sanık dinleniyor öğrencilerinize bilimum zamanlarda doktorluk gibi, avukatlık öğretmenlik gibi ciddi ve kadim değerde meslekler yerine ebru ballının, ebru şallının, ebru hallının likelarını takip eden astanlık gibi kıytırık meslekler öneriyormuşsunuz doğru mu şey kem küm efendim ebru şallı yan salonda tanık bir yakınını yalnız bırakmamak için adliyemize teşrif etmişler ne nerde ne vakıt hemen koş yetiş, aman bir selfi eee nerde kalmıştık duruşma dört ay sonrasına
bir kaç öğrenci coşkuyla yanıma yaklaşıp heyecanla sordular hocam hocam tıp mı avukatlık mı katematik mi fen mi astronomi mi gastronomi mi e çocuklar aşk olsun siz hangi devirde kaldınız gaztronomi bir kenara ama atın diğer hepsini siz şu aşk yarası dizisinin minesinin evde iç çamaşırlı ya da yazık ki ne yazık makyajsız halini şöyle yanlışlıkla kamerayı kapatmayı unutmuşken çektiği vidyosunu parmakları kendine rağmen tuşlara basıp yüklediği o, o pek kısa ama pek etkili vidyosunun kaç like aldığını kaç kere izlendiği bildirimini takip etmek için tutmak zorunda kaldığı asistanı olmalısınız çocuklar yüzüme bakakaldılar ben de onları şaşırtmanın hazzıyla coşup aslında aşk yakarın jönü olabilseniz daha eyi amma neyse asistlikte de iş var hani deyiverdim
eskiden insanların evini röntgenlemek için dürbünler vardı dikizci komşu olmak gerekti evlerin içini görebilmek için şimdi gözümüzün içine sokulan selfiler ev dans sovları var en mahremini gözlere beyinlere bulamak sıvamak var röntgencilik de mazide yerini almış ölmüş bir meslek ne yazık ki
"Mavi mi beyaz mı?"? diye sordu çocuk "Sarı mı siyah mı?"? diye sormadı ihtiyar Beyaz a bakıyordu görmeyen iki gözüyle Siyah a bakmıyordu gören eksi iki gözüyle Kendimden biliyordum Senden bilmiyordum Görmediğin zaman renklerin en güzeli en başta olandır Gördüğün mekan, renksizlerin en çirkini, en sonda olmayandır
Kuvvetli adımlarının sesi Kuvvetsiz duruşunun sessizliği Karanlık beynimde arş-ı alayı titretiyordu Aydınlık beyinsizliğimde yer küreyi titretmiyordu Gökyüzü melekleri hüzün yüklenmiş Yeryüzü şeytanları, sevinç yüklenmemiş Dokunsan kusacak öfkesini Dokunmasan yutacak sevincini
Bulutlar karanlığı resmediyor Bulutlar aydınlığı resmetmiyor İki olasılıktan biri gücüme gidiyor Eksi iki olasızlıktan hiçi gücsüzüme gitmiyor Ya Hüküm sürecekti kin Ya Hükümsüz duracaktı neşe Ya kopacaktı fırtınası dili tutulmuş sessizliğin Ya bağlanacaktı fırtınasızlığı dili tutulmamış sesin
Mezarı başında bir soğuk taş Yaşamı sonunda çok sıcak taş Taşında bir al yazma bağlı Taşımda çok mor yaz bağsız Ölsem de değişmez bu düzen derdin Dirilsem de değişir şu düzensiz derdim Neyin değişmesini bekliyordun ki Onun bunun şunun değişmemesini bekliyordumki ..../ düzenin değişmesiyle neydi derdin ? ...../ düzensizin değişmemesiyle o idi bu idi şu idi derdim? Hadi canim hadi sen işine bak artık Dur cansız dur ben işime bakma nihayet Öldün sen unutma, pervasızca hesaplaşma benimle Dirildim ben unut, pervalıca hesaplaşmama seninle Ölenler duymaz ki müziği, ışığı görmez ki Dirilenler duyar ki müziği, karanlığı görür ki Nerede nefret ettiğin şarkı varsa onu çalıyorum Başucunda Orada burada şurada hoşlandığın şarkı yoksa neyi çalmıyorsun Sonucunda
