şapkadan çıkan tavşanlar, zamansız koştular havuç şekerlemesine, illüzyon çabuk bitti ve çocuk yürek, doyamadan gösteriye, kapandı kalın bordo perdeler…,
tıkanıp kaldı, beklenmedik gidişin boğazımda, ki yutmaya kıyamıyorum..., ah;
dünyanın işini mahşere bırakmadan, ve ölüm gelmeden yaşamak gerek hayatı, güzellikler, iyilikler, sevgiler ve, ve aşk ile…,
kavuşuruz belki de, fanilere pîr olunan yaşlarda, belli mi olur, umutlar solmasın, ki ölüm için henüz pek erken…,
sen; en çok kendine kıyabilensin, uçurumlara atlayabilecek kumaştayken, yaya kalmayı da seçebilirsin sen, ah;
ki nefeslerin vahdet kokar senin…, yeni bir hayat bahşeden beyzaden olmak kadar; güzelsin…,
kaf dağının ardına kaçılır seninle aşk, upuzun yıllar aşılır seninle aşk, açılmaz kapılar açılır seninle aşk, hatırlar gönüller yapılır seninle aşk, yaradana yâr gibi tapılır seninle aşk, ah;
sen endamı zarif dağlar gibi, gönlü dipsiz ummanlar gibi, güzeller güzeli bir toroslar yağızı, olgun ve mütekâmilsin,
hiç nefessiz kalmadım sende…; hiçbir ikliminde soluğum kesilmedi, gözlerinin derinliklerindeyken…, varlığımı bağlayıp tutunduğum cansın, dilersen yaşatır, istersen koparırsın…
garibim, bir fukara isimsizim, yüreğine kara kirpiklerle diktin beni, sana bulutları göstererek, - bu tabloyu kim yapmış diye sormuştum, sense, - gökyüzümsün dedin bana madem, o halde söyle hekimim; hangi yeryüzü gökyüzüne bakmaz…, ve sanılıyor mu ki, gökyüzü de yeryüzüne meftun değildir…,
ve sen tekil bir itikaf çal kendine…, felek rüzgarında ağaran şakaklarının ak ışıltısı ve gece gözlerinden süzülen hüznünle bakarken uzaklara, aşkın soldurduğu dudakların kapalı, omzunda reyhanlıdan ayrılığın ağır yükü, kederlisin…, duru sular kadar yorgun, ve yoksun..., ..... ... .
şapkadan çıkan tavşanlar, zamansız koştular havuç şekerlemesine, illüzyon çabuk bitti ve çocuk yürek, doyamadan gösteriye, kapandı kalın bordo perdeler…,
tıkanıp kaldı, beklenmedik gidişin boğazımda, ki yutmaya kıyamıyorum..., ah;
dünyanın işini mahşere bırakmadan, ve ölüm gelmeden yaşamak gerek hayatı, güzellikler, iyilikler, sevgiler ve, ve aşk ile…,
kavuşuruz belki de, fanilere pîr olunan yaşlarda, belli mi olur, umutlar solmasın, ki ölüm için henüz pek erken…,
sen; en çok kendine kıyabilensin, uçurumlara atlayabilecek kumaştayken, yaya kalmayı da seçebilirsin sen, ah;
ki nefeslerin vahdet kokar senin…, yeni bir hayat bahşeden beyzaden olmak kadar; güzelsin…,
kaf dağının ardına kaçılır seninle aşk, upuzun yıllar aşılır seninle aşk, açılmaz kapılar açılır seninle aşk, hatırlar gönüller yapılır seninle aşk, yaradana yâr gibi tapılır seninle aşk, ah;
sen endamı zarif dağlar gibi, gönlü dipsiz ummanlar gibi, güzeller güzeli bir toroslar yağızı, olgun ve mütekâmilsin,
hiç nefessiz kalmadım sende…; hiçbir ikliminde soluğum kesilmedi, gözlerinin derinliklerindeyken…, varlığımı bağlayıp tutunduğum cansın, dilersen yaşatır, istersen koparırsın…
müjdemsin sen benim, sevincim; simsiy/ah hakikatim ve hakikatlim, kaderim…, işaretlerinle yüceliyorum basamak basamak, uzaklıkta yakınımsın sen benim, serinliğim, ışığımsın sen benim, sır kâtibim…, ah;
garibim, bir fukara isimsizim, yüreğine kara kirpiklerle diktin beni, sana bulutları göstererek, - bu tabloyu kim yapmış diye sormuştum, sense, - gökyüzümsün dedin bana madem, o halde söyle hekimim; hangi yeryüzü gökyüzüne bakmaz…, ve sanılıyor mu ki, gökyüzü de yeryüzüne meftun değildir…,
ve sen tekil bir itikaf çal kendine…, felek rüzgarında ağaran şakaklarının ak ışıltısı ve gece gözlerinden süzülen hüznünle bakarken uzaklara, aşkın soldurduğu dudakların kapalı, omzunda reyhanlıdan ayrılığın ağır yükü, kederlisin…, duru sular kadar yorgun, ve yoksun..., ..... ... .
