Oh ne güzel....kalbin zaten adrenalin ve atropin yardımıyla çalışır.... ventilatör seni düzenli ekspiryum ve inspiryumla solutur....üstelik larinksindeki sert borunun acısını da duymazsın.....
Electroensefalografi'n çekilir....düz çizgi çizmektedir.... Ailene etik tartışmaların ana maddesi olarak sorulur....
Kuran-ı Kerim'de Saba Melikesi Belkıs'la Hz.Süleyman arasında geçen olaylar nedeniyle...(bu ayeti kerimeyi bu konuda benden çok daha bilgili olduğuna inandığım arkadaşlara bırakıyorum) ... bunun bir gün gelip gerçekleşeceği yolunda bir inanca sahibim...
Işınlanma gerçektir...ama muhtemelen ömrümüz yetmeyecek bunu görmeye...:=))
Freud'a göre insan kişiliğinin üç temel birimi bulunmaktadır. İd, ego ve süperego. Diğer bir tanımla, altbenlik, benlik ve üstbenlik
İd (Altbenlik)
İd, kişiliğin temel sistemidir. Ego ve süperego ondan ayrımlaşarak gelişir. İd, kalıtsal olarak gelen, içgüdüleri içeren ve doğuştan var olan psikolojik eğilimlerin tümüdür. Ruhsal enerji kaynağı olan id, diğer iki sistemin çalışması için gerekli olan gücü de sağlar. Enerjisini bedensel süreçlerden alır. Freud, İd'e 'gerçek ruhsal varlık' demiştir; çünkü id, nesnel gerçeklerden bağımsız ve öznel bir yaşantı dünyasıdır. İd, fazla enerji birikimine katlanamaz ve böyle bir durum organizmada gerilim yaratır. Bu gerilimi gidermek için id, biriken enerjiyi biran önce boşaltma eğilimi gösterir.
Freud, bu bağlamda bir haz ilkesinin egemenliğinden söz etmektedir.
Haz ilkesinin egemenliği altında işleyen İd, bütün isteklerinin anında yerine getirilmesini bekler. Düşünce bu kısımda etkili değildir. İdin kaynağı bilinç altı dürtülerdir. Birey çoğu kez bu dürtülerin etkisinin farkında değildir. İdin dış dünyayla bağlantısı yoktur; zaman ve yer kavramı tanımaz. Birbirine karşıt dürtü ve eğilimler burada yan yana bulunabilir.
Ego haz arar, acıdan kaçar. Zaman zaman da dış dünyayla ilişkilerini keser, uykuya dalar. İd ise tamamen bilinçsizdir. Doğrudan doğruya tanınamaz. Soydan ve kalıtımdan gelen her şey burada yer alır. İçgüdüler, içgüdüsel ve tutkusal dürtüler burada barınırlar. Varlığını koruma ve cinsel ihtiyaçların kaynağı cinsel iç güdü, saldırganlık içgüdüsü idde yer alırlar.
Öte yandan, çocukluk çağında ve sonraları da hayat boyunca bilinçaltına itilmiş unsurlar İd'de toplanırlar. Burada bulunan haz ilkesi acı bir tansiyonun yerini hoş bir hale bırakmasını sağlamaya çalışır. Yani id, acıdan kaçınma ve haz duyabilme amacını güder. Gerilimi boşaltmak için önce bunu ortadan kaldıracak nesnenin ya da kişinin imgesini oluşturur. Örneğin birincil süreç, aç bir insana herhangi bir besin maddesinin zihinsel görüntüsünü sağlar. Ancak bu tek başına gerilimi gidermeye yetmez. Aç insan, besin maddesinin zihinsel imgesiyle doymaz. Dolayısıyla yeni ya da ikincil psikolojik süreçler geliştirilir ve böylece kişilik yapısının ikinci sistemi olan ego belirlenir.
Ego (Ben)
Ego, İd'i denetim altında tutmaya çalışan kişilik birimidir.
Freud, 'gerçek dış dünyanın etkisi altında altbenliğin (İdin) bir parçasının özel bir gelişme' gösterdiğini, 'dış uyaranları algılayan ve aşırı uyaranlara karşı ruhsal yapıyı koruyan bir dış tabakadan', giderek özel bir yapı geliştiğini ve bu yapının 'altbenlik ile dış dünya arasında bir arabulucu' görevini yüklendiğini ileri sürdü ve gelişen bu yapıya benlik (ego) adını verdi.
Ego, organizmanın gerçek nesnel dünyayla alışverişe geçme ihtiyacından varlık bulur. Açlığın giderilmesi için aç insanın yiyeceği arayıp, bulup yemesi gerekir. Bunun için dış dünyada var olan yiyeceğin gerçek algısıyla yiyeceğin zihinsel imgesini birbirinden ayırmayı öğrenmek zorundadır. Dolayısıyla belleğindeki imgeye uygun bir yiyeceğin görüntüsünü ya da kokusunu duyu organlarıyla araştıracaktır.
Ego, gerçeklik ilkesi'nin egemenliğindedir. Gerçeklik ilkesinin amacı, ihtiyacın giderilmesi için uygun bir nesne bulununcaya kadar gerilimin boşalımını ertelemektir. Gerçeklik ilkesi, haz ilkesini geçici olarak engeller, ancak sonradan ihtiyaç nesnesi bulunduğunda haz ilkesi tekrar ön plana çıkar ve gerilim giderilir.
Benlik (ego) ruhsal yapının düzenleyici, denge ve uyum sağlayıcı (homeostatik) parçasıdır. Bu düzenleme ve uyum sağlama görevi şu yetiler aracılığıyla gerçekleştirilir.
