Kimsenin en büyük sayısı yok. Herkes kendi sonsuzuna recâ!
Doğal sayı Tamsayı Reel sayı
Bir sayıdan diğerine uçuşup dursun formülüm. Nasıl da yoksulum eşitsizlikleri onaran gözlerinin karşısında!
Asal sayıyım!
Tehir edilmiş takvimlerin lirik akıntısına sığındığımdan beri pusulam yok artık benim. Sayıların kalbime hükmeden işlemleriyle seni sevdim.
Çünkü Sen aşk isen kalansız bölünebiliyorumdur Sana!
İki... Neden ölü numarası yapıyor bana?
Çift sayılar tünedi ışığıma bölünmek geçmiyor aklımın ucundan. Hiç gitmedim senden uzağa, mutlak değer oldum varlığına. Yine de çırpınan bir sayının eksildikten sonra eşitliğe fırlattığı o mahzun bakış gibi baktım ardından...
Üç boyuta sığamıyorum; bölünmüş bir aşkın integralini alıp duruyorum. Orijinden bakarken gözlerine durmadan merkezim kayıyor teğet geçiyorum ellerine.
Yardım edin bana! Bir vektör geçiyor yüreğimden; sen yine de boyutlarını içime ekmeye devam et, ben trigonometriyi oyalarım sonra aşk eksenine aldırırsın beni de...
Ayrıldığımızda hangi buharlaşan ruhtuk iyi hatırla! Kaç bilinmeyenli denklemin içindeyiz şimdi? Bir tek bölme işlemini bağışlama!
Üç... Senden sonra bir zaman belirtmedi.
Israrla ikiye bölüp durdum uykularımı, akrebi çarparak yelkovana. Gittin ki tüm gece elimde permütasyon hesabı. Bir irrasyonel sayıya döndüm, gizleyerek doğallığını dudaklarımın çözüm kümesine.
Evrensel kümeye sığdım da yokluğunun sonsuzluğuna sığamadım. Kalbimden bir yığın yazgı çıkarıyorum ekleyerek görüntü kümemize. Bir tek çıkarma işlemini bağışlama!
Beş... Cevabı sen ol diye tüm şıkları kodladım. Kitapçık sende optik bende kaldı.
Olmadı! Çarpanlarına ayırdığım saçların da döndü sırtını bana. Topuğu kırılmış artılar şimdi eksilen avuçlarımda. Bir tek toplama işlemini bağışlama!
Yedi... Sesimdeki en hüzün sayı.
Sen eksilirken, yokluğun dünyada yedi kıta. Gökkuşağı yedi renk. Veda çölünü gezip durdum da Sen bahçemde yediveren gül. Sayı asal olur başka şeyler de anlatırım sana.
Bilmedin... Yokluğun tüm işlemlere parantez açıyor değer bulmadığım ikslere. Sen hangi işlemle vardın karşıya. Bir tek çarpma işlemi bağışlama!
Şimdi aramızda sonsuzluğa akıp giden ipince bir sayı doğrusu...
Kümeme düşen senden daha vahim bir sayı geçmedi denklemimden. Özür borçluyum bölündükçe kalbi acıyan her sayıya.
Yine de sendeyim her işlemde. Sonsuzun bitişini gördüm gidişinde. Unut sayıları... Bir tek kendini bağışlama!
uzanırım sesinin çocuksu buğusuna. bir şarkı kımıl kımıl, ruhumun sularında. bir cennet kokar rüzgar, tütsünelir mevsimler. miske bulanır dünya, seni her duyduğumda. o an bir yağmur başlar, bir yağmur uzaklardan. yıkanır hüzünlerim, bengisu kuyusunda...
vezne çeksem hasreti, anlatsam insanlara. yağmurlardan seni ben, sabahlara damıtsam. ve kazısam adını en derin duvarlara. sınırların ardından ellerine uzansam...
birgün elbet bitecek, bu yaşamak kâbusu. sular da anlar artık, insanlar yalan söyler. ecelden biraz önce, vuslat gelseydi keşke. yoksa neyi sarar ki, âh yitik ellerimiz. özü cahil sulara hayzeran ne anlatır. ne söyleşir semayla aşkın derin kuyusu...
