Aşağıda aktardığım bölüm,1950'lerin başında, Gazze'ye yapılan bir baskını yansıtıyor. Baskını anlatan, olayın kahramanlarından Meir Har-Tzion. Bu kişinin, İsrail'in bir dönem dışişleri bakanı olan Ariel Sharon'un yakın arkadaşı -ve, kelimenin en doğru kullanımı ile, 'suç ortağı'- olduğuna dikkatinizi çekmem gerekiyor.
'Mann Haatha? '
- 'Geniş, kurumuş nehir yatağı ay ışığında parlıyor. Dağ yamacı boyunca dikkatle ilerliyoruz. Evler görünmeye başladı. Rüzgârla salınan çalıların gölgesi toprağa düşüyor. Uzaktan üç ışık seçiliyor. Karanlıktaki evlerden Arap müziği duyulmakta... Dörder kişilik üç gruba ayrılıyoruz. Gruplardan ikisi güneyimizdeki büyük göçmen kampına yöneliyor, diğer gurup Gazze Vadisi'nde yalnız başına duran bir eve doğru yürüyor. Ay gümüş ışığı ile bizi sararken, yeşil tarlalardan çamurlar içinde ilerliyoruz. Sessizlik birazdan kurşun sesleri, patlamalar ve şimdi huzur içinde uyuyanların çığlıkları ile bozulacak. 'Mann Haatha? ' (Arapça, 'Kim var orada? ') Sesin geldiği tarafa dönüyoruz. Korku içinde titreyen iki Arap duvara yapışmış duruyor. Kaçmayı deniyorlar. Ateş açıyorum. Adamlardan biri yere düşüyor, diğeri koşmaya devam ediyor. Artık harekete geçmeliyiz. Kaybedecek vaktimiz yok! Araplar karma karışık halde koşuşurken, ev ev işimizi hallediyoruz. Makineli silâhların sesi korkunç çığlıklara karışıyor. Göçmen kampının ana caddesine varıyoruz. Diğer gurup, karşı yönden kaçan Araplar'a saldırıyor. El bombalarının gürültüsü yükseliyor. Geri çekilme emri alıyoruz. Saldırı sona erdi. Yarın gazeteler şöyle yazacak. Gazze yakınlarındaki Halburj göçmen kampı saldırıya uğradı. Kamp, İsrail toprak altına sızanlara barınak hizmeti görüyordu. Yirmi kişi öldü, yirmiden fazlası da yaralı.'
*... İslam dünyasında İslam'ın diğer dinler hakkındaki görüşlerini inceleyen ve bu konuda yeni bir bakış açsı ortaya koyan çalışmalar görülmeye başlanmıştır. Bu çalışmalara, Türk okuyucusunun ''Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması'' eseriyle tanıdığı Mahmud Ebu Reyye'nin Dinu'l-lahi Vahidun Ala Elsüneti Cemii'r Rusul (Bütün Peygamberlerin Diliyle Allah'ın Dini Tektir) isimli kitabı örnek gösterilebilir.(1)
Ebu Reyye bu eserinde Yahudi ve Hristiyanların kafir ve müşrik olmayıp Kitap Ehli olduklarını, kişinin akidesine şirk, küfür ve iman noktalarında hükmetmenin hiç bir mahlukun yetkisinde bulunmadığını(2) , kişinin kurtuluşunun belli bir dine bağlı olmakla değil, ancak sağlıklı bir imanla mümkün olacağını(3) müslümanların bir takım yapmacık hareketlerle kendilerini diğerlerinden temyiz etmelerinin İslam'da bulunmadığını(4) , belirtikten sonra, Cemalleddin Efgani'den bir nakilde bulunur. Bu nakilden, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın temel amaçlar yönünden müttefik oldukları yorumu cıkarmakta(5) ve Efgani'ye bir gün geleceğin dininin ne olacağının sorulduğunu, bu soruya karşılık Efgani'nin Bakara Suresini'nin 62. ayetini okuduğunu nakletmektedir. Bunun ardından Ebu Reyye şu yorumu yapmaktadır ''Seyyid Cealeddin'in bahsettiği ve insanların ileride ulaşacakları bu din anlayışı, şu üç esasa dayanmaktadır: a- Allah'a iman, b- Ahirete iman, c- Salih amel işlemek''(6)
Aynı şekilde Türkiye'de Yahudilik ve Hristiyanlık dinlerine İslam dünyasındaki geleneksel yaklaşımdan farklı bir yaklaşım tarzı ortaya konulmuş. Ebu Reyye'nin ileri sürdüğü görüşler yinelerek, kurtuluşun belli bir dine mensubiyetle değil, buna mukabil kişinin kurtuluşunun hangi dine mensup olursa olsun, Allah'a ve ahiret gününe iman ve mensup olduğunu dinin öngördüğü şekilde iyi amellerde bulunmakla olacağını ortaya koyan fikirler ileri sürülmüş ve bu fikirler tartışmalara neden olmuştur(7) .
