FARE CONFUSIONE: İtalyanca bir ifadedir. Türkçe'de "karışıklık yaratmak", "şaşırtmak", "kafa karıştırmak" veya "birbirine karıştırmak/karışmak" anlamına gelir; yani bir şeyleri düzensizleştirmek, yanlış anlamaya yol açmak veya neyin ne olduğunu ayırt edemez hale getirmektir. "Spiagare" nin ise "açıklamak, izah etmek " gibi "confusione' ye zıt bir anlamı vardır.
İnsanın en büyük meziyeti, her şeyden önce denge ve akıl yürütme yetisidir. Problem çözebilmek, fikir üretebilmek ve mevcut olanı sorgulayabilmek insana özgü bir davranış biçimidir. Her ortama uyum sağlayabilmek yalnızca yüksek zekânın değil, aynı zamanda derin bir farkındalığın da göstergesidir. İnsan, olup bitene sadece maruz kalan değil; onu anlamlandırabilen ve gerektiğinde lehine dönüştürebilen bir varlıktır. ?Etrafımızdaki kişilere öğüt vermek çoğu zaman kolaydır; asıl zor olan, onlara doğru davranışlarla model olabilmektir. Çünkü dayatılan her inanç sistemi -adı ister din olsun, ister ideoloji, isterse bir yaşam biçimi- bireysel farklılıklarımızı tehdit eder ve seçim hakkımıza müdahalede bulunur. Bir bireyin inanç duygusunu zorla şekillendirmek, çoğu zaman o inancın inkârına yol açar. İnancını tamamen yitiren birey, kaçınılmaz olarak bir boşluğa düşer; hayatı anlamsızlaştıran o varoluş sancısının en temel nedeni de budur aslında. ?Oysa inanç dediğimiz şey, illa ki kutsal bir çerçeveye sığmak zorunda değildir. Bu insanın kendine ait bir hayali, bir amaca tutkuyla bağlanması veya alışkanlıkları olabilir. Yeter ki amacına ulaşacağına inansın; inanan bir insanın yapamayacağı hiçbir şey yoktur. ?Gençlik dönemi, bu sosyal öğrenmenin en güçlü olduğu evredir. Bu dönemde gençlerle sevgi bağı kurmak bu yüzden çok önemlidir; çünkü onlar, çevrelerinde kendilerine en yakın hissettikleri ve en çok sevdikleri kişileri model alırlar. Sevgiye aç kalan bir birey en yakınlarıyla bu bağı kuramadığında onaylanma ihtiyacına başvuracaktır. Takdir etmek öz güveni geliştiren olumlu bir davranışken, onaylanma ihtiyacı bir insanın olduğu gibi kabulüne engeldir ve koşulludur. ?Bir birey yakın çevresinden takdir göremediğinde, beğenilme ve onaylanma ihtiyacından dolayı sosyal mecralara yönelecektir ki bu sanal alemde doğru kişilik modelleri olduğu kadar olumsuz ve uygun olmayan kişilik modelleri de vardır. Sırf beğenilme ve onaylanma ihtiyacı yüzünden kendi benliğinden ödün vermek, ileriki dönemlerde kişilik bozukluklarının ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Ayrıca bu sanal ortam gençlerin güven duygularını zedelemekte ve kendilerini değersiz hissetmelerine yol açmaktadır. Çünkü kişiliği sahte olan insanların duyguları, davranışları, hatta söyledikleri de samimiyetsizdir. ?Yaşanan hayal kırıklıklarının en temel nedeni, karşı taraftan hep bir beklenti içerisinde olmamızdan kaynaklanır. Beklenti yoksa hayal kırıklığı da yoktur. Koşulsuz sevilen bir birey onaylanma ihtiyacı hissetmez, kendisiyle barışıktır ve kendini olduğu gibi kabul eder. Bu gibi durumlarda farkındalığı yüksek olduğu için herhangi bir beklenti içerisine girmez ve sırf onaylanma ihtiyacını karşılamak için kendi kişiliğinden ve değerlerinden ödün vermez. ?Karşılıklı sevgi ve bireysel farklılıklarımıza duyulan saygı, bu bağın kurulmasındaki en önemli etmendir. Aksi takdirde araya görünmez bir duvar örülür; "sıfır iletişim" döngüsünde "Ben buradayım, görülmeyi ve duyulmayı bekliyorum," demek; asıl niyetimizi anlamalarını beklemek yerine "elimizi taşın altına koymalıyız" ve herkesin anlayabileceği evrensel bir dil (sevgi dili) kullanmalıyız. İnsanlar arasında ırk, dil, din ayrımı yapmayı bırakıp evrensel bir bakış açısıyla kendimizi geliştirmek zorundayız. Adil ve eşit şartlarda yaşamak her bireyin en temel hakkıdır. Ahlak görüşümüz ve ahlakî yasalarımız bizim güvenli sınırımızdır. Bizim sınırımızın sona erdiği yerde bir başkasının sınırı başlar ki o da kendi inanç sistemini ve ahlak yasalarını şekillendiği çevreye göre oluşturacaktır. Saygı duyduğumuz kadar saygın, karşı tarafa verdiğimiz güven kadar güveniliriz. Her şeyin bir karşılığı varken koşulsuz sunulan tek şeydir, sevgi.