1. Dürtüsel gereksinmelerin içerden algılanması;
2. Dış dünyadaki koşulların ve durumların algılanması;
3. Bütünleme ve birleştirme yetisi ile dürtülerin birbirleriyle, üstbenliğin istekleriyle düzenlenmesi ve çevresel koşullara uyabilecek bir niteliğe uydurulabilmesi;
4. Yürütme yetisi ile istemli davranışın eyleme geçirilmesi.
Egonun bilinçli ve bilinç dışı olmak üzere iki yönü vardır. Bilinç yönü ruhsal yapının yürütme organı, karar verme ve alınan kararları bütünleştirme işlevini üstlenirken, bilinçdışı ise savunma mekanizmalarını içerir. Savunma mekanizmaları, idden kaynaklanan içgüdüsel dürtülere (spesifik olarak cinsel ve saldırgan nitelikte olanlara) karşıt gücü oluştururlar.
Ego, çevresindeki nesnelerin hangileriyle ilişki kuracağını seçer ve hangi güçlerin ne biçimde doyum bulması gerektiğine karar verir. Bu çok önemli yürütme işlevini yerine getirirken ego, aynı zamanda id'in, süperegonun ve dış dünyanın birbiriyle çatışma durumunda olan istekleri arasında bir uzlaşma sağlamakla da yükümlüdür.
Ego, bir ihtiyacın giderilmesi için plan tasarlar, sonra bu planın geçerli olup olmadığını araştırıcı eylemlerde bulunur. Aç bir insan önce yiyeceği nerede bulabileceğini araştırır, sonra oraya doğru yola çıkar. Buna gerçeklik sınaması denir.
Egonun önemli işlerinden biri de hareket yollarını kontrol etmektir. İd ile ilişkilerinde, Egoyu atın taşkın gücünü dizginlemeye çalışan bir süvariye benzetebiliriz.
Halis Özgü'nün (1976) tanımıyla ego, üçlü bir baskıyla karşı karşıya bulunan, bunun sonucu olarak da üçlü bir tehlike içinde yaşayan zavallı bir yaratıktır. Egonun karşılaştığı bu tehlikeler, dış dünyadan, idden ve süperegodan gelmektedir. Bu yüzden ben, üç ayrı değişik sıkıntı ile karşı karşıyadır.
Egonun bir görevi de organizmayı acıdan korumak ve doyum sağlamaya çalışmaktır. Çocukluğun ilk dönemlerinde organizma daha çok acıdan kaçma haz ilkesinin etkisi altındadır, oysa ki zamanla gelişen benlik, neyi, ne zaman,nerede doyurabileceğine karar verme, dürtüleri ve gereksinmeleri bekletebilme, erteleyebilme gücünü kazanır. Görülüyor ki ilk çocukluk çağında daha çok altbenlik egemendir. Bekletebilme, erteleyebilme, dürtülere başka türlü doyum yolları bulma, onları değiştirme, bastırabilme, uygun yer ve zamanda onların doyumunu sağlayan eyleme girişme ancak gelişmiş benlik aracılığıyla olur. Başka bir deyimle benlik, dürtüler üzerinde göreceli bir egemenlik kurmayı öğrenir. Benliğin (egonun) dürtüleri bekletebilme, erteleyebilme gücüne engellenmeye dayanma gücü denir.
Böylece anlaşılıyor ki altbenlikte egemen olan doyum ve haz ilkesine karşılık benlikte egemen olan gerçeklik ilkesidir. Gerçeklik ilkesinin uygulanabilmesi, yukarıda tanımladığımız gibi iç ve dış uyaranların, iç ve dış gereksinimlerin ve koşulların algılanması ve değerlendirilmesi ile olur. Gerçeği değerlendirme yetisi bireyin ruhsal dünyası içinde olup ve dışında olup bitenlerin ayırdedilebilmesidir. Neyin düşünce, neyin eylem ve olay, neyin imge (hayal) , neyin gerçek olduğunun bilinmesidir. Bu bir benlik işlevidir. Benliğin bu işlevi, özel durumlarda bozulabilir ya da gelip geçici olarak aksayabilir. Örneğin korkulu bir düşten uyandığımızda, henüz bilincimiz tam uyanıklık durumuna geçmeden önce, belki birkaç saniyelik süre içinde, gördüğümüzün düş mü yoksa gerçek mi olduğunu ayırt edemeyebiliriz. Az sonra bunun bir düş olduğunu, yani kendi ruhsal dünyamızda, zihnimizde yaşanmış bir olay olduğunu; gerçekte olmadığını fark ederiz. İşte benliğin bu işlevi de, engellenmeye dayanma gücü gibi, benlik gücünü yansıtan önemli bir özelliktir. Genellikle gerçeği değerlendirme yetisinin süreğen zayıflaması, benliğin zayıflaması ile birlikte gider.
Süperego (Üst Benlik)
Kişiliğin üçüncü ve en son gelişen sistemi süperego'dur. Bu sistem çocuğa ana-babası tarafından aktarılan ve ödül ve ceza uygulamalarıyla pekiştirilen geleneksel değerlerin temsilcisidir; kişiliğin ahlaki yönüdür. Gerçekten çok, olması gerekeni temsil eder, hazdan çok kusursuzluğa ulaşmak ister. Süperegoyu ilgilendiren husus bir şeyin doğru ya da yanlış olduğuna karar verip, toplum tarafından onaylanmış değer yargılarına göre davranmaktır.
Süperegonun başlıca işlevleri:
1. İd'den gelen iç güdüsel dürtüleri bastırmak ve ketlemek ki bunlar, özellikle toplumun hoş karşılamadığı nitelikteki cinsel ve saldırgan dürtülerdir.
