Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • berat kandili17.09.2005 - 17:31

    BERAT KANDİLİMİZ MÜBAREK OLSUN...

    18 Eylül Pazar gününü 19 Eylül Pazartesi gününe bağlayan gece nice dini, ahlaki güzelliklerin yaşandığı rahmet ve mağfiret mevsimi mübarek Ramazan ayına adım adım yaklaştığımızı müjdeleyen Berat Kandili’dir. Bu geceye erişmenin heyecan ve mutluluğunu yaşamaktayız.

    Milletimizin kandil olarak adlandırdığı geceler, ışıklarıyla sadece karanlık gecelerimizi değil, aynı zamanda manevi feyziyle de kalplerimizi ve manevi dünyamızı aydınlatır. Kandiller aynı zamanda, günümüzün yoğun ve stresli hayat akışı içinde kaybolup giden ve öze dönüşünü ihmal eden günümüz insanı için içe dönük bakış ve öz denetim fırsatıdır.

    Bu esnada iman, ibadet ve temel ahlaki erdemler bakımından kendimizi sorgular ve yeniler, tavır ve davranışlarımızı ilahi öğütlerin ışığında gözden geçirir, Yüce Rabbimize olan sevgi ve bağlılığımızı pekiştirebilirsek bize sunulan bu altın fırsatları iyi değerlendirmiş oluruz.

    Kelime olarak, günahlardan arınıp Yüce Mevla’nın af ve mağfiretine erişmeyi ifade eden berat’ın gerçekleşmesini umduğumuz bu geceyi idrak eden her insan, bu gayeye erişmenin heyecanını yaşamalı, Yüce Allah’ın; “…Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” (Zümer-53) müjdesinin farkına vararak günah ve kusurlarından dolayı tövbe etmeli, ibadet ve dua ile Rabbine yakınlaşmalı, yeni bir ümit ve kararlılıkla geleceğe bakmayı öğrenmelidir.

    İlahi rahmete fazlasıyla mazhar olan bu gecede Yaratıcımıza, ailemize, çocuklarımıza, çevremize, milletimize ve tüm insanlığa karşı olan görev ve sorumluluklarımızı yeniden hatırlayalım. Birbirimizin kusur ve hatasını örtmeye ve telafi etmeye, güzellikleri öne çıkarıp paylaşmaya çalışalım. Ülkemizde huzur ve barış içinde asırlardır birlikte yaşamış insanlarımızı birbirine düşman etmek için gündeme getirilen dini, siyasi, kültürel ve etnik ayrılık ve farklılıkları değil ortaklaşa sahip olduğumuz değerlerimizi yaşatalım ve güçlendirelim. Aramızdaki sevgi-saygı bağını, dayanışma-kaynaşma ruhunu pekiştirerek, kin ve düşmanlık duygularımızın bizi yönetmesine fırsat vermeyerek hem insani ve dini hasletlerimizi, hem de toplum olarak birlik ve bütünlüğümüzü, huzur ve esenliğimizi koruyalım. Yüce dinimizin bizden istediği kardeşlik ve beraberliğimizin güçlenmesine, insani ve ahlaki meziyetlerin yaygınlaşmasına gayret gösterelim.

    Masum bir insanın kanını dökmek, Allah katında beratının önündeki en büyük engellerden biridir. Öyleyse gelin, kim adına ve ne maksatla yapılırsa yapılsın savaş, terör ve şiddetin sona ermesi, açlık, sefalet ve cehaletin yok olması, barış ve huzurun hakim olması için dua ve niyazda bulunalım. Her bir ferdin, özellikle de sorumlu ve yetkililerin bu uğurda elinden gelen gayreti göstermesi gerektiğini bilelim ve anlatalım. Bireyleri ve toplumları derinden sarsan sayısız sorunların yaşandığı dünyamızda, insanlık onuruna yaraşır, aydınlık bir geleceğin inşası ancak böyle bir ortak akıl ve çaba ile mümkün olabilir.

    Bu duygu ve düşüncelerle aziz milletimizin, soydaş ve dindaşlarımızın Berat Kandilini tebrik ediyor ve bu gecenin, ülkemizin, İslâm âleminin birlik ve beraberliğine, insanlığın barış ve huzuruna, bütün müminlerin de arınmasına ve affına vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.


    Fatih ÖZTÜTÜNCÜ
    fatihoztutuncu@mynet.com
    fatihoztutuncu@yahoo.com

  • Hutbe10.12.2004 - 09:34

    10.12.2004 cuma hutbesi


    İNSAN HAKLARINA SAYGI


    Değerli Mü’minler!


    İslâm dinî yaratılmışların en şereflisi olan insana büyük değer vermiştir. İnsanlık, ortaçağ karanlıklarında cehalet, vahşet içerisinde yüzerken, İslâm’ın getirdiği ilkeler ve ahlaki değerler bu takdiri haklı çıkaracak güçtedir. Kur’an-ı Kerim ve onu tebliğ eden Hz. Muhammed (s.a.s.) hep insana saygıyı tavsiye etmişler, kime karşı olursa olsun zulmü yasaklamışlardır. Yüce Allah, her şeyden önce insanı yeryüzünde iradesini temsil etmek üzere yaratmıştır. “Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” dedi...”(1) âyeti bu hususu ifade etmektedir. Böylesi ağır ve şerefli bir görev sadece insana verilmiştir. Evrende başka bir varlığın bu tür bir fonksiyonundan söz etmek mümkün değildir. Yine “Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.”(2) âyetiyle, insanın yaratılışında bir güzelliğin hedeflendiği vurgulanmıştır.


