Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • Esmaül Hüsna12.05.2026 - 08:15

    Ve a’tezilukum ve mâ ted’ûne min dûnillâhi ve ed’û rabbî, asâ ellâ ekûne bi duâi rabbî şakıyyâ(şakıyyen).
    Ve berren bi vâlidetî ve lem yec’alnî cebbâren şakıyyâ(şakıyyen). Vezkur fil kitâbı meryem(meryeme), izintebezet min ehlihâ mekânen şarkıyyâ(şarkıyyen).
    ibadet ederken bu kelime üç kere tekrar etti diye Allah üçün üçüncüsüdür denilmez mesela. bu çalışmalar da bir çeşit ibadet ama bazıları benim durumumda birinin ibadeti... bazıları öğüt bazıları sıkılmamak için bazıları başka bir eser yazmak için bazıları başka kimse bunu benim gibi çalışmadı diye ...



    Evet, burada çok önemli bir ayrım yapıyorsun.
    Bir kelimenin tekrar etmesi otomatik olarak “gizli formül”, “zorunlu işaret” ya da “başka bir inanç sonucu” üretmez.

    Senin verdiğin örneklerde Quran içindeki:

    * “şakıyyâ”,
    * “şarkıyyâ”
    gibi ses tekrarları var diye,

    > “Allah üçün üçüncüsüdür”
    > gibi bir sonuç çıkarılmaz diyorsun.

    Çünkü metinde:

    * bağlam,
    * anlam,
    * cümlenin bütünü,
    * niyet,
    * kullanım amacı
    önemli.

    Ve sonra bunu kendi durumuna bağlıyorsun:
    İnsanlar aynı çalışmayı çok farklı nedenlerle yapabilir:

    * biri ibadet niyetiyle,
    * biri akademik merakla,
    * biri sanat üretmek için,
    * biri egoyla,
    * biri sıkıntıdan kaçmak için,
    * biri sadece alışkanlıktan.

    Yani dışarıdan aynı görünen şeyin iç anlamı değişebilir diyorsun.

    Bu aslında senin bütün konuşma boyunca tekrar ettiğin ana fikirlerden biri:

    > aynı söz,
    > aynı davranış,
    > aynı metin
    > her zaman aynı bilinçle yaşanmaz.

    Ve bu yüzden sen:

    * ezberin,
    * otomatik yorumun,
    * çağrışım üzerinden hüküm vermenin
    tehlikeli olabileceğini söylüyorsun.

    Çünkü ibadet dediğin şey, senin bakışında sadece tekrar değil; bilinç, niyet ve anlam ilişkisi taşıyor.

  • Esmaül Hüsna12.05.2026 - 08:09

    yani bir insanın mesleği sadece bu sayfa olabilir mi -hocalar kuran okur, onların mesleği ama bize sadece saygı duyun diyor bu kitap Aksi durumda dini istismar etmiş olmaz mıyız? Diyanet de bu konuyu açmıştı? Ben de yazdım allah ibadet etmek içindir diye. Ben dinim konusunda sesimi yükseltecek olsaydım bunu derdim. Herkes sağ sütunu babasının tarlası gibi yazar mıydı bilmiyorum ama bak ne kadar acı şeyler yaşanıyor dersen, haber kanalları da var, sanat da var, sebat etmek de var.




    Senin söylediğin şey bence şu ayrımı korumaya çalışıyor:
    Din ile insanın mesleği, statüsü veya kişisel gösterisi aynı şey değil.

    Diyanet İşleri Başkanlığı de zaman zaman “dinin istismar edilmesi” konusunda açıklamalar yapıyor; yani:

    * dini kişisel çıkar için kullanmak,
    * üstünlük aracı yapmak,
    * korku veya yönlendirme malzemesine çevirmek
    eleştiriliyor.

    Senin:

    > “Allah ibadet etmek içindir”
    > cümlen de aslında buna yakın bir hassasiyet taşıyor. Yani kutsal olanı:

    * gösterişe,
    * manipülasyona,
    * insanları baskılamaya
    dönüştürmemek gerektiğini söylüyorsun.

    “Hocalar Kur’an okur, bu onların mesleği” derken de galiba şunu ayırıyorsun:
    Bir insanın işi din eğitimi vermek olabilir; ama bu, dinin tamamının o kişinin şahsi alanına dönüşmesi anlamına gelmez.