2. Egoyu gerçekçi amaçlar yerine ahlaki amaçlara yönelmeye ikna etmek,
3. Kusursuz olmaya çalışmaktır.
Süperego, id ve egoya karşı çıkarak kendi istediği düzene yöneltme eğilimindedir. Ego, içgüdüsel isteklerin doyum bulmasını erteler, süperego ise bu istekleri tümden engellemeye çalışır. İd, ego, süperego farklı ilkelerle çalışan psikolojik süreçlere verilmiş adlardır. Olağan koşullar içinde bu ilkeler birbirine karşıt çalışmaz, egonun yönetici önderliği altında bir ekip olarak birlikte hareket ederler. Böylece kişilik üç ayrı parça olarak değil, bir bütün olarak işler. Bir diğer anlamda, id kişiliğin biyolojik bölümünü, ego psikolojik ve süperego toplumsal bölümlerini oluştururlar.
Bir toplumun 'vicdanı', o toplumun bireylerinin süperegosunda yer alır ve süperego bireyin davranışlarını sürekli süzgeçten geçirerek bireye, 'bu yaptığın doğru, aferin! ' ya da 'bu yaptığın yanlış, utan kendinden! ' mesajlarını verir. Ego ise hem idi memnun etmeye çalışır, hem de süperego tarafından azarlanmaktan kurtulmak ister.
İd, ego ya da süperegodan birinin diğerlerinden daha kuvvetli ya da zayıf olduğu zaman farklı kişilik türleri ortaya çıkar. Örneğin, süperegosu son derece gelişmiş olan ve diğer temel kişilik birimlerine baskın olan kişi, büyük olasılıkla utangaç, özellikle cinsel arzularını ve kızgınlık duygularını, onların ifadesinin uygun olduğu ortamlarda dahi ender ifade eden bir kimse olur. Diğer yandan İd'i baskın olan bireyse kendini bencil istek ve arzularının hemen o anda tatmin edilmesinin dışında başka hiçbir şeyi göz önüne almaz, yaşamda sürekli toplumla sürtüşme içinde olur, başkalarının haklarına, düşünce ve duygularına saygısız, kendine ve topluma zararlı biri olur.
Ağrı süresi ve ataklar arası süre değişkendir. (Bazı hastalarda haftada birkaç atak meydana gelir iken bazı hastalarda bu süre baya uzundur, ama ortalama ayda 2-3 atak görülür)
Atak süresi 3 saat ten az değildir, 24 saat sürdüğü olur nadiren de birkaç güne kadar uzar.
3.) Ağrı lokalizasyonu:
Tek taraflı (Hemikranial) veya nadir olarak ta yaygın (Holokranial) baş ağrısı söz konusudur.
Israrla aynı tarafta görülebileceği gibi bazen başın karşı tarafında da görülebilir.
4.) Ağrının şekli:
Çoğunlukla başlangıçta; Batıcı, oyucu ve de zonklayıcı olduğu söylenir ama, sonradan künt ve devamlı bir hal alır.
Çocukluk çağında atak sürelerinin daha kısa sürdüğü bazı çalışmalarda gösterilmiştir.
5.) Baş ağrısına ek olarak bazen bulantı, kusma ve öğürme gibi otonom belirtiler olaya eşlik eder.
6.) Migrenli hastalarda bazen iritabilite, konsantrasyonda azalma, huy değişikliği görülebilir çok nadir olarak ta bilinç bozukluğu meydana gelebilir.
7.) Görsel bazı bulgular:
Geçici tam körlük, göze bazen kıvılcım çakıyormuş gibi olur.
8.) Elde, yüzde ve vücutta iğnelenme, uyuşma ve karıncalanma meydana gelebilir.
KLASİK MİGREN:
Çocukluk çağı, adölasan ve erken ergenlik döneminde başlar. İlk atak genelde 50 yaş civarında gelir. Aile hikayesi pozitiftir. Kadınlarda daha sık olarak görülür. Nöbetler 2-6 saat kadar sürer, ve uyku ile geçer. Ataklar yukarıda da anlatıldığı üzere bazı provakatör faktörler ile aktive olur.
Klasik migrende psişik, otonom ve nörolojik prodromal belirtiler (Öncü belirtiler:Tek yada çok sayıda 5-60 dakika kadar süren, her iki gözün bir yarısında skotom alanı etrafında çizgi ve ışıklanmalar görülür) belirgindir, ağrıdan saatler hatta günler öncesinden kendini belli eder. Ağrı atağı basit migrene oranla daha kısa sürer. Migrenli olguların % 10 kadarını oluşturur.
Asıl olarak üç tane belirtisi vardır:
Skotom (Görme alanının herhangi bir yerinde boşluklar, bu boşlukların rastladığı bölgeleri hasta göremez.)
Tek taraflı yarım baş ağrısı
Beraberinde bulantı ve kusma.
BASİT MİGREN:
Özelliği tek yada çift taraflı baş ağrısı, bulantı ve nadiren de kusmadır. Bu tipte nadiren görme ile ilgili komplikasyonlar meydana gelir.
Bayanlarda daha sık görülür.
Klasik migrenden daha şiddetli ve ağır başlar. Saatler hatta günlerce sürebilir.
Tüm migren olgularının % 80'ini oluşturmaktadır.
Bu migren türünde klasik migrenin aksine prodromal belirtiler (Öncü belirtiler; Tek yada çok sayıda 5-60 dakika kadar süren her iki gözün bir yarısında skotom alanı etrafında çizgi ve ışıklanmalar görülür) belirsiz ve kısa sürelidir.
KÜME BAŞ AĞRISI(ClLUCTER HEADACHE) :
Bu tipte prodromal belirtiler yoktur.
Tekrarlayıcı, tek taraflı ve retro orbital (Göz arkası bölgeye lokalize) bir baş ağrısı ile karakterizedir.