    Aziz Mü’minler!


    İnsan’ın hayatını onurlu bir şekilde sürdürebilmesi için vazgeçilmez temel hakları vardır. Din, can, akıl, namus ve mal güvenliği bu hakların en önde gelenleridir. Bu haklar, inanç, cinsiyet ve ırk gibi ayırımlar dikkate alınmaksızın dokunulmazdır. Sevgili Peygamberimiz meşhur veda hutbesinde “Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; beyazın siyah üzerine, siyahın da beyaz üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır.” sözleriyle insanların eşitliğini ifade etmiştir. Temel haklar, insanı insan yapan değerler bütünüdür. Bu yüzden insanlık âlemi, tarih boyunca bu değerleri elde edip muhafaza etmek için canlarını dahi göz kırpmadan feda etmişlerdir. Onurlu bir hayat için tarih boyunca insanlık hakikaten ağır bedeller ödemiştir, ödemeye de devam etmektedir. Bugün yüksek sesle telaffuz edilen insan haklarının her birine ulaşmak için hayat haklarını adeta diğer insanlara feda eden hak, adalet sembolü kahramanları unutmamak gerekir.


    Değerli Mü’minler!


    Kur’an’a ve Sevgili Peygamberimize (s.a.s.) gönül vermiş kimseler olarak insan haklarına saygı gösterelim. İhlal ettiğimiz her insan hakkından Allah katında hesaba çekileceğimizi unutmayalım. Allah’ın Peygamberi; “Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla ilgili bir haksızlık varsa, altın ve gümüşün geçmediği hesap günü gelmeden helalleşsin. Aksi takdirde, yaptığı haksızlık ölçüsünde, iyi amellerinden alınıp hak sahibine verilir. İyiliği yoksa hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden kimseye yüklenir.”(3) buyurmaktadır. Hal ve hareketlerimizi bu doğrultuda yeniden gözden geçirelim. İnsan haklarına saygı göstermenin dini bir görev olduğunu unutmayalım.


    Yaşar YİĞİT
    Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı


    ___________________

    1 Bakara, 2/30.

    2 Tîn, 95/4.

    3 Buhârî, Mezâlim 10, Rikak 48, Tirmizî, Kıyamet 2.



    www.diyanet.gov

  • ibadet02.12.2004 - 17:17

    [ I- HACCA HAZIRLIK ]


    Farz olarak ömürde bir defa yerine getirilmekte olan hac, günahlardan arınmak için önemli bir fırsattır. Bu fırsattan gereği gibi yararlanmak için hacca ruhen ve bedenen çok iyi hazırlanmak gerekir.

    Ruhi hazırlıkların başında ihlâslı olmak gelir. Çünkü ihlâs amellerin özüdür. Allah’ın rızası ihlâs ile kazanılır. İhlâssız olarak yapılacak bir hac, her ne kadar kişiyi hac yükümlülüğünden kurtarsa da, kendisinden beklenen yararları sağlayamaz. Hz Peygamber;


    'Şüphesiz, Allah sadece kendisi için ve sırf kendisinin rızası gözetilerek yapılan amelleri kabul eder.'(15) buyurmaktadır. Bu sebeple hacca gitmeye karar veren müslüman, kesinlikle gösterişten, hac ibadeti vasıtasıyla bir takım kimselerin yanında itibar kazanma ya da övülme gibi kaygılardan uzak kalmalıdır. Bütün varlığı ile Allah’ın rızasını kazanmaya yönelmelidir.


    Hacı adayı, yaşantısındaki İslâm’a aykırı unsurlardan kurtulmaya ve bunlara hayatında asla yer vermemeye içtenlikle azmetmelidir. Çünkü insanı, annesinden doğduğu günkü gibi günahlardan arındıran bir ibadetle haramlardan sıyrılamayan bir müslümanın başka türlü bunlardan kurtulması çok zordur. Bu itibarla hacı adayı, yaşamına çeki düzen vermeli, İslâm’a aykırı unsurlardan arınma gayreti içine girmelidir. Böyle bir gayret içine girene Allah mutlaka yardım edecektir.


    Hacı adayı, yola çıkmadan önce akraba, komşu, eş ve dostlarını ziyaret etmelidir. Üzerinde hakkı olanlar varsa mutlaka onların haklarını ödemeli, küs olanlarla barışmalıdır. Kısaca kutsal topraklarda düşüncesini olumsuz yönde meşgul ve iç dünyasını rahatsız edecek durumlardan sıyrılmalıdır.


    Hac yapmaya karar veren müslüman, bir taraftan böyle iç dünyasında hacca hazırlanırken diğer taraftan, bu önemli ibadeti eksiksiz yapabilmek için hacla ilgili gerekli bilgileri öğrenmeye gayret etmelidir. Müftülüklerce düzenlenen hac, sağlık ve yolculukla ilgili her türlü bilgilerin verildiği Hacı Adayları Eğitim Seminerlerine mutlaka katılmalıdır. Hacla ilgili olarak kendisine sunulan kitap, broşür ve benzeri yayınları dikkatle okumalıdır.


    Diyanet İşleri Başkanlığınca verilmekte olan malzemelerin yanında, ihram, terlik, havlu ve iç çamaşır, gibi ihtiyaçları da temin etmelidir.


