Yukarı atmosferde yaklaşık,25 km. yükseltide ozon gazının (O3) en yoğun olduğu bir kuşak vardır. Bu ozon tabakası insan için zararlı olan elementleri süzerek yeryüzünü Güneş’in morötesi ışınlardan korur.1985’ten bu yana, ozon tabakasında, kutupların üstünde büyüyen deliklerin oluştuğu saptandı. Soğutmada, plastik köpük ve aerosol yapımında çok sık kullanılan kimyasal bir ürün olan CFC’nin (kloroflorokarbon) , tabakasını tahrip ettiği sanılıyor. _______________________________________________________
İTÜ: Ozon tabakası inceldi – (Basın)
İSTANBUL - İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Meteoroloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Selahattin İncecik, '1998'de yapılan tespitlere göre, Türkiye'nin de yer aldığı orta enlemlerde ozon azalması tespit edildi' dedi.
İTÜ ve Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nce İTÜ Ayazağa Kampüsü'nde düzenlenen 'Uluslararası Stratosferik Ozon/UV Radyasyonu Değişimi ve Etkileri' konulu panelde konuşan Prof. İncecik,1987'de Dünya Meteoroloji Teşkilatı'nın (WMO) önderliğinde 'Ozon Tabakasını İncelten Maddelere Dair Montreal Protokolü'nün kabul edildiğini ve Türkiye'nin de protokolü 1991'de imzaladığını hatırlattı. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürü Doç. Dr. Selahattin Sarı da, stratosferik ozon azalmasının, yeryüzünün ultraviyole-B ışınlarına daha çok muhatap olmasına neden olacağını ifade ederek, 'Bu durum da, öncelikle sağlık sorunlarına ve ekolojik denge üzerinde olumsuz değişimlere neden olur' şeklinde konuştu. (aa) _______________________________________________________
Ozon tabakası nasıl oluştu? (www.biltek.tubitak.gov.tr/)
Yaşam ortaya çıkmadan önce, karbon dioksit, nitrojen ve diğer ağır gazlar, Dünya’nın manto tabakası ve yer kabuğu tarafından ortama bırakılıyordu. Bu gazlar dünyanın yerçekimi kuvveti sayesinde tutuldu ve zaman içinde bir atmosfer meydana geldi.Yerçekimi, metan (CH4) , karbon dioksit (CO2) , amonyak (NH3) , hidrojen (H2) , azot (N2) , ve su buharının (H2O) bu şekilde atmosferde birikmesine neden oldu. Zaman içinde Dünya, su buharının yoğunlaşıp sıvı hale gelmesine olanak sağlayacak kadar soğudu. Bu durum beraberinde yağmurları ve kuvvetli kasırgaları getirdi. Sürekli yağan yağmur denizlerin oluşmasını sağladı. Şiddetli kasırgalar sırasında oluşan elektrik dünyanın yüzeyini etkiledi.
Bu sırada atmosferde serbest halde hiç oksijen yoktu çünkü oksijen hidrojenle birleşip suyu, yer kabuğundaki başka elementlerle de birleşip demir oksitleri, silikatları, karbon dioksiti ve karbon monoksiti oluşturuyordu. Yaklaşık 2 milyar yıldan fazla bir süre boyunca oksijenin tamamı başka elementlere bağlanmış halde bulunuyordu.
İlk canlılar, atmosferde serbest oksijen bulunmadığı için anaerobik yani oksijensiz solunum yapan canlılardı. (Canlıların ortaya çıkışlarıyla ilgili daha ayrıntılı bilgi edinmek isterseniz “Dünya üzerinde yaşam nasıl başladı? ” sorusunun cevabına göz atabilirsiniz.) Anaerobik solunumda sonra fotosentez evrimi gerçekleşti, yani fotosentez yapabilen canlılar ortaya çıktı. Bu canlılar su ve karbon dioksiti kullanarak glikoz ve oksijen üretmeye başladılar. Serbest oksijen böylece atmosferin stratosfer adı verilen tabakasında birikmeye başladı. Morötesi ışınlar, bu tabakadaki oksijen moleküllerine (O2) çarparak bu moleküllerin iki oksijen atomuna (O + O) bölünmesi sebep oldu. Bu oksijen atomları da oksijen molekülleriyle birleşerek ozonu oluşturdular. (O + O2 → O3) . Ozon tabakası bu şekilde oluştu. Ayrıca bu tepkimeler günümüzde de aynı şekilde oluşmakta. Ozon tabakasının üstünde yeterince oksijen bulunmadığı için tabakanın kalınlığı sınırlı. Daha alt tabakalara da morötesi ışınlar ulaşamıyor. (B. Duygu Özpolat) _______________________________________________________
Bunun yanısıra, güneş ışığında fotokimyasal tepkimeye giren egzos gazları, kirli havadan oluşan duman bulutlarında ozon ve nitrojen dioksit oluşturmaktadır. Böylece atmosferin yeryüzüne yakın alt kısımlarında da bir Ozon Kirliliği meydana gelmektedir... _______________________________________________________
ayrıca bkz. Ozon Nedir: www.kimyaokulu.com/merak%20ediyorsaniz/html/ozon.htm www.koeri.boun.edu.tr/meteoroloji/ozon2.htm www.ttgv.org.tr/tur/06_tekno_guncel/644.htm (Ozonla İlgili bağlantılar) vb. _______________________________________________________
Antikçağ’dan bu yana çöller büyümeye devam ediyor ve insan eliyle ormanlar yok ediliyor.
Çöller, imparatorluklarını her gün biraz daha genişleten fatihlere benzedi. Bir zamanlar yeryüzünün ısınması nedeniyle doğal olarak gerçekleşen çölleşme, bugün insan etkinliklerinin eklenmesiyle hız kazandı. Ağaçların kesilmesi, çalılıkların yakılması ve çok sayıda otlak alanı açılması orman alanlarının başlangıçta savanlara ve giderek gerçek çöllere dönüşmesine neden oluyor. Sahra’nın her iki yanında “yeşil duvarlar” (ağaç dikimleri) oluşturma girişimlerine rağmen, çöl acımasızca büyüyor.
Nem ormanların bile günümüzde seyrekleşiyor. Brazilya’da tarım alanları açmak için ormanlar yok ediliyor.
Afrika’da ve Güneydoğu Asya’da ise, büyük ağaçları Avrupalılara ve Japonlara satmak için kesiyorlar.
Daha sonra da yerli halk tarım yapmak üzere yanmış orman alanlarına yerleşiyor. Ve bu şekilde her yıl aşağı yukarı Belçika toprakları büyüklüğünde orman alanı yok oluyor.
Bugün yalnız Küzey Yanküre orman alanlarını koruyor ve hatta bu alanları genişletiyor.