şapkadan çıkan tavşanlar, zamansız koştular havuç şekerlemesine, illüzyon çabuk bitti ve çocuk yürek, doyamadan gösteriye, kapandı kalın bordo perdeler…,
tıkanıp kaldı, beklenmedik gidişin boğazımda, ki yutmaya kıyamıyorum..., ah;
dünyanın işini mahşere bırakmadan, ve ölüm gelmeden yaşamak gerek hayatı, güzellikler, iyilikler, sevgiler ve, ve aşk ile…,
kavuşuruz belki de, fanilere pîr olunan yaşlarda, belli mi olur, umutlar solmasın, ki ölüm için henüz pek erken…,
sen; en çok kendine kıyabilensin, uçurumlara atlayabilecek kumaştayken, yaya kalmayı da seçebilirsin sen, ah;
ki nefeslerin vahdet kokar senin…, yeni bir hayat bahşeden beyzaden olmak kadar; güzelsin…,
kaf dağının ardına kaçılır seninle aşk, upuzun yıllar aşılır seninle aşk, açılmaz kapılar açılır seninle aşk, hatırlar gönüller yapılır seninle aşk, yaradana yâr gibi tapılır seninle aşk, ah;
sen endamı zarif dağlar gibi, gönlü dipsiz ummanlar gibi, güzeller güzeli bir toroslar yağızı, olgun ve mütekâmilsin,
hiç nefessiz kalmadım sende…; hiçbir ikliminde soluğum kesilmedi, gözlerinin derinliklerindeyken…, varlığımı bağlayıp tutunduğum cansın, dilersen yaşatır, istersen koparırsın…
müjdemsin sen benim, sevincim; simsiy/ah hakikatim ve hakikatlim, kaderim…, işaretlerinle yüceliyorum basamak basamak, uzaklıkta yakınımsın sen benim, serinliğim, ışığımsın sen benim, sır kâtibim…, ah;
bana pür/nûrdur senin nârın, ağyarını alev alev yakar, kandilimsin gönlüm ve lisanımda, yıkandım yüreğindeki esrarlı ırmakta ve çağladım; aşkınla yoğrulup ötelere ağladım…,
garibim, bir fukara isimsizim, yüreğine kara kirpiklerle diktin beni, sana bulutları göstererek, - bu tabloyu kim yapmış diye sormuştum, sense, - gökyüzümsün dedin bana madem, o halde söyle hekimim; hangi yeryüzü gökyüzüne bakmaz…, ve sanılıyor mu ki, gökyüzü de yeryüzüne meftun değildir…,
ve sen tekil bir itikaf çal kendine…, felek rüzgarında ağaran şakaklarının ak ışıltısı ve gece gözlerinden süzülen hüznünle bakarken uzaklara, aşkın soldurduğu dudakların kapalı, omzunda reyhanlıdan ayrılığın ağır yükü, kederlisin…, duru sular kadar yorgun, ve yoksun..., ..... ... .
