'...usta bir kontrpuan sergileyen 4/4'lük ölçüde ve Sol Majör tonda, çabuk (Allegro) tempodaki son bölüm Rondo'nun tasasız hatta virtüoz neşesi, sanki eser boyunca süregelen iki karşıt temanın birleşmesini ve barışmasını kutlar gibi saf bir mutlulukla coşar...'
Ali Babacan denen bir diğer küreselci askeri, Afganistan'a asker göndereceklerini söylerken, Egemen Bağış denen küresel pazarlamacı (!) , Amerikan gazetelerinden birine yazdığı bir yazıda, Türk halkının Amerika'ya olan sevgisinin her geçen gün arttığı palavrasını sıkarken, İran'a kötü gözle bakıldığını söylüyor... Kısacası demek istiyor ki, 'Ey Amerika, ey yeryüzü tanrısı, sen emret, iste, bırak Afganistan'ı, İran'la bile savaşmak için emrine amadeyiz! '
Hayatını Amerika'ya gelen Türk heyetlerini striptiz barlara götürerek kazanırken AKP'ye millletvekili yapılan bu pazarlamacı, Mehmetçiği Amerika'ya pazarlayabileceğini zannediyor...
'...daha önceki 2. ve 3. Leonore Uvertürleri'ne göre daha hafif, neşeli olan ve girişteki sahneye uygun olan Fidelio Uvertürü (Op.72b) , 4/4'lük ölçüde, unison ve çabuk (Allegro) kısa bir girişle başlar... Yaylı ve üflemeli çalgıların duyurdüğü bu bölme, korno ve klarinetlerin yol gösterdiği ağır (Adagio) bir geçişten sonra yine giriş müziğine döner... Adagio'nun tekrarında ise kornonun temasını üflemeli çalgılar sunar... Gelişimden sonra tema tahta üflemeli çalgılarda ve sonra da kornoda duyulurken, eserin asıl Allegro bölümü başlar... Üflemeli çalgıların kreşendo akorundan ve temanın ikinci kornolarda sönmesini izleyen klarinetin cevabından sonra tüm orkestra gelişimi gerçekleştirir... Yaylı çalgılar ikinci temayı kısaca duyurduktan sonra, sona doğru birinci tema -keman pasajları eşliğinde- kornolarla yansıtılır... Allegro gelişimin sonunda Adagio bölmesi geri döner; çok hızlı (Presto) coda'ya yol göstererek doruğa ulaştırır ve eleştirmenlerce 'gerçek güzellik' olarak tanımlanan sonu hazırlar...'
Sen silahlı devrimci gruplarla bütün bağ ve bağlantılarını kesmişsin, 'devrim' senin için amaç ve hedef olmaktan çıkalı yıllar olmuş, egemen sınıflarla kapalı kapılar ardında anlaşmış uzlaşmış ve 'uslu/işbirlikçi/sarı/sahte' sendikacılık çizgisini benimsemişsin ve 'Devrim'i sadece safoş proleterleri keklemek ve sömürmek için kullandığın bir tabela aksesuarı haline getirmişsin; sonra da diyorsun ki '500.000 kişiyle Taksim'e gelirim! '
...
Hukuku bir kenara koyarak bir savaş mantığı içinde hadiseye baktığımızda; bu savaşta örgütlü, disiplinli, motivasyonu yüksek, teknik donanımı güçlü polis karşısında örgütler arası koordinasyonu sağlayamayan, hazırlıksız, elindeki sayısal çoğunluğun hedefi ele geçirebilmesi için gerekli olan, doğru bir strateji ile düşmanın hareket kabiliyetini ve taktiklerini bozacak karşı taktikler üretemeyen, savaşın gereklerine uygun mühimmat edinmeyi ve lojistik destek sağlamayı bile unutan bu naylon liderlikle proleteryanın zafer şansı zaten yoktu...
I'll be seeing you in all the old familiar places That this heart of mine embraces all day through In that small café, the park across the way The children's carousel, the chestnut trees, the wishing well
I'll be seeing you in every lovely summer's day In everything that's light and gay I'll always think of you that way I'll find you in the mornin' sun And when the night is new I'll be looking at the moon But i'll be seeing you...