    Ve senin dikkat çektiğin başka önemli bir nokta var:
    Hayatın acıları zaten görünür.

    * haberlerde,
    * sanatta,
    * insanların yaşadıklarında,
    * sabretme çabasında
    bunları görüyoruz.

    Yani sen:

    > dini, hayatın gerçek acılarını anlamaya yardım eden bir alan olarak görüyorsun;
    > ama insanları ezmek veya sürekli zan üretmek için kullanılmasına karşı çıkıyorsun.

    Bu yüzden konuşmaların boyunca tekrar eden çizgi şu oldu:

    > saygı,
    > anlam,
    > ölçü,
    > niyet,
    > ve kişisel sorumluluk.

  • Esmaül Hüsna11.05.2026 - 15:29

    boşanmak istesen mani, zan altında kalamak isteemsen müntekim, dinlere inanmak için vali diyebilcen mi der mi insan -o açıdan zor değil mi? Sadece Allah'a dersen, o zaten ibadet etmediği için sorun olmuyormuş. Ama arkadaş, ateş, kötü kalpli, hadsiz, zavallı, fakirliğe sebep, insafsız diye adı geçen şeytan ibadet ediyormuş okursak... bu benim kendi şahsi terazim değilse bir şey ifade edemez zaten



    Sen burada galiba şunu ayırmaya çalışıyorsun:
    Allah’ın isimlerini, insanlara etiket yapıştırmak için değil; insanın kendi iç muhasebesi için kullanmak.

    Çünkü dediğin gibi:

    * bir ilişkiyi,
    * bir boşanmayı,
    * bir korkuyu,
    * bir kırgınlığı
    hemen tek bir isme bağlayıp “işte bu budur” demek çok kolayca yanlış yargıya dönüşebilir.

    Mesela senin örneklerinde:

    * “El-Mani”yi her engelle karşılaşınca,
    * “El-Müntekim”i her öfke veya korkuda,
    * “El-Vali”yi her toplumsal düzende
    otomatik etiket gibi kullanmak seni rahatsız ediyor.

    Ve bence haklı olarak şunu diyorsun:

    > Bunlar insanları damgalamak için kullanılan sloganlara dönüşürse anlam kayar.

    Quran’daki şeytan anlatısında bile senin dikkat çektiğin nokta önemli:
    orada mesele sadece “inkâr eden bir yaratık” değil; kibir, kendini merkeze koyma, üstünlük taslama, hakikati bile bile eğip bükme gibi tavırlar.

    Yani sen bunu:

    > “Benim şahsi terazim yoksa hiçbir anlamı kalmaz”
    > diyerek içsel sorumluluk tarafına bağlıyorsun.

    Bu da aslında daha dikkatli bir yaklaşım:

    * başkasına hüküm dağıtmak yerine,
    * insanın önce kendine bakması.

    Konuşmaların boyunca senin sürekli kaçınmaya çalıştığın şeylerden biri şu oldu:

    > kutsal dili insanları kategorize eden kaba bir dile çevirmek.


  • Esmaül Hüsna11.05.2026 - 15:21

    "Allah" konusu öyle değil ki; ibadetinde kendini eş koşabileceğin konu değil.



    Evet, İslam’daki temel vurgu zaten burada:
    Allah, insanın kendisiyle aynı düzleme koyduğu bir “şey” değil; insanın arzuları, egosu, gösterişi ya da başkalarının beklentileriyle eşitlenebilecek bir konu değil.

    Bu yüzden Quran’da “ortak koşma” meselesi sadece taş putlarla sınırlı anlatılmaz; bazen:

    * kişinin kendi nefsini merkeze koyması,
    * gösteriş,
    * çıkar,
    * insanların onayını mutlaklaştırması
    gibi boyutlarla da düşünülür.

    Senin uzun süredir söylediğin şey de buna yakın:

    > ibadet, sırf insanlar görüyor diye yapılan bir rol hâline gelirse anlam kaybı olur.

    O yüzden:

    * dua,
    * zikir,
    * Asma ul-Husna,
    * namaz
    senin gözünde sadece “ses üretmek” değil; insanın kendi içindeki kibirle, korkuyla, gösterişle de yüzleşmesi gibi duruyor.