duvarlarla örülü dünyanın,duvarlarından birine toslamak yorgunluk..
yani son derece olağan.....ve aslında istenilesi.......neden mi? şöyle ki; duvarla çarpışmak için hareket halinde olmak lazım,bir arayış lazım........ve de malum ki:
arayanlar bulamaz ama bulanlar arayanlardır... :)
o halde yorgunluğumuzun alnından öpüp,öyle yatıralım bu gece.....
çoğu kez, haddinden çok parçaya bölünmenin bünyeye ettiğidir yorgunluk
kalem kağıtsız bir hesabın sonunda, eline bavul alıp da bir oraya bir buraya giderken, her gittiği mesafede kalbinin bir parçasını bırakan, istediklerini elde etme çabasını çoktan sırtındaki heybeden çıkarıp atmış kişiye de yorgun denir.
o yorgun kişi için: sabah vücudunun uyandığı saatte uyanıp, günü sorumluluklarına, sözlerine mecburiyetlerine, paniklerine, endişelerine, korkularına, üzüntülerine değil de kendine ayrımak, kendi isteklerine göre planlamaktan daha büyük bir lüks olamaz.
allah herkese bu lüksü yılın yarısında, hadi bilemedin üçte birinde nasip etsin. amin.
yorgun geldim bu dünyaya kimse bilmez sonsuzluk benim olsa fayda etmez öyle bir derde düüştümki hiç sorma katlanmak zor gücün yoksa çaresizlik gözlerinde can verirken ellerimde sustun artık sen söylerim ben senin yerine işte ben böyle öldüm gittim kendimi gömdüm sonra toprağa sordum dünya böyle değildi toprak dedi sen kördün
Meşhur piyanist Arthur Rubisnstein konserlerinden birinde küçük bir kızın hatıra defterini imzalamakta tereddüt ediyormuş.Ellerinin çok yorulmuş olduğunu ileri sürerek,küçük kızı başından savmaya çalışmış.
Kız, tereddüt etmeden şöyle demiş: 'Ellerinizin ne kadar yorgun olduğunu biliyorum ama inanın benim ellerimde sizinkiler kadar yorgun.'
Arthur Rubinstein anlayamamış ve nedenini sormuş küçük kıza;
Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda öyle yoruldum ki yoruldum dünyayi tanimaktan saçlarim çok yoruldu gençlik uykularimda acilar çekebilecek yasa geldigim zaman aciyla ugrasacak yerlerimi yok ettim. Ve simdi birçok sayfasini atlayarak bitirdigim kitabin basindan baslayabilirim.
VII
ki hokus pokus aşk,
öyle mi;
şapkadan çıkan tavşanlar,
zamansız koştular havuç şekerlemesine,
illüzyon çabuk bitti ve
çocuk yürek,
doyamadan gösteriye,
kapandı kalın bordo perdeler…,
tıkanıp kaldı,
beklenmedik gidişin boğazımda,
ki yutmaya kıyamıyorum...,
ah;
dünyanın işini mahşere bırakmadan,
ve ölüm gelmeden yaşamak gerek hayatı,
güzellikler, iyilikler, sevgiler ve,
ve aşk ile…,
kavuşuruz belki de,
fanilere pîr olunan yaşlarda,
belli mi olur,
umutlar solmasın,
ki ölüm için henüz pek erken…,
sen;
en çok kendine kıyabilensin,
uçurumlara atlayabilecek kumaştayken,
yaya kalmayı da seçebilirsin sen,
ah;
ki nefeslerin vahdet kokar senin…,
yeni bir hayat bahşeden
beyzaden olmak kadar; güzelsin…,
kaf dağının ardına kaçılır seninle aşk,
upuzun yıllar aşılır seninle aşk,
açılmaz kapılar açılır seninle aşk,
hatırlar gönüller yapılır seninle aşk,
yaradana yâr gibi tapılır seninle aşk,
ah;
sen endamı zarif dağlar gibi,
gönlü dipsiz ummanlar gibi,
güzeller güzeli bir toroslar yağızı,
olgun ve mütekâmilsin,