Trascorrere (transkorrere): İtalyanca bir fiil.Türkçede "geçirmek" (zaman, tatil) ve "harcamak" (para) gibi anlamlara gelir, özellikle zamanı bir aktiviteyle birlikte "geçirmek" anlamında kullanılır, yani zamanı bir kaynak gibi harcamak,"tatili geçirmek" vb. - Trascorreva il pomeriggio
FREQUENTER: / İng. Bir yere veya bir etkinliğe sık sık giden, müdavim olan, düzenli olarak uğrayan kişi anlamına gelir; yani bir mekanın sürekli müşterisi veya o aktivitenin düzenli katılımcısıdır. Bu kelime genellikle İngilizce'den gelir ve Türkçede "müdavim", "gedikli", "sık geçen" gibi karşılıklarla ifade edilir.
FREQUENTARE: İtalyanca bir fiildir. Devam etmek, uğramak, takip etmek, sıklıkla gitmek, bulunmak (bir yere/kuruma), derslere katılmak veya sosyal olarak takılmak gibi anlamlara gelir. Örneğin bir kursa gitmek (frequentare un corso) veya bir arkadaş grubuyla zaman geçirmek (frequentare amici) gibi anlamları taşır.
?si=LjYZpna8FgvKtqPw
FARE CONFUSIONE:
İtalyanca bir ifadedir. Türkçe'de "karışıklık yaratmak", "şaşırtmak", "kafa karıştırmak" veya "birbirine karıştırmak/karışmak" anlamına gelir; yani bir şeyleri düzensizleştirmek, yanlış anlamaya yol açmak veya neyin ne olduğunu ayırt edemez hale getirmektir.
"Spiagare" nin ise "açıklamak, izah etmek " gibi "confusione' ye zıt bir anlamı vardır.
Campana = Zil./ İt.
Il pomeriggio, invece, uscivamo sempre per andare a fare un giro in campagna insieme a tutti i miei cugini e cugine ed era un vero divertimento.
Sevgi Dili
İnsanın en büyük meziyeti, her şeyden önce denge ve akıl yürütme yetisidir. Problem çözebilmek, fikir üretebilmek ve mevcut olanı sorgulayabilmek insana özgü bir davranış biçimidir.
Her ortama uyum sağlayabilmek yalnızca yüksek zekânın değil, aynı zamanda derin bir farkındalığın da göstergesidir.
İnsan, olup bitene sadece maruz kalan değil; onu anlamlandırabilen ve gerektiğinde lehine dönüştürebilen bir varlıktır.
?Etrafımızdaki kişilere öğüt vermek çoğu zaman kolaydır; asıl zor olan, onlara doğru davranışlarla model olabilmektir.
Çünkü dayatılan her inanç sistemi -adı ister din olsun, ister ideoloji, isterse bir yaşam biçimi-
bireysel farklılıklarımızı tehdit eder ve seçim hakkımıza müdahalede bulunur.
Bir bireyin inanç duygusunu zorla şekillendirmek, çoğu zaman o inancın inkârına yol açar. İnancını tamamen yitiren birey, kaçınılmaz olarak bir boşluğa düşer; hayatı anlamsızlaştıran o varoluş sancısının en temel nedeni de budur aslında.
?Oysa inanç dediğimiz şey, illa ki kutsal bir çerçeveye sığmak zorunda değildir.
Bu insanın kendine ait bir hayali, bir amaca tutkuyla bağlanması veya alışkanlıkları olabilir. Yeter ki amacına ulaşacağına inansın; inanan bir insanın yapamayacağı hiçbir şey yoktur.