Çölleşme artıyor… Yeryüzünün üçte biri çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya. Gerek hava koşulları gerek siyasal faktörler nedeniyle çölleşme, geri dönülmesi olanaksız bir süreçtir. Mesela bazı hükümetler, kırsal alanlarda yaşayan halkın göç etmesini engellemiyorlar. (R. CA.) _______________________________________________________________
Peki, o zaman çölleşme nedir? – (www.cevre.gov.tr/genelbilgiler/collesme.htm)
1992 Dünya zirvesinde dünya liderleri tarafından kabul edilen ve anlaşma metninde de yer alan tanımlama, 'iklim değişiklikleri ve insan faaliyetleri de dahil olmak üzere muhtelif faktörlerin etkisi altında kurak, yarı kurak ve az yağış alan bölgelerdeki toprağın doğal özelliklerini yitirmesi veya kısaca toprağın aşınması' şeklindedir. _______________________________________________________________
Çölleşme dünya çapında 1.2 milyar insanın geçim kaynağını tehdit ediyor. Birleşmiş Milletler uzmanlarına göre 135 milyon insan bu gelişmenin sonucunda yerini yurdunu terk etmek zorunda kalabilir. Dünyanın toplam %30’u çölleşme tehlikesi ile karşı karşıya ve her yıl 25 milyar ton verimli toprak çölleşme sonucu erozyonla kayboluyor.
Çölleşme toprağın verimliliğini azaltarak, sonuçta açlık, yoksulluk ve hatta ekonomik ve politik sorunlara yol açabiliyor. Birleşmiş Milletler uzmanları çölleşmenin aynı zamanda biyolojik zenginliğin azalmasına yol açtığını vurguluyorlar. Çölleşmenin nedenleri ise dünya iklimindeki değişiklikten, ormanların kesilmesi ile ortaya çıkan erozyon, su ve toprağın aşırı kullanımı ya da zehirlenmeye kadar çeşitli.
Kuraklık en önemli neden olmakla beraber çölleşme sadece kuraklık anlamına gelmiyor, kullanılmaz hale gelen tüm topraklar çölleşmiş sayılıyor. Başta Afrika olmak üzere 110 ülkede yaşamı tehdit eden çölleşme ile mücadele için 1996 yılında bir sözleşme imzalandı. Bu Birleşmiş Milletler sözleşmesine 167 ülke imza attı. Sözleşmenin sekreterliği 1999 yılında Bonn’a taşındı. Sekreterlik, çölleşme ile mücadelenin koordinasyonunu üstleniyor. _______________________________________________________________
Türkiye’nin Durumu – (arsiv.hurriyetim.com.tr/hur/turk/ 01/06/17/turkiye/35tur.htm)
Türkiye, dünyada en fazla erozyona uğrayan yüksek ve engebeli bir ülke. Özellikle sahil kesimleri ve Doğu Anadolu Bölgesi çok engebeli bir arazi yapısına sahip. Erozyon Türkiye'de en büyük doğal afetlerden biri.
Erozyonun büyük bir kısmı orman rejimi dışındaki tarım ve mera alanlarında. Çölleşme dolayısıyla etkilenen alanlardaki gelir kayıplarının bugüne kadar 42 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Türkiye topraklarının yüzde 86'sında orta, şiddetli ve çok şiddetli erozyon olayı yaşanıyor. _______________________________________________________________
Doğru tarım uygulamaları teşvik edilmeli, Su kaynakalrının kaybı ve toprak tuzlanması önlenerek kuraklık etkileri azaltılmalı, Ağaçlandırma teşvik edilirken, mümkün olduğu kadar orman yangınları ile mücadele edilmeli ve önlenmeli, Erozyon ve kumul birikimiyle mücadele edilmeli, Dyarlı olalım, elele verelim. Bırakalım ülkemizde “ Çölleşme’ nin sadece adı kalsın! ” Özellikle çiftçilerin büyük baş hayvan yetiştiricilerinin ve diğer ilgili sosyal grupların konu hakkında biliçlenmeleri sağlanmalı ve problemin halkın katılımı ile çözümü hedeflenmeli, _______________________________________________________________
Ayrıca Bkz. stu.inonu.edu.tr/~cevre/erozyon.htm www.tmmobzmo.org.tr/ulusaleylem.html (Tarım Reformu) _______________________________________________________________
Temiz su ender bulunur hale geldi, çünkü nehir suları ve çoğu yerde kuyu suları, içilmeyecek kadar kirli.
Sanayileşmiş, ülkelerdeki büyük nehirler, kirliliği denize kadar taşıyan üstü açık kanalizasyonlar durumuna geldi.
İçme suyu olarak kullanmak amacıyla nehirlerden su çekenlerin bu suyu arıtma tesislerinde işlemden geçirmeleri gerekiyor. Çünkü artık günümüzde bu sularda, sık görülen bakteri ve virüslerin dışında her tür kimyasal atık ve aynı zamanda da cıva, kurşunve kadmiyum gibi insan yaşamı için tehlikeli olan “ağır metaller” bulunuyor. Kirlilik aynı zamanda, bugüne kadar korunduğu veya toprağıns üzme özelliği sayesinde filtre edildiği sanılan yeraltı sularını da etkiliyor.
Yoğun tarım bölgelerinde kimyasal gübrelerin bitkiler tarafında kabul edilmeyen azot maddesi, nitrat biçiminde yeraltı su örtüsüne karışmasına ve kuyuları beseleyen suyu kirlenmesine neden oluyor.
Avrupa Topluluğu tarafından konan kurallara göre, içme suyundaki nitrat miktarının, süt çocuklarının ve hassas bünyelilerin sağlığı için tehlike oluşturması nedeniyle litre başına 50 mg’ı geçmemesi gerekiyor. Türkiye’nin en büyük kenti olan İstanbul’da evlerde akan suların içmeye eleverişli olmayan bir duruma gelmesi, burada yaşayanları başka kaynaklardan içme suyu bulmaya yöneltmiştir.
Fosfatlı kimyasal gübreler, bitki örtüsü tarafından tamamen emilmediğinde, göllere ve okyonuslara geçiyor; bu da sudaki bitki örtüsünü etkiliyor. Deniz kıyılarında yeşil dalgalar (kıyıya vuran yosunların çoğalması) şeklinde görülen bu ötrofizasyon olayı sonuçta, suda yaşayan hayavnların da zehirlenmesine neden oluyor. (R. CA.) ___________________________________________________
ayrıca bkz. www.cevre.org/TCM/Yonetmelikler/Su.htm www.kimyaokulu.com/merak%20ediyorsaniz/html/su%20kirliligi.htm members.fortunecity.com/cehennemdepo/kimya_projesi/su_kirliligi.htm www.rshm.saglik.gov.tr/bolumler/bolumdetaylari/cevresagligi/atiksuyonetmelik.htm ulucam.uludag.edu.tr/su.html vb. ___________________________________________________
Necip Fazıl Kısakürek 26 Mayıs 1905 - 25 Mayıs 1983
Rahmetle anıyoruz...
»Eserleri Cinnet Mustatili, Hikayelerim, Çile, Aynadaki Yalan, İdeolocya Örgüsü, Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu, O ve Ben, İman ve İslam Atlası, İhtilal, Bab-ı Ali, Raporlar, Para Mukaddes Emanet, Senaryo Romanlarım, Reis Bey Parmaksız Salih, Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar, Benim Gözümde Menderes, Nur Harmanı, Yeniçeri, Müdafaalarım, Türkiye'nin Manzarası, Namık Kemal, Sabır Taşı Ahşap Konak, Yunus Emre Kanlı Sarık, Peygamber Halkası, Konuşmalar, Moskof, Ulu Hakan İkinci Abdülhamit Han, Bir Adam Yaratmak, Kafa Kağıdı, Çöle İnen Nur, Tanrı Kulundan Dinlediklerim, At'a Senfoni, Hazret-i Ali, Hücum ve Polemik, Öfke ve Hiciv, Tohum, Hitabeler, Son Devrin Din Mazlumları, Hesaplaşma, Doğru Yolun Sapık Kolları, ...