    Hac süresi boyunca yeme içme ihtiyaçlarını karşılamak üzere yeteri kadar döviz satın almalıdır. İlerde mağdur olmamak için dövizlerin sahte olup olmadığının kontrollerini mutlaka yaptırmalıdır.


    Bazı hacı adayları gereksiz yere fazla miktarda ve çoğu zaman iklim şartlarına dayanamayacak ve çabuk bozulacak gıda maddeleri götürmektedir. Bu da, gümrük kontrollerinde ve intikallerde sıkıntılara neden olmaktadır. Esasen böyle bir şeye hiç gerek yoktur. Çünkü Mekke ve Medine’de istenilen her türlü gıda ve ihtiyaç maddesi bulunmaktadır. Buradan gıda maddesi satın alıp götürmektense, parasını götürüp orada satın almak daha uygun olur. Zira paranın taşınması daha kolaydır.

    [ II- HAC YOLCULUĞU ]


    Bilindiği gibi hac yolculuğu hava yoluyla yapılmaktadır. Uçuş programları, hacılarımızın bir kısmı önce Medine, bir kısmı da Mekke’ye gidecek şekilde planlanır. Uçuşlar ülkemizin çeşitli noktalarından gerçekleştirilir. Hacılarımızı taşıyan uçaklar çoğunlukla Cidde Havalimanına iner. Medine Havalimanına inen uçaklar da vardır. Ancak bunlar az sayıda ve Suud Hava Yollarına ait uçaklardır.

    Hac yolculuğu uzun ve kendine özgü zorlukları olan bir yolculuktur. Diyanet İşleri Başkanlığı’nca, hac farizasını yerine getirmek üzere Suudi Arabistan’a gidecek hacılarımızın bu yolculuklarını her çeşit çıkardan uzak, sağlık ve güvenlik şartları içinde yapmalarını sağlamak için, her türlü tedbirler alınmaktadır. Ancak seyahat esnasında sıkıntılarla karşılaşmamaları için hacı adaylarımızın dikkat etmesi gereken hususlar vardır. Her hacı adayının bunlara uyması önem arz etmektedir.


    Hacı adayının yolculuğa başlarken dikkate alması gereken hususlar şöyle sıralanabilir:


    Hacı adayı, her şeyden önce hac yolculuğunun, ticari ya da turistik bir seyahat değil, bir ibadet yolculuğu olduğunu, bu yolda atılan her adımın, çekilen her sıkıntının, bir taraftan kendisine sevap kazandırırken diğer taraftan günahlarını eriteceğini hiçbir zaman aklından çıkarmamalıdır. Bütün varlığıyla bu kutsal yolculuğu en iyi şekilde değerlendirmeye yoğunlaşmalıdır.

    Kafileye katıldıktan sonra kafile başkanı ve din görevlilerinin talimat ve uyarıları doğrultusunda hareket edilmelidir. Kafilenin düzen ve disiplini için bu çok önemlidir.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nca giyilmesi ön görülen kıyafetler giyilmeli, doğru olarak doldurulmuş olan sağlık künyesi ile Hacı Kimlik Kartı boyuna takılı olmalıdır. Bunların hac sezonu boyunca da devamlı olarak takılı kalması gerekmektedir.

    Sürekli ilaç kullananlar, beraberlerinde götürmek zorunda oldukları ilaçlar için rapor almalı ve bu rapor yanlarında bulunmalıdır.

    Menenjit aşısı yapıldığına dair aşı kartlarının da yine hacı adayının üzerinde olması gerekir.

    Kendisine özgü, dikkat edilmesi gereken bir durumu olanlar, bunu kafile görevlilerine çekinmeden söylemelidirler. Hatta bu konuda yakın arkadaşlarını da bilgilendirmelidirler.

    Eşyaların üzerine kime ait olduğunu gösteren etiket yapıştırılmalıdır. Eşyalar otobüse verilirken ya da otobüsten indirilirken herkes kendisine ait olan eşyayı vermeli veya indirmelidir. Ayrıca eşyaların otobüse verilip verilmediğine dikkat edilmelidir.

    Havalimanlarında görevli Başkanlık personelinin uyarı ve talimatları dikkate alınmalıdır. Bagajlar bizzat sahipleri tarafından ilgililere teslim edilmeli ve alınacak bagaj fişleri korunmalıdır.

    İçinde ne olduğu bilinmeyen başkasına ait bir eşya Suudi Arabistan’a götürülmek üzere kabul edilmemelidir.

    Uçağa binerken, Cidde ya da Medine Havalimanlarında giriş işlemleri yapılırken pasaportun hacı adayının elinde olması gerekir. Bu durumda hacı adayı pasaportunu itina ile muhafaza etmeli, onu istendiğinde kolayca çıkarabilmesi için kendisine verilen pasaport çantasına koymalıdır. Aynı durum ülkeye dönerken de söz konusudur.

    Gümrük kontrollerinde, başkalarına ait eşyalar sahiplenilmemelidir.

    Kısaca, bir ibadet seyahati olan hac yolculuğunun kendine has sıkıntıları vardır. Bu itibarla sabırlı olmalı, kalp kırmamaya, kimseyi incitmemeye çalışmalı, vicdanını rahatsız edecek tavır ve hareketlerden uzak durmalıdır. Her an bir grup ve kafile içinde olduğunu unutmayarak beşeri münasebet, adap ve görgü kurallarına riayet etmelidir.