İşte böylece varılan bu aşamada, konun bilimsel bir tarzda ve bilimsel bir metodla ele alınıp Kur'an'dan araştırılması, önem kazanmış bulunmaktadır. Bu araştırmanın amacı ise, Kur'an'nın Yahudilik ve Hiristiyanlık dinleri ile ilgili görüşünü olabildiğince objektif bir yaklaşımla derli toplu bir şekilde ortaya koyabilmek ve bu tür tartışmaların sağlıklı bir zemine oturtulmasına katkı sağlayabilmektedir.*
Kaynaklar: * Şevket Kotan, ''Kur'an'a Göre Yahudi ve Hristiyanlığın Gerçerliliği Sorun'', Yüksek Lisans Tezi, Dr. Salih Akdemir, Ankara,1994... (1) Bu kitabın sayfa sayfa yapılmış bir özetini temin edinebilindiği halde, kitabın kendisini temin edelemmemiş. Bu özetin üzerindeki notlardan kitabın Mısır'da, Daru'l-Kütüb'de basıldığı görülmektedir. (2) Ebu Reyye, Age, s.74-75 (3) Aynı Eser, s.32 (4) Aynı Eser, s.58-59 (5) Aynı Eser, s.109-125 (6) Aynı Eser, s.127 (7) Bkz. Süleyman Ateş, Cennet Kimsenin Tekelinde Değildir, İslam Araştırma Dergisi, Cilt 3, Sayı 1, Ankara,1989. Sülayman Ateş'in bu makalesi üzerine aynı derginin 3. sayısında (1989) Talat Koçyiğit ''Cennet Mü'minlerin Tekelindedir'' isimli bir makale yazarak bu görüşlere karşı çıkmıştır. Ardından, Süleyman Ateş yine aynı derginin 4. cildinin 1. sayısında (1990) ''Cennet Tekelcisi mi'? ' isimli makalesiyle bu tartışmayı sürdürmüştür...
Uzaklarda bir köyde, kocası, çocuğu doğmadan ölmüş, tek başına yaşayan hamile bir kadın kendisine arkadaş olması açısından dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanindan bir an bile ayrılmaz.
Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da, oldukça uysallaşır. Bir kaç ay sonra kadının çocuğu dogar. Tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve yavrusuna bakmak zorundadır. Günler geçer ve kadın bir gün bir kaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır...
Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve gelir. Gelinciği ve kanlı ağzını görür. Anne cıldırmışçasına gelinciğe saldırır ve oracıkta öldürür hayvanı. Tam o sırada içerdeki odadan bir bebek sesi duyulur. Anne odaya yönelir...Ve odada beşiği, beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür.
Einstein'ın söylediği rivayet edilen bir söz var: 'insanlardaki önyargıyı parçalamak benim atomu parçalamamdan çok daha zor'
Bana ılık rüzgarları gönderin Tel örgüler ardına Sevgilinin gözlerinde Benim olsun Yağmur damlaları mavisi Yeşile mahkum edin bozkırı Boy atsın sevda Bana bir türkü söyleyin Yarınlarıma uzansın Tel örgüler ebem olsun Doğursun hasretimi Ağlamasın çocuklar Çocuklar ağlamasın Sözüm var Beyrut sokaklarında öldürün beni Her sabah saat beşte öldürün beni Sözüm var Beyrut sokaklarında yaşatın beni
'Kendi yalanlarımızın kurbanıyız. İnandığınız tek doğru vardır. O da mutlak olan doğru değil, kendimize ısrarla söylediğimizdir. Hangi yalanı kendinize ısrarla söylerseniz tüm ruhunuz ona inanacaktır. Alt bilinciniz neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmez. Sadece ona en çok söylediğinizi doğru kabul eder. Bizim tek doğrumuz kendimize ısrarla söylemeye devam ettiğimizdir.'