Cam çivisiyle tabutuna, yedi tahta çakmışlar, Tahta çivisizliğiyle tabutuma, yedi Cam sökmüşler, Gün görmemiş solucanlar dolmuş boşluklarına Gece görmüş solucanlar boşalmış doluluklarına İki olasılıktan birinin dişi kırılmış Eksi iki olasızlıktan çoğunun dişi yapılmış Biri kalmış göğüs boşluğumda. Çoğu gitmiş göğüs doluluğuna. İçime işlemeyen, içinin sindiği ihanetten kalan Dışına işleyen, dışının sinmediği ihanetsizlikten kalmayan Göğüs boşluğuma, yüzünü kapatıyorum Göğüs doluluğuna, yüzümü açıyorsun Mezarının Başucunda Yaşamımın Sonucunda Demir parmaklıklar sarmaladım dudaklarıma Demirsiz parmaksızlıklar sarmalamadın dudaklarına Dikenli telle çevirdim her hücremi Dikensiz telle çevirmedin hiç hücreni Bana seni çağıran hücrelerimi kansere çevirdim Sana beni çağırmayan hücrelerini kansersize çevirdin Yine de yok edemedim varoluşlarını Yinesizde var ettin yokolmayışlarımı
Öyle zamanlarda kaldım ki tavla tahtasının tam kıyısındaki düşeş zarlar gibi Böyle mekansızlıkta kalmadın ki tavla tahtasının noksan kıyısızlığındaki düşeşsiz zarlar gibisiz Gözlerimdeki rengi soluk, sökülmüş kışlık yün hırka gibi Gözlerindeki rengi sıcak, doldurulmuş yazlık yünsüz hırka gibisiz Yokluğundan, varlığın daha büyük bir zarar gibi Varlığımdan, yokluğum daha küçük bir fayda gibisiz
Düşüncelerime sesleniyorum Düşüncelerine seslenmiyorum Neydi senin benimle derdin O idi bu idi şu idi seninle derdim Yüzüme baka baka şimdi sus derdin Yüzüne bakmaya bakmaya sonra haykır derdim Şimdi sustum. Sonra haykırdın. Bir sırrım da yok artık. Hiç sırrın da var nihayet. Günahım da uluorta Sevabın da kuytuköşede Vebalim de Vebalsizliğim de Senin olsa bütün bunlar. Benim olmasa noksan şunlar. Benden sana ölümünün yıldönümünde Hediye Senden bana yaşamımın yılsızdönümsüzlüğünde Hediyesiz Cesedin gibi solsa çürüse. Vücüdum gibisiz açsa çürümese. Çürüdükçe parlayan bir ateş gibi karanlığın ortasında Çürümedikçe solan hiç ateş gibisiz aydınlığın sonunda
Mezarına su döksem, çiçek açar miydi Yaşamıma su dökmesen, çiçek solar miydi Hayır Tanrım! hayır evet Tanrın! Evet Bu topraktan en fazla ayrık otu yeşerir. Şu topraksızdan en az birlik otu solar. Diger otlardan ayrılır o da Diğersiz otsuzlardan birleşir o da Senin benden ayrıldığın gibi Benim senden birleştiğim gibisiz Nefretimi kussam Mezarının başında toprağa yazık Sevincini yutsan Mezarımın sonunda toprağa değer O seni nereye kusacak nerden bilsin. Bu beni oraya buraya şuraya yutacak ordasın burdasın şurdasın bilmesin.
Deniz kıyısı da değil üstelik, Kara kıyısız da değil alçaklık, Dalga vursa da kendime gelsem. Durgun vurmasa da sanada gelmesen. Düşüncelerimin utanmazlığını Düşüncelerinin utandığımı Yüzüme vursa Yüzüne vurmasa Yüzüme vursa da kendime gelsem. Yüzüne vurmasa da sanada gelmesem. Senden adım adım kendime doğru gelsem Benden karış karış sana yan gelmesen Sonra yatsam mezara dizlerimi karnıma çeksem Sonrasız yatmasan yaşama dizlerini karnına çekmesen Bir kaç damla süzülenle yeşerir mi acaba Hiç kaçsız damla boşalana soluverir mi galiba Beethoven’in son dizesi Beethovensizin ilk dizesizi Senden de ziyade... Benden de ziyadesiz...
