Kültür Sanat Edebiyat Şiir

paragraf sizce ne demek, paragraf size neyi çağrıştırıyor?

paragraf terimi Blue Send Me tarafından tarihinde eklendi

  • Eda Baykul
    Eda Baykul

    paragraf soruları iğrençççççççççç :)))))))

  • Birgül Meral
    Birgül Meral

    o boşluklar; sen okurken tebessüm ettiğini görebilme boşluklarıydı gözlerim için. kızdığını, beğenmeyişini, can sıkıntını, heyecanını...
    ve bir keresinde şaşırdığımı sandın.. bir fark bekliyordum senden.
    hiç şaşırmadım sen tektin farklıydın..

  • Orhan Süer
    Orhan Süer

    1- konsept nedir.2-paragraf yazının neresinde kullanılır

  • Mehmet Şah Erincik
    Mehmet Şah Erincik

    bugün durmadan kalbim ağrıdı. bir rüzgar yedim, bir deniz gördüm, bir serap. yine de durmadan kalbim ağrıdı. sebepler üretiyorum kendime. koyu bir yalnızlığın sebebini. ama hayır olmuyor. bu kalp ağrısının sebebi yok. benden doğru birşey çünkü. camdan kalbim. nasıl da parçalanıyor. camdan camdan camdan...

  • Şeyda Yiğit
    Şeyda Yiğit

    Yeni başlangıçların özgür kanatlandığı Galata Kulesi! Herşey gönlümce...gönül benim değil mi? Şimdi paragraf başıyım!

  • Nihan Aydın
    Nihan Aydın

    birkaç cümlelik boşluk

  • Üzeyir
    Üzeyir

    bir duyguyu bir düşünceyi bir isteği anlatmak amacıyla söz veya sözüklere denir.

  • Scabiosa Argentea
    Scabiosa Argentea

    ' NEDİR' lere yazmak ta bir saplantı değil mi?
    -Bu sayfalarda, hangi terim bize ne anlatıyor, hangi sözcük bize neyi çağrıştırıyor bunu yazıp paylaşacağız.- buyrun size saplantı işte.. Neden hergün burayasınız? ? (Saplantı ya yazdırmadılar..hakkım dolmuş...ben de buraya yazdım)

  • John Doe
    John Doe

    Klavyedeki TAB tuşunun varoluş sebebi...

  • Blue Send Me
    Blue Send Me

    ' Sana bugüne kadar kimseye anlatmadığım, şimdiye kadar bana ait kalan bir dünyayı anlatacağım.
    Anlamak için sadece hayal gücüne ihtiyaç duyduğun bir serüvenin sonuna geliyoruz... Bundan sonra serüven yine sürecek, hayal gücüne yine ihtiyacın olacak... Ama bu kez hayal gücünü, sana sunacağım dünyayı doyasıya anlamak, alabildiğine hissetmek için kullanacaksın...
    Sana kapıları açtığım bu sorunlu dünya, sana cömert bir dünya olacak... Varlığını sadece hüznü anlayanların mutluluğu için adanmış bir dünya... Işıklarını sadece onu anlayanlar için parlayacak, sıcaklığını sadece onlara sunacak... Bu dünya başkaları için gözdağı veren bir fırtına, hüznü anlayana huzur ve dinginlik olacak...
    Biliyorum, bütün bunlar biraz gerçek dışı... Aslında güç şey gerçeği açıklamak... Çünkü açıklanabilecek tek gerçek var o da gerçeğin sürekli biçim değiştirdiği... Senin hayallerinde canlandırdığın gerçek nasıl birşey bilmiyorum. Ama anlatacaklarımdan sonra benim gerçeğimin seni, bugüne kadar hiç yaşamadığın derecede etkileyeceğini biliyorum... '