uzanırım kitabın en kutsal kelâmına. bir esrik temmuz başlar, sonsuzluğun namına. zeytinlerle söyleşir, siyah giyinmiş kadın. günahkâr gözlerime aşktan cemreler damlar. şefkatle bakar sokak, şefkatle bakar işte kedi, köpek, ne varsa, hepsi de acır bana. nasıl unutayım ki, bağbozan o mevsimi. ne sözle anlatılır, ne de şiire sığar...
madem gemiler yandı, düne veda edeyim. denizlerim çekilsin, çekilsin kuyulara. hayzeran dileğine, içli amin çekeyim. çöllerdir asıl mekân en ulvi sevdalara...
Sesin Denize açılan sokakları ömrümün. Arnavut kaldırımlarında bahar kokusu. Hanımeli, portakal çiçeği, ıhlamur... Yürürken akşam gün batımına Üstüm başım çiçek tozu... İçimde renklerden düğün.
Sesin Bir çiğ tanesi hüznüme düşen. Rüzgarına kapıldığım turkuaz bir su...
Bilirim, Her mevsim aynı yağmaz saçlara. Ayışığı her gece aynı damlamaz. Insan aynı hisle aynı yerinden Defalarca birleşip ayrılamaz. Zaman ki, Küflü çerçevesinde İnkisârına akarken malihulyanın Bilirim...kayıp gider resimler Mutlak gider sevilenler...sevenler... İcinde arındığımız asi nehirler Kirler! Yelesindeki hurriyet yılkı atlarının Gider Azameti dağların Asaleti insanın. Yasamak... gider...
Bir tek sesin kalır bende geriye Mevsimsiz bir titreyisle Sevgili! Sol yanımı hissederim. Ebabiller uyanır. Annesiz yanıma bir siir düşer. Kaybolur sükutu çocukluğumun Metruk düşlerimde gövdem doğrulur...
Bir tek sesin Sevgili...
Sesin ki Y a ğ m u r ! Hatırlatır kalbime: "Bir damlada bir çavlan nasıl var olur?"
İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu Bebeklerin ulusu yok Başlarını tutuşları aynı Bakarken gözlerinde aynı merak Ağlarken aynı seslerinin tonu
Bebekler çiçeği insanlığımızın Güllerin en hası,en goncası Sarışın bir ışık parçası kimi Kimi kapkara üzüm tanesi Babalar,çıkarmayın onları akıldan Analar,koruyun bebeklerinizi Susturun,susturun söyletmeyin, Savaştan,yıkımdan söz ederse biri.
Bırakalım sevdayla büyüsünler Serpilip gelişsinler fidan gibi Senin,benim,hiç kimsenin değil Bütün bir yer yüzünündür onlar Bütün insanlığın gözbebeği
İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu Bebeklerin ulusu yok Bebekler çiçeği insanlığımızın Ve geleceğimizin biricik umudu.
Haktan gelen şerbeti içtik elhamdulillah Şol kudret denizini geçtik elhamdulillah Şol karşıki dağları meşeleri bağları Sağlık safalık ile aştık elhamdulillah
Kuru idik yaş olduk kanatlandık kuş olduk Birbirmize eş olduk uçtuk elhamdulillah Vardığımız illere şol safa gönüllere Halka tapduk manisin saçtık elhamdulillah
Beri gel barışalım yad isen bilişelim Atımız eğerlendi estik elhamdulillah İndik Rum'u kışladık çok hayır şer işledik Uş bahar geldi geri göçtük elhamdulillah
Dirildik pınar olduk irkildik ırmak olduk Artık denize dolduk taştık elhamdulillah Taptuğun tapusuna kul olduk kapusuna Yunus miskin çiğ idik piştik elhamdulillah
Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin, Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin. Bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır bir güldürür; Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.