hiç nefessiz kalmadım sende…;
hiçbir ikliminde soluğum kesilmedi,
gözlerinin derinliklerindeyken…,
varlığımı bağlayıp tutunduğum cansın,
dilersen yaşatır, istersen koparırsın…
garibim, bir fukara isimsizim,
yüreğine kara kirpiklerle diktin beni,
sana bulutları göstererek,
- bu tabloyu kim yapmış
diye sormuştum,
sense,
- gökyüzümsün
dedin bana madem,
o halde söyle hekimim;
hangi yeryüzü gökyüzüne bakmaz…,
ve sanılıyor mu ki,
gökyüzü de yeryüzüne meftun değildir…,
vaslına erdiğin sır ırmakları menzilin olsun…,
ayağına diken batmadan;
zindan çilenin izleri alnında,
gücenmiş dudaklarından süzülen tebessüm,
yüreğine ve yufka bağrına aksın,
ve sen tekil bir itikaf çal kendine…,
felek rüzgarında ağaran şakaklarının ak ışıltısı
ve gece gözlerinden süzülen hüznünle
bakarken uzaklara,
aşkın soldurduğu dudakların kapalı,
omzunda reyhanlıdan ayrılığın ağır yükü,
kederlisin…,
duru sular kadar yorgun,
ve yoksun...,
.....
...
.
VII
ki hokus pokus aşk,
öyle mi;
şapkadan çıkan tavşanlar,
zamansız koştular havuç şekerlemesine,
illüzyon çabuk bitti ve
çocuk yürek,
doyamadan gösteriye,
kapandı kalın bordo perdeler…,
tıkanıp kaldı,
beklenmedik gidişin boğazımda,
ki yutmaya kıyamıyorum...,
ah;
dünyanın işini mahşere bırakmadan,
ve ölüm gelmeden yaşamak gerek hayatı,
güzellikler, iyilikler, sevgiler ve,
ve aşk ile…,
kavuşuruz belki de,
fanilere pîr olunan yaşlarda,
belli mi olur,
umutlar solmasın,
ki ölüm için henüz pek erken…,
sen;
en çok kendine kıyabilensin,
uçurumlara atlayabilecek kumaştayken,
yaya kalmayı da seçebilirsin sen,
ah;
ki nefeslerin vahdet kokar senin…,
yeni bir hayat bahşeden
beyzaden olmak kadar; güzelsin…,
kaf dağının ardına kaçılır seninle aşk,
upuzun yıllar aşılır seninle aşk,
açılmaz kapılar açılır seninle aşk,
hatırlar gönüller yapılır seninle aşk,
yaradana yâr gibi tapılır seninle aşk,
ah;
sen endamı zarif dağlar gibi,
gönlü dipsiz ummanlar gibi,
güzeller güzeli bir toroslar yağızı,
olgun ve mütekâmilsin,
hiç nefessiz kalmadım sende…;
hiçbir ikliminde soluğum kesilmedi,
gözlerinin derinliklerindeyken…,
varlığımı bağlayıp tutunduğum cansın,
dilersen yaşatır, istersen koparırsın…
müjdemsin sen benim, sevincim;
simsiy/ah hakikatim ve hakikatlim,
kaderim…,
işaretlerinle yüceliyorum basamak basamak,
uzaklıkta yakınımsın sen benim,
serinliğim,
ışığımsın sen benim,
sır kâtibim…,
ah;
garibim, bir fukara isimsizim,
yüreğine kara kirpiklerle diktin beni,
sana bulutları göstererek,
- bu tabloyu kim yapmış
diye sormuştum,
sense,
- gökyüzümsün
dedin bana madem,
o halde söyle hekimim;
hangi yeryüzü gökyüzüne bakmaz…,
ve sanılıyor mu ki,
gökyüzü de yeryüzüne meftun değildir…,
vaslına erdiğin sır ırmakları menzilin olsun…,
ayağına diken batmadan;
zindan çilenin izleri alnında,
gücenmiş dudaklarından süzülen tebessüm,
yüreğine ve yufka bağrına aksın,
ve sen tekil bir itikaf çal kendine…,
felek rüzgarında ağaran şakaklarının ak ışıltısı
ve gece gözlerinden süzülen hüznünle
bakarken uzaklara,
aşkın soldurduğu dudakların kapalı,
omzunda reyhanlıdan ayrılığın ağır yükü,
kederlisin…,
duru sular kadar yorgun,
ve yoksun...,
.....