Genç erkeklerde ve daha çok geceleri görülür.
Ağrı aniden başlar ve uykudan uyandırabilir.
Beraberinde tek taraflı göz yaşarması, burun akıntısı, göz konjiktivasında kızarma, yüzde kızarma ve terleme olabilir.
Skotom, bulantı ve kusma nadiren görülür.
Ağrının özelliği; 20-60 dakika kadar sürmesi ve birdenbire kesilmesidir. Birbirini izleyen günlerde ağrı yine aynı saatte tekrar başlar, ve zaman zaman hafiflemekle birlikte bu olay günlerce hatta yıllarca sürebilir. Sonra kesilir ve ilerleyen dönemde tekrar ortaya çıkar. (Belirli dönemlere kümelenmiş bir baş ağrısı söz konusudur)
Alkol alınımı olayı provake eder.
Tedavide:
Profilaksik olarak lityum ve kortizonlu ilaçlar kullanılır.
Ataklarda ise ergotamin türevleri kullanılır.
OFTALMOPLEJİK MİGREN:
Ağrı ile beraber veya ağrıyı izleyen dönemlerde göz siniri felci ile beraberdir. Gençlerde daha sık görülür ve sıklıkla 3 üncü sinir tutulmuştur. Hastanın öyküsünde basit migren krizlerinin olduğu dikkati çeker. Ağrı yatışsa da oftalmopleji günler hatta aylarca sürebilir ve, tekrarlayıcı ataklardan sonra kalıcı olabilir.
FASİOPLEJİK MİGREN:
Ağrı yanında çok ender olarak yüz siniri tutulumu da mevcuttur.
HEMİPLEJİK MİGREN:
Baş ağrısı ataklarına ağrı ile aynı tarafta yada karşı tarafta hemipleji (Yarım felç) eklenmiştir. Hemipleji günler hatta haftalar sürebilir, tekrarlayıcı ataklardan sonra kalıcı olabilir.
BAZİLER ARTER MİGRENİ:
Gençlerde özellikle kadın ve çocuklarda sık rastlanır. Oksibital loblara lokalize edilebilecek (Başın arka aşağı, yani enseye yakın bölümü) görsel bozukluklar, vertigo, kulak çınlaması, asimetrik uyuşma, güç kaybı ve iğnelenmeler gibi beyin sapı ve beyincik fonksiyonlarında bozukluk ile beraber migren tipi ağrılar esastır.
Ağrı dönemlerinde kafa içi ve kafa dışı damarlarda vazomotor bir reaksiyon olduğu kesindir. (Ağrı öncesi fazda damarlarda daralma, ağrı döneminde ise damarlarda bir genişleme olur. Damarlardaki genişleme daha çok kafa dışı büyük arterlerde belirgindir ve ağrı oluşumundan doğrudan sorumlu sayılır.)
Çeşitli vazoaktif maddelerin (GABA, histamin, tiramin, prostoglandin, ketekolamin, seratonin vs...) vazomotor reaksiyonlardaki rolü tartışmalıdır.
Ağrı öncesi dönemde trombosit agregasyonu artar. Bu olay, vazoaktif maddelerin açığa çıkmasında tronbositlerin rol oynadığını telkin etmektedir.
Ayriyetten vasoaktif maddelerin arterler çevresinde toplanarak damarda genişleme yaptığı ve ağrı eşiğini düşürdüğü ileri sürülmektedir.
Bazen dışarıdan alınan bazı maddelerinde benzer sonuçlar gösterdiği saptanmıştır.
Örneğin: ^^ tiramin içerdiği bilinen bazı peynir çeşitleri, kırmızı şarap, deniz ürünleri, çikolata, alkol ^^ gibi maddeler migren krizini uyarabilmektedir.
Strese bağlı olarak ve adet öncesi dönemde ağrının sıklaşması bu dönemde salınan endojen vazoaktif maddelerin etkisine bağlıdır.
Migren hastalığında genetik olayın rolü kesin olmamakla birlikte düşünülmektedir. Migren hastalığının ailevi hemiplejik tipinde 19 uncu kromozomda bozukluk olduğu bilim adamlarınca saptanmıştır.
hayatın melankolik ve inkar edilen gerçek yüzünü...
ekşi bir surat....
Biliçsizliği çağrıştırıyor....
Şöyle ^^Beyin Ölümü^^ halinde yatarsın...
Oh ne güzel....kalbin zaten adrenalin ve atropin yardımıyla çalışır....
ventilatör seni düzenli ekspiryum ve inspiryumla solutur....üstelik larinksindeki sert borunun acısını da duymazsın.....
Electroensefalografi'n çekilir....düz çizgi çizmektedir....
Ailene etik tartışmaların ana maddesi olarak sorulur....
^^Organlarını bağışlamayı düşünür müsünüz? ..diye..^^
Ailenin kararını da bilmezsin çünkü yaşayan bir ölüsündür ^^Bitkisel Hayatta..^^..zaten fark da etmez....
Bilinçsizlik çok daha güzel....
Ne kadar az bilinç....o kadar az acı....
Yılandan çok korkarım....
Düz zeminde ve zigzaglar çizerek kaçmam gerektiğini öğrenecek kadar çok.....:=)))
Ama yılandan korkmam.... önyargıdan korktuğum kadar.....
Acaba huy çıkar can çıkmaz misali değiştirilemez bir unsur mudur? ?
Siz gene de önyargılı birinden uzak durun...ne olur ne olmaz....
sadece çizgi değil...zeka pırıltıları....
güldürürken düşündüren Nasreddin Hoca misali.....
Gerçektir...