her aşk bir mecnun büyütmez ve her insan kendini sever sadece zamanı yontan mevsimler yıllanmış hüzünler bırakırken kalbime aynalarda arama annemdeki yüzümü sığınıp tanrı'ya adını andıktan sonra bir azize sattım onu taşrada sürgün ayaklarım hallaç başımla kırdım aşka dair öğrendiğim ne varsa kalender bir eda ile kırdım kuklacı kanımla suladığım gülün dalını
yorgun şehrayinlerden artakalan hüzün mühürlü gözlerden süzülen damla inatla söylüyorum işte tüm insanlara bir kez olsun açmadı şakağımda gül ant içtim yalan yere tevili yoktur yalan tüm kahinler yalancı remil ansızın çıkagelen sevgili yoktur
kayboldu bir bir bindiğim tahta atlar ihtiyar çocuklar yaşardı bu şehirde kuklacı onlar da binip gitti kaybolan atlarıma yıkık kaşlı esmer alınlarının kırışığını hangi duvara serip açarlar şimdi kim bilir bu şehirde gözleri bulutsu düşleri yeşil uğrunda ölünesi sevgililer yaşardı eskiden onlar da sırroldular ömrüme ziyan yaralı bir hançerdir şimdi kalbimde hicran
ölüler şehrindeyim kuklacı kollarım örümcek gözlerim yosun gül yağmuru bekliyorum mezarlık kuytusu apartmanlarda yoldan uzun düşten kısa bir gecenin ardından ince bir bulut akıyor şehre ateşten sudan kaçıyor bir bulut aşktan yağmurdan bir bulut bir çıngı sis ve hamaylı o ve gül yağmuru yok anlıyor musun
içim insan mezarlığı en çok da ben ölmüşüm kuklacı adım başı mezar taşım var katillerim en sevdiğim insanlar
ıı
kuklacı oynatma parmaklarını bahtiyar günlerimiz uzakta kaldı herkes kendinden kaçıyor şimdi nasılsa hatırlatma bize unutamadıklarımızı gamlı gözlerinle ağlatıp çağırma kalbinde yabancı ölüler taşıyan insanları mevsimsiz hayatların sayrı yalnızlığına
yola vurma beyhude parmaksız çocukları ki masal değil yaşadığımız kuklacı kim inanır küllerinden doğduğuna anka’nın ve kim gökyüzünde kaldığına kanatlarının çölün kapısındayım ne serap ne heyula ebabil çığlıkları duydum taş duvarlarda kurtuluşum yok ve ziyanken ömrüm isminin baş harfinde ölüme yattığım gün gördüm kuklacı apansız gördüm her şeyi
bir sabun köpüğü gibi yağarken yağmur kaybolup gider sandım içimde bir yerlerde ama yok asılı kaldı hep en acıtan hâliyle kuklacı uğrunda ölmeye ahdetse de mehlika kesik bir şarap hüznü ve uzayan gölgelerle kanına yürürken ıslak ve deli taylar yıkılası kentlerde yenik düşer şeytana kelebeklerden masum eflatun kirpikli kızlar
her şey gün batarken oldu biçti kalbimi bir kırık mısra ben gün batarken düştüm aşka ay gün batarken anladı yalnızlığını dağlar kimsesizliğini kadınlar… gün batarken sus dedi bilge. sus unutursun o zaman siyahtı saçlarım doğrudur sandım sustum kuklacı öğrendim ki yıllar sonra kendimden yarım kalan hiçbir şeyi unutamam ben
ııı
kuklacı son itirafımdır geç kayıtlara şark çıbanı görmüş yüzümde en kadim konuk olsa da hüzün ben kimseye ağlamadım ömrümce bana da ağlamasın canlar esefa ne var ki dünyada insan ve eşya yalnızca
yalancıyız kuklacı mektuplar şarkılar kadar ay düşer gölgemize günahtır akşamlarımız en sevdiklerimizden alırız en çok acıyı kederle sınanırken en coşkun çağımızda utangaç katiller gibi yer ömrümüzü sevdalısı olduğumuz kızıl şafaklar
kaç kez yola çıktım sevmek fikriyle sakıt ve meczup bir keşiş gibi kendimi unuttuğum o yerde yadigar bırakıp tüm urbalarımı mavinin mavisi sanıp ardınca yürüdüğüm şu ölü kadın var ya kuklacı gözleri karanfil tanırım onu çok eskilerden yüreği mühürlü bir annedir o şimdilerde ona bir kez olsun söyleyemedim gençliğinde gözlerinde öldüğümü kaç kere
mahzenimde şarap ruhumda ızdıraptı ben uzun bir lal idim o kısa bir hayal çaldılar kuklacı düşlerimde büyüttüğüm o hüzzam sevgiliyi ki bir sır bilirdim onu kimselerin bilmediği ince uzun esmer bir sır kim çaldı kuklacı garip ve selis sırrımı kim
kuklacı son kez vursun boynumu acemi cellat söz yeniden doğmayacağım yoruldum artık yükü kaygı olan pervaneye ne denir topla hatıraları askıda kalsın melal kahır yok. sitem yok. pişmanlık hiç. suya yenik düşen bir gül olacağım söz
Gözlerindeki Asal Sayı Ölüsü
Kimsenin en büyük sayısı yok.