Soluduğumuz hava çoğunlukla, fabrika dumanları, kalorifer dumanı ve arabaların çıkardığı egzos gazlarıyla kirleniyor.
Geçen yüzyılın sonundan beri İngiltere’de, kimi büyük büyük şehirlerin havası bazı günler kömür yüzünden solunmaz duruma geliyordu. Dumanla sis karışımı olan “kalın sis tabakası”,1960’lı yıllara kadar Londra’nın önemli özelliğiydi. Sanayileşmiş ülkelerde kömürün yerini daha temiz yani daha az kirlenmeye neden olan fuel-oil, daha sonra ise elektrik ve doğal gaz aldı. Ve bu şekilde büyük yerleşim yerlerinde daha rahat nefes alınmaya başlandı.
Ancak 1970’li yıllarda, dumansız, ama daha sinsi bir kirlilik ortaya çıktı. Araç trafiğinin yol açtığı egsoz gazları, fabrika bacalarından yayılan gazlarla birleşince, büyük şehirlerin havası kükürtdioksit, azotmonoksit ve yanmamış hidro-karboblarla kirlendi. Bu gazlar, hava şartları nedeniyle bir yerleşim yerinin üstünde sıkışıp kalırsa, havayı solunmaz hale getiren bir fotokimyasal sis oluşturuyor. Los Angles, Meksika, İstanbul, Atina gibi şehirler, bu tür kirliliğin kurbanı. Bu gazlar rüzgarla taşındığındaysa “asit yağmurları” şeklinde tekrar yeryüzüne iniyor. Bu da göllerin verimsizleşmesine, toprağın asitlenmesine ve bitki örtüsünün zarar görmesine neden oluyor. Asit yağmurları, Kanada ve İskandinavya’da bir çok gölde yaşamın sona ermesine neden oldu.
Bu yaygın atmosfer kirliliğine çözüm bulmak amacıyla fabrika bacalarıyla ilgili daha ciddi önlemler alındı ve “temiz araba” projesine önem verildi. Sanayiciler, fabrikalarını duman fietraj sistemeleriyle donatmak, otomobil üreticleri ise egsoz gazlarının zararlı etkilerini azaltacak katlizörlü susturucular taşyan arabaları piyasaya sürmek zorunda bırakıldı. ABD’de ve Japonya’da kullanımı yaygın olan bı tür arabalar, Avrupa’da da piyasaya çıkmaya başladı. (R. CA.) __________________________________________________________
Ayrıca bkz. www.angelfire.com/fm/cukurcayir/kirlilik.htm www.die.gov.tr/TURKISH/SONIST/CEVRE/cevre.html www.ttb.org.tr/yatagan/3.html ulucam.uludag.edu.tr/hava.html www.koeri.boun.edu.tr/meteoroloji/hkirli1.htm www.sanalhoca.com/kimya/yasamsallar/havakirliligi.htm vb… __________________________________________________________
Pasif Sigara İçicisi gibi
Araştırmacılar, hava kirliliğinin yol açtığı riskin, pasif sigara içicileri için geçerli olan riskle aynı oranda olduğunu bildirdiler. Sigara içen birisiyle yaşayan pasif içicilerin, sigara içmeyen birisiyle yaşayan ve sigara kullanmayan insanlara göre yüzde 16-24 arasında daha fazla risk taşıdıkları biliniyor. ABD’nin büyük kentlerinden New York, Chicago ve Washington’da genellikle endüstri merkezlerinde yakılan kömürün havayı kirlettiği, batıda ise dizel tırların ve otobüslerin hava kirliliğinde önemli rol oynadığı kaydedildi.
Not: Daha ilerici çözümler için petrol, kömür gibi zararlı maddelerin yerine rüzgar, güneş, elektrik, su, ve atıkların dönüşümüyle oluşan enerjilerden yararlanılması lazım. Fakat petrol hegomanyası bu konudaki gelişmeleri engellemektedir. Geleceğimiz tehdit altındadır bu bakımdan hava kirliliğini engeleyici çözümlerin uygulnamsı için önce ABD gibi ülkerin izledikleri sömürücü politiklarla savşılması gerekir. __________________________________________________________
Çağlar boyunca insan, çevresindeki doğaya hakim olmak için çalıştı. Bugün ise 6 milyardan fazla insanın yaşadığı bir gezegende doğayı yenmek değil, tam tersine onu korumak gerekiyor. Sanayileşmiş ülkelerdeki üretim yarışı, doğal kaynakların büyük oranda tüketilmesine neden oluyor. Su, orman, kömür, petrol, tüm bunlar sanayi toplumunun artan ihtiyaçlarını karşılamak için tüketiliyor. Ve ulusal kaynaklar yeterli gelmediği için hammeddeleri başka ülkelerden ithal etmek gerekiyor. Bu nedenle bütün ülkeler, sanayi ülkesi olsun olmasın, bu yerüstü ve yeraltı zenginliklerinin hızla tüketilmesinde belli bir paya sahip.
Çoğalan nüfüsa cevap verebilmek için gitgide artan bir biçimde kullanılan yeryüzünün doğal kaynakları, bugün arttık tükenme noktasına geldi. Petrolü gitgide daha derinlerde veya daha uzak denizlerde aramak gerekiyor. Sulama yapmaya ve büyük yerleşim yerlerinin ihtiyaçlarını karşılamaya sular yetmiyor. Bazı ormanların, özellikle de Afrika’da bereketli ağaçları kesilmiş, daha sonra da insanların buralara yerleşmesi sonucu bu ormanlar yok edilmiştir. Daha düne kadar tükenmez balık depoları olarak görülen okyonuslar, bir yandan aşırı avlanma, diğer yandan kıyılardaki kirlenme sonucu kaygı verici bir biçimde fakirleşiyor.
Doğal kaynakların bu hızla tüketimine, bir de insan yaşamının atıkları ekleniyor. Tropikal ormanların azalması, toprak aşınmasına ve çölleşmeye neden oluyor. İnsanların şehirlere akın etmelerini, gitgide başa çıkılması zorlaşan atıkların (ev çöpleri, kirli sular) birikmesine neden oluyor. Ayrıca sanayi üretimi, su ve hava kirliliğine de birlikte getiriyor. Günümüzde tarım etkinliği bile yoğun bir biçimde gübre kullanılması ve hayvan yetiştiriciliğinin sanayileşmesi sonucu kirliliğe neden oluyor. Kısası, dünyada yaşadığımız yer neresi olursa olsun, doğal çevremiz tehlikeyle karşı karşıyadır.
