Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • siverek09.02.2007 - 16:42

    Urfanın sivereği,yozgatın çekereği,konyanın ermeneği,sivasın Gemereğinden uzak dur. Demişler :)))))) niye böyle demişler bilen varsa bana açıklasın.

  • mutluluk09.02.2007 - 08:59

    Mutluluk, bizi zorlayan kadere karşı kazanılan zaferlerin en büyüğüdür....

  • haddini bilmek02.02.2007 - 16:58

    Haddimi biliyorum,bilmediğim zamanlarda bildirdiler.

  • kaptan02.02.2007 - 16:44

    Yorgunum beni bekleme kaptan;
    Seyir defterini birbaşkası yazsın
    Mavi kubbeli bir liman
    Beni o limana çıkaramazsın.

  • deniz gezmiş02.02.2007 - 10:13

    Kaybolan Genclik FARUK

    Deniz Gezmiş’i az çok biliyorsunuzdur.
    Sol görüşünden dolayı idam edildi. Aslında kendisi yarı hafız olduğunu biliyormuydunuz?
    Size, Deniz Gezmişin babasıyla yaşadığı diyaloğu anlatacağım. Deniz yeni ünüversiteyi kazanmış ve okumaya gitmişti, okuduğu ortam sol görüşlerin hakim olduğu ortamdı. Neyse Deniz Gezmiş babasına bir mektup yazar, baba, beni bu ünüversiteden al,artık eskisi kadar namazlarımı kılamıyorum, babası, oğlum sen okulunla ilgilen boş ver onları diyordu.
    Aradan belli bir zaman geçti babasına birdaha mektup yazdı, baba, artık bende onların görüşlerini benimsemeye başlıyacagimm, gel artık beni al dedi. Yine babasının cevabı aynıydı.
    Artık, Gezmiş son mektubu yazmıştı,baba, artık gelmen fayda etmez, ben idam oluyorum.

    ALINTI..

  • gitmeden söylenilecek son söz02.02.2007 - 09:32

    Ben adam olmam.

  • necip fazıl kısakürek01.02.2007 - 16:38

    Bir Fransız sanat ansiklopedisi Necip Fazıl’la ilgili maddeye şu notu düşer: “Hapis hayatı tahsil hayatından fazla olan mütefekkir! ” Hakikaten ömrünün ciddi bir bölümü koğuşlarda geçmiştir. CİNNET MÜSTATİLİ adlı eseri ve ZİNDANDAN MEHMEDE MEKTUP şiiri Cezaevi hayatına dair imgeler taşır.

    Katıldığı duruşmalar birer savunmadan çok konferansa ve sanat gösterisine dönüşür.Hakimler çoğu kez, dile hakimiyetine hayran kalıp etkisinde kalırlar.Bu fark edilince hakim değiştirilir ve yeni hakim: “Artistlik Yapmadan adam gibi savunma yap.” diye çıkışır. Cevabı yine anlamlıdır. “Hapishanelerde bize öyle güzel muamele ettiler ki; adamlıktan çıktık. Karşınızda adam gibi görünmek için rol yapmak zorunda kalıyoruz hakim bey” der. İnci gibi sözlerle dolu MÜDAFAALARIM adlı eserle bu savunmalar tarihe belge olarak sunulur. Öyle ki; Büyük Doğu’nun kapağında Osmanlı Arması var diye Halifecilik, Saltanatçılıkla suçlanacak kadar yoğun baskı altında tutulur, dergisi,eserleri ve kendisi.

    Siyasete Etkisi:
    Milli Nizam Partisi kuruluşunda Erbakan’a danışmanlık yapan Üstat, MSP döneminde O’nunla yollarını ayırıp bir süre MHP’ye destek verecek, ömrünün son yıllarında ise: “Dava adamları davayı unutmuş.” diyerek, evinde uzlete çekilmeyi yeğleyecektir. Bu durumda bile yöneticileri uyarmaktan geri kalmaz.80 darbesinden sonra darmadağın olan Türk Siyasi hayatını toparlamak için yoğun çalışmalara giren Turgut ÖZAL; Dört Eğilimi Birleştiren bir parti kurma telkinini Necip Fazıl’dan alacaktır.

    Ve Bugün:
    Üstat Necip Fazıl’dan ilhamla yetişen siyaset-fikir ve sanat adamları, bugün önemli mevkilerdedir. Zor beğenen bir insan olan üstadın “Benim şiirlerimi en güzel bu delikanlı okur” dediği Recep Tayyip Erdoğan Başbakanımızdır.

  • Kadın zekası01.02.2007 - 09:48

    Öncelikle kadın ve erkeğin eşit olmadığını söyleyerek başlamak istiyorum. Kadın ve erkeğin eşit olmaması kimseyi üzmemesi gerekir. Çünkü bu yaratılıştan gelen GENETİK bir mevzudur. Yaradan erkeği ve kadını bir elmanın iki yarısı gibi yaratmıştır. Birbirini tamamlarlarsa elmanın bütün güzelliğine kavuşurlar. Aksi halde yarım elma zamanla biliyorsunuz kararır. Elmanın iki parçası aynı gibi görünse de dikkatli bakıldığında birbirinden tamamen farklıdır.

