İlk önce kadının, Hz. Adem ' in kaburgasından yaratılmasının Kuran-ı Kerim'de olmadığını ve kitabımız da ki kadın ve erkeğin bir bütünü oluşturmasını zedeleceğinden de dinimize de ters düştüğü kanısındayım. Üsütüne basarak bir daha söylüyorum; kadının, Hz. Adem'in kaburgasından yaratılması ayet değildir, bir uygulama da olmadığından bunu hüküm gibi savunulması kadının konumunu zarar vermekten başka bir işe yaramaz. Erkek ve kadın birbirleirine eş olarak yaratılmışlardır.
Dinimizin kadına verdiği önem açıkken, nefslerini yenik düşenlerin sorumluluklarını ve hükümlülüklerine yanlışa kullanması malesef dinimizin imajına zarar vermiştir..'Cennet annelerin ayakları altındadır' buyrulurken bile esasında çağımızdaki yaşanılanların, kadınlarımıza verilmesi gereken önemin ne kadar yanlış olduğunu bir daha hatırlatır bize.
Erkek ve kadın arasındaki farklılıkları sorun edenler, kültürlerin insanın üstesindeki etkiyi göz ardı ettiklerini gösterir. Kadın ve Erkek insandır, insan insana benzer, oluşan farklılıklar garip karşılacağımıza, doğal karşılamak daha olumlu olur, insana düşen birbirimize daha saygılı ve kibar davranmasıdır
Bakıyorum altına ya da elmasa soğuk ve cansız ama onlara verilen değer içi dışı pırlanta olan canlardan daha değerli.
Kadınlar tarih boyunca cinsiyetinden dolayı zulm görmüş. Okuma yazması bir yana güzelliği bile yasaklanmıştır... belli çağlar da beyinlerini kullandıkları için linç edilmiş ve hatta cadı veya içine şeytan girmiş diye yakılmışlardır. Bu nedenlerden dolayı tarihte pek öne çıkamayan kadın, bastırılmış ve geri planda kalmıştır. yaşadıkları zorlukları örnek vermekle bitmez ama eminim kadına ayrı bir ırk olarak bakanlarında örnekleri ise hiç bitmez.
Erkek ve kadın ne kadar farklı gözüksede bir bütünün parçasıdır. Peygamberimiz 'Sizin en hayırlınız kadınlarına karşı huyu en iyi olanlarınızdır...' demiştir (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II,472) .
İslam açısından kadının yeri çok önemlidir, hatta şunu söylebilirm ki Kitabımızda ki kadının erkekten daha fazla hakları vardır. Dinimiz kadın-erkek ayrımı değil iş bölümü yapmıştır... (tabi bunlar belli çerçeveler içinde tartışalabilir) ama malesef insan hep nefsine yenik düştüğünden sorumluluklarını ve hükümlüklerini yanlışa kullanıp bunu ya dinine ya da cinsiyetine mal ediyor. Umarım bu konulardaki hassasiyeti anlayıp, olumlu bir şekilde incelemeler yaparsınız.
Hekesi kadın konusunda saygıya davet ediyorum, analarımızın, kardeşlerimizin, bacılarımızın ve özellikle eş olan kişiler hakkında ileri geri konuşmaların yapılmaması dileği ile.
Bakıyorum altına ya da elmasa soğuk ve cansız ama onlara verilen değer içi dışı pırlanta olan canlardan daha değerli.
Kadınlar tarih boyunca cinsiyetinden dolayı zulm görmüş. Okuma yazması bir yana güzelliği bile yasaklanmıştır... belli çağlar da beyinlerini kullandıkları için linç edilmiş ve hatta cadı veya içine şeytan girmiş diye yakılmışlardır. Bu nedenlerden dolayı tarihte pek öne çıkamayan kadın, bastırılmış ve geri planda kalmıştır. yaşadıkları zorlukları örnek vermekle bitmez ama eminim kadına ayrı bir ırk olarak bakanlarında örnekleri ise hiç bitmez.
