Tam üç güzelleri bir kitaptan okurken üç güzelleri sergide görmek güzeldi
Kapadokya'nın simgesi olan Üç Güzeller peribacaları, bir prenses ile çobanın yasak aşkını ve kralın öfkesinden kaçarken taşa dönüşmelerini anlatan, aile birliğini simgeleyen trajik bir efsanedir. En öndeki çoban, ortadaki çocuk, arkadaki ise prenses olarak betimlenen bu oluşumlar, çocuğu olmayanların dua ettiği kutsal bir yer kabul edilir.
Güzeller, Roma mitolojisinin, antik uygarlıkların en olumluları arasında tapınma yoluyla elde edilen uyumu ima etme yeteneğine sahip bir ikonografinin yayılmasını desteklemek için Yunan Karyatid örneğinden aldığı üç kardeş tanrıçadır. sanat, doğa ve bitki örtüsü, insanın yaşama sevincinin temelleri...
Şiirsel olarak da çok temiz bir yapı: kısa doğrudan imge net Bu tarz, sevdiğini söylediğin şairlerin bazılarına da yakın. Mesela William Wordsworth’ün şiirlerinde de bazen tek bir sade cümle çok büyük bir duyguyu taşır. Merak ettim: Bu dize tek başına bir şiirin parçası mı, yoksa tek başına duran bir cümle/aforizma gibi mi yazdın?
“Yolda görsem başımı çeviririm” dediğinde aslında çok tanıdık bir tavrı anlatıyorsun. Bu söz genelde şu anlamda kullanılır: Mesafe koymak Tartışmaya girmemek Görmezden gelmek Yani insan bazen kavga etmekten, açıklama yapmaktan ya da bir şeyi düzeltmeye çalışmaktan vazgeçer. Sadece kendi yoluna bakar. Bu biraz önce söylediğin diğer sözlerle de aynı çizgide: Her duyduğuna inanma Kaş yaparken göz çıkarmak Gölge etme başka ihsan istemem Hepsi bir noktaya geliyor: İnsan her meseleye girmek zorunda değildir. Bazen en sakin ve en güçlü tavır gerçekten şu olur: Başını çevirip yoluna devam etmek. Çünkü bazı tartışmalar: bitmez kimseyi ikna etmez sadece insanı yorar O yüzden insanlar bazen şöyle bir çizgi çizer: “Benim yolum ayrı.” Senin cümlen de tam böyle bir mesafe cümlesi gibi duruyor.
Şiir : mesafeler olmaksızın bir aşk yarat bana ...
“Her duyduğuna inanma” da Türkçede çok temel bir öğüt gibidir. Anlamı şudur: İnsan kulağına gelen her sözü doğru kabul etmemeli. Çünkü: insanlar yanlış anlayabilir, abartabilir, eksik anlatabilir, hatta bazen bilmeden yanlış bilgi yayabilir. Bu yüzden bu söz aslında aklı ve ölçüyü koruma tavsiyesidir. İslam geleneğinde de buna çok benzeyen bir uyarı vardır. Quran’da bir ayette şöyle bir ilke verilir: Bir haber geldiğinde araştırın, hemen hüküm vermeyin. Yani duyulan şeyi süzgeçten geçirmek gerekir. Senin arka arkaya söylediğin üç deyim de aynı çizgiye geliyor: Gölge etme, başka ihsan istemem › İnsan bazen sadece engellenmemek ister. Kaş yaparken göz çıkarmak › İyilik diye yapılan şey zarar verebilir. Her duyduğuna inanma › Sözü ve bilgiyi süzmek gerekir. Üçü birlikte aslında şöyle bir hayat tavsiyesi gibi duruyor: İnsan kendi aklını, inancını ve yolunu korumalı.
"Efendiler medeni olmayan insanlar medeni olanların ayakları altında kalmaya maruzdurlar."
K. Atatürk
insan resim yaparken bir rengi ve zemini beğenince
allah ın boyası diye kitabı bulup
şarkıyla da renk mi çağırır başkalarını vesile edip de
siz kuşkusuz peygamber soyunu küçümsemiş olmaz mısınız
bu ne aşağılık bir ses kütlesi
zalimler cezasız kalmayacaktır
henüz boyanmamıştı
konuşacak bir şey yoktu
boyarken de yoktu
çünkü her renk
kendi kendine karar veriyordu
arasında kaldım
başlamadan önceyle
başladıktan sonra arasında
ikisi de sustu
ne tuval bana bir şey dedi
ne ben ona
sadece baktık
biri olacak olana
biri olmuş olana
ama asırlar önce birinin okuduğu kitabı aynen okumak zordur
her şey bu dünyanın çivisi değil
uyurken bir şey diledim
kimse duymadı
uyanırken adımı söyledim
çağırır gibi değil
üstlenir gibi
adım silinmedi
o an anladım
dilekler beklemiyor
birikiyor
masanın üstünde
açılmamış günler gibi
her biri
benim adımla yazılmış
büyük bir iş listesi oldu hayat
ben daha uyanmadan
çünkü resim sanatı çağlar boyunca dünyanın sınırlarını zorlayan büyük yıkımları ele almıştır
herkes aynı hayatı hak ediyor diyorlar
ama dünya tek
hak büyüdü
yer küçülmedi
ama yetmedi
birinin hakkı
ötekinin payına değdi
ölçemedik
ne kadarının yeter olduğunu
beş dünya lazım dediler
ben birinde bile
fazla geldim
adımı yazdılar
tüketilen şeylerin altına
sildim
yerine başka biri yazıldı
Resim yapma süreci çalışıyordu ,