İdraklerin iğdiş edilmesinin en önemli amili malum: Harf devrimi... Zaten ayırıcı çizginin, kırılma noktasının tarihi de bu; harf devriminin tarihi...
Bu devrim, alfabenin değişmesinden ibaret olmayıp bütün bir geçmişin, binlerce yıllık bir hafızanın silinmesi manasına gelir ki, insanımız bu devrimle birlikte köksüz bir sürü haline gelmiş ve yine bu devrimle birlikte bütün anlam haritası tarumar olmuş, 100 kelimeden ibaret bir 'hazne' ile kainatı okur, anlar, anlamdırır hale gelmiştir... Varılan bu netice, düşülen bu durum, sadece bizim coğrafyamızla kaim olmayıp çok daha alemşümul bir karakterlidir ve bilme faaliyeti ile direkt alakalıdır...
'...işte, gerek AB ve gerekse ABD olsun; müstemleke olarak gördükleri TC'nin ceza kanunları buradaki köpeklerini de dişlemeye başlayınca, bizzat kendi emirleriyle kanunlaşmış bu hükümlerin değiştirilmesi için fırça üzerine fırça çekerler... Oliver Rehn'in son 'İçişlerinize karışırız' fırçası gibi... Bu Batıcı düzende, hainliği hırsızlığı onlar yapar, onların bu denaetlerine karşı suçlamada bulunduğunuzda ise, kanunlar onları değil bizi yargılar... Onlara dokunmaya başladığında ise, Türkiye'nin ilk hayali ihracatçısı ve kameraya kaydedilmiş görüntüleriyle kendi bankasını soyan eski cumhurbaşkanı Morrison Süleyman Demirel'in yeğeni Yahya Demirel olayında olduğu gibi, çuvallar dolusu dosya, ne hikmetse Yargıtay'da kaybedilir ve zaman aşımı dolduktan sonra bulunur...'
'...usta bir kontrpuan sergileyen 4/4'lük ölçüde ve Sol Majör tonda, çabuk (Allegro) tempodaki son bölüm Rondo'nun tasasız hatta virtüoz neşesi, sanki eser boyunca süregelen iki karşıt temanın birleşmesini ve barışmasını kutlar gibi saf bir mutlulukla coşar...'
...
Ali Babacan denen bir diğer küreselci askeri, Afganistan'a asker göndereceklerini söylerken, Egemen Bağış denen küresel pazarlamacı (!) , Amerikan gazetelerinden birine yazdığı bir yazıda, Türk halkının Amerika'ya olan sevgisinin her geçen gün arttığı palavrasını sıkarken, İran'a kötü gözle bakıldığını söylüyor... Kısacası demek istiyor ki, 'Ey Amerika, ey yeryüzü tanrısı, sen emret, iste, bırak Afganistan'ı, İran'la bile savaşmak için emrine amadeyiz! '
Hayatını Amerika'ya gelen Türk heyetlerini striptiz barlara götürerek kazanırken AKP'ye millletvekili yapılan bu pazarlamacı, Mehmetçiği Amerika'ya pazarlayabileceğini zannediyor...
...
'...daha önceki 2. ve 3. Leonore Uvertürleri'ne göre daha hafif, neşeli olan ve girişteki sahneye uygun olan Fidelio Uvertürü (Op.72b) , 4/4'lük ölçüde, unison ve çabuk (Allegro) kısa bir girişle başlar... Yaylı ve üflemeli çalgıların duyurdüğü bu bölme, korno ve klarinetlerin yol gösterdiği ağır (Adagio) bir geçişten sonra yine giriş müziğine döner... Adagio'nun tekrarında ise kornonun temasını üflemeli çalgılar sunar... Gelişimden sonra tema tahta üflemeli çalgılarda ve sonra da kornoda duyulurken, eserin asıl Allegro bölümü başlar... Üflemeli çalgıların kreşendo akorundan ve temanın ikinci kornolarda sönmesini izleyen klarinetin cevabından sonra tüm orkestra gelişimi gerçekleştirir... Yaylı çalgılar ikinci temayı kısaca duyurduktan sonra, sona doğru birinci tema -keman pasajları eşliğinde- kornolarla yansıtılır... Allegro gelişimin sonunda Adagio bölmesi geri döner; çok hızlı (Presto) coda'ya yol göstererek doruğa ulaştırır ve eleştirmenlerce 'gerçek güzellik' olarak tanımlanan sonu hazırlar...'
