Kültür Sanat Edebiyat Şiir

evliya çelebi sizce ne demek, evliya çelebi size neyi çağrıştırıyor?

evliya çelebi terimi Tarhan Tekelioglu tarafından 25.06.2003 tarihinde eklendi

  • Onur Tuncay
    Onur Tuncay 04.02.2009 - 12:02

    gezmiş görmüş yazmış

  • Ataberk Berko
    Ataberk Berko 18.11.2006 - 17:08

    SEYAHATNAME

  • Hamza
    Hamza 23.02.2006 - 00:49

    az gitmiş uz gitmiş.....

  • Mustafa Özdemir
    Mustafa Özdemir 23.02.2006 - 00:48

    gezgin yazardır

  • Hüseyin Baykara
    Hüseyin Baykara 19.12.2005 - 13:45

    Gün akşamlıdır Devletlim; dün doğduk buğün ölürüz...

  • Oktay Karaca
    Oktay Karaca 10.01.2005 - 09:07

    benim süper kahramanım :)) amerikan çizgi filmleriyle büyümüş bi çocukta olsam süper kahramanım oydu süperman deil :))

  • İrem
    İrem 02.01.2005 - 12:33

    evliya çelebi bir bilgin değildir fakat keskin zekalı dikkatli bir gözlemcidir.gezdiği yerlerin tarihlerini coğrafi özelliklerini iklimini doğasını sanat eserlerini bütün özellikleriyle göstermeye çalışır.ayrıca insanların yaşayışları adetleri kıyafetleri inançları kültürleri hakkında ilgi çekici bilgiler verir.seyahatnamesinde olayları abartarak anlatmış bazen araya aklın alamayacağı tuhaf hikayeler katmıştır.

  • Var Mısın?
    Var Mısın? 05.08.2004 - 17:47

    Evliya Çelebi

    Seyyah-yazar

    Asıl adı Derviş Mehmed Zillî olan Evliya Çelebi 1611 yılında İstanbul Unkapanı'nda doğdu. Babası Derviş Mehmed Zillî, sarayda kuyumcubaşıydı.Evliya Çelebi'nin ailesi Kütahya'dan gelip İstanbul'un Unkapanı yöresine yerleşmişti. İlköğrenimini özel olarak gördükten sonra bir süre medresede okudu, babasından tezhip, hat ve nakış öğrendi. Musiki ile ilgilendi. Kuran'ı ezberleyerek 'hafız' oldu. Enderuna alındı, dayısı Melek Ahmed Paşa'nın aracılığıyla Sultan IV. Murad'ın hizmetine girdi.

    SEYAHAT YA RESULALLAH

    Evliya Çelebi Seyahatname’nin girişinde seyahate duyduğu ilgiyi anlatırken bir gece rüyasında Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed'i gördüğünü, ondan 'şefaat ya Resulallah' diyerek şefaat isteyecek yerde, şaşırıp 'seyahat ya Resulallah' dediğini, bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz'in ona gönlünün uyarınca gezme, uzak ülkeleri görme imkanı verdiğini yazar.

    NERELERİ GEZDİ

    Evliya Çelebi bu rüya üzerine 1635'te, önce İstanbul'u dolaşmaya, gördüklerini, duyduklarını yazmaya başladı. 1640’larda Bursa, İzmit ve Trabzon’u gezdi, 1645'te Kırım'a Bahadır Giray'ın yanına gitti. Yakınlık kurduğu kimi devlet büyükleriyle uzak yolculuklara çıktı, savaşlara, mektup götürüp getirme göreviyle, ulak olarak katıldı. 1645'te Yanya'nın alınmasıyla sonuçlanan savaşta, Yusuf Paşa'nın yanında görevli bulundu.1646'da Erzurum Beylerbeyi Defterdarzade Mehmed Paşa'nın muhasibi oldu. Doğu illerini, Azerbaycan'ın, Gürcistan'ın kimi bölgelerini gezdi. Bir ara Revan Hanı'na mektup götürüp getirmekle görevlendirildi, bu sebeple Gümüşhane, Tortum yörelerini dolaştı. 1648'te İstanbul'a dönerek Mustafa Paşa ile Şam'a gitti, üç yıl bölgeyi gezdi. 1651'den sonra Rumeli'yi dolaşmaya başladı, bir süre Sofya'da bulundu. 1667-1670 arasında Avusturya, Arnavutluk, Teselya, Kandiye, Gümülcine, Selanik yörelerini gezdi.