Çevreci Roger Cans, Le Monde gazetesininde çevre gazetecinin yazıları bu konu üzerinde önemli bir kaynaktır.
ayrıca bkz: www.geocities.com/isitir/cevrekoruma.htm www.cevre.org/Kitap/tarim.htm members.fortunecity.com/cehennemdepo/kimya_projesi/cevre_kirliligi.htm www.peyzaj.org/medya/ vb. _______________________________________________________________
XX. Yüzyılın başında hala zirvede olan İngiliz Sömürge İmparatorluğu gücünün iki aracını bir “Büyük Oyun” da sistemleştirdi: Avrupalı rakiplerini bölmek ve Rus İmparatorluğu’nu dizginlemek.
Modern zamanların en büyük imparatorluğunun savunması tek başına askerlere emanet edilemezdi. Küçücük bir ada devleti olan İngiltere, denetimi altında tuttuğu dünyanın dört bir yanındaki geniş toprakları işgal etmek, yönetmek ve bunların sınırılarını güvence altına almak için yeterli insan kaynaklarına sahip değildi. Üstelik Fransa ve Rusya gibi başka iki imparatorlukla yeni doğmakta olan Alman İmparatorluğu’nun rekabetine karşı koymak durumundaydı. “Büyük Oyun” rakiplerini susta durdurmak için ittifak sistemleri ve sınır oyunlarından oluşan bütün diplomatik yolları kullanmayı kapsıyordu.
İngiltere gücünü denizler ve okyonuslar üzerindeki egemenliğine dayandırmıştı. Büyük deniz ticaret yolları üzerindeki denetimi, kıta Avrupası ülkeleri üzerinde çok büyük bir baskı aracıydı. Napolyon’un imparatorluğuna karşı uygulanan abluka, bu ülkeye, ekonomik savaşın korkunç etkisini göstermişti. Dilediği gibi ve her an başvurabileceği bu dolaylı tehdit, Avrupa’da oynadığı “oyuna” iyi bir zemin oluşturuyordu: Kıta Avrupası’nın belli başlı devletleri arasında denegeyi korumak. Kah birine, kah ötekine destekleyerek, hem İngiltere’ye karşı bir koalisyonun oluşmasını hem de kıtada büyük bir egemen gücün ortaya çıkışını engellemek gerekiyordu.
“Büyük oyun” Asya’da, Yakındoğu’da veya Afrika’da rakip imparatorlukları “dizginlemek” ve yerli halkı denetim altında tutmak üzere tampon devletler yaratmaktan veya sınır çizgilerini değiştirmekten oluşuyordu. İngiltere’ya az veya çok bağlı bir dizi düşman devlet, Balkanlar’dan Çin’e kadar, Rus İmparatorluğu’nun yayılmasını engelliyordu. Bu devletler de yerli halkı bölecek ve toplulukları arasındaki gerilimleri sürdürecek biçimde parçalanmıştı.
İngiltere’nin deniz imparatorluğu eldeki olanakların tasarrufuna dayanıyor, diplomatik ustalık, kara gücünün eksikliğini kapatıyordu. “Büyük oyun” büyük “kara” devletlerinin doğal gücüne durmaksızın set çekmekten oluşuyordu. Sınırsız insan ve doğa kaynaklarının üzerinde oturan dev Avrupa-Asya bloğuna karşı, sonsuza kadar yinelenen bir Sisyphos uğraşıydın bu. İngiliz büyük jeopolitikçi Mackinder kötümser bir insandı: “Tanım gereği dayanıklı olan “toprak” sonunda “deniz” karşısında zafer kazanacaktır” diyordu.
Kaynak: Alfredo Da Gama E Abreu Valladao Larousse,1993 Milliyet Gazetesi 1993-1994 Jeosrateji
ayrica bkz: www.ntvmsnbc.com/news/122311.asp www.geocities.com/leviathan9_11/buyukoyun.html www.darwinizmdini.com/somurgeciler.html www.inadina.com/inadeski/sayi20/buyukoyun.htm vb. ________________________________________________
Duydunuz mu? Duydunuz mu? O aman aman yürek yakan Minik kardeşim feryat figan Gözyaşına boğuldunuz mu?
Duydunuz mu gördünüz mü? Filistin’in mahzun gülünü Daha açmadan solmuş güzel Aman yüreğim kan ağlıyor
Yazıklar olsun lanetler olsun Çocukları babasız bırakanlara Lanetler olsun yazıklar olsun Çocukları sevgisiz bırakanlara
Yazık yazık yazık bizlere Bir el uzatamadık kardeşimize Yazık yazık yazık bizlere Bir birleşemedik kardeşçe
Daha sürecek mi bu soğuk rüzgar Anlamıyorum kalbinizde buz mu var Filistin’in gülleri daha açmadan solar Halbu ki güneş hep yeniden doğar
Kitabımız Kuran kılavuzumuz sünnet Yazıklar olsun ayrı yollara dağılana Bu nasıl iştir değil miyiz bir ümmet Yazıklar olsun kardeşime aksi olana
O yüksekten uçup kendini bir şey sananlar Yazıklar olsun onlara o ayrım yapanlar Allah’ın selamını bile nefsi için dağıtanlar Böyle giderse daha çok anamız ağlar
Lanet olsun şeytana ve dostlarına Lanet olsun islam düşmanlarına Yazıklar olsun bizi içten vurana Yazıklar olsun sağa sola dağılana
Bir soğuk rüzgar esiyor deli deli Kurtuluş yok yine asırlardan beri Bir soğuk rüzgar esiyor deli deli Düşmanlar sardı yine kardeşleri Ah şu cehalet yakıyor cümlemizi
Aşkı ile yanmak varken birlikte Kaptırırız kendimizi nefsimize Güveni yok insanın kardeşine bile Güven yok haktan başka bizlere
Birbirimizin kapısını çalmaz isek Birlik beraberlik içinde olmaz isek Muhabbete sünnetiyle varmaz isek Nefrete fitneye yol açtık demek
Asırlarca nurunu üç kıtaya yaydık Kurana sünnete sımsıkı bağlanmıştık Herkes savunur şimdi kendi reyini Şeytana yem olduk gitti dağıldık
Suçumuz ağır çekeriz türlü cefalar Dilerim Rabbimiz cümlemizi bağışlar Kıyamet günü dahi dikilir fidanlar Olmayın artık ayrı yolda koşanlar
Hak ile batıl bildiriliyor yüce kuranda Hiçbir şeyde hayır yok, olmaz Haktan başka Hak için uğraşta alsın canımızı Mevla Cümleten ileri hakka doğru birliğe
Biz sevmesini bilmeliyiz yaratan için Sevenler yoksa hayatta yaratan Hak için Ne işimiz kalır Allah için dünyada Gönüller ermeli hep birlikte vuslata
Kalmayız yine inşaallah boş laflarla Kanmayız artık inşaallah fani dünyaya
Yukarı atmosferde yaklaşık,25 km. yükseltide ozon gazının (O3) en yoğun olduğu bir kuşak vardır. Bu ozon tabakası insan için zararlı olan elementleri süzerek yeryüzünü Güneş’in morötesi ışınlardan korur.1985’ten bu yana, ozon tabakasında, kutupların üstünde büyüyen deliklerin oluştuğu saptandı. Soğutmada, plastik köpük ve aerosol yapımında çok sık kullanılan kimyasal bir ürün olan CFC’nin (kloroflorokarbon) , tabakasını tahrip ettiği sanılıyor.