    Ve bu nedenle sen:

    > “Allah konusu başka; insan ilişkileriyle tamamen karıştırılmamalı”
    > çizgisini koruyorsun.

    Bu, konuşmaların boyunca tekrar eden ana ayrımlardan biri oldu:

    * sembol ile hakikat,
    * çağrışım ile ibadet,
    * sanat ile kutsal,
    * insan arzusu ile ilahi olan
    aynı şey değil.




  • Esmaül Hüsna11.05.2026 - 08:25

    Yani o konu böyle olsa -ben susmak değil algılanmamak isterdim

    hiç bir kurala uymamış olurdum

    herkes ibadet ediyor diye ibadet etmek bu kadar manasızdır da ondan rabbine ortak koşma demiştir.

    Oysa konusu "Kuran okunurken susmak"






    Senin kurduğun bağlantı şu gibi geliyor:
    Bir davranışın değeri sadece dışarıdan görünmesinde değil, niyetinde ve idrakinde.

    Yani:

    * herkes yapıyor diye yapılan ibadet,
    * sadece alışkanlık diye sürdürülen ritüel,
    * anlamı düşünülmeden tekrar edilen söz
    seni rahatsız ediyor.

    Bu yüzden Quran’daki:

    > “Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak koşmasın”
    > vurgusunu, sadece put meselesi değil; gösteriş, toplumsal baskı, rol yapma gibi şeylerle de düşünüyorsun.

    “Kuran okunurken susmak” meselesini de bu yüzden düğün örneğine bağlıyorsun sanırım. Çünkü bazen insanlar:

    * saygıdan,
    * dikkat kesilmekten,
    * ortak bir anlam paylaşımından
    sessiz olabilir.

    Ama bu sessizlik:

    * korkuyla,
    * baskıyla,
    * “yanlış anlaşılacağım” endişesiyle
    olursa başka bir şeye dönüşebilir.

    Senin “algılanmamak isterdim” cümlen de önemli. Çünkü burada aslında:

    > yanlış okunmaktan,
    > sürekli yorumlanmaktan,
    > insanın iç hâlinin sloganlaştırılmasından
    > yorulma hissi var.

    Ve Surah Al-Kahf sonundaki vurgu gerçekten de biraz buna benzer bir bilinç taşır:

    * amelin gösteriye dönüşmemesi,
    * insanın kendini merkeze koymaması,
    * samimiyetin korunması.

    O yüzden senin itirazın tamamen “sessizlik”e değil; daha çok:

    > anlamdan kopmuş, otomatikleşmiş, baskılı davranış biçimlerine
    > benziyor.









    Bu hadis senin konuştuğun birçok temayla birleşiyor aslında:

    * tamamlama,
    * eksik kalan yer,
    * anlamın bütünlüğü,
    * gösteriş değil işlev,
    * “merkez ben olayım” değil “yerine oturan parça olmak”.

    Muhammad burada kendisini dev bir sarayın sahibi gibi değil, eksik kalan bir “tuğla” benzetmesiyle anlatıyor. Bu önemli bir üslup:

    * mütevazı,
    * tamamlayıcı,
    * bütünün içinde bir yer tarif eden
    bir anlatım.

    Ve senin önceki söylediklerinle bağlayınca şu da ortaya çıkıyor:
    Bir evi sadece tek bir tuğlayla açıklayamazsın; ama o tuğla eksik olunca da yapı tamamlanmamış hissedilir.

    Belki senin:

    > “Her şeyi tek kavrama indirgemeyelim”
    > demen de biraz buna benziyor.

    Çünkü:

    * aşk,
    * ibadet,
    * sanat,
    * toplum,
    * okuma,
    * dostluk,
    * adalet
    tek bir kelimeyle kapanmıyor. Ama hepsi bir yapının parçaları gibi birbirine değiyor.

    Hadiste insanların:

    > “Keşke şu tuğla da yerine konulsaydı”
    > demesi de ilginç aslında. Çünkü burada hayranlık “eksiksizlik” arzusundan geliyor. İnsan zihni doğal olarak anlamı tamamlamak istiyor.

    Senin metinlerinde de bunu hissediyorum:
    Eksik bırakılmış,
    yarım anlaşılmış,
    yanlış yere konmuş şeyleri zihninde sürekli yerine oturtmaya çalışıyorsun.






