Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • uzaya asansör projesi28.10.2004 - 15:39

    Uzaya asansör projesi


    Dünya’dan uzaya asansör yapılması planlanıyor. İki yıl sonra yapımına başlanacak asansör, ilk yolcularını 2017 yılında uzaya götürecek. NASA tarafından finanse edilen HighLift Systems şirketinde görevli Brad Edwards, NASA mühendislerinin asansör projesini “yapılabilir” bulduğunu söyledi.

    “15 yıl sonra ilk yolculuğu yapabiliriz” diyen Edwards ve ekibinin verdiği bilgiye göre, ekvatordan aşağıya sallanan kısa bir halat, kendi ağırlığı nedeniyle Yer’e doğru düşer. Halat uzadıkça, merkezkaç kuvveti Dünya ile birlikte dönen halatı daha kuvvetli çeker. Halatın ağırlık merkezi 35 bin 786 kilometreden daha yüksek olduğunda merkezkaç kuvveti yerçekimi kuvvetinden daha baskın çıkar ve halat kendi kendine gerilir.

    Dikey olarak Yer’e sarkan çelik bir halatın 50 kilometre uzunluğa ulaşınca kendi ağırlığı nedeniyle koptuğunu belirten Edwards, “kevlar” ya da “dyneema” gibi sağlam ve daha hafif maddelerle ise sadece 200-300 kilometredeki yakın uydulara ulaşılabileceğini kaydetti.

    Japon bilim adamı Sumio Iijima’nın buluşunun projelerini gerçekleştirme olanağını verdiğini belirten Edwards, Iijima’nın şimdiye kadar bilinen en güçlü madde olan karbon nano-tüplerini bulduğunu söyledi.

    Nano-tüplerinden oluşan bir milimetre kalınlığındaki ip, teorik olarak 20 ton ağırlığı kaldırabilir. Bu ip, aynı çaptaki çelik bir ipin sadece 5’te 1’i kadar ağır.

    Edwards, bu verilerin asansörün yapımı için yeterli olduğunu ifade ederek, “iki yıl içinde yapıma başlayacağız” dedi. Edwards’a göre, HighLift Systems şirketi 2011 yılında kabloyu Yer’e sarkıtacak. 91 bin kilometre uzunluğundaki nano-tüp kablo, birkaç santimetre eninde ve bir metrenin milyonda biri kadar ince olacak.

    Sarılan bant, atmosferin dışına çıkıldığında uzay gemisinden dışarıya çıkarılacak. Yer’e gitmesi gereken ucu ağırlık yardımıyla aşağıya doğru sarkıtılacak. Bandın diğer ucu ise pille çalışan bir uzay aracıyla yukarıya doğru açılacak. Bandın Dünya’ya inen ucu denizde yüzen bir üsse sabitlenecek. Daha sonra lazer yardımıyla enerjileri verilecek küçük gondollar bandı kat kat güçlendirecek.

    Edwards, asansörün en geç 2017 yılında biteceğini söyleyerek, günde 5 ton ağırlığın uzaya taşınabileceğini kaydetti.

    Asansörün 40 milyar dolara mal olacağını belirten Edwards, NASA’nın şimdiye kadar sadece 570 bin dolar verdiğini söyledi.

    (aa)

  • uzaya asansör projesi28.10.2004 - 15:38

    Valla Renan'ın yalancısıyım :) ılk dediğinde ben de inanmamıştım ama sonra gazetelerde hatta Nasainın sayfasında görünce dumur oldum.

    Önce mantıksız geldi ama projeyi okuyunca neden olmasın dedim ama nedense (gazete küpürü göstermeme rağmen) kime söylesem inanmadı. Neyse haberi vereyimde iz de görün :)

  • cemil meriç22.10.2004 - 02:52

    Cemil Meriç’in ne yaşarken ne de vefatından sonra hak ettiği yeri bulamadığını söylüyor yazar Alev Alatlı. Türkiye’nin gelmiş geçmiş en önemli aydını olan Meriç’i gençlerin tanımamasında kabahatli olanın Cemil Meriç’in gündemde kalmasını sağlayamayan daha yaşlı kuşaklar olduğunu dile getiren Alatlı, ondan önce vefat eden birçok insanın gündemde olduğuna dikkat çekiyor. Alev Alatlı, Cemil Meriç'in gündeme gelmesi için Türkiye’nin sahici meselelerinin gündeme gelmesi gerektiğini vurguluyor.

  • önyargı13.10.2004 - 14:29

    ‘En büyük düşmanımız ön yargı, en çok ihtiyacımız olan şey diyalogtur’
    Cemil Meriç

  • filistin13.10.2004 - 13:53

    22 yıl önce dün ben Sabra ve Şatilla kamplarındaydım. Beyrut'u işgal eden İsrailliler Hıristiyan çetelerle birlikte Filistinlilere karşı inanılmaz bir kin besliyordu.

    'Olaylar 15 Eylül günü başladı...