    [ III-YOLCULUKTA NAMAZ ]


    Asli vatanından, dinen sefer sayılacak uzaklıkta bir yere gitmek üzere yola çıkan bir kimse yolculuk esnasında dört rek’atlı farzları ikişer rek’at olarak kılar. Gittiği yerde 15 günden az kalacaksa aynı şekilde dört rek’atlı farzları ikişer rek’at olarak kılar. Gittiği yerde 15 gün veya daha fazla kalmaya karar verirse, namazlarını tam kılar.

    Buna göre, Arafat’a çıkmadan önce Mekke’de kesintisiz en az 15 gün veya daha fazla kalanlar, mukim sayıldıklarından, gerek Arafat’a çıkmadan önce Mekke’de, gerek Arafat, Mina ve Müzdelife’de ve gerekse Arafat dönüşü Mekke’de kaldıkları süre içinde namazlarını tam olarak kılarlar.


    Arafat’a çıkmadan önce Mekke’de 15 günden az kalanlar, misafir sayıldıklarından gerek Arafat’a çıkmadan önce Mekke’de, gerek Arafat, Müzdelife ve Mina’da namazlarını seferi olarak kılarlar. Arafat’tan döndükten sonra Mekke’de 15 gün veya daha fazla kalacak olanlar ise bu süre zarfında namazlarını tam olarak kılarlar.


    Uygulamada Medine ziyareti 15 günden az olduğundan Medine’de namazlar seferî olarak kılınır.


    Seferî olup da oralarda mukim olan imamlara uyarak namazlarını kılanlar, imamla birlikte namazlarını tam olarak kılarlar.


    [ IV- HACCIN EDA ŞEKİLLERİ ]


    Hac, hac ayları denilen zaman dilimi içinde yapılan bir ibadettir. Hac ayları Hicrî takvime göre Şevval ve Zilkade ayları ile Zilhicce ayının ilk on günüdür. Hac, bu aylar içinde umresiz de yapılabilir, umre ile birlikte de yapılabilir. Haccın umresiz ya da umre ile birlikte yapılmasına haccın eda şekilleri denir.

    Haccın eda şekli üçtür:


    [ 1- İfrad Haccı ]


    İfrad haccı, umresiz yapılan hacdır. Aynı yılın hac ayları içinde, hacdan önce umre yapmaksızın hac niyetiyle ihrama girilir ve yalnızca hac yapılırsa ifrad haccı yapılmış olur.





    [ 2- Temettu Haccı ]


    Temettu haccı, aynı yılın hac ayları içinde önce umre yapıp ihramdan çıktıktan sonra yeniden hac için ihrama girerek yapılan hacdır.


    Temettu haccı yapacak olanlar, mikat sınırında veya daha önce umreye niyet ederek ihrama girerler. Umre yaptıktan sonra ihramdan çıkarlar. Daha sonra zamanı gelince hac için ihrama girerler. Haclarını eda ettikten sonra ihramdan çıkarlar.





    [ 3- Kıran Haccı ]


    Kıran haccı, aynı yılın hac ayları içinde umre ve hacca birlikte niyet ederek ikisini aynı ihramla yapmaktır.


    Kıran haccı yapacak olanlar mikat sınırında veya daha önce umre ve haccın her ikisine birden niyet ederek ihrama girerler. Umre yaptıktan sonra ihramdan çıkmazlar, aynı ihramla haccı da eda eder, sonra ihramdan çıkarlar.


    Kıran ve temettu haccı yapanların şükür kurbanı kesmeleri vaciptir. İfrad haccı yapanların şükür kurbanı kesmesi gerekmez

  • kabe02.12.2004 - 17:09

    [ 2. Mescid-i Haram ]


    'Mescid-i Haram', Mekke’de ortasında Kâbe’nin bulunduğu büyük bir mabettir. Buna 'Harem-i Şerif' de denir. Mescid-i Haram, Hz. Peygamber döneminde, Kâbe’nin etrafındaki küçük bir alandan ibaret iken ilk olarak Hz. Ömer tarafından genişletilmiş ve etrafı bir duvarla çevrilmiştir. Daha sonraları Mescid-i Haram günümüze kadar pek çok defa genişletilmiştir.


    Bugün Mescid-i Haram, yüz binlerce insanın içinde ibadet edebileceği genişlikte bir alana sahiptir.



    Resim-1 Bugünkü Mescid-i Haram’dan bir görünüş


    Mescid-i Haram’ın içinde, Kâbe’den başka 'Makam-ı İbrahim' ve 'Zemzem' kuyusu bulunmaktadır.


    'Makam-ı İbrahim', yaygın görüşe göre, Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa ederken iskele olarak kullandığı ya da insanları hacca çağırırken üzerine çıktığı taşın bulunduğu yerdir. Burası 'Kâbe Kapısı' nın bulunduğu duvarın karşısında Kâbe’ye yakın bir yerde bulunmaktadır.