_______________________________________________________
İTÜ: Ozon tabakası inceldi – (Basın)
İSTANBUL - İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Meteoroloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Selahattin İncecik, '1998'de yapılan tespitlere göre, Türkiye'nin de yer aldığı orta enlemlerde ozon azalması tespit edildi' dedi.
İTÜ ve Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nce İTÜ Ayazağa Kampüsü'nde düzenlenen 'Uluslararası Stratosferik Ozon/UV Radyasyonu Değişimi ve Etkileri' konulu panelde konuşan Prof. İncecik,1987'de Dünya Meteoroloji Teşkilatı'nın (WMO) önderliğinde 'Ozon Tabakasını İncelten Maddelere Dair Montreal Protokolü'nün kabul edildiğini ve Türkiye'nin de protokolü 1991'de imzaladığını hatırlattı. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürü Doç. Dr. Selahattin Sarı da, stratosferik ozon azalmasının, yeryüzünün ultraviyole-B ışınlarına daha çok muhatap olmasına neden olacağını ifade ederek, 'Bu durum da, öncelikle sağlık sorunlarına ve ekolojik denge üzerinde olumsuz değişimlere neden olur' şeklinde konuştu. (aa)
_______________________________________________________
Ozon tabakası nasıl oluştu? (www.biltek.tubitak.gov.tr/)
Yaşam ortaya çıkmadan önce, karbon dioksit, nitrojen ve diğer ağır gazlar, Dünya’nın manto tabakası ve yer kabuğu tarafından ortama bırakılıyordu. Bu gazlar dünyanın yerçekimi kuvveti sayesinde tutuldu ve zaman içinde bir atmosfer meydana geldi.Yerçekimi, metan (CH4) , karbon dioksit (CO2) , amonyak (NH3) , hidrojen (H2) , azot (N2) , ve su buharının (H2O) bu şekilde atmosferde birikmesine neden oldu. Zaman içinde Dünya, su buharının yoğunlaşıp sıvı hale gelmesine olanak sağlayacak kadar soğudu. Bu durum beraberinde yağmurları ve kuvvetli kasırgaları getirdi. Sürekli yağan yağmur denizlerin oluşmasını sağladı. Şiddetli kasırgalar sırasında oluşan elektrik dünyanın yüzeyini etkiledi.
Bu sırada atmosferde serbest halde hiç oksijen yoktu çünkü oksijen hidrojenle birleşip suyu, yer kabuğundaki başka elementlerle de birleşip demir oksitleri, silikatları, karbon dioksiti ve karbon monoksiti oluşturuyordu. Yaklaşık 2 milyar yıldan fazla bir süre boyunca oksijenin tamamı başka elementlere bağlanmış halde bulunuyordu.
İlk canlılar, atmosferde serbest oksijen bulunmadığı için anaerobik yani oksijensiz solunum yapan canlılardı. (Canlıların ortaya çıkışlarıyla ilgili daha ayrıntılı bilgi edinmek isterseniz “Dünya üzerinde yaşam nasıl başladı? ” sorusunun cevabına göz atabilirsiniz.) Anaerobik solunumda sonra fotosentez evrimi gerçekleşti, yani fotosentez yapabilen canlılar ortaya çıktı. Bu canlılar su ve karbon dioksiti kullanarak glikoz ve oksijen üretmeye başladılar. Serbest oksijen böylece atmosferin stratosfer adı verilen tabakasında birikmeye başladı. Morötesi ışınlar, bu tabakadaki oksijen moleküllerine (O2) çarparak bu moleküllerin iki oksijen atomuna (O + O) bölünmesi sebep oldu. Bu oksijen atomları da oksijen molekülleriyle birleşerek ozonu oluşturdular. (O + O2 → O3) . Ozon tabakası bu şekilde oluştu. Ayrıca bu tepkimeler günümüzde de aynı şekilde oluşmakta. Ozon tabakasının üstünde yeterince oksijen bulunmadığı için tabakanın kalınlığı sınırlı. Daha alt tabakalara da morötesi ışınlar ulaşamıyor. (B. Duygu Özpolat)
_______________________________________________________
Ozon kirliliği – (www.ogm.gov.tr/bilgi/ozon_01.htm)
Bunun yanısıra, güneş ışığında fotokimyasal tepkimeye giren egzos gazları, kirli havadan oluşan duman bulutlarında ozon ve nitrojen dioksit oluşturmaktadır. Böylece atmosferin yeryüzüne yakın alt kısımlarında da bir Ozon Kirliliği meydana gelmektedir...
_______________________________________________________
ayrıca bkz. Ozon Nedir:
www.kimyaokulu.com/merak%20ediyorsaniz/html/ozon.htm
www.koeri.boun.edu.tr/meteoroloji/ozon2.htm
www.ttgv.org.tr/tur/06_tekno_guncel/644.htm (Ozonla İlgili bağlantılar)
vb.
_______________________________________________________
Üstad Necip Fazıl Kısakürek, geçen yüzyılın başında
www.yenisafak.com/diziler/nfk/
___________________________________
Çölleşme
Antikçağ’dan bu yana çöller büyümeye devam ediyor ve insan eliyle ormanlar yok ediliyor.
Çöller, imparatorluklarını her gün biraz daha genişleten fatihlere benzedi. Bir zamanlar yeryüzünün ısınması nedeniyle doğal olarak gerçekleşen çölleşme, bugün insan etkinliklerinin eklenmesiyle hız kazandı. Ağaçların kesilmesi, çalılıkların yakılması ve çok sayıda otlak alanı açılması orman alanlarının başlangıçta savanlara ve giderek gerçek çöllere dönüşmesine neden oluyor. Sahra’nın her iki yanında “yeşil duvarlar” (ağaç dikimleri) oluşturma girişimlerine rağmen, çöl acımasızca büyüyor.
Nem ormanların bile günümüzde seyrekleşiyor. Brazilya’da tarım alanları açmak için ormanlar yok ediliyor.
Afrika’da ve Güneydoğu Asya’da ise, büyük ağaçları Avrupalılara ve Japonlara satmak için kesiyorlar.
Daha sonra da yerli halk tarım yapmak üzere yanmış orman alanlarına yerleşiyor. Ve bu şekilde her yıl aşağı yukarı Belçika toprakları büyüklüğünde orman alanı yok oluyor.
Bugün yalnız Küzey Yanküre orman alanlarını koruyor ve hatta bu alanları genişletiyor.
Çölleşme artıyor… Yeryüzünün üçte biri çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya. Gerek hava koşulları gerek siyasal faktörler nedeniyle çölleşme, geri dönülmesi olanaksız bir süreçtir. Mesela bazı hükümetler, kırsal alanlarda yaşayan halkın göç etmesini engellemiyorlar. (R. CA.)
_______________________________________________________________
Peki, o zaman çölleşme nedir? – (www.cevre.gov.tr/genelbilgiler/collesme.htm)
1992 Dünya zirvesinde dünya liderleri tarafından kabul edilen ve anlaşma metninde de yer alan tanımlama, 'iklim değişiklikleri ve insan faaliyetleri de dahil olmak üzere muhtelif faktörlerin etkisi altında kurak, yarı kurak ve az yağış alan bölgelerdeki toprağın doğal özelliklerini yitirmesi veya kısaca toprağın aşınması' şeklindedir.