    SEYAHATNAME’NİN ÖZELLİKLERİ

    Evliya Çelebi 50 yılı kapsayan bir zaman dilimi içinde gezdiği yerlerde toplumların yaşama düzenini ve özelliklerini yansıtan gözlemler yapmıştır. Bu geziler yalnız gözlemlere dayalı aktarmaları, anlatıları içermez,araştırıcılar için önemli inceleme ve yorumlara da olanak sağlar. Seyahatname'nin içerdiği konular, belli bir çalışma alanını değil, insanla ilgili olan her şeyi kapsar. Üslup bakımından ele alındığında, Evliya Çelebi'nin, o dönemdeki Osmanlı toplumunda, özellikle Divan edebiyatında yaygın olan düzyazıya bağlı kalmadığı görülür. Divan edebiyatında düzyazı ayrı bir marifet ürünü sayılır, ağdalı bir biçimle ortaya konurdu. Evliya Çelebi, bir yazar olarak, bu geleneğe uymadı, daha çok günlük konuşma diline yakın, kolay söylenip yazılan bir dil benimsedi. Bu dil akıcıdır, sürükleyicidir, yer yer eğlenceli ve alaycıdır.Evliya Çelebi gezdiği yerlerde gördüklerini, duyduklarını yalnız aktarmakla kalmamış, onlara kendi yorumlarını, düşüncelerini de katarak gezi yazısına yeni bir içerik kazandırmıştır. Burada yazarın anlatım bakımından gösterdiği başarı uyguladığı yazma yönteminden kaynaklanır. Anlatım belli bir zaman süresiyle sınırlanmaz, geçmişle gelecek, şimdiki zamanla geçmiş iç içedir. Bu özellik anlatılan hikayelerden, söylencelerden dolayı yazarın zamanla istediği gibi oynaması sonucudur. Evliya Çelebi belli bir süre içinde, özdeş zamanda geçen iki olayı, yerinde görmüş gibi anlatır, böylece zaman kavramını ortadan kaldırır. Seyahatname'de, yazarın gezdiği, gördüğü yerlerle ilgili izlenimler sergilenirken, başlı başına birer araştırma konusu olabilecek bilgiler, belgeler ortaya konur. Bunlar arasında öyküler, türküler, halk şiirleri, söylenceler, masal, mani, ağız ayrılıkları, halk oyunları, giyim-kuşam, düğün, eğlence, inançlar, komşuluk bağlantıları, toplumsal davranışlar, sanat ve zanaat varlıkları önemli bir yer tutar Evliya Çelebi insanlara ilgili bilgiler yanında, yörenin evlerinden, cami, mescid, çeşme, han, saray, konak, hamam, kilise, manastır, kule, kale, sur, yol, havra gibi değişik yapılarından da söz eder. Bunların yapılış yıllarını, onarımlarını, yapanı, yaptıranı, onaranı anlatır. Yapının çevresinden, çevrenin havasından, suyundan söz eder. Böylece konuya bir canlılık getirerek çevreyle bütünlük kazandırır.Seyahatname'nin bir özelliği de değişik yöre insanlarının yaşama biçimlerine, davranışlarına, tarımla ilgili çalışmalarından, süs takılarına,çalgılarına dek ayrıntılarıyla geniş yer vermesidir. Eserin bazı bölümlerinde, gezilen bölgenin yönetiminden, eski ailelerinden, ileri gelen kişilerinden, şairlerinden, oyuncularından, çeşitli kademelerdeki görevlilerinden ayrıntılı biçimde söz edilir.Evliya Çelebi'nin eseri dil bakımından da önemlidir. Yazar, gezdiği yerlerde geçen olayları, onlarla ilgili gözlemlerini aktarırken orada kullanılan kelimelerden de örnekler verir. Bu örnekler, dil araştırmalarında, kelimelerin kullanım ve yayılma alanını belirleme bakımından yararlı olmuştur. Evliya Çelebi'nin Seyahatname'si çok ün kazanmasına rağmen, ilmi bakımdan, geniş bir inceleme ve çalışma konusu yapılmamıştır.1682'de Mısır'dan dönerken yolda ya da İstanbul'da öldüğü sanılmaktadır.

    ESERİ: Seyahatname, ilk sekiz cilt: 1898-1928, son iki cilt: 1935-1938.

    Evliya Çelebi Seyahatnamesi
    Topkapı Sarayı Bağdat 304 Yazmasının Transkripsiyonu - Dizini
    1. Kitap
    Evliya Çelebi
    Yapı Kredi Yayınları / Özel Dizi

    'Evliya Çelebi Seyahatnamesi', 1994'te yitirdiğimiz, yeri doldurulamaz değerli Türkolog Orhan Şaik Gökyay'ın her zaman ve en çok ilgisini çeken eserlerden biri olmuştu.