    'Zemzem', Allah’ın Hz. Hacer ve oğlu Hz. İsmail’e ihsan ettiği suyun adıdır. Zemzem suyunun ortaya çıkışı şöyle olmuştur: Hz. İbrahim, Allah’ın emriyle eşi Hacer ve süt emmekte olan oğlu İsmail’i zemzemin bugünkü yerinde bulunan büyük bir ağacın altına yerleştirmişti. O sırada Kâbe yapılmamış ve Mekke şehri kurulmamıştı. Etrafta ne bir insan, ne su, ne de bir hayat belirtisi vardı. Bu şartlar altında yaşamaya devam eden Hacer, nihayet su ve yiyeceği bitince çaresiz kalmış, bir can yoldaşı görebilmek ve birkaç yudum su bulabilmek umuduyla önce 'Safa Tepesi' ne, sonra da 'Merve Tepesi' ne çıkmış ve bunu yedi defa tekrarlamış.(12) Merve Tepesi’ne son gelişinde oğlunu bıraktığı taraftan bir ses duymuş. Oğlunun yanına geldiğinde orada Cebrâil tarafından zemzem suyunun çıkarılmış olduğunu görmüş.


    Yeryüzündeki suların en üstünü olan 'Zemzem', halen Kâbe’nin 20 m. kadar doğusunda, 'Makam-ı İbrahim' e yakın bir yerde bulunan kuyudan çıkmaktadır. Bu kuyu tavaf alanının altındadır. Kuyuya biri bayanlara diğeri erkeklere ait olmak üzere iki ayrı yerden merdivenlerle inilmektedir. Zemzem suyu, içildiği gibi abdest ve gusülde de kullanılabilir.


    Hz. Peygamber zemzem hakkında şöyle buyurmuştur: 'Zemzem hangi niyet için içilirse o niyet içindir.'(13) Bu itibarla zemzem içerken dilek ve niyeti belirterek içmek uygundur.


    Zemzem içerken, 'Allah’ım! Senden yararlı ilim, bol rızık ve her türlü dert için şifa istiyorum.' diye dua edilir.


    Mescid-i Haram, yeryüzündeki tüm mescidlerden üstündür. Burada kılınan namaz da diğer mescidlerde kılınan namazlardan fazilet bakımından kat kat üstündür.(14)

  • kabe02.12.2004 - 17:05

    [ 1. Kâbe ]


    Haccın sebebi ve namazlarda kıblegâhımız olan Kâbe, yeryüzünde alemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk binadır. Allah'ın emriyle Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından Mekke'de yapılmıştır.(11)

    1. Kâbe


    Haccın sebebi ve namazlarda kıblegâhımız olan Kâbe, yeryüzünde alemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk binadır. Allah’ın emriyle Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından Mekke’de yapılmıştır.(11)


    'Mescid-i Haram' denilen mabedin ortasında bulunan Kâbe, kuzeydoğu duvarı 12.63; kuzeybatı duvarı 11.03; güneybatı duvarı 13.10; güneydoğu duvarı 11.22 ve yüksekliği 13 m olan 145 m2 alan üzerine kurulmuş taş bir binadır. Üzeri siyah bir örtü ile örtülüdür. Örtüsü her sene hac mevsiminde yenilenmektedir.


    Kâbe’nin köşeleri yaklaşık olarak dört ana yönü gösterir. Köşelerden her birinin ayrı ismi vardır.


    Doğu köşesine 'Hacer-i Esved' veya 'Şarki', kuzey köşesine 'Irakî', batı köşesine 'Şâmî' ve güney köşesine de 'Yemânî' denir.



    Kâbe ölçüleri ve köşeleri


    'Hacer-i Esved', Kâbe’nin doğu köşesinde yerden 1.5 m yükseklikte bulunmaktadır. 'Hacer-i Esved' siyah taş demektir. Hz. İbrahim tarafından tavafa başlanacak yere işaret olmak üzere konulmuştur. Başlangıçta çevresi 18-19 cm olan bu taş, çeşitli yıkımlar sebebiyle birkaç defa kırılmıştır. Şimdi, ilk olarak konulduğu köşede, gümüş muhafazalı kurşun içine gömülü yedi parça halinde bulunmaktadır.


    Kâbe’nin, kuzeydoğu duvarında (Hacer-i Esved ile Irakî köşeleri arasında) Hacer-i Esved köşesine yakın ve yerden 1.97 m kadar yükseklikte bulunan altın kaplı bir kapısı vardır. Kapı 1.8 x 3.5 m boyutlarındadır. Kapı ile Hacer-i Esved köşesi arasında kalan bölüme 'Mültezem' denir.


    Kâbe’nin kuzeybatı duvarının (Irakî ile Şamî köşelerinin) karşısında, yerden 1.25 m yükseklikte yarım daire şeklinde bir duvar bulunur. Bu duvara 'Hatim' denir. Tavaf bu duvarın dışından yapılır. Bu duvar ile Kâbe arasında kalan boşluğa da 'Hicr-i Kâbe', 'Hicr-i İsmail' veya 'Hatîra' denir. Bu boşlukta Kâbe’ye yönelerek namaz kılınabilir, dua edilebilir. Ancak Kâbe’ye yönelindiği gibi buraya yönelip namaz kılınmaz.


    Kâbe’nin 'Hatîm'’e bakan duvarının üst ortasında altından yapılmış bir oluk bulunmaktadır. Halk arasında 'Altın Oluk' diye bilinen bu oluğa 'Mizab-ı Kâbe' denir.

  • ibadet02.12.2004 - 17:01

    [ II- UMRE NEDİR? ]


    Umre, belirli bir vakte bağlı olmaksızın usulüne göre ihrama girdikten sonra, tavaf ederek Kâbe’yi ziyaret etmek ve diğer bazı dini görevleri yerine getirmek suretiyle yapılan ibadettir.