Kuran-ı Kerim'de Saba Melikesi Belkıs'la Hz.Süleyman arasında geçen olaylar nedeniyle...(bu ayeti kerimeyi bu konuda benden çok daha bilgili olduğuna inandığım arkadaşlara bırakıyorum) ... bunun bir gün gelip gerçekleşeceği yolunda bir inanca sahibim...
Işınlanma gerçektir...ama muhtemelen ömrümüz yetmeyecek bunu görmeye...:=))
Teleportasyon(ışınlanma) konusunda CHİP dergisinde saygıdeğer Cem ŞANCI'nın bir yazısı vardı..İlgiyle ve dikkatle okumuştum...
Aklıma ilk gelen o....
Freud'a göre insan kişiliğinin üç temel birimi bulunmaktadır. İd, ego ve süperego. Diğer bir tanımla, altbenlik, benlik ve üstbenlik
İd (Altbenlik)
İd, kişiliğin temel sistemidir. Ego ve süperego ondan ayrımlaşarak gelişir. İd, kalıtsal olarak gelen, içgüdüleri içeren ve doğuştan var olan psikolojik eğilimlerin tümüdür. Ruhsal enerji kaynağı olan id, diğer iki sistemin çalışması için gerekli olan gücü de sağlar. Enerjisini bedensel süreçlerden alır. Freud, İd'e 'gerçek ruhsal varlık' demiştir; çünkü id, nesnel gerçeklerden bağımsız ve öznel bir yaşantı dünyasıdır. İd, fazla enerji birikimine katlanamaz ve böyle bir durum organizmada gerilim yaratır. Bu gerilimi gidermek için id, biriken enerjiyi biran önce boşaltma eğilimi gösterir.
Freud, bu bağlamda bir haz ilkesinin egemenliğinden söz etmektedir.
Haz ilkesinin egemenliği altında işleyen İd, bütün isteklerinin anında yerine getirilmesini bekler. Düşünce bu kısımda etkili değildir. İdin kaynağı bilinç altı dürtülerdir. Birey çoğu kez bu dürtülerin etkisinin farkında değildir. İdin dış dünyayla bağlantısı yoktur; zaman ve yer kavramı tanımaz. Birbirine karşıt dürtü ve eğilimler burada yan yana bulunabilir.
Ego haz arar, acıdan kaçar. Zaman zaman da dış dünyayla ilişkilerini keser, uykuya dalar. İd ise tamamen bilinçsizdir. Doğrudan doğruya tanınamaz. Soydan ve kalıtımdan gelen her şey burada yer alır. İçgüdüler, içgüdüsel ve tutkusal dürtüler burada barınırlar. Varlığını koruma ve cinsel ihtiyaçların kaynağı cinsel iç güdü, saldırganlık içgüdüsü idde yer alırlar.
Öte yandan, çocukluk çağında ve sonraları da hayat boyunca bilinçaltına itilmiş unsurlar İd'de toplanırlar. Burada bulunan haz ilkesi acı bir tansiyonun yerini hoş bir hale bırakmasını sağlamaya çalışır. Yani id, acıdan kaçınma ve haz duyabilme amacını güder. Gerilimi boşaltmak için önce bunu ortadan kaldıracak nesnenin ya da kişinin imgesini oluşturur. Örneğin birincil süreç, aç bir insana herhangi bir besin maddesinin zihinsel görüntüsünü sağlar. Ancak bu tek başına gerilimi gidermeye yetmez. Aç insan, besin maddesinin zihinsel imgesiyle doymaz. Dolayısıyla yeni ya da ikincil psikolojik süreçler geliştirilir ve böylece kişilik yapısının ikinci sistemi olan ego belirlenir.
Ego (Ben)
Ego, İd'i denetim altında tutmaya çalışan kişilik birimidir.
Freud, 'gerçek dış dünyanın etkisi altında altbenliğin (İdin) bir parçasının özel bir gelişme' gösterdiğini, 'dış uyaranları algılayan ve aşırı uyaranlara karşı ruhsal yapıyı koruyan bir dış tabakadan', giderek özel bir yapı geliştiğini ve bu yapının 'altbenlik ile dış dünya arasında bir arabulucu' görevini yüklendiğini ileri sürdü ve gelişen bu yapıya benlik (ego) adını verdi.
Ego, organizmanın gerçek nesnel dünyayla alışverişe geçme ihtiyacından varlık bulur. Açlığın giderilmesi için aç insanın yiyeceği arayıp, bulup yemesi gerekir. Bunun için dış dünyada var olan yiyeceğin gerçek algısıyla yiyeceğin zihinsel imgesini birbirinden ayırmayı öğrenmek zorundadır. Dolayısıyla belleğindeki imgeye uygun bir yiyeceğin görüntüsünü ya da kokusunu duyu organlarıyla araştıracaktır.
Ego, gerçeklik ilkesi'nin egemenliğindedir. Gerçeklik ilkesinin amacı, ihtiyacın giderilmesi için uygun bir nesne bulununcaya kadar gerilimin boşalımını ertelemektir. Gerçeklik ilkesi, haz ilkesini geçici olarak engeller, ancak sonradan ihtiyaç nesnesi bulunduğunda haz ilkesi tekrar ön plana çıkar ve gerilim giderilir.
Benlik (ego) ruhsal yapının düzenleyici, denge ve uyum sağlayıcı (homeostatik) parçasıdır. Bu düzenleme ve uyum sağlama görevi şu yetiler aracılığıyla gerçekleştirilir.