_______________________________________________________________
ÇÖLLEŞME TEHDİT EDİYOR! ! – (www.izmircevre.gov.tr)
Çölleşme dünya çapında 1.2 milyar insanın geçim kaynağını tehdit ediyor. Birleşmiş Milletler uzmanlarına göre 135 milyon insan bu gelişmenin sonucunda yerini yurdunu terk etmek zorunda kalabilir. Dünyanın toplam %30’u çölleşme tehlikesi ile karşı karşıya ve her yıl 25 milyar ton verimli toprak çölleşme sonucu erozyonla kayboluyor.
Çölleşme toprağın verimliliğini azaltarak, sonuçta açlık, yoksulluk ve hatta ekonomik ve politik sorunlara yol açabiliyor. Birleşmiş Milletler uzmanları çölleşmenin aynı zamanda biyolojik zenginliğin azalmasına yol açtığını vurguluyorlar. Çölleşmenin nedenleri ise dünya iklimindeki değişiklikten, ormanların kesilmesi ile ortaya çıkan erozyon, su ve toprağın aşırı kullanımı ya da zehirlenmeye kadar çeşitli.
Kuraklık en önemli neden olmakla beraber çölleşme sadece kuraklık anlamına gelmiyor, kullanılmaz hale gelen tüm topraklar çölleşmiş sayılıyor. Başta Afrika olmak üzere 110 ülkede yaşamı tehdit eden çölleşme ile mücadele için 1996 yılında bir sözleşme imzalandı. Bu Birleşmiş Milletler sözleşmesine 167 ülke imza attı. Sözleşmenin sekreterliği 1999 yılında Bonn’a taşındı. Sekreterlik, çölleşme ile mücadelenin koordinasyonunu üstleniyor.
_______________________________________________________________
Türkiye’nin Durumu – (arsiv.hurriyetim.com.tr/hur/turk/ 01/06/17/turkiye/35tur.htm)
Türkiye, dünyada en fazla erozyona uğrayan yüksek ve engebeli bir ülke. Özellikle sahil kesimleri ve Doğu Anadolu Bölgesi çok engebeli bir arazi yapısına sahip. Erozyon Türkiye'de en büyük doğal afetlerden biri.
Erozyonun büyük bir kısmı orman rejimi dışındaki tarım ve mera alanlarında. Çölleşme dolayısıyla etkilenen alanlardaki gelir kayıplarının bugüne kadar 42 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Türkiye topraklarının yüzde 86'sında orta, şiddetli ve çok şiddetli erozyon olayı yaşanıyor.
_______________________________________________________________
Neler yapılmalı? – (www.cevre.gov.tr/genelbilgiler/collesme.htm)
Doğru tarım uygulamaları teşvik edilmeli,
Su kaynakalrının kaybı ve toprak tuzlanması önlenerek kuraklık etkileri azaltılmalı,
Ağaçlandırma teşvik edilirken, mümkün olduğu kadar orman yangınları ile mücadele edilmeli ve önlenmeli,
Erozyon ve kumul birikimiyle mücadele edilmeli,
Dyarlı olalım, elele verelim. Bırakalım ülkemizde “ Çölleşme’ nin sadece adı kalsın! ”
Özellikle çiftçilerin büyük baş hayvan yetiştiricilerinin ve diğer ilgili sosyal grupların konu hakkında biliçlenmeleri sağlanmalı ve problemin halkın katılımı ile çözümü hedeflenmeli,
_______________________________________________________________
Ayrıca Bkz.
stu.inonu.edu.tr/~cevre/erozyon.htm
www.tmmobzmo.org.tr/ulusaleylem.html (Tarım Reformu)
_______________________________________________________________
Suyun Kirliliği
Temiz su ender bulunur hale geldi, çünkü nehir suları ve çoğu yerde kuyu suları, içilmeyecek kadar kirli.
Sanayileşmiş, ülkelerdeki büyük nehirler, kirliliği denize kadar taşıyan üstü açık kanalizasyonlar durumuna geldi.
İçme suyu olarak kullanmak amacıyla nehirlerden su çekenlerin bu suyu arıtma tesislerinde işlemden geçirmeleri gerekiyor. Çünkü artık günümüzde bu sularda, sık görülen bakteri ve virüslerin dışında her tür kimyasal atık ve aynı zamanda da cıva, kurşunve kadmiyum gibi insan yaşamı için tehlikeli olan “ağır metaller” bulunuyor. Kirlilik aynı zamanda, bugüne kadar korunduğu veya toprağıns üzme özelliği sayesinde filtre edildiği sanılan yeraltı sularını da etkiliyor.
Yoğun tarım bölgelerinde kimyasal gübrelerin bitkiler tarafında kabul edilmeyen azot maddesi, nitrat biçiminde yeraltı su örtüsüne karışmasına ve kuyuları beseleyen suyu kirlenmesine neden oluyor.
Avrupa Topluluğu tarafından konan kurallara göre, içme suyundaki nitrat miktarının, süt çocuklarının ve hassas bünyelilerin sağlığı için tehlike oluşturması nedeniyle litre başına 50 mg’ı geçmemesi gerekiyor. Türkiye’nin en büyük kenti olan İstanbul’da evlerde akan suların içmeye eleverişli olmayan bir duruma gelmesi, burada yaşayanları başka kaynaklardan içme suyu bulmaya yöneltmiştir.
Fosfatlı kimyasal gübreler, bitki örtüsü tarafından tamamen emilmediğinde, göllere ve okyonuslara geçiyor; bu da sudaki bitki örtüsünü etkiliyor. Deniz kıyılarında yeşil dalgalar (kıyıya vuran yosunların çoğalması) şeklinde görülen bu ötrofizasyon olayı sonuçta, suda yaşayan hayavnların da zehirlenmesine neden oluyor. (R. CA.)
___________________________________________________
ayrıca bkz.
www.cevre.org/TCM/Yonetmelikler/Su.htm
www.kimyaokulu.com/merak%20ediyorsaniz/html/su%20kirliligi.htm
members.fortunecity.com/cehennemdepo/kimya_projesi/su_kirliligi.htm
www.rshm.saglik.gov.tr/bolumler/bolumdetaylari/cevresagligi/atiksuyonetmelik.htm
ulucam.uludag.edu.tr/su.html
vb.
___________________________________________________
Necip Fazıl Kısakürek
26 Mayıs 1905 - 25 Mayıs 1983
Rahmetle anıyoruz...
»Eserleri
Cinnet Mustatili, Hikayelerim, Çile, Aynadaki Yalan, İdeolocya Örgüsü, Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu, O ve Ben, İman ve İslam Atlası, İhtilal, Bab-ı Ali, Raporlar, Para Mukaddes Emanet, Senaryo Romanlarım, Reis Bey Parmaksız Salih, Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar, Benim Gözümde Menderes, Nur Harmanı, Yeniçeri, Müdafaalarım, Türkiye'nin Manzarası, Namık Kemal, Sabır Taşı Ahşap Konak, Yunus Emre Kanlı Sarık, Peygamber Halkası, Konuşmalar, Moskof, Ulu Hakan İkinci Abdülhamit Han, Bir Adam Yaratmak, Kafa Kağıdı, Çöle İnen Nur, Tanrı Kulundan Dinlediklerim, At'a Senfoni, Hazret-i Ali, Hücum ve Polemik, Öfke ve Hiciv, Tohum, Hitabeler, Son Devrin Din Mazlumları, Hesaplaşma, Doğru Yolun Sapık Kolları, ...