    Hacca 'Hacc-ı Ekber' (büyük hac) , umreye de 'Hacc-ı Asgar' (küçük hac) denir.(10)

  • hikayeler02.12.2004 - 16:40

    BURASI KERVANSARAY

    Birinci hicri asrın sonu ile ikinci asrın başlarında Horasan'ın Belh şehrinde kendi, çapında bir bölge hükümdarı yaşar: Bu mütevazi hükümdar, çevresine yaptığı iyilik ve adaletli tutum sebebi ile dualar alıp, hürmete lâyık olur.

    Onun böylesine dua alıp, hürmete nâil oluşu yüzünden olacak ki Rabbimiz onu ismi unutulmayacak kadar büyük bir velî yapmayı murad eder, fani saltanatla ömrünün heder olup gitmesini istemez:

    Nitekim irşadına vesile olan hâdiseler de bundan sonra peşpeşe hikmetle sıralanır. Bir gün sarayına girip huzuruna kadar ilerleyen meçhul bir yolcu ile tahtta oturan Sultan arasında şöyle bir â konuşma cereyan eder: Sultan İbrahim sorar: 'Yabancı, buraya kadar ne cür'etle ilerleyip, geliyorsun? ' 'Niye gelmeyeyim? Burası nedir ki? ' 'Ne olacak, saray. Sultanın sarayı.' 'Hayır, burası saray değil; kervansaraydır. Bizim gibi kervan yolcularının bir müddet istirahat edeceği kervansaray...' 'Sen deli misin be adam? Görmüyor musun burada oturan benim. Belh'in sultanı İbrahim bin Edhem. Hani burada yolcu? Var mı yolculuk alâmeti? '

    'Söyle bakalım: Sultan, senden önce bu sarayda kim vardı? ' Ondan önce kim vardı? Ondan da önce kim vardı? Hani nereye gitti onlar, burada yoklar şimdi? Demek ki, onlar yolcuydular, geldiler, bir müddet istirahat edip sonra ayrıldılar. Şimdi istirahat sırası sende. Bir müddet istirahat edip sen de gideceksin.: Arkandan diğer yolcular gelecek, onlar da tıpkı senin gibi ayrılacak? Eğer burası kervansaray olmasaydı, bunların hiçbiri de gelip geçmeyecek, birinin elinde ebedi kalacaktı? ...' Belh Sultanını böylece acı şekilde ikaz eden meçhul adam, geri döner ve sessiz sedasız dışarı çıkıp gider. Neden sonra peşinden, koşanlar onu bir türlü bulamazlar:

    Artık Sultan, bu meçhul adamın ikazını bir türlü unutamaz. Akşamları yatağına uzanır, kulağına aynı sesler devamlı gelir: 'Burası bir kervansaraydır. Senden öncekiler gelip geçtiler, sen de gelip geçeceksin....'

    Böylece nefis muhasebesi yapıp, saltanatın faniliğini tefekkür ederken evin tavanından bir gürültü duyar. Heyecanla sorar: 'Kim var orada, ne arıyorsunuz? ' 'Benim ben, devemi kaybettim de, onu arıyorum! ' 'Yahu: sen deli misin? Deve aranır mı evin damında? ' 'Sen âtlas yorgan, yün yatak içinde âhireti ararsın da, ben dam üzerinde devemi arayamaz mıyım? ' Sultanın beyninde şimşekler çakar ve bu işin içinde İlâhi bir ikaz olduğuna hükmederek hemen fırlayıp hasır üstünde ibadete başlar: O sabah tâcını da, tahtını da terk eder, 'hepsini isteyen alsın. biraz da onlar eğlensin, benim misafirliğim bitti' diyerek ibadethanelere koşar, inzivalara düşer. çöllerde yalnız ve garip dolaşıp tefekküre başlar. Hayatın gayesini düşünür: nefsiyle mücadeleye girer. Öylesine bir nefis cihadına girer ki, terk ettiği bunca taht ve servetten sonra günlük normal yemeklerini de bırakır, bazan birkaç zeytin tanesi, bir iki lokma ekmekle ömrünü devam ettirmeye karar verir ve uzun zaman da aç, susuz yamalı elbise, hasırdan yatakla yaşar…

  • özürlü olmak02.12.2004 - 16:35

    T.C.
    BAŞBAKANLIK
    DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
    Basın ve Halkla İlişkiler Şubesi Müdürlüğü

    Sayı: 311
    Konu: Özürlüler Günü


    02.12.2004


    Basın Açıklaması



    (3 Aralık Dünya Özürlüler Günü)
    Engelli veya sağlıklı her insan, Allah'ın en kıymetli ve en değerli varlığıdır. Yüce Allah, insanları servetleri, ırkları, renkleri, cinsiyetleri, dilleri, nesepleri, fizik yapıları, engelli veya sağlıklı oluşları açısından değil; îman, yararlı amel, güzel ahlâk, yaratana ibadet ve yaratılanlar için yararlı çalışmalar sahibi olup olmamaları açısından değerlendirir. 'Allah katında en üstün olanınız ona karşı en saygılı olanınızdır' (Hucûrât, 49/12) anlamındaki âyet ile 'Allah sizin sûretlerinize ve servetlerinize bakmaz. Fakat kalplerinize ve amellerinize bakar' (Müslim, Birr, 32) anlamındaki hadis bu hususu vurgulamaktadır.