Herkes kendi sonsuzuna recâ!
Doğal sayı
Tamsayı
Reel sayı
Bir sayıdan diğerine
uçuşup dursun formülüm.
Nasıl da yoksulum
eşitsizlikleri onaran gözlerinin karşısında!
Asal sayıyım!
Tehir edilmiş takvimlerin
lirik akıntısına sığındığımdan beri
pusulam yok artık benim.
Sayıların kalbime hükmeden
işlemleriyle seni sevdim.
Çünkü Sen aşk isen
kalansız bölünebiliyorumdur Sana!
İki...
Neden ölü numarası yapıyor bana?
Çift sayılar tünedi ışığıma
bölünmek geçmiyor aklımın ucundan.
Hiç gitmedim senden uzağa,
mutlak değer oldum varlığına.
Yine de
çırpınan bir sayının eksildikten sonra
eşitliğe fırlattığı o mahzun bakış gibi
baktım ardından...
Üç boyuta sığamıyorum;
bölünmüş bir aşkın
integralini alıp duruyorum.
Orijinden bakarken gözlerine
durmadan merkezim kayıyor
teğet geçiyorum ellerine.
Yardım edin bana!
Bir vektör geçiyor yüreğimden;
sen yine de
boyutlarını içime ekmeye devam et,
ben trigonometriyi oyalarım
sonra aşk eksenine aldırırsın beni de...
Ayrıldığımızda hangi buharlaşan ruhtuk
iyi hatırla!
Kaç bilinmeyenli denklemin içindeyiz şimdi?
Bir tek bölme işlemini bağışlama!
Üç...
Senden sonra bir zaman belirtmedi.
Israrla ikiye bölüp durdum uykularımı,
akrebi çarparak yelkovana.
Gittin
ki tüm gece elimde permütasyon hesabı.
Bir irrasyonel sayıya döndüm,
gizleyerek doğallığını
dudaklarımın çözüm kümesine.
Evrensel kümeye sığdım da
yokluğunun sonsuzluğuna sığamadım.
Kalbimden bir yığın yazgı çıkarıyorum
ekleyerek görüntü kümemize.
Bir tek çıkarma işlemini bağışlama!
Beş...
Cevabı sen ol diye tüm şıkları kodladım.
Kitapçık sende optik bende kaldı.
Bir avuç standart sapma yaşadıklarımız;
sargılı bilinmeyenim eşitsizliğe çarpa çarpa
devirli ondalıklı sayılar büyüyor şuramda.
Güya
köklü sayıların sabrıyla bakacaktın bana.
Olmadı!
Çarpanlarına ayırdığım saçların da
döndü sırtını bana.
Topuğu kırılmış artılar
şimdi eksilen avuçlarımda.
Bir tek toplama işlemini bağışlama!
Yedi...
Sesimdeki en hüzün sayı.
Sen eksilirken,
yokluğun dünyada yedi kıta.
Gökkuşağı yedi renk.
Veda çölünü gezip durdum da
Sen bahçemde yediveren gül.
Sayı asal olur
başka şeyler de anlatırım sana.
Bilmedin...
Yokluğun
tüm işlemlere parantez açıyor
değer bulmadığım ikslere.