Erkek ve kadın ne kadar farklı gözüksede bir bütünün parçasıdır. Peygamberimiz 'Sizin en hayırlınız kadınlarına karşı huyu en iyi olanlarınızdır...' demiştir (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II,472) .
İslam açısından kadının yeri çok önemlidir, hatta şunu söylebilirm ki Kitabımızda ki kadının erkekten daha fazla hakları vardır. Dinimiz kadın-erkek ayrımı değil iş bölümü yapmıştır... (tabi bunlar belli çerçeveler içinde tartışalabilir) ama malesef insan hep nefsine yenik düştüğünden sorumluluklarını ve hükümlüklerini yanlışa kullanıp bunu ya dinine ya da cinsiyetine mal ediyor. Umarım bu konulardaki hassasiyeti anlayıp, olumlu bir şekilde incelemeler yaparsınız.
Hekesi kadın konusunda saygıya davet ediyorum, analarımızın, kardeşlerimizin, bacılarımızın ve özellikle eş olan kişiler hakkında ileri geri konuşmaların yapılmaması dileği ile.
kötüye kullanırsak kötü, iyiye kullanırsak iyi olan bir önemli bir organımız.
Nasıl hayvanların beyni varsa erkeğin beyni ve kadının beyni de vardır, erkek beyni ve kadın beyni diye bir ayırtmanı insana verilen değerin azalmasına neden olur ki bunun toplumlara ve ülkeleri çağın gerisine(cahliye dönemine) dönemye bile sebeb olabilir.
Kadınlar tarih boyunca cinsiyetinden dolayı zulm görmüş. Okuma yazması bir yana sanat yapması bile yasaklanmıştır... belli çağlar da beyinlerini kullandıkları için linç edilmiş ve hatta cadı veya içine şeytan girmiş diye yakılmışlardır. Bu nedenlerden dolayı tarihte pek öne çıkamayan kadın, bastırılmış ve geri planda kalmıştır. yaşadıkları zorlukları örnek vermekle bitmez ama eminin erkek beyni diye tutturunların örenkleri ise hiç bitmez.
Erkek ve kadın ne kadar farklı gözüksede bir bütünün parçasıdır. Peygamberimize en çok kime saygı, şefkat ve bağlılık göstermek gerektiğini soran bir sahabiye 'anana' diye cevap vermiştir. Bu soru üç defa tekrar edilmiş, üçünde de aynı cevabı vermiş, ondan sonra kime sorusuna ise, 'babana' demişlerdir (Buhârî, VII,69) . Tabi dini açıdan kadının ya da erkeğin yerini tartışılacak bir başlık olmadığından fazla uzatmak istemiyorum.
Hekesi kadın konusunda saygıya davet ediyorum, analarımızın, kardeşlerimizin, bacılarımızın ve özellikle eş olan kişiler hakkında ileri geri konuşmaların yapılmaması dileği ile.
Yargılama yetkisiyle nefslerini tatmin etmeye çalışan kişilerin kötüye kullanılan güç.
Gözünün üstünde kaşın var gibilerinden bile dayak atılıyorsa, yargısız infaza uğrayan çok ama çok can vardır. Kul hakkı yemeye girer ki nedense bu ayıbı işleyenlerin çoğu bu haksızlıklara uğralamlarına rağmen huy edindiği kültür.
Bahsedilmesi bile içimi cız ettiriyor. Ama hayat fani ve şükür ki son yargı Allah'ın ki en küçük hardal tanesinin bile hesabı sorularak dünyada hesabı görülmeyen adeletisizlikler bile ilahi adeletle hak ettiklerini bulacaklar. Nede olsa her eden kendine...
Esasında farkında olmadan bile çoğumuzun yaptığı bu eylem ancak ön yargılaırmızdan kurtulmaya çalıştığımızda üstesinden gelebileceğümize inannıyorum ama ön yargılarından kurtulamanın zor olmasından başımıza felaket gelmesini bekler gibiyiz ki Tırmız-i nin aktardığı bir hadiste denildiği gibi 'Bir kimse kardeşini haksız olarak bir kusur ile ayıplarsa, kendisi o kusuru işlemeden ölmez.'