...
.
VII
ki hokus pokus aşk,
öyle mi;
şapkadan çıkan tavşanlar,
zamansız koştular havuç şekerlemesine,
illüzyon çabuk bitti ve
çocuk yürek,
doyamadan gösteriye,
kapandı kalın bordo perdeler…,
tıkanıp kaldı,
beklenmedik gidişin boğazımda,
ki yutmaya kıyamıyorum...,
ah;
dünyanın işini mahşere bırakmadan,
ve ölüm gelmeden yaşamak gerek hayatı,
güzellikler, iyilikler, sevgiler ve,
ve aşk ile…,
kavuşuruz belki de,
fanilere pîr olunan yaşlarda,
belli mi olur,
umutlar solmasın,
ki ölüm için henüz pek erken…,
sen;
en çok kendine kıyabilensin,
uçurumlara atlayabilecek kumaştayken,
yaya kalmayı da seçebilirsin sen,
ah;
ki nefeslerin vahdet kokar senin…,
yeni bir hayat bahşeden
beyzaden olmak kadar; güzelsin…,
kaf dağının ardına kaçılır seninle aşk,
upuzun yıllar aşılır seninle aşk,
açılmaz kapılar açılır seninle aşk,
hatırlar gönüller yapılır seninle aşk,
yaradana yâr gibi tapılır seninle aşk,
ah;
sen endamı zarif dağlar gibi,
gönlü dipsiz ummanlar gibi,
güzeller güzeli bir toroslar yağızı,
olgun ve mütekâmilsin,
hiç nefessiz kalmadım sende…;
hiçbir ikliminde soluğum kesilmedi,
gözlerinin derinliklerindeyken…,
varlığımı bağlayıp tutunduğum cansın,
dilersen yaşatır, istersen koparırsın…
müjdemsin sen benim, sevincim;
simsiy/ah hakikatim ve hakikatlim,
kaderim…,
işaretlerinle yüceliyorum basamak basamak,
uzaklıkta yakınımsın sen benim,
serinliğim,
ışığımsın sen benim,
sır kâtibim…,
ah;
bana pür/nûrdur senin nârın,
ağyarını alev alev yakar,
kandilimsin gönlüm ve lisanımda,
yıkandım yüreğindeki esrarlı ırmakta
ve çağladım;
aşkınla yoğrulup ötelere ağladım…,
garibim, bir fukara isimsizim,
yüreğine kara kirpiklerle diktin beni,
sana bulutları göstererek,
- bu tabloyu kim yapmış
diye sormuştum,
sense,
- gökyüzümsün
dedin bana madem,
o halde söyle hekimim;
hangi yeryüzü gökyüzüne bakmaz…,
ve sanılıyor mu ki,
gökyüzü de yeryüzüne meftun değildir…,
vaslına erdiğin sır ırmakları menzilin olsun…,
ayağına diken batmadan;
zindan çilenin izleri alnında,
gücenmiş dudaklarından süzülen tebessüm,
yüreğine ve yufka bağrına aksın,
ve sen tekil bir itikaf çal kendine…,
felek rüzgarında ağaran şakaklarının ak ışıltısı
ve gece gözlerinden süzülen hüznünle
bakarken uzaklara,
aşkın soldurduğu dudakların kapalı,
omzunda reyhanlıdan ayrılığın ağır yükü,
kederlisin…,
duru sular kadar yorgun,
ve yoksun...,
.....