Sen hangi işlemle vardın karşıya.
Bir tek çarpma işlemi bağışlama!
Şimdi
aramızda sonsuzluğa akıp giden
ipince bir sayı doğrusu...
Kümeme düşen senden
daha vahim bir sayı
geçmedi denklemimden.
Özür borçluyum
bölündükçe kalbi acıyan her sayıya.
Yine de sendeyim her işlemde.
Sonsuzun bitişini gördüm gidişinde.
Unut sayıları...
Bir tek kendini bağışlama!
Veysel Toprak
Hayzeran'ın Uğultusu
uzanırım sesinin çocuksu buğusuna.
bir şarkı kımıl kımıl, ruhumun sularında.
bir cennet kokar rüzgar,
tütsünelir mevsimler.
miske bulanır dünya,
seni her duyduğumda.
o an bir yağmur başlar,
bir yağmur uzaklardan.
yıkanır hüzünlerim, bengisu kuyusunda...
vezne çeksem hasreti, anlatsam insanlara.
yağmurlardan seni ben, sabahlara damıtsam.
ve kazısam adını en derin duvarlara.
sınırların ardından ellerine uzansam...
birgün elbet bitecek, bu yaşamak kâbusu.
sular da anlar artık, insanlar yalan söyler.
ecelden biraz önce, vuslat gelseydi keşke.
yoksa neyi sarar ki, âh yitik ellerimiz.
özü cahil sulara hayzeran ne anlatır.
ne söyleşir semayla aşkın derin kuyusu...
uzanırım kitabın en kutsal kelâmına.
bir esrik temmuz başlar,
sonsuzluğun namına.
zeytinlerle söyleşir, siyah giyinmiş kadın.
günahkâr gözlerime aşktan cemreler damlar.
şefkatle bakar sokak, şefkatle bakar işte
kedi, köpek, ne varsa, hepsi de acır bana.
nasıl unutayım ki, bağbozan o mevsimi.
ne sözle anlatılır, ne de şiire sığar...
madem gemiler yandı, düne veda edeyim.
denizlerim çekilsin, çekilsin kuyulara.
hayzeran dileğine, içli amin çekeyim.
çöllerdir asıl mekân en ulvi sevdalara...
Hasan Tan
Sesin Yağmur
Sesin
Denize açılan sokakları ömrümün.
Arnavut kaldırımlarında bahar kokusu.
Hanımeli, portakal çiçeği, ıhlamur...
Yürürken akşam gün batımına
Üstüm başım çiçek tozu...
İçimde renklerden düğün.
Sesin
Bir çiğ tanesi hüznüme düşen.
Rüzgarına kapıldığım turkuaz bir su...
Bilirim,
Her mevsim aynı yağmaz saçlara.
Ayışığı her gece aynı damlamaz.
Insan aynı hisle aynı yerinden
Defalarca birleşip ayrılamaz.
Zaman ki,
Küflü çerçevesinde
İnkisârına akarken malihulyanın
Bilirim...kayıp gider resimler
Mutlak gider sevilenler...sevenler...
İcinde arındığımız asi nehirler
Kirler!
Yelesindeki hurriyet yılkı atlarının
Gider
Azameti dağların
Asaleti insanın.
Yasamak... gider...
Bir tek sesin kalır bende geriye
Mevsimsiz bir titreyisle Sevgili!
Sol yanımı hissederim.
Ebabiller uyanır.
Annesiz yanıma bir siir düşer.
Kaybolur sükutu çocukluğumun
Metruk düşlerimde gövdem doğrulur...
Bir tek sesin Sevgili...
Sesin ki
Y a ğ m u r !
Hatırlatır kalbime:
"Bir damlada bir çavlan nasıl var olur?"
Esra Tabur
BEBEKLERİN ULUSU YOK
İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu
Bebeklerin ulusu yok
Başlarını tutuşları aynı
Bakarken gözlerinde aynı merak
Ağlarken aynı seslerinin tonu
Bebekler çiçeği insanlığımızın
Güllerin en hası,en goncası
Sarışın bir ışık parçası kimi
Kimi kapkara üzüm tanesi
Babalar,çıkarmayın onları akıldan
Analar,koruyun bebeklerinizi
Susturun,susturun söyletmeyin,
Savaştan,yıkımdan söz ederse biri.