Kelime anlamı ile halef, vekil, naib, yerine atanan, ondan sonra oraya gelen... Peygamberden sonra ümmeti yönetenler...
Tasavvuftaki anlamı ise mürşid, veki, şeyhin yerine geçen mürid'dir.
Tarikatlarda şeyhin yerine geçene, şeyhin bir bölge halkını aydınlatmak için seçerek gönderdiği kimseye, şeyhin '' Ben öldükten sonra yerime bu geçecek'' dediği kimseye de halife denir ya da bazı tarikatlarda babadan oğula geçer.
Önemli olan açıklama bence Allah'ın insanları yeryüzünün halifesi olarak yaratmasıdır... Bir belideye başkanın nasıl görevleri varsa halifelerinde görevleri vardır, bu görevler hem mavevi hem de sosyal olduğunu düşünürsek insan yeryüzünde halife kılınmakla üzerine büyük bir sorumluluk verilmiştir. ... İşte esas halifelik budur ki insanlar arasında adaletle hükmetmek ve hevâ ve hevese uymamak gerekir. Koyun değil çoban olabilmek ovada... (Bakara/30, Enam/165, Yunus/14,73, Fatir /39)
Kim Var Orada?
Bir ses var,
Çok yakınımda,
“Hey, içindeyim” diye bağırır,
'Hadi Hadi! ' der duymam?
Bir insan var,
Biraz ileri de duran,
O sanırım ama yanılırım
Toprak var altımda,
Mezarcılar taşlarını çalmış
Hangi ölüye basarım, bilmem?
Eller var, avuçları açık,
Kafa eğik, gözler açık,
Bir duygu alışverişi, bir bekleyiş...
Anam var babam var,
Üzülürler, sevinirler…
Ben, bizler duyguların devamıyız!
Farklı mıyım acaba...
Neden bilmem ama
Ruhum bağırıyor galiba:
“Benim sevgi…”
“Sesim kısılıyor hadi,
hadi geç olmadan çıkart beni! ”
nizam 1990-2003
“Benim sevgi…”
“Sesim kısılıyor hadi,
hadi geç olmadan çıkart beni! ”
KİM VAR ORDA?
Aşağıda aktardığım bölüm,1950'lerin başında, Gazze'ye yapılan bir baskını yansıtıyor. Baskını anlatan, olayın kahramanlarından Meir Har-Tzion. Bu kişinin, İsrail'in bir dönem dışişleri bakanı olan Ariel Sharon'un yakın arkadaşı -ve, kelimenin en doğru kullanımı ile, 'suç ortağı'- olduğuna dikkatinizi çekmem gerekiyor.
'Mann Haatha? '
- 'Geniş, kurumuş nehir yatağı ay ışığında parlıyor. Dağ yamacı boyunca dikkatle ilerliyoruz. Evler görünmeye başladı. Rüzgârla salınan çalıların gölgesi toprağa düşüyor. Uzaktan üç ışık seçiliyor. Karanlıktaki evlerden Arap müziği duyulmakta... Dörder kişilik üç gruba ayrılıyoruz. Gruplardan ikisi güneyimizdeki büyük göçmen kampına yöneliyor, diğer gurup Gazze Vadisi'nde yalnız başına duran bir eve doğru yürüyor. Ay gümüş ışığı ile bizi sararken, yeşil tarlalardan çamurlar içinde ilerliyoruz. Sessizlik birazdan kurşun sesleri, patlamalar ve şimdi huzur içinde uyuyanların çığlıkları ile bozulacak. 'Mann Haatha? '
(Arapça, 'Kim var orada? ')
Sesin geldiği tarafa dönüyoruz. Korku içinde titreyen iki Arap duvara yapışmış duruyor. Kaçmayı deniyorlar. Ateş açıyorum. Adamlardan biri yere düşüyor, diğeri koşmaya devam ediyor.
Artık harekete geçmeliyiz. Kaybedecek vaktimiz yok!