    İnanç, söz, fiil ve davranışlarıyla dünyada imtihan halinde olan insanlar, bazen nimetlerle bazen de musibetlerle sınanabilirler. Bir kısım insanların sıkıntıları diğerlerine göre daha fazla ve daha uzun süreli ve kapsamlı olabilir. Başa gelen özürler ve engeller, insanların kendi ihmal veya kusurundan kaynaklanabileceği gibi sorumsuz, saygısız ve kural tanımaz insanlardan da kaynaklanabilir. Bazen de Yüce Kudret, kulunu imtihan ediyor olabilir. Sebebi ne olursa olsun musibetler karşısında bilinçli olmak, sabır ve metaneti korumak, gerekli tedbirleri almak fert ve toplumlar olarak hepimizin temel görevleri arasında yer almaktadır.

    Ülkemizde 8.5 milyon engelli insan vardır. Bu gerçek, her bireyin bu konuda daha fazla duyarlı olmasını ve konuya daha fazla ilgi göstermesini gerektirmektedir. Çünkü her birey ya engelli, ya engelli yakını ya da engelli adayıdır. Nice insanlar sağlıklı iken trafik veya bir iş kazası veya bir hastalık sonuçu sağlıksız, felçli, kötürüm, ortopedik, işitme ve görme engelli olabilmektedir. Dolayısıyla bu olgu ile karşılaşmadan önce veya karşılaştıktan sonra her halükârda tedbirli ve hazırlıklı olunması, ne yapılacağının ve nasıl davranılacağının bilinmesi gerekir. Bu konuda her kesim üzerine düşeni yapmalı, her şeyden önce insanlarımızın engelli ve özürlü konumuna düşmemesi için gereken her türlü tedbiri almalıdır. Belki de daha önemlisi engelli kardeşlerimize karşı bilinçlerimizde oluşan engeller ortadan kaldırılmalıdır.

    Engelliler mutlaka eğitilmeli, istihdam imkanı artırılmalı, insani temel hakları tam olarak sağlanmalı ve sosyal güvenceye kavuşturulmalıdır. Bu, insanlık borcu olduğu gibi dindarlığın da bir gereğidir. Sevgili Peygamberimiz de engelli, hasta ve muhtaçlara kucak açmış, onlara yakın ilgi ve şefkatle yaklaşmış, onları toplumun ayrılmaz birer parçası olarak görmüş ve “Kim ölür de mal bırakırsa, malı veresesinindir. Kim bakıma muhtaç kimseler bırakırsa onun sorumluluğu bana aittir” (Buhârî, Ferâiz, 25) sözüyle onlara fert, toplum ve devlet bazında sahip çıkılmasını istemiş, onlara yardımcı olunmasını ibadet (sadaka) olarak nitelendirmiştir (Ahmed, II, 350) .

    Başkanlığımız engelli vatandaşlarımıza yönelik olarak bilhassa son yıllarda yoğun çalışmalar yürütmektedir. Sempozyumlar, paneller, konferanslar, televizyon programları, yayınlar, vaaz ve hutbelerle görevlilerimiz ve halkımız bu konuda bilgilendirilmekte ve toplumsal bilinç geliştirilmeye çalışılmaktadır.

    03 Aralık Dünya Özürlüler Günü münasebetiyle, sigara, içki ve uyuşturucu gibi sağlığa zararlı alışkanlıklar sebebiyle çocuklarımızın sakat doğmamasını, terör, trafik, iş kazası veya tedavi imkanı bulamaması sebebiyle insanlarımızın sakat kalmamasını, bütün vatandaşlarımızın sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir hayat sürmesini, insanların sırf insan olduğu için saygın ve değerli görülmesini, ülkemiz ile birlikte bütün dünyanın barış ve huzur içinde olmasını temenni etmekteyiz.


    Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU
    Diyanet İşleri Başkanı

  • ibadet30.11.2004 - 19:57

    [ BAŞLICA İBADETLER ]


    1) NAMAZ

    Günün belirli 5 vaktinde yapılan bir ibadettir. Günlük ibadetten başka, haftada bir, cuma günlerinde ve yılda iki defa bayram günlerinde cemaat halinde toplu olarak kılınan namazlar da vardır.


    Namaz, Yüce Yaratıcı'ya karşı yapılan kulluğun en güzel göstergesidir.


    Müslüman, namazda Allah (c.c.) 'ın huzurunda olmanın manevl zevkini yaşar, dünya meşgalelerinden uzaklaşarak ruhen yücelir.


    Namaz kılmak için yüz, dirseklerle birlikte eller ve ayakların yıkanması; başın da meshedilmesi gerekir. Buna 'Abdest' denir. Ayrıca beden, elbise ve namaz kılınacak yerin temiz olması şarttır. Namaz, kalplere sorumluluk duygusunu yerleştirerek, insanın içini her türlü kötü duygu ve düşüncelerden arındırır, davranışlarını kontrol altına alarak kötülük yapmasını önler ve ahlaken yükselmesini sağlar.


    Yüce Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:


    'Namazı dosdoğru kıl, gerçekten namaz hayasızlıktan ve fenalıktan alıkoyar.' (Ankebut Suresi; ayet, 45) Müslümanların topluca namaz kıldıkları yere 'cami' veya 'mescid' denir. Cami ve mescid aynı zamanda '' bir bilgi ve eğitim yeridir. Burada dini ve ahlâkî konularda Müslümanlara bilgi verilir.


