Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • Godot'yu Beklerken15.08.2026 - 02:42

    Hafıza rehberi olarak eleştirmen: Onu herkes anlar, ama o hiçbir şey anlamaz. Sakatat yer ve üstüne Baudelaire konuşur, İlyada yanında süt içer ve Dante'de horlar. (Elias Canetti-Edebiyatçılar Üzerine)

  • Godot'yu Beklerken14.08.2026 - 01:14

    Kitleler pasif alıcılar değildirler. Medya güçlüdür ama kitleler de her zaman hegemonik okuma yapmazlar. Zaman zaman müzakereci, zaman zaman da muhalif okuma yapmaya da mahirdirler. (Stuart Hall-Tarihin İronileri)

  • Godot'yu Beklerken13.08.2026 - 01:47

    Dış destek daima uzun vadede desteği verenin çıkarına, lehine sonuçlanır. Destek alan ülkelerin sonradan kötü sürprizlerle karşılaşma olasılığı yüksektir.

  • nasılsın12.08.2026 - 00:58

    Fena değilim.

  • Godot'yu Beklerken10.08.2026 - 00:09

    Ne ölümün hüznü var...
    Ne hayatın neşesi...
    Nasılsın samimiyetsizliği ile,
    İyiyim sahtekarlığı arasında bir yerdeyiz.
    (Cahit Sıtkı Tarancı)

  • Godot'yu Beklerken03.08.2026 - 02:34

    Hayat mücadelesi uğruna güzelliği feda edeceksek barbarlar daha şimdiden bizi yenmiş demektir. (Sylvia Plath-Sırça Fanus)
    Güzelliği çoktan feda etti gibi insanoğlu.

  • Godot'yu Beklerken03.08.2026 - 02:32

    İktidar ve güç bir insanı bozmaz. İçinde zaten en başından beri var olan bozukluğu meydana çıkarır. (Lesbos’lu Pittakos)

  • Godot'yu Beklerken03.08.2026 - 02:26

    Pek çoklarının özgüven sandığı şey aslında güvensizliği saklama çabasıdır. (Heinz Kohut-Kendiliğin Yeniden Yapılanması)

  • Godot'yu Beklerken03.08.2026 - 02:16

    Truva’ya giden Odysseus ile İthaka’ya dönen Odysseus aynı kişi değildir. Yolculuk sadece coğrafi de değildir. İnsanın kendi sınırlarını öğrenme yolculuğudur. Başlangıçta Odysseus daha çok zekasına güveniyordu, hatta Truva atını tasarlayan da oydu. Dönüş yolunda ise şunları öğrenmiştir: Her şey zeka ile çözülemez ve her şey zeka ile kontrol altına alınamaz. Sınırlar vardır ve en büyük tehlike dışarıdan değil insanın içinden gelir.

  • Godot'yu Beklerken03.08.2026 - 02:12

    Geleneksel Ortadoğu müziği ağırlıklı olarak tek seslidir. Yani monofoniktir. Ortada bir makam vardır, bir lider melodi vardır. Bütün enstrümanlar, bütün sesler sadece o tek melodiyi takip eder. Orada farklı bir nota basmak, ana melodiden sapmak bir uyumsuzluktur, hatadır. Yani herkes tek bir sese itaat etmek zorundadır. Batı müziği ise polifoniktir. Dışarıdan bakıldığında inanılmaz kaotik görünür. Kemanlar kendi melodisini çalar, üflemeliler bambaşka bir ritim tutturur, kontrabaslar alttan tamamen farklı bir frekansla ilerler. Bunlar birbiriyle sahnede adeta rekabet eder, tartışır görünür. Bu bir nevi orkestra içi kontrollü kaostur. O kontrolü sağlayan ise herkesin önündeki yazılı notalardır. O nota bir anayasadır. Farklı seslerin, farklı melodilerin birbirlerini bastırmadan, belli kurallar çerçevesinde bir araya gelerek daha büyük, daha karmaşık bir uyum, bir senfoni yaratması meselesidir. Birbirine zıt seslerin içinde uyum bulma pratiği aslında batının parlamento sisteminin ta kendisidir. Farklı siyasi partilerin, işçi sendikalarının, burjuvazinin aynı anda farklı şeyler söyleyip bir anayasa çerçevesinde ülkeyi yönetebilme kapasitesidir bu. Tek sesli topluluklar (Doğu kültürleri) ise muhalif bir ses duyduklarında bunu yanlış basılan bir nota olarak görüp anında susturmaya eğilimli iken çok sesliliği içselleştiren toplumlar farklı seslerin çarpışmasından yeni bir denge çıkarırlar. Polifoni organize olmuş bir anlaşmazlık toleransıdır. Muhalefete tahammül edebilme antrenmanıdır. (Bernard Lewis-Hata neredeydi?)