?Gençlik dönemi, bu sosyal öğrenmenin en güçlü olduğu evredir. Bu dönemde gençlerle sevgi bağı kurmak bu yüzden çok önemlidir; çünkü onlar, çevrelerinde kendilerine en yakın hissettikleri ve en çok sevdikleri kişileri model alırlar. Sevgiye aç kalan bir birey en yakınlarıyla bu bağı kuramadığında onaylanma ihtiyacına başvuracaktır. Takdir etmek öz güveni geliştiren olumlu bir davranışken, onaylanma ihtiyacı bir insanın olduğu gibi kabulüne engeldir ve koşulludur.
?Bir birey yakın çevresinden takdir göremediğinde, beğenilme ve onaylanma ihtiyacından dolayı sosyal mecralara yönelecektir ki bu sanal alemde doğru kişilik modelleri olduğu kadar olumsuz ve uygun olmayan kişilik modelleri de vardır.
Sırf beğenilme ve onaylanma ihtiyacı yüzünden kendi benliğinden ödün vermek, ileriki dönemlerde kişilik bozukluklarının ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Ayrıca bu sanal ortam gençlerin güven duygularını zedelemekte ve kendilerini değersiz hissetmelerine yol açmaktadır.
Çünkü kişiliği sahte olan insanların duyguları, davranışları, hatta söyledikleri de samimiyetsizdir.
?Yaşanan hayal kırıklıklarının en temel nedeni, karşı taraftan hep bir beklenti içerisinde olmamızdan kaynaklanır. Beklenti yoksa hayal kırıklığı da yoktur. Koşulsuz sevilen bir birey onaylanma ihtiyacı hissetmez, kendisiyle barışıktır ve kendini olduğu gibi kabul eder.
Bu gibi durumlarda farkındalığı yüksek olduğu için herhangi bir beklenti içerisine girmez ve sırf onaylanma ihtiyacını karşılamak için kendi kişiliğinden ve değerlerinden ödün vermez.
?Karşılıklı sevgi ve bireysel farklılıklarımıza duyulan saygı, bu bağın kurulmasındaki en önemli etmendir. Aksi takdirde araya görünmez bir duvar örülür; "sıfır iletişim" döngüsünde "Ben buradayım, görülmeyi ve duyulmayı bekliyorum," demek; asıl niyetimizi anlamalarını beklemek yerine "elimizi taşın altına koymalıyız" ve herkesin anlayabileceği evrensel bir dil (sevgi dili) kullanmalıyız.
İnsanlar arasında ırk, dil, din ayrımı yapmayı bırakıp evrensel bir bakış açısıyla kendimizi geliştirmek zorundayız.
Adil ve eşit şartlarda yaşamak her bireyin en temel hakkıdır.
Ahlak görüşümüz ve ahlakî yasalarımız bizim güvenli sınırımızdır. Bizim sınırımızın sona erdiği yerde bir başkasının sınırı başlar ki o da kendi inanç sistemini ve ahlak yasalarını şekillendiği çevreye göre oluşturacaktır.
Saygı duyduğumuz kadar saygın, karşı tarafa verdiğimiz güven kadar güveniliriz.
Her şeyin bir karşılığı varken koşulsuz sunulan tek şeydir, sevgi.
Trascorrere (transkorrere):
İtalyanca bir fiil.Türkçede "geçirmek" (zaman, tatil) ve "harcamak" (para) gibi anlamlara gelir, özellikle
zamanı bir aktiviteyle birlikte "geçirmek" anlamında kullanılır, yani zamanı bir kaynak gibi harcamak,"tatili geçirmek" vb.
- Trascorreva il pomeriggio
FREQUENTER: / İng.
Bir yere veya bir etkinliğe sık sık giden, müdavim olan, düzenli olarak uğrayan kişi anlamına gelir; yani bir mekanın sürekli müşterisi veya o aktivitenin düzenli katılımcısıdır. Bu kelime genellikle İngilizce'den gelir ve Türkçede "müdavim", "gedikli", "sık geçen" gibi karşılıklarla ifade edilir.
FREQUENTARE:
İtalyanca bir fiildir.
Devam etmek, uğramak, takip etmek, sıklıkla gitmek, bulunmak (bir yere/kuruma), derslere katılmak veya sosyal olarak takılmak gibi anlamlara gelir.
Örneğin bir kursa gitmek (frequentare un corso) veya bir arkadaş grubuyla zaman geçirmek (frequentare amici) gibi anlamları taşır.
?si=YOC5VUeU2JtBdV8d
?si=v6nZQXMigTsOuuzE