    aykut polat

  • Blue Send Me
    Blue Send Me

    BAZI AYRILIKLARDA MENDİL LÜKSTÜR

    Ateşin düştüğü yeri yakması, aynı ateşin düşmediği yerlere uğramayacağı anlamına gelmez, diyorsam, atasözü saymanıza gerek yok bunu, “eksik olan”ı söylemeye çalışıyorum sadece, bir de “fazla olan”ı... İnsanlık gibi, şiir gibi, şarkı gibi bir “şey”i belki de...
    Bu ovalarda sarıyla yeşil karışarak bir “mavi” olamamış, ova yerin dibine batmış, sarıyla yeşilin bir “mavi” olamayacak kadar aciz olduğu çoktan ortaya çıkmıştır. Sarıova, onlarca kez aşılmış, aşılırken duygu itibarıyla zedelenmiş, aşılırken aynı zamanda aşınmıştır. Çınarlar vardır, çınarların altları vardır ama çınaraltına ulaşmanın tadı yoktur, su vardır ama suyun sesini duymanın coşkusu

    paylaşılamayacak kadar uzaktadır. Yaşlanmak arzusuyla yanıp tutuşan bir aşkla çınaraltına uzanırsınız ama sizin bir tatlı huzur almaya geldiğinizi anlayacak kimse oturmuyor artık burada. Ateş düşeceği yere düşmüş, herkes kendi kederiyle başbaşa kalmıştır. Yabancılık bıçak gibi saplanmıştır gecenin sırtına. Gecenin karnında doğmak istemeyen, sabah olmasın güneş doğmasın diye bağıran bir çocuk tepinmektedir ama, ölmüş bir geceyi kim kaldırabilir ayağa; kim uyandırabilir uyuyan bir arkadaşlığı; kim şiir bağışlar “ah”ı gitmiş “vah”ı kalmış masalara, hangi tanrı, hangi tufan? Sözün tükendiği yerde araya giren sessizliğin gındırık kapılarından şarkılar sızmazsa, hangi müneccim keşfedebilir yaşanmakta olan buhranları ipucu verilmezse...

    Aşk bitince dönülecek köyün bir adı huzursa, öteki adı da annedir...

    Dostluk bitince dönülecek köylerden biri babaysa, öteki de sudur ve ateştir ve topraktır, çünkü Şair'in* dediği doğrudur, çünkü “Hayat dört şeyle kaimdir” ve bu dört şeyden biri de babadır. Her tilkinin döneceği bir kürkçü dükkânı vardır ama, geri dönülen yerlerde ölümü beklemekten, eski fotoğraflarda yırtılmış zamanların hesabını tutmaktan başka çare yoktur; hatırlamanın, unutmamanın en acı hali oradadır, en acı ay orada, o eski sinemada, o eski limandadır...

    Ay göktedir, çınarlar yerde, ay göktedir biz yerde. Gecenin kederli havasına bir melâl gibi dayanmayacaksa Ahmet Haşim, durup durup Yahya Kemal'in bahçesinden içeri dalınmayacaksa işimiz ne bizim o masalarda; ki şiirimizden başka zenginliğimiz yoktur, yoktur yazılarımızdan başka bırakacak mirasımız biz gidince burada kalacak olanlara...

    Ada karanlık bir geleceğe gebedir, haritanın tek parça kalma olasılığı küçüktür, garantörler buradadır, burada kalacaktır, bayraklar çoğalacak, azalmayacaktır, falandır, filandır... Sarıova aşılmış, türküler de, şarkılar da söylenmiş, gidenler gitmiş, arkalarından döküştürülen sular işe yaramamıştır. Bir şey yapamamanın tortusu siyasete değil, şiire lâzımdır... Yeşil siyasete değil bize lâzımdır.

    Aşk iki kişi arasında yaşanır ama seyircisi boldur. İki kişi arasında durup durup yeniden başlasa da, muhtemeldir, seyredenler yorgun düşer seyretmekten aynı filmi.

    Sonuç olarak, demem şu ki, bu rıhtımda bir ayrılık vardır ve bu ayrılıkta mendil sallamak lükstür, bu ayrılığa mendil süstür, yabancılık geceyi baştan çıkarmış, yangında kurtarılması gereken kıymetli eşyalar çoktan yanmıştır...