İlim Çin’de de olsa isteyiniz. Çünkü ilmi istemek her Müslüman’a farzdır. Melekler ilim isteyene, onun isteklerinden memnun oldukları cihetle, kanatlarını gererler.
Kaynak: Enes bin Malik ______________________________
Bu ve bundan sonraki ilim üzerine olan Hadis’lerle yer vermeye çalışacağım;
Allah’ın İlmi, Hz. Adem’e Allah(c.c.) tarafından bizzat bildiriliyor ve ondan sonra gelen Hakk Peygamberler bu ilmi taşıyor. Ta ki Peygamber Efendimiz’e gelene kadar... Bu Hakk Peygamberler bu ilmi kavimlerine bildiriyorlar ama çoğu zaman kavimler yani topluluklar nefsine yenik düşerek bu ilmi öldürmeye ya da ortadan kaldırmaya veya en kötüsü bozmaya çalışıyorlar. Ama Hakk tarafından Peygamberler vasıtasıyle gelen gerçek ilim eksiksiz ve bid’atsız olarak Peygamberimiz’e kadar geliyor.
Peygamberimiz hepinizin malumları olduğu üzere ümmidir (okuma ve yazması yoktur) . İlk gelen Ayet-i Kerime vechile (İkre bismi Rabbike) okuması istenmiştir. Şunu anlıyoruz ki İslam ilime oldukça önem veren bir dindir ve cehaletle uzun yıllar şavaşmıştır.
İslam, aynı zamanda bir nakil dinidir. Bu zamana gelene kadar birtakım İslam Alimlerinden nakledilmiştir. İslam Alimleri Sahabe’den ve Ashab’dan, onlar Peygamberimiz’den, Peygamber Efendimiz Cebrail A.S.’dan, Cebrail A.S. da Hakk Teala’dan bu dini nakletmişir.
Hakk Teala -> Cebrail A.S. -> Hz. Muhammed (S.A.V.) -> Ashab-ı Kiram, Sahabe -> İslam Alimleri -> Avam-ı Nas
Bu dinin bir özelliği de; insan aklının, insan şuurunun eremeyeceği bir kanaldan gelmiş olmasıdır. Her ne kadar yıllardır “Öğrendiğimiz her bilgiyi akıl süzgecinden geçirin” deniliyorsa da; İslam’ın akıl süzgecine konulması mümkün değildir. Bid’atsız olarak İslam, aklın alamayacağı geniş bir ilime, geniş bir bilgiye sahiptir. Akıl süzgecinden geçirin denilen, gerçek İslam içerisinden bid’atları elememiz içindir.
Demek ki İslam cehaletle, cahillikle, bilgisizlikle, ilimsizlikle mücadele etmiş bir dindir. Peygamberimiz, zamanında dini eğitime, okuma yazmaya çok önem vermiştir. Pek çok savaşta; ama bilhassa Bedir Savaşında,10 Müslüman’a okuma yazma öğreten her esir serbest bırakılmıştır. O, İslamiyet’e karşı savaşan İslam düşmanı bile olsa, okuma yazma öğrettiği için serbest bırakmıştır.
Bu ne zamana kadar sürmüştür? … Ashab’dan ve Sahabi’den sonra sayıları gittikçe artan İslam Alimleri, ilimlerini aktaracak öğrenciler yetiştirmeye çalışırken, maalesef bağnazca düşünen bir takım toplumlar ya da insanlar tarafından hunharca öldürülmüş, ilimleri katledilmiş, öğrencileri yok edilmiş, medreseleri dağıtılmış; dolayısıyla İslam Alimleri üzerinde kara bir bulut uzun yıllar kendini göstermiştir. Böylece Müslüman’lar sahibi oldukları bilgilerinm çoğunu yitirmişlerdir. Ne yazık ki neticede bugün ayıklamak zorunda olduğunuz bid’atlarla, o dönemden bu döneme kadar gelinmiştir.