1. Dürtüsel gereksinmelerin içerden algılanması;
2. Dış dünyadaki koşulların ve durumların algılanması;
3. Bütünleme ve birleştirme yetisi ile dürtülerin birbirleriyle, üstbenliğin istekleriyle düzenlenmesi ve çevresel koşullara uyabilecek bir niteliğe uydurulabilmesi;
4. Yürütme yetisi ile istemli davranışın eyleme geçirilmesi.
Egonun bilinçli ve bilinç dışı olmak üzere iki yönü vardır. Bilinç yönü ruhsal yapının yürütme organı, karar verme ve alınan kararları bütünleştirme işlevini üstlenirken, bilinçdışı ise savunma mekanizmalarını içerir. Savunma mekanizmaları, idden kaynaklanan içgüdüsel dürtülere (spesifik olarak cinsel ve saldırgan nitelikte olanlara) karşıt gücü oluştururlar.
Ego, çevresindeki nesnelerin hangileriyle ilişki kuracağını seçer ve hangi güçlerin ne biçimde doyum bulması gerektiğine karar verir. Bu çok önemli yürütme işlevini yerine getirirken ego, aynı zamanda id'in, süperegonun ve dış dünyanın birbiriyle çatışma durumunda olan istekleri arasında bir uzlaşma sağlamakla da yükümlüdür.
Ego, bir ihtiyacın giderilmesi için plan tasarlar, sonra bu planın geçerli olup olmadığını araştırıcı eylemlerde bulunur. Aç bir insan önce yiyeceği nerede bulabileceğini araştırır, sonra oraya doğru yola çıkar. Buna gerçeklik sınaması denir.
Egonun önemli işlerinden biri de hareket yollarını kontrol etmektir. İd ile ilişkilerinde, Egoyu atın taşkın gücünü dizginlemeye çalışan bir süvariye benzetebiliriz.
Halis Özgü'nün (1976) tanımıyla ego, üçlü bir baskıyla karşı karşıya bulunan, bunun sonucu olarak da üçlü bir tehlike içinde yaşayan zavallı bir yaratıktır. Egonun karşılaştığı bu tehlikeler, dış dünyadan, idden ve süperegodan gelmektedir. Bu yüzden ben, üç ayrı değişik sıkıntı ile karşı karşıyadır.
Egonun bir görevi de organizmayı acıdan korumak ve doyum sağlamaya çalışmaktır. Çocukluğun ilk dönemlerinde organizma daha çok acıdan kaçma haz ilkesinin etkisi altındadır, oysa ki zamanla gelişen benlik, neyi, ne zaman,nerede doyurabileceğine karar verme, dürtüleri ve gereksinmeleri bekletebilme, erteleyebilme gücünü kazanır. Görülüyor ki ilk çocukluk çağında daha çok altbenlik egemendir. Bekletebilme, erteleyebilme, dürtülere başka türlü doyum yolları bulma, onları değiştirme, bastırabilme, uygun yer ve zamanda onların doyumunu sağlayan eyleme girişme ancak gelişmiş benlik aracılığıyla olur. Başka bir deyimle benlik, dürtüler üzerinde göreceli bir egemenlik kurmayı öğrenir. Benliğin (egonun) dürtüleri bekletebilme, erteleyebilme gücüne engellenmeye dayanma gücü denir.
Böylece anlaşılıyor ki altbenlikte egemen olan doyum ve haz ilkesine karşılık benlikte egemen olan gerçeklik ilkesidir. Gerçeklik ilkesinin uygulanabilmesi, yukarıda tanımladığımız gibi iç ve dış uyaranların, iç ve dış gereksinimlerin ve koşulların algılanması ve değerlendirilmesi ile olur. Gerçeği değerlendirme yetisi bireyin ruhsal dünyası içinde olup ve dışında olup bitenlerin ayırdedilebilmesidir. Neyin düşünce, neyin eylem ve olay, neyin imge (hayal) , neyin gerçek olduğunun bilinmesidir. Bu bir benlik işlevidir. Benliğin bu işlevi, özel durumlarda bozulabilir ya da gelip geçici olarak aksayabilir. Örneğin korkulu bir düşten uyandığımızda, henüz bilincimiz tam uyanıklık durumuna geçmeden önce, belki birkaç saniyelik süre içinde, gördüğümüzün düş mü yoksa gerçek mi olduğunu ayırt edemeyebiliriz. Az sonra bunun bir düş olduğunu, yani kendi ruhsal dünyamızda, zihnimizde yaşanmış bir olay olduğunu; gerçekte olmadığını fark ederiz. İşte benliğin bu işlevi de, engellenmeye dayanma gücü gibi, benlik gücünü yansıtan önemli bir özelliktir. Genellikle gerçeği değerlendirme yetisinin süreğen zayıflaması, benliğin zayıflaması ile birlikte gider.
Süperego (Üst Benlik)
Kişiliğin üçüncü ve en son gelişen sistemi süperego'dur. Bu sistem çocuğa ana-babası tarafından aktarılan ve ödül ve ceza uygulamalarıyla pekiştirilen geleneksel değerlerin temsilcisidir; kişiliğin ahlaki yönüdür. Gerçekten çok, olması gerekeni temsil eder, hazdan çok kusursuzluğa ulaşmak ister. Süperegoyu ilgilendiren husus bir şeyin doğru ya da yanlış olduğuna karar verip, toplum tarafından onaylanmış değer yargılarına göre davranmaktır.
Süperegonun başlıca işlevleri:
1. İd'den gelen iç güdüsel dürtüleri bastırmak ve ketlemek ki bunlar, özellikle toplumun hoş karşılamadığı nitelikteki cinsel ve saldırgan dürtülerdir.