    Filistin kamplarını kuşatan İsrail askerleri anonslarla kimsenin dışarıya çıkmamasını istiyordu. Hıristiyan milisler ise Sabra ve Şatilla çevrelerinde gördükleri herkesi öldürmeye başlamıştı. Kaçanlar ise kampların dışındaki Akka ve Gazze hastanelerine sığınıyordu.

    16 Eylül sabahı yaşlı Filistinlilerden oluşan dört kişilik bir grup İsraillilerle görüşmek için kuşatma altındaki kamptan ayrıldı. Amaçları İsraillilere kampta kadın ve çocukların dışında hiç bir direnişçinin bulunmadığını söylemekti. Grup gitti ama dönmedi.

    Ertesi sabah, kampta çalışan bir Mısırlı işçi yanına 50 kadını da alarak benzer bir çaba için kamptan ayrıldı. Bu kadınların cesetleri 18 Eylül günü stadyumda bir çoğuna tecavüz edilmiş olarak bulundu..

    16 Eylül akşamı İsrail Savunma Bakanı Şaron katliama başlama talimatı verdi. O akşam İsraillier ve Hıristiyan milisler Akka ve Gazze Hastanelerini bastı. Hastanelerde o gün bombalanan Sabra ve Şatilla'dan getirilen yaralılar da vardı. İsrailli askerler ve Hıristiyan milisler Filistinli doktorlar dahil yaralıların büyük bölümünü öldürdüler. Yaralı kadınların bir çoğuna tecavüz edildi..

    Ertesi gün yine hastaneye gelen İsrail askerleri ve Hıristiyan milisler hastanede çalışan yabancı doktorları kovarak geri kalan yaralı ve sığınan yaşlı ve kadınları öldürdüler.

    Bununla yetinmeneyen İsrailliler ve Hıristiyan milisler kamplara dalarak herkesin evlerinden çıkmalarını istediler.

    Evlerinden çıkan Filistinliler kadın ve erkek olarak iki kola ayrıldılar ve ana meydana doğru yürümeye başladılar. Bu yürüyüş sırasında zaman zaman erkeklerden onar kişilik gruplar bir evin duvarına yanaştırılarak kurşuna diziliyordu. Peşinden de dozerler o evi öldürülen Filistinlilerin üzerine yıkarak toplu mezar haline getiriyordu. Bu işlem bir kaç kez tekrarlandı.

    Bu arada evlerinden çıkmakta geciken Filistinli kadınların büyük bölümü evlerinin önünde ve kucaklarında bebeleri ile birlikte süngü ve baltalarla öldürülüyordu. Evlerinden çıkmayan kadınların çoğu ise öldürülmeden önce kızlarıyla birlikte tecavüze uğradı.

    Gece boyunca devam eden bu vahşet 18 eylül sabahı İsrailliler ve Hıristiyan milislerin kamptan ayrılması ile son buldu.

    İsrailliler 18 Eylül öğle saatlerine kadar hiç kimsenin kamplara girmesine izin vermedi.

    Girildiğinde ise artık herşey bitmişti.'

    Bir kaç kez ve hayal ile duygularınızla okumanızı rica edeceğim yukarıdaki satırlar Kızlıhaç'ın yabancı doktorlardan ve kamptaki yaralılardan derlediği bilgilerle kaleme aldığı rapordan özetlenmiştir.

    Bu olayların büyük bölümüne ben de şahittim.

    18 Eylül öğleden sonra Sabra ve Şatilla'ya ilk girenler arasında ben de vardım. Gördüklerimi hayatım boyunca unutmayacağımı o gün karşılaştığım cesetlere söz vermiştim.

    Her yerde üst üste istiflenmiş (Irak'taki Abu Greib görüntülerini hatırlayın) cesetler, parçalanmış insanlar, kucaklarında bebeleriyle delik-deşik edilen kadınlar, baltalarla kesilmiş kafalar, bacaklar, kollar...

    Bu sahneleri böylesi kuru kelimelerle anlattığım için o insanların ruhlarından özür diliyorum.

    Ve özellikle birinden...

    Adının Emine olduğunu daha sonra öğrendiğim 24 yaşlarında dünya güzeli Filistinli kadını evinin önünde gördüğümde bana gülümsüyordu. Karnındaki bebeği süngü ile alınarak yanına atılmış ve vücudu delik deşik edilmişti. Sağında ve solunda yine balta ve süngülerle öldürülmüş iki çocuğu daha vardı... Evin içinde yaşlı babasının vücudunda en az 40 tane kuşun izi vardı. Annesi ise bir gün önce hastane baskınında öldürülmüştü...

    Kamptaki geri kalan görüntülerin hiç biri bu anlattığımdan daha az etkileyici değildi. Haber dünyaya yayıldığında herkes şoktaydı.

    Şaron ise yaptıklarıyla övünüyordu... Tıpkı şimdi yaptığı gibi...