    Gökyay, bu dil anıtı üzerine yoğunlaşma imkanını ancak ömrünün son yıllarında bulabildi. 1988 yılında, seyahatnamenin birinci cildinin, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Bağdat 304'te kayıtlı bulunan ve birçok araştırmacının müellif nüshası kabul ettiği yazması üzerinde çalışmaya başladı. Transkripsiyonlu Metin, Sözlük ve Dizin olarak üç cilt halinde düşündüğü eserin yazık ki sadece transkripsiyonlu metin kısmını hazırlayabildi. Sonradan, metin üzerindeki çalışmalar, onun çizdiği çerçeve içinde sürdürülüp tamamlandı.

    Ayrıca, Yücel Dağlı'nın, Orhan Şaik Gökyay'ın izniyle İstanbul Üniversitesi'nde yüksek lisans tezi olarak hazırladığı 'Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nin 1. Cildindeki Yer ve Şahıs İsimleri İndeksi (1994) ', bu yayın dolayısıyla yeniden gözden geçirildi. Bu çalışmaya rütbeler, kurumlar, terimler, bitkiler, meydanlar, camiler... vb. önemli-önemsiz hemen her şeyin eklenmesiyle geniş bir 'Dizin' oluşturuldu. Böylece, ortaya hem Evliya Çelebi'nin hem de Orhan Şaik Gökyay'ın önemlerine yaraşır bu kitap çıktı; kıvançla sunuyoruz.


    Evliya Çelebi Seyahatnamesi
    Topkapı Sarayı Bağdat 304 Yazmasının Transkripsiyonu - Dizini
    2. Kitap
    Evliya Çelebi
    Yapı Kredi Yayınları / Özel Dizi

    19 Ağustos 1630 gecesi, rüyasında gördüğü Hz. Peygamber'in elini öperken heyecanlanıp 'Şefaat ya Resulallah' diyecek yerde 'Seyahat ya Resulallah' diyerek kendi geleceğine farklı bir kapı aralayan garip bir gezgin, tam kırk yıl boyunca bütün Osmanlı coğrafyasını adım adım dolaştı. Kimi zaman han odalarında menakıb dinledi, kimi zaman da çarşıların kalabalığına karışıp değişik kültürlerin insanlarıyla tanıştı. Zengin konaklarına misafir oldu; dağ başlarında, terkedilmiş kalelerde bir ateşin etrafına toplanmış bozkırlarla dertleşti. Liman kentlerine uğradı; yıkık surları adımlarıyla ölçtü, binbir çeşit nesneyi elleriyle tarttı.

    Kervanlara katılıp hayallerin ötesine yürüdü. Çağlar öncesinin kralları, sultanları sanki onun arkadaşıydılar; öykülerini anlattılar, kıssadan hisse verdiler. O, bütün bir Osmanlı geleneğinin zamanı ve mekanı aşan hafızası idi. Asıl adı bilinmiyor; ama dünya onu Evliya Çelebi olarak tanıdı.

    Evliya Çelebi üzerine çok şey yazıldı ve söylendi; fakat onun bir insan ömrü adadığı Seyahatname'si, bu güne kadar tam olarak yayımlanmadı. Çünkü o, eleştirel bilinci klasik medhiyeciliğin üstünde tuttuğu için sansüre uğradı. Sonuçta bu göz kamaştırıcı kültür hazinesi, az sayıda uzmanın yararlanabildiği 10 ciltlik bir yazma külliyatı olarak kaldı.

    Yapı Kredi Yayınları, Evliya Çelebi Seyehatnamesi'nin Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'ndeki asıl yazma nüshasını yayımlamakla, geçmişimizi geleceğimizle buluşturduğuna inanıyor. Bu inancı paylaşan herkes için, artık yolculuk zamanıdır.