Ancak bir müddet sonra alimlerimizin çalışmaları batının alimlerini desteklendiğini görülünce, tekrar alimlerimiz baştacı edilmeye başlanmıtır. Aslında o büyük alimlerimiz sayıca bugün çok olsaydı ya da onların ilimlerini çoğunu gerçek halleriyle bugün temin edilebilseydik; belki bugün ateist dediğimiz, inançsız (dinsiz) dediğimiz ya da teşevvüş (inanç olarak boşlukta) durumunda olan insanların bulunması çok fazla sayıda olmazdı. İslam tarihi yine en parlak dönemini yaşardı bile diyebiliriz.
Bir Hadis-i Şerif'te bahseldiği gibi; eğer toplum olarak kişiler kötüye giderse, Hakk Teala alimleri ilimleri ile birlikte kabzediyor. Yine de O’nun bağışlayıcı, affedici yönünün tecellisi ile, İslam Alimlerimin az da olsa bazı kitapları, net olarak, bozulmadan hala mevcuttur. Bugüne kadar onlardan parlayan ışıklarla insanlar İslam’ı gereğince yerine getirmeye çalışmaktadırlar.
Din nedir. Bir sözlükte 'İnanılıp çok bağlanılan düşünce, inanç veya ülkü' demesini alırsak, yukarda ki sözle dinsizim diyenin bile sarıldığı bir düşüncesi varsa o onun din vardır diyebilirz.
Peki nasıl oluyorda Allah peygamberleriyle indirdiği dinin tersine dinsizin dini vardır diyebiliriz?
Bence kişi istediği kadar Allah'ın indirdiğine inanasa bile eninde sonunda kendi muhasebesiyle inandığı için kendi benimsediğine inanır ya da ortaya koyar. Bu bakımdan dolayı inanalar arasında uslupta (yani indirilen dinle uyguladığı arasında) fark vardır.Bu açıdan tavsiyem bir hadisi şerifte 'dininize cömertlik ve iyi huyluluktan başkası yakışmaz' denildiği gibi bari inandığımızı iyi temsil edelim.
Din başlığı altında bahsettiğim gibi “İnsanın yaşadığı düşünceleri ve duyguları insanın dinidir.” O zaman kişi dinsizim diyorsa bir bakıma kişiliksizim diyerek esasında kendisini küçük düşürmekten başka bir şey yapmaz. Tabi buna saygısızlık olarak bakmayın eninde sonunda hayat insanı vezir de eder, rezil de.
İşte burada müslümana yakışan Kur’an’dan, Hadis’ten, fıkıhtan ve bir takım İslami kaynaklardan bilgi alıp imanını hep tazaleyip dinini bahsedilen bu iki meziyet ile donatmasıdır.
Yok şimdi kumara soktun deyip ayıplarlar, şaka dedim diyeyim de yanlış anlaşılmasın..
Ölümden sonra yaşamı dinimizin açıklamaları yetirince vardır. Bunun dışında tabi başka dinlerin, mitolojilerin, ideolojilerin, vb çoğu görüşün açıklamaları mevcuttur.
koş koş ölüm çalalacak sonunda kapını... seç beğen, ne de olsa yakındır kıyamet, batan geminin malları bunlar, kapış kapışın...
şaka bir tarafa Einstein bilimsel olarak çok ilginç yorumları vardır. Hatırladığım kadarıyla Einstein'a göre dünyada beynimizin en fazla %20 kapasitesinine kadar kullanabileceğimizden, anca dünyadaki bedenemizden kurtulduktan sonra belli seviyeler çıkabilerek cennet gibi kavramları açıklama getirmiştir. Yani beyin gücü %50 ye ulaşmış bir insan ancak o kapisitesini uygulayabilceği bir maddesel bir boyutta olacağını belirterek, böylece cennetin katlarını da bilimsel bir açıklama getirmiş tabi bu boyutu nasıl olacağını kısıtlı realitemizle nasıl anlarız göreceli ama ancak dinsel açıklamalarla bu konuda çok daha yardımcı olabilir.