Araplar karma karışık halde koşuşurken, ev ev işimizi hallediyoruz.
Makineli silâhların sesi korkunç çığlıklara karışıyor.
Göçmen kampının ana caddesine varıyoruz. Diğer gurup, karşı yönden kaçan Araplar'a saldırıyor. El bombalarının gürültüsü yükseliyor. Geri çekilme emri alıyoruz.
Saldırı sona erdi.
Yarın gazeteler şöyle yazacak. Gazze yakınlarındaki Halburj göçmen kampı saldırıya uğradı. Kamp, İsrail toprak altına sızanlara barınak hizmeti görüyordu. Yirmi kişi öldü, yirmiden fazlası da yaralı.'
Aktaran: Jülide ERGÜDER
neşe doluyor insan...
*... İslam dünyasında İslam'ın diğer dinler hakkındaki görüşlerini inceleyen ve bu konuda yeni bir bakış açsı ortaya koyan çalışmalar görülmeye başlanmıştır. Bu çalışmalara, Türk okuyucusunun ''Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması'' eseriyle tanıdığı Mahmud Ebu Reyye'nin Dinu'l-lahi Vahidun Ala Elsüneti Cemii'r Rusul (Bütün Peygamberlerin Diliyle Allah'ın Dini Tektir) isimli kitabı örnek gösterilebilir.(1)
Ebu Reyye bu eserinde Yahudi ve Hristiyanların kafir ve müşrik olmayıp Kitap Ehli olduklarını, kişinin akidesine şirk, küfür ve iman noktalarında hükmetmenin hiç bir mahlukun yetkisinde bulunmadığını(2) , kişinin kurtuluşunun belli bir dine bağlı olmakla değil, ancak sağlıklı bir imanla mümkün olacağını(3) müslümanların bir takım yapmacık hareketlerle kendilerini diğerlerinden temyiz etmelerinin İslam'da bulunmadığını(4) , belirtikten sonra, Cemalleddin Efgani'den bir nakilde bulunur. Bu nakilden, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın temel amaçlar yönünden müttefik oldukları yorumu cıkarmakta(5) ve Efgani'ye bir gün geleceğin dininin ne olacağının sorulduğunu, bu soruya karşılık Efgani'nin Bakara Suresini'nin 62. ayetini okuduğunu nakletmektedir. Bunun ardından Ebu Reyye şu yorumu yapmaktadır ''Seyyid Cealeddin'in bahsettiği ve insanların ileride ulaşacakları bu din anlayışı, şu üç esasa dayanmaktadır: a- Allah'a iman, b- Ahirete iman, c- Salih amel işlemek''(6)
Aynı şekilde Türkiye'de Yahudilik ve Hristiyanlık dinlerine İslam dünyasındaki geleneksel yaklaşımdan farklı bir yaklaşım tarzı ortaya konulmuş. Ebu Reyye'nin ileri sürdüğü görüşler yinelerek, kurtuluşun belli bir dine mensubiyetle değil, buna mukabil kişinin kurtuluşunun hangi dine mensup olursa olsun, Allah'a ve ahiret gününe iman ve mensup olduğunu dinin öngördüğü şekilde iyi amellerde bulunmakla olacağını ortaya koyan fikirler ileri sürülmüş ve bu fikirler tartışmalara neden olmuştur(7) .
İşte böylece varılan bu aşamada, konun bilimsel bir tarzda ve bilimsel bir metodla ele alınıp Kur'an'dan araştırılması, önem kazanmış bulunmaktadır. Bu araştırmanın amacı ise, Kur'an'nın Yahudilik ve Hiristiyanlık dinleri ile ilgili görüşünü olabildiğince objektif bir yaklaşımla derli toplu bir şekilde ortaya koyabilmek ve bu tür tartışmaların sağlıklı bir zemine oturtulmasına katkı sağlayabilmektedir.*
Kaynaklar:
* Şevket Kotan, ''Kur'an'a Göre Yahudi ve Hristiyanlığın Gerçerliliği Sorun'', Yüksek Lisans Tezi, Dr. Salih Akdemir, Ankara,1994...
(1) Bu kitabın sayfa sayfa yapılmış bir özetini temin edinebilindiği halde, kitabın kendisini temin edelemmemiş. Bu özetin üzerindeki notlardan kitabın Mısır'da, Daru'l-Kütüb'de basıldığı görülmektedir.