...
Sen silahlı devrimci gruplarla bütün bağ ve bağlantılarını kesmişsin, 'devrim' senin için amaç ve hedef olmaktan çıkalı yıllar olmuş, egemen sınıflarla kapalı kapılar ardında anlaşmış uzlaşmış ve 'uslu/işbirlikçi/sarı/sahte' sendikacılık çizgisini benimsemişsin ve 'Devrim'i sadece safoş proleterleri keklemek ve sömürmek için kullandığın bir tabela aksesuarı haline getirmişsin; sonra da diyorsun ki '500.000 kişiyle Taksim'e gelirim! '
...
Hukuku bir kenara koyarak bir savaş mantığı içinde hadiseye baktığımızda; bu savaşta örgütlü, disiplinli, motivasyonu yüksek, teknik donanımı güçlü polis karşısında örgütler arası koordinasyonu sağlayamayan, hazırlıksız, elindeki sayısal çoğunluğun hedefi ele geçirebilmesi için gerekli olan, doğru bir strateji ile düşmanın hareket kabiliyetini ve taktiklerini bozacak karşı taktikler üretemeyen, savaşın gereklerine uygun mühimmat edinmeyi ve lojistik destek sağlamayı bile unutan bu naylon liderlikle proleteryanın zafer şansı zaten yoktu...
...
I'll be seeing you in all the old familiar places
That this heart of mine embraces all day through
In that small café, the park across the way
The children's carousel, the chestnut trees, the wishing well
I'll be seeing you in every lovely summer's day
In everything that's light and gay
I'll always think of you that way
I'll find you in the mornin' sun
And when the night is new
I'll be looking at the moon
But i'll be seeing you...
...
İdraklerin iğdiş edilmesinin en önemli amili malum: Harf devrimi... Zaten ayırıcı çizginin, kırılma noktasının tarihi de bu; harf devriminin tarihi...
Bu devrim, alfabenin değişmesinden ibaret olmayıp bütün bir geçmişin, binlerce yıllık bir hafızanın silinmesi manasına gelir ki, insanımız bu devrimle birlikte köksüz bir sürü haline gelmiş ve yine bu devrimle birlikte bütün anlam haritası tarumar olmuş, 100 kelimeden ibaret bir 'hazne' ile kainatı okur, anlar, anlamdırır hale gelmiştir... Varılan bu netice, düşülen bu durum, sadece bizim coğrafyamızla kaim olmayıp çok daha alemşümul bir karakterlidir ve bilme faaliyeti ile direkt alakalıdır...
...
'...işte, gerek AB ve gerekse ABD olsun; müstemleke olarak gördükleri TC'nin ceza kanunları buradaki köpeklerini de dişlemeye başlayınca, bizzat kendi emirleriyle kanunlaşmış bu hükümlerin değiştirilmesi için fırça üzerine fırça çekerler... Oliver Rehn'in son 'İçişlerinize karışırız' fırçası gibi... Bu Batıcı düzende, hainliği hırsızlığı onlar yapar, onların bu denaetlerine karşı suçlamada bulunduğunuzda ise, kanunlar onları değil bizi yargılar... Onlara dokunmaya başladığında ise, Türkiye'nin ilk hayali ihracatçısı ve kameraya kaydedilmiş görüntüleriyle kendi bankasını soyan eski cumhurbaşkanı Morrison Süleyman Demirel'in yeğeni Yahya Demirel olayında olduğu gibi, çuvallar dolusu dosya, ne hikmetse Yargıtay'da kaybedilir ve zaman aşımı dolduktan sonra bulunur...'
Dibi dibi dibi da
Daba daba daba di
Daba dadam di bada di badam bam
Korkuyorum kaybetmekten
Eski yalnız günlere dönmekten
Sensiz dünyam sanki bomboş
Kalpler anlaştıkça hayat ne hoş...
'Awaara' (1951)
Raj Kapoor
-Ben olsam Galaport'u gözümü kırpmadan bedavaya verirdim.
Şarık Tara