Blues Brothers, iyi yakışmış terime. Ben de Malcom X diyeyim. Aman Jason'lı olanından bahsetmeyin :)
İlk önce kadının, Hz. Adem ' in kaburgasından yaratılmasının Kuran-ı Kerim'de olmadığını ve kitabımız da ki kadın ve erkeğin bir bütünü oluşturmasını zedeleceğinden de dinimize de ters düştüğü kanısındayım. Üsütüne basarak bir daha söylüyorum; kadının, Hz. Adem'in kaburgasından yaratılması ayet değildir, bir uygulama da olmadığından bunu hüküm gibi savunulması kadının konumunu zarar vermekten başka bir işe yaramaz. Erkek ve kadın birbirleirine eş olarak yaratılmışlardır.
Dinimizin kadına verdiği önem açıkken, nefslerini yenik düşenlerin sorumluluklarını ve hükümlülüklerine yanlışa kullanması malesef dinimizin imajına zarar vermiştir..'Cennet annelerin ayakları altındadır' buyrulurken bile esasında çağımızdaki yaşanılanların, kadınlarımıza verilmesi gereken önemin ne kadar yanlış olduğunu bir daha hatırlatır bize.
Erkek ve kadın arasındaki farklılıkları sorun edenler, kültürlerin insanın üstesindeki etkiyi göz ardı ettiklerini gösterir. Kadın ve Erkek insandır, insan insana benzer, oluşan farklılıklar garip karşılacağımıza, doğal karşılamak daha olumlu olur, insana düşen birbirimize daha saygılı ve kibar davranmasıdır
İnsanın dişisi. Erkeğin eşi. Dişi'nin erişkin olanı.
Bakıyorum altına ya da elmasa soğuk ve cansız ama onlara verilen değer içi dışı pırlanta olan canlardan daha değerli.
Kadınlar tarih boyunca cinsiyetinden dolayı zulm görmüş. Okuma yazması bir yana güzelliği bile yasaklanmıştır... belli çağlar da beyinlerini kullandıkları için linç edilmiş ve hatta cadı veya içine şeytan girmiş diye yakılmışlardır. Bu nedenlerden dolayı tarihte pek öne çıkamayan kadın, bastırılmış ve geri planda kalmıştır. yaşadıkları zorlukları örnek vermekle bitmez ama eminim kadına ayrı bir ırk olarak bakanlarında örnekleri ise hiç bitmez.
Erkek ve kadın ne kadar farklı gözüksede bir bütünün parçasıdır. Peygamberimiz 'Sizin en hayırlınız kadınlarına karşı huyu en iyi olanlarınızdır...' demiştir (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II,472) .
İslam açısından kadının yeri çok önemlidir, hatta şunu söylebilirm ki Kitabımızda ki kadının erkekten daha fazla hakları vardır. Dinimiz kadın-erkek ayrımı değil iş bölümü yapmıştır... (tabi bunlar belli çerçeveler içinde tartışalabilir) ama malesef insan hep nefsine yenik düştüğünden sorumluluklarını ve hükümlüklerini yanlışa kullanıp bunu ya dinine ya da cinsiyetine mal ediyor. Umarım bu konulardaki hassasiyeti anlayıp, olumlu bir şekilde incelemeler yaparsınız.
Hekesi kadın konusunda saygıya davet ediyorum, analarımızın, kardeşlerimizin, bacılarımızın ve özellikle eş olan kişiler hakkında ileri geri konuşmaların yapılmaması dileği ile.
Kadınlar, değerli olan onlar.
Bakıyorum altına ya da elmasa soğuk ve cansız ama onlara verilen değer içi dışı pırlanta olan canlardan daha değerli.
Kadınlar tarih boyunca cinsiyetinden dolayı zulm görmüş. Okuma yazması bir yana güzelliği bile yasaklanmıştır... belli çağlar da beyinlerini kullandıkları için linç edilmiş ve hatta cadı veya içine şeytan girmiş diye yakılmışlardır. Bu nedenlerden dolayı tarihte pek öne çıkamayan kadın, bastırılmış ve geri planda kalmıştır. yaşadıkları zorlukları örnek vermekle bitmez ama eminim kadına ayrı bir ırk olarak bakanlarında örnekleri ise hiç bitmez.