    Bilim-Fen alanında erkeklerin kadınlara olan üstünlüğünden söz ediliyor. Çeşitli şekilde yapılan araştırmalara göre analitik problem çözme yeteneğinin yönetildiği beyin bölgesinin erkeklerde daha gelişkin olduğunu buna karşın sözel ve sosyal aktiviteleri idare eden kısmınsa bayanlarda daha güçlü olduğunu gösteriyor. Bu durumda erkeklerin akademik ortamda daha etkin olacağı beklenebilir. Nitekim de öyledir. Akademik ortam ağırlıklı olarak Fen bilimleri üstüne inşaa edilmiştir. Yani daha analitik ve sayısal branşlar. Elbette sosyal bilimlere yönelik branşlar azımsanamaz fakat biz müspet ilimlerden sözettiğimiz zaman tıp, mühendislik, kimya, fizik, matematik gibi bölümler hukuk, tarih, sosyoloji, psikoloji gibi bölümlere sayıca üstünlük sağlıyor. Böylece üniversiteler bu sayısal bölümlerle ağırlıklı olarak erkek nüfusunu barındırıyor.
    Beynin yapısı ve akademik ortam kadınların siyaset ve iş dünyasında arka planda kalmasının sebeplerinden sadece birisi ve aslında aradığımız sebebi tamamen açıklayamıyor. Çünkü sosyal bir bölüm olan hukuk fakültelerinde(ki siyasetçilerin çoğunluğu hukuk mezunudur) de erkekler egemen olmuştur. Üniversite sınavına giren kız ve erkek oranına baktığımızda az bir farkla kız sayısı daha fazla. Bu durumda ya fakültelere yerleştirilen erkek sayısı açık ara bayanlara farkatmış ya da bayanlar, ileride siyasetçi iş adamı gibi kariyer getirtecek branşlara(hukuk, mühendislik, işletme) değil de öğretmenlik eczacılık gibi branşlara yönelmişler. Bence ikinci söylediğim daha mantıklı. Böylece bayanlar üniversite tercihleriyle kendilerini daha kritik pozisyonlara getirecek durumdan yalıtmaya çalışmışlardır. İşte tam burada kadınların geri planda durmasının asıl sebepleri ortaya çıkmaya başlıyor. Bunlar neler?
    Kadınlar herşeyden önce evcildir. Sakın erkekler vahşidir anlamı çıkmasın buradan :) Kadınlar kendilerini korumaya muhtaç hisseder. Kaç bayan kalkıp da kuvvetli bir erkeğin kolları arasında uyumak benim hoşuma gitmez diyebilir? Bu yaradılışla ilgilidir. Küçümseyemeyiz. Kadınlar çocuk doğursun doğurmasın anadırlar, ana adayıdırlar. Şefkatlidirler, duygusaldırlar aşağılanmalara hor görülmelere dayanamazlar, fiziken zayıftırlar öyle ki ağır çalışma kosullarına dayanamaz ya da cinsel tacize maruz kaldıklarında karşı koyamazlar. İşte bu gibi özellikler kadını evinde daha güvenli ve huzurlu kılar. Kadın evinden ayrılmak istemez. Sokaklar erkeklerin evler kadınların olur. Böyle oldukça denge sağlanır. Bu özellikleriyle beraber kadınlar idari pozisyonlara(rektörlük, siyasetçi, iş adamı...) erkekler kadar talip olamazlar. Fakat onlar evlerinde kraldırlar. Evin içine girince oranın idarecisi kadındır, kararlar ondan çıkar. Tabi bu söylediklerim geneli tasvir eder. İstisnalar mevcuttur. İTÜ rektörü bayandır. Tansu ÇİLLER başbakanlık yapmıştır. Ama Türkiye'de 1 örnektir. Ve bu tür makamlara gelmiş olan kadınları yakından tanıma fırsatı bulduğunuzda şunun farkına varırsınız, bu insanlar bazı yönleriyle erkekleşmiştirler, yani doğuştan gelen özelliklerini bir kenara itip erkeksi davranmaya başlamışlardır. Hani reklamda çıktğı gibi 'Çocuk da yaparım kariyer de' sloganı doğrudur doğru olmasına fakat kadından bu uğurda alıp götürdükleri de çoktur. Kadın dengesini yitirmiştir, kadın dengesini yitirince toplum da yitirmiştir. Şöyle bir söz vardır, kadınları bozuk olan bir milleti bozguna uğratmak için ekstra bir çaba harcamaya gerek yoktur. Kadın elmanın öteki yarısı görevini yerine getirme görevini yerine getirdikçe toplumu ayakta tutmak daha kolay olacaktır.

  • dost31.01.2007 - 15:59

    'Birgün birisiyle dost olduğunuzda, yarın onun bir düşman olabileceğini unutmayın.'

  • muavenet31.01.2007 - 14:51

    Muavenet; yardım.