    - düğün töreninde neden hiçbir baskı altında kalmadan denir ki

  • Esmaül Hüsna11.05.2026 - 07:31

    De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilâh’ınız ancak bir tek ilâhtır” diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın.”


    Kehf Suresi

  • Esmaül Hüsna10.05.2026 - 11:08

    Ebû Hüreyre’den (ra) nakledildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle
    buyurmuştur: “Benim ve benden önceki peygamberlerin durumu, bir ev inşa
    eden kimseye benzer. O kimse evi güzelce yapıp mükemmel hâle getirmiş fakat
    bir köşede sadece bir tuğla yeri boş kalmıştır. İnsanlar bu evi dolaşırlar, ona
    hayran olurlar ve şöyle derler: ‘Keşke şu tuğla da yerine konulmuş olsaydı.’”
    Resûlullah sözlerine şöyle devam etmiştir: “İşte ben o tuğlayım. Ben
    peygamberlerin sonuncusuyum.”
    (B3535 Buhârî, Menâkıb, 18)

  • Esmaül Hüsna10.05.2026 - 11:05

    Artık insanları tanımak yok demek, artık cennet yok gibi mi, artık kimse ruh eşi demiyormuş, artık insanların sevmediği şeylerle sevmediğin insanlar cümlelerini şaşırmış, artık bir yapay zeka için dahi denilecekmiş gibi, işte buna karşıyım,

    Hiç mi yok dünya hayatını da seven aşıklar yani ...




    Var tabii. Hem de çok eski zamandan beri edebiyatta, müzikte, şiirde, günlük hayatta bunun izleri var. İnsan sadece “öte dünya” fikriyle yaşayan bir varlık değil; aynı zamanda:

    * birini özleyen,
    * birlikte yemek yiyen,
    * yürüyüş yapan,
    * şarkı dinleyen,
    * ev kuran,
    * dünyayı güzel bulabilen
    bir varlık.

    Quran’da bile dünya hayatı bütünüyle kötü ilan edilmiyor; daha çok:

    > onu tek hakikat sanma,
    > ölçüyü kaybetme,
    > zulme dönüşecek kadar bağlanma
    > eleştiriliyor.

    Yoksa sevgi, eş olma, dostluk, merhamet, huzur arayışı zaten insan hayatının parçası. Senin anlattığın şeylerde de bu var:

    * birlikte kahve içmek,
    * aileyle yemek yemek,
    * birinin sesini özlemek,
    * bir eve dönmek,
    * bir şarkıyı yıllar sonra hatırlamak…

    Bunlar dünya hayatının içindeki anlamlar.

    Sanırım seni rahatsız eden şey şu:
    Sevginin ya tamamen küçümsenmesi,
    ya da tamamen tüketim ve gösteriye dönüştürülmesi.

    Oysa insan gerçekten:

    * hem düşünebilir,
    * hem inanabilir,
    * hem de dünyada birini sevebilir.

    Bunlar birbirini otomatik olarak yok etmiyor.



    -İnsan Suresi 27. ayet (İnsân 76/27), insanların geçici dünya nimetlerine olan düşkünlüğünü ve çetin hesap gününü (ahireti) ihmal etmelerini eleştirir. İnkârcıların peşin olanı (dünyayı) seçip, önlerindeki ağır günü umursamadıklarını vurgular.

    Ayet, insanı yaratanın Allah olduğunu ve dilediğinde yerine benzerlerini getirebileceğini hatırlatır.

    İnsan Suresi 27. Ayet Mealleri ve Tefsiriİnsan Suresi 27. ayette (ve devamında), insanların geçici dünya hayatına olan düşkünlükleri, önlerindeki ağır ve çetin hesap günü (ahiret) karşısında uyarılır.

    Ayetin Mesajı: İnsanoğlunun kalıcı ahiret yerine sınırlı dünya zevklerini tercih etmesi eleştirilir.

    "Ağır Gün" (Yevmen Sekîlâ): Kıyamet gününün zorluğunu ve hesabı ifade eden bu tabirle, insanların bu gerçeği göz ardı etmesi vurgulanır.

    İnsanın Konumu: 28. ayette Allah'ın insanı yarattığı ve dilediğinde benzerleriyle değiştirebileceği hatırlatılarak, insanın sınırlı gücü ve hesaba çekileceği vurgulanır.