Hava Kirliliği ve Atmosfer
Soluduğumuz hava çoğunlukla, fabrika dumanları, kalorifer dumanı ve arabaların çıkardığı egzos gazlarıyla kirleniyor.
Geçen yüzyılın sonundan beri İngiltere’de, kimi büyük büyük şehirlerin havası bazı günler kömür yüzünden solunmaz duruma geliyordu. Dumanla sis karışımı olan “kalın sis tabakası”,1960’lı yıllara kadar Londra’nın önemli özelliğiydi. Sanayileşmiş ülkelerde kömürün yerini daha temiz yani daha az kirlenmeye neden olan fuel-oil, daha sonra ise elektrik ve doğal gaz aldı. Ve bu şekilde büyük yerleşim yerlerinde daha rahat nefes alınmaya başlandı.
Ancak 1970’li yıllarda, dumansız, ama daha sinsi bir kirlilik ortaya çıktı. Araç trafiğinin yol açtığı egsoz gazları, fabrika bacalarından yayılan gazlarla birleşince, büyük şehirlerin havası kükürtdioksit, azotmonoksit ve yanmamış hidro-karboblarla kirlendi. Bu gazlar, hava şartları nedeniyle bir yerleşim yerinin üstünde sıkışıp kalırsa, havayı solunmaz hale getiren bir fotokimyasal sis oluşturuyor. Los Angles, Meksika, İstanbul, Atina gibi şehirler, bu tür kirliliğin kurbanı. Bu gazlar rüzgarla taşındığındaysa “asit yağmurları” şeklinde tekrar yeryüzüne iniyor. Bu da göllerin verimsizleşmesine, toprağın asitlenmesine ve bitki örtüsünün zarar görmesine neden oluyor. Asit yağmurları, Kanada ve İskandinavya’da bir çok gölde yaşamın sona ermesine neden oldu.
Bu yaygın atmosfer kirliliğine çözüm bulmak amacıyla fabrika bacalarıyla ilgili daha ciddi önlemler alındı ve “temiz araba” projesine önem verildi. Sanayiciler, fabrikalarını duman fietraj sistemeleriyle donatmak, otomobil üreticleri ise egsoz gazlarının zararlı etkilerini azaltacak katlizörlü susturucular taşyan arabaları piyasaya sürmek zorunda bırakıldı. ABD’de ve Japonya’da kullanımı yaygın olan bı tür arabalar, Avrupa’da da piyasaya çıkmaya başladı. (R. CA.)
__________________________________________________________
Ayrıca bkz.
www.angelfire.com/fm/cukurcayir/kirlilik.htm
www.die.gov.tr/TURKISH/SONIST/CEVRE/cevre.html
www.ttb.org.tr/yatagan/3.html
ulucam.uludag.edu.tr/hava.html
www.koeri.boun.edu.tr/meteoroloji/hkirli1.htm
www.sanalhoca.com/kimya/yasamsallar/havakirliligi.htm
vb…
__________________________________________________________
Pasif Sigara İçicisi gibi
Araştırmacılar, hava kirliliğinin yol açtığı riskin, pasif sigara içicileri için geçerli olan riskle aynı oranda olduğunu bildirdiler. Sigara içen birisiyle yaşayan pasif içicilerin, sigara içmeyen birisiyle yaşayan ve sigara kullanmayan insanlara göre yüzde 16-24 arasında daha fazla risk taşıdıkları biliniyor.
ABD’nin büyük kentlerinden New York, Chicago ve Washington’da genellikle endüstri merkezlerinde yakılan kömürün havayı kirlettiği, batıda ise dizel tırların ve otobüslerin hava kirliliğinde önemli rol oynadığı kaydedildi.
www.ntv.com.tr/news/139134.asp? cp1
__________________________________________________________
Not: Daha ilerici çözümler için petrol, kömür gibi zararlı maddelerin yerine rüzgar, güneş, elektrik, su, ve atıkların dönüşümüyle oluşan enerjilerden yararlanılması lazım. Fakat petrol hegomanyası bu konudaki gelişmeleri engellemektedir. Geleceğimiz tehdit altındadır bu bakımdan hava kirliliğini engeleyici çözümlerin uygulnamsı için önce ABD gibi ülkerin izledikleri sömürücü politiklarla savşılması gerekir.
__________________________________________________________
Çağlar boyunca insan, çevresindeki doğaya hakim olmak için çalıştı. Bugün ise 6 milyardan fazla insanın yaşadığı bir gezegende doğayı yenmek değil, tam tersine onu korumak gerekiyor. Sanayileşmiş ülkelerdeki üretim yarışı, doğal kaynakların büyük oranda tüketilmesine neden oluyor. Su, orman, kömür, petrol, tüm bunlar sanayi toplumunun artan ihtiyaçlarını karşılamak için tüketiliyor. Ve ulusal kaynaklar yeterli gelmediği için hammeddeleri başka ülkelerden ithal etmek gerekiyor. Bu nedenle bütün ülkeler, sanayi ülkesi olsun olmasın, bu yerüstü ve yeraltı zenginliklerinin hızla tüketilmesinde belli bir paya sahip.
Çoğalan nüfüsa cevap verebilmek için gitgide artan bir biçimde kullanılan yeryüzünün doğal kaynakları, bugün arttık tükenme noktasına geldi. Petrolü gitgide daha derinlerde veya daha uzak denizlerde aramak gerekiyor. Sulama yapmaya ve büyük yerleşim yerlerinin ihtiyaçlarını karşılamaya sular yetmiyor. Bazı ormanların, özellikle de Afrika’da bereketli ağaçları kesilmiş, daha sonra da insanların buralara yerleşmesi sonucu bu ormanlar yok edilmiştir. Daha düne kadar tükenmez balık depoları olarak görülen okyonuslar, bir yandan aşırı avlanma, diğer yandan kıyılardaki kirlenme sonucu kaygı verici bir biçimde fakirleşiyor.
Doğal kaynakların bu hızla tüketimine, bir de insan yaşamının atıkları ekleniyor. Tropikal ormanların azalması, toprak aşınmasına ve çölleşmeye neden oluyor. İnsanların şehirlere akın etmelerini, gitgide başa çıkılması zorlaşan atıkların (ev çöpleri, kirli sular) birikmesine neden oluyor. Ayrıca sanayi üretimi, su ve hava kirliliğine de birlikte getiriyor. Günümüzde tarım etkinliği bile yoğun bir biçimde gübre kullanılması ve hayvan yetiştiriciliğinin sanayileşmesi sonucu kirliliğe neden oluyor. Kısası, dünyada yaşadığımız yer neresi olursa olsun, doğal çevremiz tehlikeyle karşı karşıyadır.