Erkek ve kadın ne kadar farklı gözüksede bir bütünün parçasıdır. Peygamberimiz 'Sizin en hayırlınız kadınlarına karşı huyu en iyi olanlarınızdır...' demiştir (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II,472) .
İslam açısından kadının yeri çok önemlidir, hatta şunu söylebilirm ki Kitabımızda ki kadının erkekten daha fazla hakları vardır. Dinimiz kadın-erkek ayrımı değil iş bölümü yapmıştır... (tabi bunlar belli çerçeveler içinde tartışalabilir) ama malesef insan hep nefsine yenik düştüğünden sorumluluklarını ve hükümlüklerini yanlışa kullanıp bunu ya dinine ya da cinsiyetine mal ediyor. Umarım bu konulardaki hassasiyeti anlayıp, olumlu bir şekilde incelemeler yaparsınız.
Hekesi kadın konusunda saygıya davet ediyorum, analarımızın, kardeşlerimizin, bacılarımızın ve özellikle eş olan kişiler hakkında ileri geri konuşmaların yapılmaması dileği ile.
kötüye kullanırsak kötü, iyiye kullanırsak iyi olan bir önemli bir organımız.
Nasıl hayvanların beyni varsa erkeğin beyni ve kadının beyni de vardır, erkek beyni ve kadın beyni diye bir ayırtmanı insana verilen değerin azalmasına neden olur ki bunun toplumlara ve ülkeleri çağın gerisine(cahliye dönemine) dönemye bile sebeb olabilir.
Kadınlar tarih boyunca cinsiyetinden dolayı zulm görmüş. Okuma yazması bir yana sanat yapması bile yasaklanmıştır... belli çağlar da beyinlerini kullandıkları için linç edilmiş ve hatta cadı veya içine şeytan girmiş diye yakılmışlardır. Bu nedenlerden dolayı tarihte pek öne çıkamayan kadın, bastırılmış ve geri planda kalmıştır. yaşadıkları zorlukları örnek vermekle bitmez ama eminin erkek beyni diye tutturunların örenkleri ise hiç bitmez.
Erkek ve kadın ne kadar farklı gözüksede bir bütünün parçasıdır. Peygamberimize en çok kime saygı, şefkat ve bağlılık göstermek gerektiğini soran bir sahabiye 'anana' diye cevap vermiştir. Bu soru üç defa tekrar edilmiş, üçünde de aynı cevabı vermiş, ondan sonra kime sorusuna ise, 'babana' demişlerdir (Buhârî, VII,69) . Tabi dini açıdan kadının ya da erkeğin yerini tartışılacak bir başlık olmadığından fazla uzatmak istemiyorum.
Hekesi kadın konusunda saygıya davet ediyorum, analarımızın, kardeşlerimizin, bacılarımızın ve özellikle eş olan kişiler hakkında ileri geri konuşmaların yapılmaması dileği ile.
Yargılama yetkisiyle nefslerini tatmin etmeye çalışan kişilerin kötüye kullanılan güç.
Gözünün üstünde kaşın var gibilerinden bile dayak atılıyorsa, yargısız infaza uğrayan çok ama çok can vardır.
Kul hakkı yemeye girer ki nedense bu ayıbı işleyenlerin çoğu bu haksızlıklara uğralamlarına rağmen huy edindiği kültür.
Bahsedilmesi bile içimi cız ettiriyor. Ama hayat fani ve şükür ki son yargı Allah'ın ki en küçük hardal tanesinin bile hesabı sorularak dünyada hesabı görülmeyen adeletisizlikler bile ilahi adeletle hak ettiklerini bulacaklar. Nede olsa her eden kendine...
Esasında farkında olmadan bile çoğumuzun yaptığı bu eylem ancak ön yargılaırmızdan kurtulmaya çalıştığımızda üstesinden gelebileceğümize inannıyorum ama ön yargılarından kurtulamanın zor olmasından başımıza felaket gelmesini bekler gibiyiz ki Tırmız-i nin aktardığı bir hadiste denildiği gibi 'Bir kimse kardeşini haksız olarak bir kusur ile ayıplarsa, kendisi o kusuru işlemeden ölmez.'