    Memleketin gidişatı neyse insanın gidişatı da odur, insanın gidişatı neyse memleket de odur. Bu durumda, herhangi bir siyasi çözüm gereksizdir, lükstür. Bu yazı “değersiz kılınan”a değerini yüklemek üzere yola çıkmış ve kendine değer biçerken, kendini sıfırla çarpmış bir kuştur, bu yazı “uç”tur, bu yazı suçtur...

    Doğduğunuz, ama artık var olmayan ve sizin de var olmadığınız o yerde, kurtarılmaya değer hikâyelerin mevcudiyeti hatırayazma dürtünüze nasılsa destek verecek, bu dürtü edebiyatla hayat bulacak, metinler kerpiç evler nasıl kurulursa öyle kurulacak, olmayan yerler var olacak, hatırlayanlar, unutmayanlar, ister dalgalanacak, ister durulacaktır.

    Orda bir köy varsa, uzakta, orada oturmasak da, yazının emri, şiirin kavliyle bizim olacaktır. Biz anlamasak da, yakınların uzaklığını yazı, uzakların yakınlığını, akrabalığın yabancılığını, yabancılığın akrabalığını yine yazı bize anlatacaktır...

    Çocukluk evlerimizi yitirdikten sonra, yitiremeyeceğimiz ne kaldı ki, yitik bir adadan, olmayan bir ad'dan başka... Sona erdirmeye muktedir olduğumuz ne var kendi hayatımızdan başka...

    Herkes gitsin, yalnız kalalım meyhanede. Alnımızdaki hattı yaşımızın matemi sansalar da olur sanmasalar da, her çizginin bir acı hicran yarasından açıldığını anlasalar da olur anlamasalar da.

    Merhaba yazı, merhaba evim, dostluğum arkadaşlığım, aşkım merhaba!

    Bir sesin peşinden sürüklenirkenki halim merhaba! O sesle ilk birleşirkenki halim merhaba!

    Merhaba yabancılık, merhaba hakikat içindeki rüya, şirin yuva merhaba!

    Doğduğumuz evin artık var olmadığı duygusundaki iğrençliği katlanılır kılan edebiyat, ebedi mutsuzluklardan ededi mutluluklar bağışlayan edebiyat, merhaba!

    Kafka yüzünden kavga eden sevgililere, İsmet Özel şiiriyle kendinden geçen sevgililere, hepsine birden merhaba!

    Ne evlerimiz oldu şimdi yokturlar, olmayan evlerimize merhaba!

    Ne dostluklar gördük, irtifa kaybederek düştüler, düşenlere de düşlere de merhaba!

    Kurtarılmaya değer hikâyeler vardır her enkazın altında, o mahcup ve o mahzun hikâyelerin mevcudiyetine merhaba!


    FAİZE ÖZDEMİRCİLER

  • Blue Send Me
    Blue Send Me

    Soğuk ve pis otel odalarından başka şehirlere göçler, dönüşler, dönüşün verdiği ıstıraplar, ıstırapların verdiği göz yaşları, ucuz muayenehaneler, muayenehanede dökülen göz yaşlarının ardından bıraktığı gibi bulduğu küçük odasının yatağında kaçıncı defa okuduğunu hatırlamadığı kitabın satıraralarında kendi hayatına dair repliklerin altını çizerken, pc de çalan pinkfloyd’a rağmen dökülen göz yaşları, kitabın üzerindeki mürekkepleri dağıtırdı…”Umut, bir yolun dönemecinde var hızla koşarken, birden yertişen kurşunla yere serilivermektir” cümlesinin altını çizerken, o 11. kattan neden hala atlamadığını geçiriverirdi aklından.
    -Neden atlamıyorum ki?
    Belkide karlı dağların ardında henüz yere serilmemiş hiç bilmediği bir umut vardı. Bambaşka bir şehirde, farklı iki çift gözden dökülen aynı acı, aynı umutsuzluğun umudu. Belkide onun henüz yere serilmemiş umuduydu kendisi. Düşsel bir gerçekliğin içinde yere serilmemiş umutları hayal ederken bile kaç tanesinin aslında çoktan yıkıldığının farkındaydı...
    Esasen umut, bazen yok olmaktır. Bazen o yoklukta kaybolmak, kaybolmuş başka bir umutla yeşertmekti… İki umutsuzun yapabilecekleri ise tahmin bile edilemezdi, birbirini çeker bulur ve baştan yaratırdı…Bambaşka bir insan yapardı… Öyle ki o insanı gördüğünde düşünmeksizin onun umutsuzluğunda kaybolmak, beraber yok olmayı dilemek en büyük huzurdu belkide…