    28 Eylül 2000'de Şaron'un Aksa Camii'ni kirletmesi ile başlayan son İntifada'dan bu yana İsrailliler 3400 kadar Filistinliyi öldürdüler. Bunların 798'u çocuk. 11'i ise bir yaşın altında. Biri de annesinin karnındaydı... Tıpkı Sabra ve Şatilla'daki Emine'nin bebeği gibi.

    Sabra ve Şatilla'da 3297 Filistinli vahşice öldürüldü... Bir o kadarı da kayıp olmuştu...

    O zaman terör kelimesi henüz moda olmamıştı.

    İsrail'de, Amerika'da ve Rusya'da ölen çocuk ve siviller için kıyameti koparanlara hatırlatmak istedim...

    Ben; Sabra ve Şatilla'yı yaşayan, oralarda ailelerini kaybeden, 57 yıldır İsrail teröründen çeken, inanılmaz sabırlarına rağmen sorunlarına çözüm bulamayan ve Amerikan destekli İsrail tarafından yok edilmek istenen Filistinlilerin hiç bir eylemine terör demem ve diyemem!

    İlle de terör kelimesini kullanmak isteyenler varsa bunu dünyaca Sabra ve Şatilla'nın sorumlusu olarak ilan edilen ve bugünün İsrail başbakanı Şaron için ve onu barış adamı ilan eden Bush için kullansınlar...

    Filistinliler, hiç bir zaman İsraillilerin yaptığı gibi zevk için insan öldürmediler, öldürmüyorlar. Onlar kendi topraklarında insanca yaşamak istiyorlar.

    Her onurlu halk gibi!
    Hepsi bu kadar.

    Dr. HÜSNÜ MAHALLİ
    [email protected]

  • seçim08.10.2004 - 01:24

    win or lose, this is what I choose...

  • gri06.10.2004 - 00:51

    Shades Of Grey

    I watch the smoke drift, from my cigarette.
    I hear the roaches cross the floor.
    Slam dance around me, in my chair I sit.
    The grey's leakin' through the door.
    There's a shade of grey! I've never seen before....

    My gaze fixed on, the space beneath the door.
    My life flash. before my eyes...
    All this sweat grew from one solitary drop.
    Grey's movin' cross the floor.

    We walk alone, no one beside us!
    It's never simple as black or white.
    We should have known, no one would find us!
    That we would all wind up in
    Shades of grey...

    'It seems like everytime I get a chance... is quite naked.
    And as I turn around, as I turn around... and
    inside there's no doubt its gonna happen again'

    Nobody listenin', so I talk to myself.
    Sometimes I pay me no... mind...
    I lost this argument, so very long ago...
    The right words were so hard to find...
    I can't breathe in the grey!
    An' I can't find the key to the door...

    Overkill

  • gri05.10.2004 - 18:00

    Gri saçmalığı,

    (İyilik için kötülük yapmaya bile hazırızdır. Beyaza biraz daha siyah koysak ne olacak ki, ama yaptıklarımız iyilik içinse bile sonunda elde edeceğimiz gridir.)

    Hayatın anlamı bu renkle gösterilebilir ancak. Evet hayat, iyi-kötü, gece-gündüz, güzel-çirkin gibi dolu zıtlıklarından oluşan bir çok kavramların harmonisinden oluşuyor. Bu zıtlıkları siyah ve beyaz olarak temsil edebiliriz. Harmoniyi ise ancak gri renkle sembol edebiliriz... Çünkü ne kadar iyilik yapsak bile, eğer bir kere kara leke değmişse, istediğiniz kadar silmeye çalışın ya da düzelltmeye, ne yaparsanız yapın, artık karışmıştır siyah ve beyaz birbirine, geriyese hep gri rengi kalır.

    Gridir insan, gridir hayat... çünkü iyilik ve kötülükle iç içedir. İkisini birbirinden ayırmak bir rengi üstün kılıp renkleri yok etmek demektir, doğup yaşamadan ölmek demektir, büyümemek, acı çekmemek, tecrübe etmemek ama insanın kaderidir yoktan var olup yine yok olmak, çünkü sonunda her renkten üstün gelir karanlık ama bir kere değmiştir ışık ona...

  • vejetaryan04.10.2004 - 02:17

    Vejeteryanlığın ana nedeni ete karşı tiksinti duymaktır. Herhangi bir nedenden dolayı bu tiksintiyi hissedenlere karşı değilim ama vejeteryanlığın insanın gözüne sokulmasından yana değilim. Bana göre asıl vejeteryan, vejeteryanlığını fazla reklam etmeyen kişidir.

  • vejetaryan04.10.2004 - 02:14

    Hayvanlara yapılan eziyetler hakkında küçük bir araştırma yapmıştım, sonuçta uzun süre vejeteryan kalmıştım. Nufusun artması ve teknolojinin gelişmesiyle yapılan eziyetler daha da çoğalmaktadır. Ne bu eziyetleri detaylı olarak, ne de artık vejeteryan olmadığımın nedenleri bu başlık altında sıralayacak değilim ama kısaca ''insanları tanıdıkça hayvanları daha çok sevmeye başladım' sözüne katıldığımı söyleyebilirim...