İlim Çin’de de olsa isteyiniz. Çünkü ilmi istemek her Müslüman’a farzdır. Melekler ilim isteyene, onun isteklerinden memnun oldukları cihetle, kanatlarını gererler.
Kaynak: Enes bin Malik
______________________________
Bu ve bundan sonraki ilim üzerine olan Hadis’lerle yer vermeye çalışacağım;
Allah’ın İlmi, Hz. Adem’e Allah(c.c.) tarafından bizzat bildiriliyor ve ondan sonra gelen Hakk Peygamberler bu ilmi taşıyor. Ta ki Peygamber Efendimiz’e gelene kadar... Bu Hakk Peygamberler bu ilmi kavimlerine bildiriyorlar ama çoğu zaman kavimler yani topluluklar nefsine yenik düşerek bu ilmi öldürmeye ya da ortadan kaldırmaya veya en kötüsü bozmaya çalışıyorlar. Ama Hakk tarafından Peygamberler vasıtasıyle gelen gerçek ilim eksiksiz ve bid’atsız olarak Peygamberimiz’e kadar geliyor.
Peygamberimiz hepinizin malumları olduğu üzere ümmidir (okuma ve yazması yoktur) . İlk gelen Ayet-i Kerime vechile (İkre bismi Rabbike) okuması istenmiştir. Şunu anlıyoruz ki İslam ilime oldukça önem veren bir dindir ve cehaletle uzun yıllar şavaşmıştır.
İslam, aynı zamanda bir nakil dinidir. Bu zamana gelene kadar birtakım İslam Alimlerinden nakledilmiştir. İslam Alimleri Sahabe’den ve Ashab’dan, onlar Peygamberimiz’den, Peygamber Efendimiz Cebrail A.S.’dan, Cebrail A.S. da Hakk Teala’dan bu dini nakletmişir.
Hakk Teala -> Cebrail A.S. -> Hz. Muhammed (S.A.V.) -> Ashab-ı Kiram, Sahabe -> İslam Alimleri -> Avam-ı Nas
Bu dinin bir özelliği de; insan aklının, insan şuurunun eremeyeceği bir kanaldan gelmiş olmasıdır. Her ne kadar yıllardır “Öğrendiğimiz her bilgiyi akıl süzgecinden geçirin” deniliyorsa da; İslam’ın akıl süzgecine konulması mümkün değildir. Bid’atsız olarak İslam, aklın alamayacağı geniş bir ilime, geniş bir bilgiye sahiptir. Akıl süzgecinden geçirin denilen, gerçek İslam içerisinden bid’atları elememiz içindir.
Demek ki İslam cehaletle, cahillikle, bilgisizlikle, ilimsizlikle mücadele etmiş bir dindir. Peygamberimiz, zamanında dini eğitime, okuma yazmaya çok önem vermiştir. Pek çok savaşta; ama bilhassa Bedir Savaşında,10 Müslüman’a okuma yazma öğreten her esir serbest bırakılmıştır. O, İslamiyet’e karşı savaşan İslam düşmanı bile olsa, okuma yazma öğrettiği için serbest bırakmıştır.
Bu ne zamana kadar sürmüştür? … Ashab’dan ve Sahabi’den sonra sayıları gittikçe artan İslam Alimleri, ilimlerini aktaracak öğrenciler yetiştirmeye çalışırken, maalesef bağnazca düşünen bir takım toplumlar ya da insanlar tarafından hunharca öldürülmüş, ilimleri katledilmiş, öğrencileri yok edilmiş, medreseleri dağıtılmış; dolayısıyla İslam Alimleri üzerinde kara bir bulut uzun yıllar kendini göstermiştir. Böylece Müslüman’lar sahibi oldukları bilgilerinm çoğunu yitirmişlerdir. Ne yazık ki neticede bugün ayıklamak zorunda olduğunuz bid’atlarla, o dönemden bu döneme kadar gelinmiştir.