Tamam şimdi sus Yarım sonra konuş Sen de ölüsün Ben de diriyim Ölüler konuşmaz Yaşayanlar konuşur Duymaz da Duyar da Ya sen ölü değildin, ya da ben sağır. Ya ben diri değildim, ya da sen duyar Hadi şimdi git Dur sonra gitme Ödeşsin ruhumun kanat sesleri... Ödeşmesin ruhunun kanatsız sessizlikleri... Ödeşsin artık senin yokluğunla Ödeşmesin artık benim varlığımla
BARDAĞIN YARISI DOLU İSE DİĞER YARISIDA BOŞ İSE SÖZKONUSU OLAN NE?
NE GÜZELSİN CUMHURİYET
CUMHURİYET HERKESEDİR
CUMHURİYET HERKESİNDİR
Efkan Şeşen dinleyin
sanık dinleniyor
öğrencilerinize bilimum zamanlarda doktorluk gibi, avukatlık öğretmenlik gibi ciddi ve kadim değerde meslekler yerine ebru ballının, ebru şallının, ebru hallının
likelarını takip eden astanlık gibi kıytırık meslekler öneriyormuşsunuz
doğru mu
şey kem küm
efendim ebru şallı yan salonda tanık bir yakınını yalnız bırakmamak için adliyemize teşrif etmişler
ne nerde ne vakıt
hemen koş yetiş, aman bir selfi
eee nerde kalmıştık
duruşma dört ay sonrasına
bir kaç öğrenci
coşkuyla yanıma yaklaşıp heyecanla sordular
hocam hocam
tıp mı avukatlık mı
katematik mi fen mi
astronomi mi gastronomi mi
e çocuklar aşk olsun
siz hangi devirde kaldınız
gaztronomi bir kenara
ama atın diğer hepsini
siz şu aşk yarası dizisinin minesinin
evde iç çamaşırlı ya da yazık ki ne yazık makyajsız halini şöyle yanlışlıkla
kamerayı kapatmayı unutmuşken çektiği vidyosunu
parmakları kendine rağmen tuşlara basıp yüklediği o,
o pek kısa ama pek etkili vidyosunun kaç like aldığını kaç kere izlendiği bildirimini takip etmek için tutmak zorunda kaldığı asistanı olmalısınız
çocuklar yüzüme bakakaldılar
ben de onları şaşırtmanın hazzıyla coşup aslında aşk yakarın jönü olabilseniz daha eyi amma neyse asistlikte de iş var hani deyiverdim
eskiden insanların evini röntgenlemek için dürbünler vardı
dikizci komşu olmak gerekti
evlerin içini görebilmek için
şimdi gözümüzün içine sokulan selfiler
ev dans sovları var
en mahremini gözlere beyinlere bulamak sıvamak var
röntgencilik de mazide yerini almış ölmüş bir meslek ne yazık ki
ikindi vaktinde yazın ortasını özledim
Kokunu aldın serden
Bize değil
Başkasına gülDÜN
Senden büyüğüz biz
Arakanı döndün ve öldün
Vida'ya ;)
Kokunu aldın serden
Bize değil
Başkasına gülDÜN
Senden büyüğüz biz
Arkanı dönüğün gün öldün
Vida'ya ;)
Amarna yasemin kılıklı , öne emre amade
Vida gitmez demiştim bizi bırakmaz sanmıştım
Yukarıya hüzün kokan bir cümle bıraktım
Yunanistan'ın en köklü Takımları arasında baş gösteren futbol takımı AEK'dır :)))
Aristo'ya sormadan bir şey yapmazlardı Aristo'dan sonrakiler de bakalım Aristo ne demiş diye kitaplardan bakarlardı
şimdi abd de hamburger yemek vardı
nev jörsi mi dersiniz, vaşinkton dc de mi
yeter ki abd de olsun
sen gidince ben karanlıkla kardeş
şiirlere eş oldum
Uzun uzun cümleler kurmak isterdim,
Ama dil yorgun, ben yorgun ve sen yoksun
Günaydın Kürsü :))
İçimiz açılsınmi biraz? ACILSIIIINNNN!
Hadi öyleyse hep bArAbAr!
Videoyu sonuna kadar izleyip de
Of ulen of çekmeyenlere sucuklu tost
ve duPle yayık ayran bedava!