2. Egoyu gerçekçi amaçlar yerine ahlaki amaçlara yönelmeye ikna etmek,
3. Kusursuz olmaya çalışmaktır.
Süperego, id ve egoya karşı çıkarak kendi istediği düzene yöneltme eğilimindedir. Ego, içgüdüsel isteklerin doyum bulmasını erteler, süperego ise bu istekleri tümden engellemeye çalışır. İd, ego, süperego farklı ilkelerle çalışan psikolojik süreçlere verilmiş adlardır. Olağan koşullar içinde bu ilkeler birbirine karşıt çalışmaz, egonun yönetici önderliği altında bir ekip olarak birlikte hareket ederler. Böylece kişilik üç ayrı parça olarak değil, bir bütün olarak işler. Bir diğer anlamda, id kişiliğin biyolojik bölümünü, ego psikolojik ve süperego toplumsal bölümlerini oluştururlar.
Bir toplumun 'vicdanı', o toplumun bireylerinin süperegosunda yer alır ve süperego bireyin davranışlarını sürekli süzgeçten geçirerek bireye, 'bu yaptığın doğru, aferin! ' ya da 'bu yaptığın yanlış, utan kendinden! ' mesajlarını verir. Ego ise hem idi memnun etmeye çalışır, hem de süperego tarafından azarlanmaktan kurtulmak ister.
İd, ego ya da süperegodan birinin diğerlerinden daha kuvvetli ya da zayıf olduğu zaman farklı kişilik türleri ortaya çıkar. Örneğin, süperegosu son derece gelişmiş olan ve diğer temel kişilik birimlerine baskın olan kişi, büyük olasılıkla utangaç, özellikle cinsel arzularını ve kızgınlık duygularını, onların ifadesinin uygun olduğu ortamlarda dahi ender ifade eden bir kimse olur. Diğer yandan İd'i baskın olan bireyse kendini bencil istek ve arzularının hemen o anda tatmin edilmesinin dışında başka hiçbir şeyi göz önüne almaz, yaşamda sürekli toplumla sürtüşme içinde olur, başkalarının haklarına, düşünce ve duygularına saygısız, kendine ve topluma zararlı biri olur.
MİGREN TEDAVİSİ:
Migren tedavisi iki olaya yönelik olarak yapılır:
1- Ataklara yönelik olarak.
a.) Atak tedavisi: (Daha çok ağrıyı kesmeye yöneliktir)
Ergotamin: Ağızdan, rektal yoldan (Makattan) , yada dil altı şeklinde 2-4 mg dozda kullanılır.
Parasetemol: Ağızdan 500-1000 mg kullanılır eğer makattan kullanılacak ise doz iki misli arttırılır.
Non steroid anti inflamatuar ilaçlar: 275-550 mg dozda.
Dihidro ergotamin: Damardan yada cilt altı.
Asetil salisilik asit: 500-1000 mg.
Sumatiriptan: Cilt altı 6 mg, ağızdan 100 mg.
b.) Mide bulantısı ve kusma tedavisi:
Meteklopropamid: Damardan 10 mg, ağızdan ve makattan 20 mg.
Domperidon: Ağızdan 10 mg.
2- Haftada iki yada üzerinde atak geçirenlerde ise profilaktik (Koruyucu) tedavi uygulanır.
Koruyucu tedavi olarak:
Sodium valproate
Pizotifen
Methysergid maleate
Propronolol
Amitiriptilin hidroklorür.
Flunarizid kullanılır.
NOT:
Tüm ilaç tedavisi; Bir doktor tarafından gerekli görüldüğü taktirde düzenlenmeli, ve verilmelidir.
MİGREN TÜRÜ BAŞ AĞRSININ ÖZELLİKLERİ:
1.) Şiddetli bir ağrı krizidir.
2.) Ağrının süresi:
Ağrı süresi ve ataklar arası süre değişkendir. (Bazı hastalarda haftada birkaç atak meydana gelir iken bazı hastalarda bu süre baya uzundur, ama ortalama ayda 2-3 atak görülür)
Atak süresi 3 saat ten az değildir, 24 saat sürdüğü olur nadiren de birkaç güne kadar uzar.
3.) Ağrı lokalizasyonu:
Tek taraflı (Hemikranial) veya nadir olarak ta yaygın (Holokranial) baş ağrısı söz konusudur.
Israrla aynı tarafta görülebileceği gibi bazen başın karşı tarafında da görülebilir.
4.) Ağrının şekli:
Çoğunlukla başlangıçta; Batıcı, oyucu ve de zonklayıcı olduğu söylenir ama, sonradan künt ve devamlı bir hal alır.
Çocukluk çağında atak sürelerinin daha kısa sürdüğü bazı çalışmalarda gösterilmiştir.
5.) Baş ağrısına ek olarak bazen bulantı, kusma ve öğürme gibi otonom belirtiler olaya eşlik eder.
6.) Migrenli hastalarda bazen iritabilite, konsantrasyonda azalma, huy değişikliği görülebilir çok nadir olarak ta bilinç bozukluğu meydana gelebilir.
7.) Görsel bazı bulgular:
Geçici tam körlük, göze bazen kıvılcım çakıyormuş gibi olur.
8.) Elde, yüzde ve vücutta iğnelenme, uyuşma ve karıncalanma meydana gelebilir.
KLASİK MİGREN:
Çocukluk çağı, adölasan ve erken ergenlik döneminde başlar. İlk atak genelde 50 yaş civarında gelir. Aile hikayesi pozitiftir. Kadınlarda daha sık olarak görülür. Nöbetler 2-6 saat kadar sürer, ve uyku ile geçer. Ataklar yukarıda da anlatıldığı üzere bazı provakatör faktörler ile aktive olur.
Klasik migrende psişik, otonom ve nörolojik prodromal belirtiler (Öncü belirtiler:Tek yada çok sayıda 5-60 dakika kadar süren, her iki gözün bir yarısında skotom alanı etrafında çizgi ve ışıklanmalar görülür) belirgindir, ağrıdan saatler hatta günler öncesinden kendini belli eder. Ağrı atağı basit migrene oranla daha kısa sürer. Migrenli olguların % 10 kadarını oluşturur.