Ancak bir müddet sonra alimlerimizin çalışmaları batının alimlerini desteklendiğini görülünce, tekrar alimlerimiz baştacı edilmeye başlanmıtır. Aslında o büyük alimlerimiz sayıca bugün çok olsaydı ya da onların ilimlerini çoğunu gerçek halleriyle bugün temin edilebilseydik; belki bugün ateist dediğimiz, inançsız (dinsiz) dediğimiz ya da teşevvüş (inanç olarak boşlukta) durumunda olan insanların bulunması çok fazla sayıda olmazdı. İslam tarihi yine en parlak dönemini yaşardı bile diyebiliriz.
Bir Hadis-i Şerif'te bahseldiği gibi; eğer toplum olarak kişiler kötüye giderse, Hakk Teala alimleri ilimleri ile birlikte kabzediyor. Yine de O’nun bağışlayıcı, affedici yönünün tecellisi ile, İslam Alimlerimin az da olsa bazı kitapları, net olarak, bozulmadan hala mevcuttur. Bugüne kadar onlardan parlayan ışıklarla insanlar İslam’ı gereğince yerine getirmeye çalışmaktadırlar.
'Herkesin biri dini vardır.'
Din nedir. Bir sözlükte 'İnanılıp çok bağlanılan düşünce, inanç veya ülkü' demesini alırsak, yukarda ki sözle dinsizim diyenin bile sarıldığı bir düşüncesi varsa o onun din vardır diyebilirz.
Peki nasıl oluyorda Allah peygamberleriyle indirdiği dinin tersine dinsizin dini vardır diyebiliriz?
Bence kişi istediği kadar Allah'ın indirdiğine inanasa bile eninde sonunda kendi muhasebesiyle inandığı için kendi benimsediğine inanır ya da ortaya koyar. Bu bakımdan dolayı inanalar arasında uslupta (yani indirilen dinle uyguladığı arasında) fark vardır.Bu açıdan tavsiyem bir hadisi şerifte 'dininize cömertlik ve iyi huyluluktan başkası yakışmaz' denildiği gibi bari inandığımızı iyi temsil edelim.
Din başlığı altında bahsettiğim gibi “İnsanın yaşadığı düşünceleri ve duyguları insanın dinidir.” O zaman kişi dinsizim diyorsa bir bakıma kişiliksizim diyerek esasında kendisini küçük düşürmekten başka bir şey yapmaz. Tabi buna saygısızlık olarak bakmayın eninde sonunda hayat insanı vezir de eder, rezil de.
İşte burada müslümana yakışan Kur’an’dan, Hadis’ten, fıkıhtan ve bir takım İslami kaynaklardan bilgi alıp imanını hep tazaleyip dinini bahsedilen bu iki meziyet ile donatmasıdır.
Hadi var mı yok mu, açıldı tüm bahisler :)))
Yok şimdi kumara soktun deyip ayıplarlar, şaka dedim diyeyim de yanlış anlaşılmasın..
Ölümden sonra yaşamı dinimizin açıklamaları yetirince vardır. Bunun dışında tabi başka dinlerin, mitolojilerin, ideolojilerin, vb çoğu görüşün açıklamaları mevcuttur.
koş koş ölüm çalalacak sonunda kapını... seç beğen, ne de olsa yakındır kıyamet, batan geminin malları bunlar, kapış kapışın...
şaka bir tarafa Einstein bilimsel olarak çok ilginç yorumları vardır. Hatırladığım kadarıyla Einstein'a göre dünyada beynimizin en fazla %20 kapasitesinine kadar kullanabileceğimizden, anca dünyadaki bedenemizden kurtulduktan sonra belli seviyeler çıkabilerek cennet gibi kavramları açıklama getirmiştir. Yani beyin gücü %50 ye ulaşmış bir insan ancak o kapisitesini uygulayabilceği bir maddesel bir boyutta olacağını belirterek, böylece cennetin katlarını da bilimsel bir açıklama getirmiş tabi bu boyutu nasıl olacağını kısıtlı realitemizle nasıl anlarız göreceli ama ancak dinsel açıklamalarla bu konuda çok daha yardımcı olabilir.
Böyle buyurdu Antoloji üyeleri....