Kış geliyor yokluğun camların buğusunda belirecek yine
Ben yel değirmeni değilim bunu anladıysan yeter sana
Seni fena halde bozmuşlar
O hünerli zatı tanımak isterdim
Ölüler Konuşmaz
Diriler Konuşur
"Mavi mi beyaz mı?"? diye sordu çocuk
"Sarı mı siyah mı?"? diye sormadı ihtiyar
Beyaz a bakıyordu görmeyen iki gözüyle
Siyah a bakmıyordu gören eksi iki gözüyle
Kendimden biliyordum
Senden bilmiyordum
Görmediğin zaman renklerin en güzeli en başta olandır
Gördüğün mekan, renksizlerin en çirkini, en sonda olmayandır
Kuvvetli adımlarının sesi
Kuvvetsiz duruşunun sessizliği
Karanlık beynimde arş-ı alayı titretiyordu
Aydınlık beyinsizliğimde yer küreyi titretmiyordu
Gökyüzü melekleri hüzün yüklenmiş
Yeryüzü şeytanları, sevinç yüklenmemiş
Dokunsan kusacak öfkesini
Dokunmasan yutacak sevincini
Bulutlar karanlığı resmediyor
Bulutlar aydınlığı resmetmiyor
İki olasılıktan biri gücüme gidiyor
Eksi iki olasızlıktan hiçi gücsüzüme gitmiyor
Ya Hüküm sürecekti kin
Ya Hükümsüz duracaktı neşe
Ya kopacaktı fırtınası dili tutulmuş sessizliğin
Ya bağlanacaktı fırtınasızlığı dili tutulmamış sesin
Mezarı başında bir soğuk taş
Yaşamı sonunda çok sıcak taş
Taşında bir al yazma bağlı
Taşımda çok mor yaz bağsız
Ölsem de değişmez bu düzen derdin
Dirilsem de değişir şu düzensiz derdim
Neyin değişmesini bekliyordun ki
Onun bunun şunun değişmemesini bekliyordumki
..../ düzenin değişmesiyle neydi derdin ?
...../ düzensizin değişmemesiyle o idi bu idi şu idi derdim?
Hadi canim hadi sen işine bak artık
Dur cansız dur ben işime bakma nihayet
Öldün sen unutma, pervasızca hesaplaşma benimle
Dirildim ben unut, pervalıca hesaplaşmama seninle
Ölenler duymaz ki müziği, ışığı görmez ki
Dirilenler duyar ki müziği, karanlığı görür ki
Nerede nefret ettiğin şarkı varsa onu çalıyorum
Başucunda
Orada burada şurada hoşlandığın şarkı yoksa neyi çalmıyorsun Sonucunda
Gece yeşil patikada yolumu görseydin
Gündüz turuncu patikasızlıkda yolsuz görmeseydin
Dudaklarındaki mühür işlemezdi demir ayaklarıma
Dudaksızlığın mühür, işlerdi demirsiz ellerine
Kapanma diyordu ayaklarıma
Kapan demiyordu ellerine
Parmak aralarıma doluşuyordu
Parmaksız arasızlıklarına boşalıyordu
Mezarının toprağı.
Yaşamın havası
Cam çivisiyle tabutuna, yedi tahta çakmışlar,
Tahta çivisizliğiyle tabutuma, yedi Cam sökmüşler,
Gün görmemiş solucanlar dolmuş boşluklarına
Gece görmüş solucanlar boşalmış doluluklarına
İki olasılıktan birinin dişi kırılmış
Eksi iki olasızlıktan çoğunun dişi yapılmış
Biri kalmış göğüs boşluğumda.
Çoğu gitmiş göğüs doluluğuna.
İçime işlemeyen, içinin sindiği ihanetten kalan
Dışına işleyen, dışının sinmediği ihanetsizlikten kalmayan
Göğüs boşluğuma, yüzünü kapatıyorum
Göğüs doluluğuna, yüzümü açıyorsun
Mezarının Başucunda
Yaşamımın Sonucunda
Demir parmaklıklar sarmaladım dudaklarıma
Demirsiz parmaksızlıklar sarmalamadın dudaklarına
Dikenli telle çevirdim her hücremi
Dikensiz telle çevirmedin hiç hücreni
Bana seni çağıran hücrelerimi kansere çevirdim
Sana beni çağırmayan hücrelerini kansersize çevirdin
Yine de yok edemedim varoluşlarını
Yinesizde var ettin yokolmayışlarımı
Ayağım yerden kesilse,
Elin gökden kesilmese
geçer miydi boynumdan veballerin.
geçmez miydi boynundan veballsizliklerim.
Kanımı içtiğin altun şarap kadehlerinden dökülür müydü sözcükler.
Kansızlığını içmediğim altun şarap kadehlerimden dökülmezmiydi sözcükler.