    Seyahatname
    (Gördüklerim)
    Evliya Çelebi
    İnkilap Kitabevi / Tarih-İnceleme-Biyografi Dizisi

    Bu kitap: 'Seyahatname'sinin içinden kendisinin gördüğü ya da dinlediği olayların seçilmesi ile ortaya çıktı. Seyahatname, çok yönlü bir yapıttır. Birkaç yerde kendisi de asıl maksadın dışına çıktığını, bu işte olan bitenleri ayrıntılarla yazsa başkaca bir cilt olacağını işaret eder. Bunların arasından kendisinin de arasıra 'sergüzeşt-i hakiranemiz, serencam-ı fakiranemiz' yollu sözlerle, dile getirdiği olayların fazla olduğunu söyler. Evliya, tarih kitaplarında sonuçları anlatılmış kimi savaşları, ayaklanmaları içinde imiş gibi yakından izlemek ve gözlemek durumunda bulunmuştur. Çağı, on yedinci yüzyılın karmakarışık bir zamanıdır. Güvenilir, iş başarabilir kişi olarak Defterzade Mehmet Paşanın, Melek Ahmet Paşanın dairelerinde bulunmuş olayı bir insan görüş alanından çıkarıp da genel tasvirler, basmakalıp sözlerle anlatmıyor, karda, tipide, vuruşma ve çatışmalardaki bir insan kalabalığının sıkıntısını, bunalımını bir tablo halinde değil çektiklerini, gözüyle gördüklerini anlatarak okuyanı etkiliyor..

    Manis İli Genel Kitaplığındaki yazma nüshadan olduğu gibi aktarılmıştır. Metinde bir değiştirme yapılmamıştır. Zamanımıza göre bilinmeyen kimi sözcükler okuyucunun dikkatini kesmemek için [...] işareti arasında kara harflerle açıklanmıştır. Olayların genel bir görüş ile anlaşılabilmesi için de her bölüm başında bazı bilgiler verilmiştir.

  • Hasanbozkir
    Hasanbozkir 21.07.2004 - 21:11

    dogrusu evliya çelebi diyince aklıma abartmak atmak geliyor

  • Tarhan Tekelioglu
    Tarhan Tekelioglu 25.06.2003 - 00:49

    evliya celebi denince seyahat, gezmek, belli bir yerde sabit kalamamak gelir akla...
    ordan oraya tayin olan memurdan,
    ders esnasinda tuvalete cikip, can sikintisindan yapacak sey bulamadigindan, okulun müstemilatini dolanip duran ögrenciye her hareket halindeki dabbeye bugün evliya celebi telmihli ifadeler kullanilir...

  • Tarhan Tekelioglu
    Tarhan Tekelioglu 25.06.2003 - 00:32

    A. TURAN ALKAN t.alkan@zaman.com.tr
    İşte yılın kültür hadisesi budur

    Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nin yedinci cildi de yayınlandı. Yapı Kredi Yayınları’nın bu hizmeti, gazete köşelerine sıkışmış küçük teşekkürlerle geçiştirilecek cinsten değil; hâfızasını kaybetmiş bir insana, ömrünün on senelik kısmını yeniden hatırlatmak cinsinden bir şey: Seyahatnâme’nin bende bıraktığı tesir, tam mânâsıyla bir hâfıza tazeleme ameliyesidir.



    Meraklısı bilir, daha önce de Seyahatnâme’nin muhtelif neşirleri yapıldı ama hiçbiri, titizlik ve aslına sadâkat bakımından YKY neşri ile mukayese edilemez. Kusursuz ve mükemmel değil elbette: Evliya Çelebi Seyahatnâmesi ile uğraşmak, kimi zaman altından asla kalkılamayacak lisan, etnoğrafya, etimoloji, tarih, topoğrafya, toponimi (yer adları ile uğraşan ilim dalı) problemlerinin labirentlerinde ömür tüketmek demek. Muhtemelen Evliya Çelebi’nin not tutarken düştüğü muhtemel yanlışlıkları, aradan geçen üçbuçuk asırdan sonra tashih etmek kolay değil. Bu bakımdan sadece 7. cildi yayına hazırlayan Sayın Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman ve Robert Dankoff’a değil, projeye yıllardır emek ve sabır bezleden herkese şükrânlarımızı ifâde etmeliyiz.