Bırakalım sevdayla büyüsünler
Serpilip gelişsinler fidan gibi
Senin,benim,hiç kimsenin değil
Bütün bir yer yüzünündür onlar
Bütün insanlığın gözbebeği
İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu
Bebeklerin ulusu yok
Bebekler çiçeği insanlığımızın
Ve geleceğimizin biricik umudu.
ATAOL BEHRAMOĞLU
Aşka Sevdalanma
Can verme sakın aşka aşk afeti candır
Aşk afeti can olduğu meşhuru cihandır
Sakın isteme sevdayı gam aşkta her an
Kim istedi sevdayı gamlı aşk ziyandır
Her ebrulu güzel elinde bir hançeri honriz
Her zülfü siyah yanında bir zehirli yılandır
Yahşi görünür yüzleri güzellerin emma
Yahşi nazar ettikte sevdaları yamandır
Aşk içre azap olduğu bilirem kim
Her kimseki aşıktır işi ahü figandır
Yadetme güzel gözlülerin merdümi çeşmin
Merdüm deyip aldanma kim içtikleri kandır
Gel derse Fuzuli ki güzellerde vefa var
Aldanmaki şair sözü elbette yalandır.
Fuzuli
Elhamdülillah
Haktan gelen şerbeti içtik elhamdulillah
Şol kudret denizini geçtik elhamdulillah
Şol karşıki dağları meşeleri bağları
Sağlık safalık ile aştık elhamdulillah
Kuru idik yaş olduk kanatlandık kuş olduk
Birbirmize eş olduk uçtuk elhamdulillah
Vardığımız illere şol safa gönüllere
Halka tapduk manisin saçtık elhamdulillah
Beri gel barışalım yad isen bilişelim
Atımız eğerlendi estik elhamdulillah
İndik Rum'u kışladık çok hayır şer işledik
Uş bahar geldi geri göçtük elhamdulillah
Dirildik pınar olduk irkildik ırmak olduk
Artık denize dolduk taştık elhamdulillah
Taptuğun tapusuna kul olduk kapusuna
Yunus miskin çiğ idik piştik elhamdulillah
Yunus Emre
Not: Bu sayfa bir münazara sayfasıdır...
Bugün ;
Tarih 12 Ekim 2022 Çarşamba
Sayfaya uğrayan kişi içinde bulunduğu toplumun şuuru hakkında görüşlerini bir kaç cümleyle özetleyebilir mi?
Aşk
Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
Bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır bir güldürür;
Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.
Özdemir Asaf
Kuklacı
ı
her aşk bir mecnun büyütmez
ve her insan kendini sever sadece
zamanı yontan mevsimler
yıllanmış hüzünler bırakırken kalbime
aynalarda arama annemdeki yüzümü
sığınıp tanrı'ya adını andıktan sonra
bir azize sattım onu taşrada
sürgün ayaklarım hallaç başımla
kırdım aşka dair öğrendiğim ne varsa
kalender bir eda ile kırdım kuklacı
kanımla suladığım gülün dalını
yorgun şehrayinlerden artakalan hüzün
mühürlü gözlerden süzülen damla
inatla söylüyorum işte tüm insanlara
bir kez olsun açmadı şakağımda gül
ant içtim yalan yere tevili yoktur
yalan tüm kahinler yalancı remil
ansızın çıkagelen sevgili yoktur
kayboldu bir bir bindiğim tahta atlar
ihtiyar çocuklar yaşardı bu şehirde kuklacı
onlar da binip gitti kaybolan atlarıma
yıkık kaşlı esmer alınlarının kırışığını
hangi duvara serip açarlar şimdi kim bilir
bu şehirde gözleri bulutsu düşleri yeşil
uğrunda ölünesi sevgililer yaşardı eskiden
onlar da sırroldular ömrüme ziyan
yaralı bir hançerdir şimdi kalbimde hicran
ölüler şehrindeyim kuklacı