(2) Ebu Reyye, Age, s.74-75
(3) Aynı Eser, s.32
(4) Aynı Eser, s.58-59
(5) Aynı Eser, s.109-125
(6) Aynı Eser, s.127
(7) Bkz. Süleyman Ateş, Cennet Kimsenin Tekelinde Değildir, İslam Araştırma Dergisi, Cilt 3, Sayı 1, Ankara,1989. Sülayman Ateş'in bu makalesi üzerine aynı derginin 3. sayısında (1989) Talat Koçyiğit ''Cennet Mü'minlerin Tekelindedir'' isimli bir makale yazarak bu görüşlere karşı çıkmıştır. Ardından, Süleyman Ateş yine aynı derginin 4. cildinin 1. sayısında (1990) ''Cennet Tekelcisi mi'? ' isimli makalesiyle bu tartışmayı sürdürmüştür...
Uzaklarda bir köyde, kocası, çocuğu doğmadan ölmüş, tek başına yaşayan hamile bir kadın kendisine arkadaş olması açısından dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanindan bir an bile ayrılmaz.
Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da, oldukça uysallaşır. Bir kaç ay sonra kadının çocuğu dogar. Tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve yavrusuna bakmak zorundadır. Günler geçer ve kadın bir gün bir kaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır...
Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve gelir. Gelinciği ve kanlı ağzını görür. Anne cıldırmışçasına gelinciğe saldırır ve oracıkta öldürür hayvanı. Tam o sırada içerdeki odadan bir bebek sesi duyulur. Anne odaya yönelir...Ve odada beşiği, beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür.
Einstein'ın söylediği rivayet edilen bir söz var: 'insanlardaki önyargıyı parçalamak benim atomu parçalamamdan çok daha zor'
Filistin Günlüğü
Bana ılık rüzgarları gönderin
Tel örgüler ardına
Sevgilinin gözlerinde
Benim olsun
Yağmur damlaları mavisi
Yeşile mahkum edin bozkırı
Boy atsın sevda
Bana bir türkü söyleyin
Yarınlarıma uzansın
Tel örgüler ebem olsun
Doğursun hasretimi
Ağlamasın çocuklar
Çocuklar ağlamasın
Sözüm var
Beyrut sokaklarında öldürün beni
Her sabah saat beşte öldürün beni
Sözüm var
Beyrut sokaklarında yaşatın beni
Grup Yorum
'Kendi yalanlarımızın kurbanıyız. İnandığınız tek doğru vardır. O da mutlak olan doğru değil, kendimize ısrarla söylediğimizdir. Hangi yalanı kendinize ısrarla söylerseniz tüm ruhunuz ona inanacaktır. Alt bilinciniz neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmez. Sadece ona en çok söylediğinizi doğru kabul eder. Bizim tek doğrumuz kendimize ısrarla söylemeye devam ettiğimizdir.'
Kelime anlamı ile halef, vekil, naib, yerine atanan, ondan sonra oraya gelen... Peygamberden sonra ümmeti yönetenler...
Tasavvuftaki anlamı ise mürşid, veki, şeyhin yerine geçen mürid'dir.
Tarikatlarda şeyhin yerine geçene, şeyhin bir bölge halkını aydınlatmak için seçerek gönderdiği kimseye, şeyhin '' Ben öldükten sonra yerime bu geçecek'' dediği kimseye de halife denir ya da bazı tarikatlarda babadan oğula geçer.
Önemli olan açıklama bence Allah'ın insanları yeryüzünün halifesi olarak yaratmasıdır... Bir belideye başkanın nasıl görevleri varsa halifelerinde görevleri vardır, bu görevler hem mavevi hem de sosyal olduğunu düşünürsek insan yeryüzünde halife kılınmakla üzerine büyük bir sorumluluk verilmiştir. ... İşte esas halifelik budur ki insanlar arasında adaletle hükmetmek ve hevâ ve hevese uymamak gerekir. Koyun değil çoban olabilmek ovada... (Bakara/30, Enam/165, Yunus/14,73, Fatir /39)
Devletin milli gelirden cebir yolu ile aldığı parasal bir paydır...