    Namaz vakti girince 'ezan' okunur. Ezan, müslümanları namaza çağıran bir duyurudur.

    Ezanın yüksekçe bir yerden okunması için camilerin bitişiğinde genellikle 'minare' bulunur. Bu, Islam'ın ilk yıllarına dayanan dini bir gelenektir. Minaresiz camiler de vardır.


    Namaz, camide bir din görevlisi 'imam'ın önlerliğinde toplu halde kılınabileceği gibi tek başına da kılınabilir. Ancak, Cuma namazı ile bayram namazları cemaatle kılınır. Müslüman, isteklerini tek başına dua ederek Yüce Allah (c.c.) 'a sunar. İşlediği günahların bağışlanmasını da, arada hiç bir vasıta olmadan, doğrudan doğruya Allah (c.c.) 'tan ister.


    Müslümanlara ibadetlerinde önderlik eden kişiye 'imam' denir.

    Camide cemaatin önünde, imamın durduğu özel yere 'Mihrap' adı verilir.

    Camide müslümanlara vaaz etmek için 'Kürsü', cuma ve bayram namazlarında hutbe okumak için 'Minber' bulunur.


    2) ORUÇ


    Her yıl kameri aylardan Ramazan ayı boyunca ibadet niyetiyle tan yerinin ağarmasından güneşin batışına kadar yemek, içmek ve cinsi arzulardan uzaklaşmaktan ibaret bir ibadettir.

    Oruç, nefsi terbiye ederek iradeyi güçlendirir ve böylece insanda kötü alışkanlıklara karşı direnme gücünü artırır.

    Allah Teala şöyle buyuruyor.


    'Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Ola ki korunup sakınırsınız.' (Bakara Suresi, ayet; 183)

    Oruç, ruhu kötülüklerden arındıran, sevgi, şefkat ve merhamet duygularını geliştiren bir ahlak ve davranış eğitimidir.

    Ayrıca orucun insan sağlığı bakımından da çok yararlı olduğu bilinen bir gerçektir. Bu husus tıbben de kanıtlanmıştır..


    Bu konuda Hz. Muhammed (A.S.) şöyle buyurmuştur. 'Oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz.'


    3- ZEKAT


    Zenginlerin belirli mal ve para birikimlerinin belirli bir miktarını, her yıl ihtiyaç sahiplerine vermek suretiyle yerine getirdikleri bir ibadettir.


    Zekat, toplumda huzur ve dayanışmayı sağlayan bir sosyal yardımlaşma sistemidir.


    Zekat, paraya olan aşırı tutkuyu azaltır, fertler arasında karşılıklı sevgi ve saygı duygularını geliştirerek servet düşmanlığını önler.


    Böylece toplumda huzur ve güvenin kökleşmesinde önemli rol oynar.


    4- HAC


    Servet ve sağlık yönünden gücü yeten müslümanların, ömründe bir defa belli zamanlarda arafatta vakfe yapmak ve kabeyi ziyaret etmek suretiyle yaptıkları bir ibadettir.

    Bu ibadeti yaparken her seviyede insanın aynı kıyafete bürünmesi, öldükten sonra Allah (c.c.) 'ın huzuruna çıkış gününü hatırlatır. Hac, müminlerin samimî bir şekilde Allah (c.c.) 'a yönelerek, tevbelerinin kabul edilmesine ve günahlarının bağışlanmasına vesile olur. Kutsal yerleri görmek, insana manevî bir heyecan vererek dini duyguları kuvvetlendirir. Dünyanın çeşitli ülkelerinden kutsal topraklara gelen, renkleri ve dilleri ayrı olan insanları ' tek gaye etrafında birleştiren Hac, sosyal yönüyle milletlerarası bir kongre niteliği taşır.


    Görülüyor ki İslam'da ibadetler, kişinin kötülüklerden arınarak ahlaken olgunlaşmasını, iyiye ve mükemmele ulaşmasını, aynı zamanda toplumun da huzura kavuşmasını amaçlamaktadır.

  • adalet30.11.2004 - 19:54

    Adalet ve insan haklarına saygı İslam'ın değişmez:' prensiplerindendir.


    Yüce Allah (c.c.) buyuruyor ki:


    Adaletli davranın. Şüphesiz Allah, adil davrananları sever.' (Hucurat Suresi, ayet:9)


    Hz. Muhammed (A.S.) 632 yılında yüz binden fazla müslümana irat ettiği tarihi hutbesinde;

    Bütün insanların eşit olduğunu, can, mal ve namuslarının kutsal olup her türlü tecavüzden korunduğunu cihana ilan etmiştir.


    Bunlar, insanların dokunulmaz haklarıdır.


    Müslüman, başkalarının hakkına saygı göstermek ve insanlara zarar verecek davranışlardan sakınmak mecburiyetindedir. Ancak, bu yeterli değildir. Kişinin olgun bir Müslüman olabilmesi, kendisi için sevip arzu ettiği şeyleri başkaları için de arzu etmesine bağlıdır.


    Hz. Muhammed (A.S.) şöyle buyuruyor.


    'Sizden hiçbir kimse kendisi için sevdiği bir şeyi, kardeşi için de sevmedikçe gerçek mümin sayılmaz.'