Asıl olarak üç tane belirtisi vardır:
Skotom (Görme alanının herhangi bir yerinde boşluklar, bu boşlukların rastladığı bölgeleri hasta göremez.)
Tek taraflı yarım baş ağrısı
Beraberinde bulantı ve kusma.
BASİT MİGREN:
Özelliği tek yada çift taraflı baş ağrısı, bulantı ve nadiren de kusmadır. Bu tipte nadiren görme ile ilgili komplikasyonlar meydana gelir.
Bayanlarda daha sık görülür.
Klasik migrenden daha şiddetli ve ağır başlar. Saatler hatta günlerce sürebilir.
Tüm migren olgularının % 80'ini oluşturmaktadır.
Bu migren türünde klasik migrenin aksine prodromal belirtiler (Öncü belirtiler; Tek yada çok sayıda 5-60 dakika kadar süren her iki gözün bir yarısında skotom alanı etrafında çizgi ve ışıklanmalar görülür) belirsiz ve kısa sürelidir.
KÜME BAŞ AĞRISI(ClLUCTER HEADACHE) :
Bu tipte prodromal belirtiler yoktur.
Tekrarlayıcı, tek taraflı ve retro orbital (Göz arkası bölgeye lokalize) bir baş ağrısı ile karakterizedir.
Genç erkeklerde ve daha çok geceleri görülür.
Ağrı aniden başlar ve uykudan uyandırabilir.
Beraberinde tek taraflı göz yaşarması, burun akıntısı, göz konjiktivasında kızarma, yüzde kızarma ve terleme olabilir.
Skotom, bulantı ve kusma nadiren görülür.
Ağrının özelliği; 20-60 dakika kadar sürmesi ve birdenbire kesilmesidir. Birbirini izleyen günlerde ağrı yine aynı saatte tekrar başlar, ve zaman zaman hafiflemekle birlikte bu olay günlerce hatta yıllarca sürebilir. Sonra kesilir ve ilerleyen dönemde tekrar ortaya çıkar. (Belirli dönemlere kümelenmiş bir baş ağrısı söz konusudur)
Alkol alınımı olayı provake eder.
Tedavide:
Profilaksik olarak lityum ve kortizonlu ilaçlar kullanılır.
Ataklarda ise ergotamin türevleri kullanılır.
OFTALMOPLEJİK MİGREN:
Ağrı ile beraber veya ağrıyı izleyen dönemlerde göz siniri felci ile beraberdir. Gençlerde daha sık görülür ve sıklıkla 3 üncü sinir tutulmuştur. Hastanın öyküsünde basit migren krizlerinin olduğu dikkati çeker. Ağrı yatışsa da oftalmopleji günler hatta aylarca sürebilir ve, tekrarlayıcı ataklardan sonra kalıcı olabilir.
FASİOPLEJİK MİGREN:
Ağrı yanında çok ender olarak yüz siniri tutulumu da mevcuttur.
HEMİPLEJİK MİGREN:
Baş ağrısı ataklarına ağrı ile aynı tarafta yada karşı tarafta hemipleji (Yarım felç) eklenmiştir. Hemipleji günler hatta haftalar sürebilir, tekrarlayıcı ataklardan sonra kalıcı olabilir.
BAZİLER ARTER MİGRENİ:
Gençlerde özellikle kadın ve çocuklarda sık rastlanır. Oksibital loblara lokalize edilebilecek (Başın arka aşağı, yani enseye yakın bölümü) görsel bozukluklar, vertigo, kulak çınlaması, asimetrik uyuşma, güç kaybı ve iğnelenmeler gibi beyin sapı ve beyincik fonksiyonlarında bozukluk ile beraber migren tipi ağrılar esastır.
MİGREN TÜRÜ BAŞ AĞRISININ SEBEPLERİ:
Ağrı dönemlerinde kafa içi ve kafa dışı damarlarda vazomotor bir reaksiyon olduğu kesindir. (Ağrı öncesi fazda damarlarda daralma, ağrı döneminde ise damarlarda bir genişleme olur. Damarlardaki genişleme daha çok kafa dışı büyük arterlerde belirgindir ve ağrı oluşumundan doğrudan sorumlu sayılır.)
Çeşitli vazoaktif maddelerin (GABA, histamin, tiramin, prostoglandin, ketekolamin, seratonin vs...) vazomotor reaksiyonlardaki rolü tartışmalıdır.
Ağrı öncesi dönemde trombosit agregasyonu artar. Bu olay, vazoaktif maddelerin açığa çıkmasında tronbositlerin rol oynadığını telkin etmektedir.
Ayriyetten vasoaktif maddelerin arterler çevresinde toplanarak damarda genişleme yaptığı ve ağrı eşiğini düşürdüğü ileri sürülmektedir.
Bazen dışarıdan alınan bazı maddelerinde benzer sonuçlar gösterdiği saptanmıştır.
Örneğin:
^^ tiramin içerdiği bilinen bazı peynir çeşitleri, kırmızı şarap, deniz ürünleri, çikolata, alkol ^^ gibi maddeler migren krizini uyarabilmektedir.
Strese bağlı olarak ve adet öncesi dönemde ağrının sıklaşması bu dönemde salınan endojen vazoaktif maddelerin etkisine bağlıdır.
Migren hastalığında genetik olayın rolü kesin olmamakla birlikte düşünülmektedir. Migren hastalığının ailevi hemiplejik tipinde 19 uncu kromozomda bozukluk olduğu bilim adamlarınca saptanmıştır.