kollarım örümcek gözlerim yosun
gül yağmuru bekliyorum
mezarlık kuytusu apartmanlarda
yoldan uzun düşten kısa bir gecenin ardından
ince bir bulut akıyor şehre ateşten sudan
kaçıyor bir bulut aşktan yağmurdan
bir bulut bir çıngı sis ve hamaylı
o ve gül yağmuru yok anlıyor musun
içim insan mezarlığı
en çok da ben ölmüşüm kuklacı
adım başı mezar taşım var
katillerim en sevdiğim insanlar
ıı
kuklacı oynatma parmaklarını
bahtiyar günlerimiz uzakta kaldı
herkes kendinden kaçıyor şimdi nasılsa
hatırlatma bize unutamadıklarımızı
gamlı gözlerinle ağlatıp çağırma
kalbinde yabancı ölüler taşıyan insanları
mevsimsiz hayatların sayrı yalnızlığına
yola vurma beyhude parmaksız çocukları
ki masal değil yaşadığımız kuklacı
kim inanır küllerinden doğduğuna anka’nın
ve kim gökyüzünde kaldığına kanatlarının
çölün kapısındayım ne serap ne heyula
ebabil çığlıkları duydum taş duvarlarda
kurtuluşum yok ve ziyanken ömrüm
isminin baş harfinde ölüme yattığım gün
gördüm kuklacı apansız gördüm her şeyi
bir sabun köpüğü gibi yağarken yağmur
kaybolup gider sandım içimde bir yerlerde
ama yok asılı kaldı hep en acıtan hâliyle
kuklacı uğrunda ölmeye ahdetse de mehlika
kesik bir şarap hüznü ve uzayan gölgelerle
kanına yürürken ıslak ve deli taylar
yıkılası kentlerde yenik düşer şeytana
kelebeklerden masum eflatun kirpikli kızlar
her şey gün batarken oldu
biçti kalbimi bir kırık mısra
ben gün batarken düştüm aşka
ay gün batarken anladı yalnızlığını
dağlar kimsesizliğini kadınlar…
gün batarken sus dedi bilge. sus unutursun
o zaman siyahtı saçlarım doğrudur sandım sustum
kuklacı öğrendim ki yıllar sonra kendimden
yarım kalan hiçbir şeyi unutamam ben
ııı
kuklacı son itirafımdır geç kayıtlara
şark çıbanı görmüş yüzümde
en kadim konuk olsa da hüzün
ben kimseye ağlamadım ömrümce
bana da ağlamasın canlar esefa
ne var ki dünyada insan ve eşya yalnızca
yalancıyız kuklacı mektuplar şarkılar kadar
ay düşer gölgemize günahtır akşamlarımız
en sevdiklerimizden alırız en çok acıyı
kederle sınanırken en coşkun çağımızda
utangaç katiller gibi yer ömrümüzü
sevdalısı olduğumuz kızıl şafaklar
kaç kez yola çıktım sevmek fikriyle
sakıt ve meczup bir keşiş gibi
kendimi unuttuğum o yerde
yadigar bırakıp tüm urbalarımı
mavinin mavisi sanıp ardınca yürüdüğüm
şu ölü kadın var ya kuklacı gözleri karanfil
tanırım onu çok eskilerden
yüreği mühürlü bir annedir o şimdilerde
ona bir kez olsun söyleyemedim gençliğinde
gözlerinde öldüğümü kaç kere
mahzenimde şarap ruhumda ızdıraptı
ben uzun bir lal idim o kısa bir hayal
çaldılar kuklacı düşlerimde büyüttüğüm
o hüzzam sevgiliyi ki bir sır bilirdim onu
kimselerin bilmediği ince uzun esmer bir sır
kim çaldı kuklacı garip ve selis sırrımı kim
kuklacı son kez vursun boynumu acemi cellat
söz yeniden doğmayacağım yoruldum artık
yükü kaygı olan pervaneye ne denir
topla hatıraları askıda kalsın melal
kahır yok. sitem yok. pişmanlık hiç.
suya yenik düşen bir gül olacağım söz
Kalender Yıldız