstlerinden geçirmişlerdir, bu uygulamayı Moğalların ve başka milletlerin uyguladığı malesef doğrudur. Hatta en son olarak Sırplar bombardımana karşı canlı kalkan olarak UN askerlerini kullanmışlardır.

    Canlı kalkanlar banka soygunlarında da kullanıldığı kesin görmüşünüzdür.

    Karga'nın bile ölü kargayı gömdüğü bir dünyada yazık biz insanlara ki bazen hayvanlardan bile daha aşağı derecelere inebiliyoruz.

    Tabi canlı derken bu sadece insanları kapsamaz. Atların mesala siper olarak kullanıldığı yerler çoktur. İnsan değerli mallarını korurken, tabiatı korumaktan aciz.

    Canlı kalkanlar, aklıma dolu tarihsel olay geliyor, yazmakla bitmez... Zulu'da yerlilerin İngilizler'in cephaneleri bitirmek için vucutlarını kalkan olarak kullanması, Afganistan'da hatta kurtuluş savaşımızda kadınların cephaneleri korumak için kendilerini kalkan etmeler, Çin'de ve eski Rusya'da hükümeti protesto etmek için öğrencilerin vucutları Tanklara karşı kalkan etmeleri ve daha niceleri...