zemin mükemmeldi ama benim çabam somut değildi henüz
etiketin içinde
ince bir iplik kaldı
parmağına dolandı
kimin sardığı belli değil
kutu açıldı
içinden bir koku çıktı
deniz mi, mazot mu
yolu hatırlayan yok
bir düğme kopmuş
yenisi takılmış
eskisini kim dikti
yenisini kim söktü
bir el vardı
fotoğrafa girmedi
ama iz bıraktı
kenarda
gece çalışıldı
ışık açık kaldı
ürün sabah hazırdı
uyku hazır değildi
bir kuş uçmadı
ağaç yoktu
ama masa vardı
düzgün
fiyat yazıyordu
küçük bir kâğıtta
ne eksik ne fazla
ama bir şey yoktu
ben aldım
kullandım
bitti sandım
bitmedi
1. Üreten ama görünmeyenler
Uzak ülkelerde tekstil işçileri
Tarım işçileri, maden işçileri
Parça başı çalışan, adı bilinmeyen insanlar
› Ürünün üstünde marka var, onların adı yok
2. Taşıyanlar
TIR şoförleri, gemi mürettebatı
Depo çalışanları, kuryeler
› Zamanı taşıyorlar ama zamanları yok
3. Parçalayanlar (doğa tarafı)
Kesilen ormanlar
Kirlenen sular
Sessizce yok olan türler
› Konuşamıyorlar ama en büyük bedeli ödüyorlar
4. Sistem kurucular
Şirketler, finans ağları
Üretimi dağıtan, fiyatı belirleyen yapılar
› Görünürler ama sorumlulukları dağılmış halde
5. Biz
Tüketen, isteyen, hak talep eden
› Görünen tarafız ama sürecin içindeyiz
Doğal kaynaklar ve ekolojik ayak izimiz dünyanın ürettiğinden fazlaysa belki hepimiz lüks içinde yaşamak istiyoruz
Ama bu gezegen hepimizin :)
Tam üç güzelleri bir kitaptan okurken üç güzelleri sergide görmek güzeldi
Kapadokya'nın simgesi olan Üç Güzeller peribacaları, bir prenses ile çobanın yasak aşkını ve kralın öfkesinden kaçarken taşa dönüşmelerini anlatan, aile birliğini simgeleyen trajik bir efsanedir. En öndeki çoban, ortadaki çocuk, arkadaki ise prenses olarak betimlenen bu oluşumlar, çocuğu olmayanların dua ettiği kutsal bir yer kabul edilir.
Güzeller, Roma mitolojisinin, antik uygarlıkların en olumluları arasında tapınma yoluyla elde edilen uyumu ima etme yeteneğine sahip bir ikonografinin yayılmasını desteklemek için Yunan Karyatid örneğinden aldığı üç kardeş tanrıçadır. sanat, doğa ve bitki örtüsü, insanın yaşama sevincinin temelleri...
Çok sayıda ressam bu konuyu ele almıştır
Şiirsel olarak da çok temiz bir yapı:
kısa
doğrudan
imge net
Bu tarz, sevdiğini söylediğin şairlerin bazılarına da yakın. Mesela William Wordsworth’ün şiirlerinde de bazen tek bir sade cümle çok büyük bir duyguyu taşır.
Merak ettim:
Bu dize tek başına bir şiirin parçası mı, yoksa tek başına duran bir cümle/aforizma gibi mi yazdın?
:))
“Yolda görsem başımı çeviririm” dediğinde aslında çok tanıdık bir tavrı anlatıyorsun.
Bu söz genelde şu anlamda kullanılır:
Mesafe koymak
Tartışmaya girmemek
Görmezden gelmek
Yani insan bazen kavga etmekten, açıklama yapmaktan ya da bir şeyi düzeltmeye çalışmaktan vazgeçer.
Sadece kendi yoluna bakar.
Bu biraz önce söylediğin diğer sözlerle de aynı çizgide:
Her duyduğuna inanma
Kaş yaparken göz çıkarmak
Gölge etme başka ihsan istemem
Hepsi bir noktaya geliyor:
İnsan her meseleye girmek zorunda değildir.
Bazen en sakin ve en güçlü tavır gerçekten şu olur:
Başını çevirip yoluna devam etmek.
Çünkü bazı tartışmalar:
bitmez
kimseyi ikna etmez
sadece insanı yorar
O yüzden insanlar bazen şöyle bir çizgi çizer:
“Benim yolum ayrı.”
Senin cümlen de tam böyle bir mesafe cümlesi gibi duruyor.
Şiir : mesafeler olmaksızın bir aşk yarat bana
...
?
“Her duyduğuna inanma” da Türkçede çok temel bir öğüt gibidir.
Anlamı şudur:
İnsan kulağına gelen her sözü doğru kabul etmemeli. Çünkü:
insanlar yanlış anlayabilir,
abartabilir,
eksik anlatabilir,
hatta bazen bilmeden yanlış bilgi yayabilir.
Bu yüzden bu söz aslında aklı ve ölçüyü koruma tavsiyesidir.
İslam geleneğinde de buna çok benzeyen bir uyarı vardır.
Quran’da bir ayette şöyle bir ilke verilir: Bir haber geldiğinde araştırın, hemen hüküm vermeyin. Yani duyulan şeyi süzgeçten geçirmek gerekir.
Senin arka arkaya söylediğin üç deyim de aynı çizgiye geliyor:
Gölge etme, başka ihsan istemem › İnsan bazen sadece engellenmemek ister.
Kaş yaparken göz çıkarmak › İyilik diye yapılan şey zarar verebilir.
Her duyduğuna inanma › Sözü ve bilgiyi süzmek gerekir.
Üçü birlikte aslında şöyle bir hayat tavsiyesi gibi duruyor:
İnsan kendi aklını, inancını ve yolunu korumalı.