Çevreci Roger Cans, Le Monde gazetesininde çevre gazetecinin yazıları bu konu üzerinde önemli bir kaynaktır.
ayrıca bkz:
www.geocities.com/isitir/cevrekoruma.htm
www.cevre.org/Kitap/tarim.htm
members.fortunecity.com/cehennemdepo/kimya_projesi/cevre_kirliligi.htm
www.peyzaj.org/medya/
vb.
_______________________________________________________________
Great Game
XX. Yüzyılın başında hala zirvede olan İngiliz Sömürge İmparatorluğu gücünün iki aracını bir “Büyük Oyun” da sistemleştirdi: Avrupalı rakiplerini bölmek ve Rus İmparatorluğu’nu dizginlemek.
Modern zamanların en büyük imparatorluğunun savunması tek başına askerlere emanet edilemezdi. Küçücük bir ada devleti olan İngiltere, denetimi altında tuttuğu dünyanın dört bir yanındaki geniş toprakları işgal etmek, yönetmek ve bunların sınırılarını güvence altına almak için yeterli insan kaynaklarına sahip değildi. Üstelik Fransa ve Rusya gibi başka iki imparatorlukla yeni doğmakta olan Alman İmparatorluğu’nun rekabetine karşı koymak durumundaydı. “Büyük Oyun” rakiplerini susta durdurmak için ittifak sistemleri ve sınır oyunlarından oluşan bütün diplomatik yolları kullanmayı kapsıyordu.
İngiltere gücünü denizler ve okyonuslar üzerindeki egemenliğine dayandırmıştı. Büyük deniz ticaret yolları üzerindeki denetimi, kıta Avrupası ülkeleri üzerinde çok büyük bir baskı aracıydı. Napolyon’un imparatorluğuna karşı uygulanan abluka, bu ülkeye, ekonomik savaşın korkunç etkisini göstermişti. Dilediği gibi ve her an başvurabileceği bu dolaylı tehdit, Avrupa’da oynadığı “oyuna” iyi bir zemin oluşturuyordu: Kıta Avrupası’nın belli başlı devletleri arasında denegeyi korumak. Kah birine, kah ötekine destekleyerek, hem İngiltere’ye karşı bir koalisyonun oluşmasını hem de kıtada büyük bir egemen gücün ortaya çıkışını engellemek gerekiyordu.
“Büyük oyun” Asya’da, Yakındoğu’da veya Afrika’da rakip imparatorlukları “dizginlemek” ve yerli halkı denetim altında tutmak üzere tampon devletler yaratmaktan veya sınır çizgilerini değiştirmekten oluşuyordu. İngiltere’ya az veya çok bağlı bir dizi düşman devlet, Balkanlar’dan Çin’e kadar, Rus İmparatorluğu’nun yayılmasını engelliyordu. Bu devletler de yerli halkı bölecek ve toplulukları arasındaki gerilimleri sürdürecek biçimde parçalanmıştı.
İngiltere’nin deniz imparatorluğu eldeki olanakların tasarrufuna dayanıyor, diplomatik ustalık, kara gücünün eksikliğini kapatıyordu. “Büyük oyun” büyük “kara” devletlerinin doğal gücüne durmaksızın set çekmekten oluşuyordu. Sınırsız insan ve doğa kaynaklarının üzerinde oturan dev Avrupa-Asya bloğuna karşı, sonsuza kadar yinelenen bir Sisyphos uğraşıydın bu. İngiliz büyük jeopolitikçi Mackinder kötümser bir insandı: “Tanım gereği dayanıklı olan “toprak” sonunda “deniz” karşısında zafer kazanacaktır” diyordu.
Kaynak:
Alfredo Da Gama E Abreu Valladao
Larousse,1993
Milliyet Gazetesi 1993-1994
Jeosrateji
ayrica bkz:
www.ntvmsnbc.com/news/122311.asp
www.geocities.com/leviathan9_11/buyukoyun.html
www.darwinizmdini.com/somurgeciler.html
www.inadina.com/inadeski/sayi20/buyukoyun.htm
vb.
________________________________________________
Duydunuz mu, Filistin’in Mahzun Gülünü?
Duydunuz mu? Duydunuz mu?
O aman aman yürek yakan
Minik kardeşim feryat figan
Gözyaşına boğuldunuz mu?
Duydunuz mu gördünüz mü?
Filistin’in mahzun gülünü
Daha açmadan solmuş güzel
Aman yüreğim kan ağlıyor
Yazıklar olsun lanetler olsun
Çocukları babasız bırakanlara
Lanetler olsun yazıklar olsun
Çocukları sevgisiz bırakanlara
Yazık yazık yazık bizlere
Bir el uzatamadık kardeşimize
Yazık yazık yazık bizlere
Bir birleşemedik kardeşçe
Daha sürecek mi bu soğuk rüzgar
Anlamıyorum kalbinizde buz mu var
Filistin’in gülleri daha açmadan solar
Halbu ki güneş hep yeniden doğar
Kitabımız Kuran kılavuzumuz sünnet
Yazıklar olsun ayrı yollara dağılana
Bu nasıl iştir değil miyiz bir ümmet
Yazıklar olsun kardeşime aksi olana
O yüksekten uçup kendini bir şey sananlar
Yazıklar olsun onlara o ayrım yapanlar
Allah’ın selamını bile nefsi için dağıtanlar
Böyle giderse daha çok anamız ağlar
Lanet olsun şeytana ve dostlarına
Lanet olsun islam düşmanlarına
Yazıklar olsun bizi içten vurana
Yazıklar olsun sağa sola dağılana
Bir soğuk rüzgar esiyor deli deli
Kurtuluş yok yine asırlardan beri
Bir soğuk rüzgar esiyor deli deli
Düşmanlar sardı yine kardeşleri
Ah şu cehalet yakıyor cümlemizi
Aşkı ile yanmak varken birlikte
Kaptırırız kendimizi nefsimize
Güveni yok insanın kardeşine bile
Güven yok haktan başka bizlere
Birbirimizin kapısını çalmaz isek
Birlik beraberlik içinde olmaz isek
Muhabbete sünnetiyle varmaz isek
Nefrete fitneye yol açtık demek
Asırlarca nurunu üç kıtaya yaydık
Kurana sünnete sımsıkı bağlanmıştık
Herkes savunur şimdi kendi reyini
Şeytana yem olduk gitti dağıldık
Suçumuz ağır çekeriz türlü cefalar
Dilerim Rabbimiz cümlemizi bağışlar
Kıyamet günü dahi dikilir fidanlar
Olmayın artık ayrı yolda koşanlar
Hak ile batıl bildiriliyor yüce kuranda
Hiçbir şeyde hayır yok, olmaz Haktan başka
Hak için uğraşta alsın canımızı Mevla
Cümleten ileri hakka doğru birliğe
Biz sevmesini bilmeliyiz yaratan için
Sevenler yoksa hayatta yaratan Hak için
Ne işimiz kalır Allah için dünyada
Gönüller ermeli hep birlikte vuslata
Kalmayız yine inşaallah boş laflarla
Kanmayız artık inşaallah fani dünyaya
Muhammed Murad Uzun
bkz. İlim
[Hata Bildir]
© Copyright Antoloji.Com 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Şu anda buradasınız:CEM NİZAMOGLU NEDİR? - Antoloji.com
13 Şubat 2026 Cuma - 15:57:03