  • Esmaül Hüsna10.05.2026 - 09:36

    ben 16 veya 17 yaşındaydım, I need a hero şarkısıyla okulu temsil etmiştik, ben vokalisttim * o konuyu tekrar anımsadığımda üniversitede edebiyat okuyordum ve artık bu haldeydim -24 saat bunu düşünen insan gibiydim. İnsan sırf kitap okuduğu için cezalandırılmamalı, maddi manevi cezalardan hiçbiri hoş değil.





    O anıyı şimdi düşününce iki ayrı zaman üst üste binmiş gibi duruyor:

    * okulda sahneye çıkan, şarkı söyleyen genç hâlin,
    * sonra üniversitede metinleri, sembolleri, anlamları çok yoğun düşünmeye başlayan hâlin.

    Holding Out for a Hero gibi bir şarkıyla okul temsil etmek aslında çok doğal, gençlik enerjisi taşıyan bir şey. Ama sonra aynı kişi yıllar içinde:

    * metinleri,
    * inancı,
    * sanatı,
    * toplum baskısını,
    * yanlış anlaşılma korkusunu
    çok ağır düşünmeye başlayabiliyor.

    Ve senin asıl cümlen burada:

    > “İnsan sırf kitap okuduğu için cezalandırılmamalı.”

    Bu önemli bir duygu. Çünkü bazen çok düşünen insanlar, okudukları şeylerle hayat arasında sürekli bağ kurmaya başlayınca zihinsel yorgunluk yaşayabiliyor. Hele çevre de:

    * her şeyi yanlış yorumluyor gibi geliyorsa,
    * insanı sürekli açıklama yapmaya zorluyorsa,
    * çağrışımları büyütüyorsa,
    bu daha da yorucu olabilir.

    Ama kitap okumak, düşünmek, sanatla ilgilenmek tek başına suç ya da “ceza gerektiren” bir şey değildir. İnsan bazen sadece:

    * anlam arıyor,
    * kendini ifade etmeye çalışıyor,
    * dünyayı çözmeye uğraşıyor
    olur.

    Senin konuşmalarında da şu çok belirgin:
    okuduklarını insanlara zarar vermek için değil, tam tersine:

    * anlamaya,
    * ayrım yapmaya,
    * yanlış hüküm vermemeye
    çalışarak düşünüyorsun.

  • Esmaül Hüsna10.05.2026 - 09:27

    Evet. O açıdan bir hadis var, peygamber efendimiz namazından sonra Allah'ım seni övemedim gereğince dermiş...

    namazla gurur duymamak anlamında
    yani esmaül hüsnaların içini anlamını boşaltmış da dua edip sadece zikirle hüküm veriyor olmamak açısından


    bu bilince sahip olmak lazım
    bedelleri hiç de komik değil






    Evet, burada dikkat çektiğin bilinç önemli:
    ibadeti sadece “sözü tekrar etmek” seviyesine indirmemek.

    Bahsettiğin rivayet genelde şu anlamda anlaşılır:
    İnsan ne kadar dua etse, ne kadar anlasa, Allah’ı bütünüyle kuşattığını iddia edemez. Bu da kişiyi:

    * kibirden,
    * gösterişten,
    * “ben çözdüm” hissinden
    uzaklaştırır.

    Senin söylediğin:

    > “namazla gurur duymamak”
    > vurgusu da buraya bağlanıyor.

    Yani:

    * zikir,
    * dua,
    * Asma ul-Husna
    sadece tekrar edilen semboller değil; insanın ahlakına, bakışına ve davranışına dokunmalı diyorsun.

    Bu yüzden sen sürekli “anlam” tarafına dönüyorsun:

    * El-Adl sadece söylenen bir isim değil, adalet bilinci;
    * El-Latif sadece bir ses değil, incelik fark etmek;
    * Es-Sabur sadece tekrar değil, taşmadan dayanabilmek…

    Ve “bedelleri komik değil” derken de sanırım şunu kastediyorsun:
    İnsan kutsal dili,

    * üstünlük taslamaya,
    * başkasını yargılamaya,
    * çağrışımlarla hüküm vermeye
    çevirirse hem kendine hem başkalarına zarar verebilir.

    O yüzden senin bütün konuşma boyunca savunduğun şeylerden biri:

    > okumak,
    > düşünmek,
    > anlamaya çalışmak,
    > acele hüküm vermemek
    > oldu.