    Seyahatnâme, harc–ı âlem bir eser değil; yazıldığı hâline sadâkat göstererek yeni alfabeye aktarılan metni fazlaca takılmaksızın okuyabilecek ve okuduğundan lezzet alacak erbâb–ı zevkin sayısı kaçla ifâde edilir bilemem fakat herkes bilmeli ki Seyahatnâme, yerine göre insanı merakla kendisine bend eden ve son derece renkli anlatımıyla değme macerâ veya tarihi romanlarına taş çıkartacak bir sürükleyiciliğe sahip. Biraz mürekkep yalamışlar arasında Evliyâ’nın mübalağacılığından ötürü güvenilmez bir müşahit olduğu iddiası efsâne gibi yayılmıştır ki, bu yersiz söylentinin, okuduğu metne doğru–dürüst nüfuz edemeyen safderûn kişiler tarafından üstünkörü verilmiş hükümlerden ibaret olduğu açıktır; bu gibi mübalağası sonradan anlaşılan bilgiler, Evliyâ Çelebi’nin, başka ağızlardan aktardığı ve doğrulamaya asla vakit bulamayacağı “mesmûat”tan (şifâhi yolla derlediği bilgilerden) ibarettir ve biz bugün Evliyâ Çelebi’ye, çoğu zaman meşakkat ve binbir zahmet ile geçen yolculukları esnasında derlediği her bilgiden ötürü (bazıları hakikaten mübalağalı olsa bile mânevi şükrân borçluyuz. Meseleye bir de şöyle bakmalı; Evliya Çelebi hiç yaşamasaydı veya çağdaşları gibi alelâde bir hayatı tamamlayıp, iki satır not bırakmadan göçüp gitseydi neler kaybetmiş olurduk? Neler kazandığımızı bilenler, ancak bu müthiş eserin derûnuna girmek zahmetine katlanabilenlerdir. Şükran arzımı bir kere daha tâzeledikten sonra sitem faslına geçebilirim; n’olaydı her cildin sonuna bir de bütün ayrıntıları hassasiyetle işlenmiş büyük paftalı, renkli haritalar ilave edilebileydi! Osmanlı Devleti’nin asıl topoğrafyası, Evliyâ’mızın karış be karış gezerek kâğıda geçirdiği, tatlı diliyle, aşk ve şevkle kaydettiği yerlerden ibarettir bir bakıma. “Bekâra hanım boşamak kolay” fehvâsıyla devam ediyorum: N’olaydı, Evliyâ’nın tasvir ettiği beldelerin, mühim geçitlerin, konaklama yerlerinin, kalelerin, köprülerin, sarayların, hanların, mâbetlerin, beldelerin bugünkü halini gösteren fotoğraflar eklenebileydi; n’olaydı bugün el altındaki lügâtlerde bile bulunmayan, ancak mütehassısların kullanabildiği tarama ve etimoloji sözlüklerinde izine rastlanabilen bazı kelime ve kavramlar için dipnot yerine küçük açıklamalar ilâve edilebileydi! Belki eseri baskıya hazırlamak için gerekli süre uzayacak, baskı masrafları ve mâliyeti artacak, bizler için gecesini gündüzüne katıp bu “demir leblebi”yi günümüz alfabesine çeviren meçhul kahramanların saçları daha erken ağaracaktı ama biz netice itibariyle bu muhteşem eseri bir lise talebesinin önüne koyup, “oku da gör” diyebilecektik; “oku da gör bakalım ders kitaplarındaki tarihe benziyor mu? ”; “oku ve anla bakalım, uzak dedelerin hangi dille konuşuyor, nasıl dua ediyor, öfkelenince nasıl küfrediyor, ölümü hangi kelimelerle göğüslüyordu? ”; “oku ve anla, dedelerin dünya işlerini nasıl yorumlardı, buhran anlarında nasıl davranırdı, hangi şakalara gülerler, neyin kaybından acı duyar ve teessürlerini nasıl ifade ederlerdi? ” Açık konuşalım, bunca özelliği bünyesinde toplayan bir başka eserimiz yok bizim.

    “Efendim, hem pahalı hem de anlamıyoruz, üstelik sınırlı sayıda basıldığı için her tarafta bulunmuyor bile, ne yapalım böyle yayını” diyemezsiniz; dememelisiniz: (Doğru, herkesin Recep Ayyıldız gibi bir ahbabı nereden olsun?) Lâkin babadan kalma iki buçuk metrelik hisseli, şüyûlu arsa parçasına nasıl sahip çıkıyorsak öyle sahiplenmeliyiz Seyahatnâme’yi. İlmî kriterlere itaat eden neşir tamamlandıktan sonra eseri esas tutarak yüzlerce yeni yayın yapılabilir ve mutlaka yapılmalı. Yüzlerce film senaryosu, roman, hikâye, masal var bu eserde ama bundan ibaret değil; Evliyâ, yaşadığı devrin tarihini de yazmış ve hem nasıl yazmış!

    Sitem sayılmaz, daha çok temenni; inşallah bundan sonra yeni baskılar yapılırken temennilerim hatırlanır. Bize düşen, minnetimizi bir kere daha ifade etmek şimdi. Sağ olun ey yayıncılar ve emeği geçen isimsiz kahramanlar: Allah sizden râzı olsun! Ey Evliya Çelebi, rûhûn rahmet diledi; Çelebi için dahi Fâtihâ!



    23.06.2003