...
.
Beden yorgunluğu gecer gönül yorulmasın yeter
duvarlarla örülü dünyanın,duvarlarından birine toslamak yorgunluk..
yani son derece olağan.....ve aslında istenilesi.......neden mi?
şöyle ki; duvarla çarpışmak için hareket halinde olmak lazım,bir arayış lazım........ve de malum ki:
arayanlar bulamaz ama bulanlar arayanlardır... :)
o halde yorgunluğumuzun alnından öpüp,öyle yatıralım bu gece.....
bütün yorgunlar güneşe ilendi
onlar için bir ağacın değeri gölgesi.
çoğu kez, haddinden çok parçaya bölünmenin bünyeye ettiğidir yorgunluk
kalem kağıtsız bir hesabın sonunda, eline bavul alıp da bir oraya bir buraya giderken, her gittiği mesafede kalbinin bir parçasını bırakan, istediklerini elde etme çabasını çoktan sırtındaki heybeden çıkarıp atmış kişiye de yorgun denir.
o yorgun kişi için: sabah vücudunun uyandığı saatte uyanıp, günü sorumluluklarına, sözlerine mecburiyetlerine, paniklerine, endişelerine, korkularına, üzüntülerine değil de kendine ayrımak, kendi isteklerine göre planlamaktan daha büyük bir lüks olamaz.
allah herkese bu lüksü yılın yarısında, hadi bilemedin üçte birinde nasip etsin. amin.
yorgun musun sen de benim kadar? ...
şu anki ben:(((
her tarafım yorguN keyifsizim gécédéN kaLma bi haldéim..! !
şuanki halimmm ha uyudum uyuyacağım ama gene pc başındayımmmm offf offff
yorgun geldim bu dünyaya
kimse bilmez
sonsuzluk benim olsa
fayda etmez
öyle bir derde düüştümki
hiç sorma
katlanmak zor gücün yoksa
çaresizlik gözlerinde can verirken
ellerimde sustun artık sen
söylerim ben senin yerine
işte ben böyle öldüm gittim kendimi gömdüm
sonra toprağa sordum dünya böyle değildi
toprak dedi sen kördün
Şebnem Ferah
Meşhur piyanist Arthur Rubisnstein konserlerinden birinde küçük bir kızın hatıra defterini imzalamakta tereddüt ediyormuş.Ellerinin çok yorulmuş olduğunu ileri sürerek,küçük kızı başından savmaya çalışmış.
Kız, tereddüt etmeden şöyle demiş:
'Ellerinizin ne kadar yorgun olduğunu biliyorum ama inanın benim ellerimde sizinkiler kadar yorgun.'
Arthur Rubinstein anlayamamış ve nedenini sormuş küçük kıza;
'Alkışlamaktan..' demiş küçük kız...
kapanmaz yarayım
gece gündüz kanarım
göz göre göre yandı yıllarım
gönlümde açan çiçek
sen olmadan solunca
senin eserin bu YORGUN YILLARIM........
öylesine kederliyim ki bide üstüne...beynimi bulandıran ah o lanet sorunlar...
kan çanağına dönmüş gözler, beyinin çatlaması ve sürekli uyuyor olmayı düşlemek...
beni tamamiyle beni....
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?
Victor Hugo
Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda
öyle yoruldum ki yoruldum dünyayi tanimaktan
saçlarim çok yoruldu gençlik uykularimda
acilar çekebilecek yasa geldigim zaman
aciyla ugrasacak yerlerimi yok ettim.
Ve simdi birçok sayfasini atlayarak bitirdigim kitabin
basindan baslayabilirim.