Düşüncelerime sesleniyorum
Düşüncelerine seslenmiyorum
Tanrım delirdim mi, nedir bu çılgın şiirler.
Tanrın akıllandın mı, odur budur şudur uslu şiirler
Öyle zamanlarda kaldım ki tavla tahtasının tam kıyısındaki düşeş zarlar gibi
Böyle mekansızlıkta kalmadın ki tavla tahtasının noksan kıyısızlığındaki düşeşsiz zarlar gibisiz
Gözlerimdeki rengi soluk, sökülmüş kışlık yün hırka gibi
Gözlerindeki rengi sıcak, doldurulmuş yazlık yünsüz hırka gibisiz
Yokluğundan, varlığın daha büyük bir zarar gibi
Varlığımdan, yokluğum daha küçük bir fayda gibisiz
Düşüncelerime sesleniyorum
Düşüncelerine seslenmiyorum
Neydi senin benimle derdin
O idi bu idi şu idi seninle derdim
Yüzüme baka baka şimdi sus derdin
Yüzüne bakmaya bakmaya sonra haykır derdim
Şimdi sustum.
Sonra haykırdın.
Bir sırrım da yok artık.
Hiç sırrın da var nihayet.
Günahım da uluorta
Sevabın da kuytuköşede
Vebalim de
Vebalsizliğim de
Senin olsa bütün bunlar.
Benim olmasa noksan şunlar.
Benden sana ölümünün yıldönümünde
Hediye
Senden bana yaşamımın yılsızdönümsüzlüğünde
Hediyesiz
Cesedin gibi solsa çürüse.
Vücüdum gibisiz açsa çürümese.
Çürüdükçe parlayan bir ateş gibi karanlığın ortasında
Çürümedikçe solan hiç ateş gibisiz aydınlığın sonunda
Mezarına su döksem, çiçek açar miydi
Yaşamıma su dökmesen, çiçek solar miydi
Hayır Tanrım! hayır
evet Tanrın! Evet
Bu topraktan en fazla ayrık otu yeşerir.
Şu topraksızdan en az birlik otu solar.
Diger otlardan ayrılır o da
Diğersiz otsuzlardan birleşir o da
Senin benden ayrıldığın gibi
Benim senden birleştiğim gibisiz
Nefretimi kussam Mezarının başında
toprağa yazık
Sevincini yutsan Mezarımın sonunda toprağa değer
O seni nereye kusacak nerden bilsin.
Bu beni oraya buraya şuraya yutacak ordasın burdasın şurdasın bilmesin.
Deniz kıyısı da değil üstelik,
Kara kıyısız da değil alçaklık,
Dalga vursa da kendime gelsem.
Durgun vurmasa da sanada gelmesen.
Düşüncelerimin utanmazlığını
Düşüncelerinin utandığımı
Yüzüme vursa
Yüzüne vurmasa
Yüzüme vursa da kendime gelsem.
Yüzüne vurmasa da sanada gelmesem.
Senden adım adım kendime doğru gelsem
Benden karış karış sana yan gelmesen
Sonra yatsam mezara dizlerimi karnıma çeksem
Sonrasız yatmasan yaşama dizlerini karnına çekmesen
Bir kaç damla süzülenle yeşerir mi acaba
Hiç kaçsız damla boşalana soluverir mi galiba
Beethoven’in son dizesi
Beethovensizin ilk dizesizi
Senden de ziyade...
Benden de ziyadesiz...
Tamam şimdi sus
Yarım sonra konuş
Sen de ölüsün
Ben de diriyim
Ölüler konuşmaz
Yaşayanlar konuşur
Duymaz da
Duyar da
Ya sen ölü değildin, ya da ben sağır.
Ya ben diri değildim, ya da sen duyar
Hadi şimdi git
Dur sonra gitme
Ödeşsin ruhumun kanat sesleri...
Ödeşmesin ruhunun kanatsız sessizlikleri...
Ödeşsin artık senin yokluğunla
Ödeşmesin artık benim varlığımla
BARDAĞIN YARISI DOLU İSE DİĞER YARISIDA BOŞ İSE SÖZKONUSU OLAN NE?
"(Beyin jimnastiğine iyi gelen buda bir çeviri)"
Yurtsuzların Yurdu
26.10. 2022
Bu gece de sabahla sevişip gitmesin
Haklısın Kimya Hatun
Ve
Eyvallah Amarna
Okuduğunu anlamayn kişiyle diyaloğa girdim diyalogu birak tartışıyorum
Yazık bana