    (BİRFİNCANKAHVEİÇİNBİRPENNY)

  • Blue Send Me
    Blue Send Me

    DARA DÜŞMEK

    Chuang Tzu'nın giysileri kırk yamalı çuval bezindendi. Ayağındaki çarıkları sicimlerle bağlamıştı derme çatma. Bir gün bu haliyle We hükümdarının huzuruna çıktı. Hükümdar sordu: 'Bu ne hal Betim? Bu kadar mı dara düştünüz? '

    Chuang Tzu yanıt verdi: 'Bu gördüğünüz fakir düşmektir, dara düşmek değil! İnsan Tao'ya ve Te'ye erişmiş de bunları çevresine yayamıyorsa, asıl odur işte dara düşmek. Kötü giysi, yırtık çarık - fakir düşmektir bunlar, dara düşmek değil. Asıl dara düşmek, dünyaya yanlış günde gelmiş olmaktır! *

    Hiç ağaca tırmanan maymunları seyrettiniz mi Hükümdar Hazretleri? Bir maymun kayın ağacına, çama, meşeye, bey defnesine çıktı mı, ağaçların beyi, hükümdarı olur o. En usta okçular bile erişemez ona. Ama çevresinde bodur çalılardan başka şey yoksa korkaklaşır, sağına soluna bakıp titremeye başlar. Kasları, kemiklei zayıflayıp da, eklemleri kalınlaştığından değil, çevresindeki koşullar doğasına ters düştüğünden düşer bu hale. Yeteneklerini kullanamaz olur.

    Günümüzde aklını yitirmiş efendilerin ve kafası karışık vezirlerin yönetiminde yaşayıp da, yine de dara düşmeyeyim diyen kişi, olmayacak şeyi istiyor demektir. Bedeninden canlı canlı yüreği sökülen Bigan, uyarıcı örnek olmalı böylelerine! '

    Chuang Tzu (Meseller)

  • Blue Send Me
    Blue Send Me

    İşte gökyüzüne salıverdim O çılgın kanatları, boğulanları dahada itmek için suya, ölüme ölümlüğü yakıştırabilmek için cesetlerle bezedim güzel olan herşeyi. ELİMİN AKLIĞINDA DAĞILIVERDİ KANIN. Elim el olmaktan çıkıverdi. Çocuğun yanaklarıyla boğuşuyordu yağmur, derken yüklendik karanlık kapılarına yağmurun,
    Seslerle büyüyen, Seslerle yıkanan güvercin kanatları denize giderdi


    İsmet ÖZEL / Erbain ('Yağmurun Kapıları Karanlık' şiirinden

  • Blue Send Me
    Blue Send Me

    Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle. Okullarınızla. İş yerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olunmayacak bir insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanı ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum.

    Tezer Özlü / Yaşamın Ucuna Yolculuk (s. 127)

  • Blue Send Me
    Blue Send Me

    Günün birinde yazdıklarımdan bir perde çekeceğim hayatıma. Herkes kağıt üstüne yazılanları benim hayatım sanacak, ben de hayatımı saklamış olacağım böylelikle. Saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun? Herkes seni gördüğünü sanır, sen de rahat edersin. Kasada oturan kız gibi! Herkes kasadaki kızı görür, ama kimse tanımaz.
    Murathan Mungan / Üç Aynalı Kırık Oda

  • Sezgin Yeşiltaş
    Sezgin Yeşiltaş

    Cümle yığınlarının anlam grupları halinde ayrılmasını sağlayan dilbilgisi kuralıdır.