. ... . kum saatinin bir yanı sen/bir yanı ben, akarken zaman ince taneleriyle, yörüngemizdeydi dünya da sanki…,
gel gör ki neyleyim, o demle eş zamanlı, şu yağmalanmış dünyanın sahipsiz caddelerinde, önce adanmış, sonra ihaleci ve en sonunda da her şeye müsa/it olan haramzade kahpelerce, henüz tomurcuklanmış turuncu ve kızıl güllerin dalları ve hayatın baharındaki gençliğin yarınlara umutları kırılıyordu,
ki şimdi, umutsuz terkide, nasıl düşürmem yüzümü, mazlumları çığ gibi artan bu çağın, yürek dağlayan, kan merkezi kapılarında, ah; . ... .
. ... . ah; aşk…, yüreklerimizin buzulunda, kızakla kayan bir çocuğun, hırkasına sakladığı çekiç ile kırmasıydı buzu…,
ve kulaç attık farklı iklimlerin soğuğuna ve, şimdi titriyoruz tir\tir, ayrılık deyince..., ki ayrılık, yüzümün atlasına sinen, çam kokusu ile, kar tebessümleriydi…, . ... .
. ... . yakınına düşen sevdaya iyi bak…, /canbaz/ ki bu canınla kumar oynamaya benzemez, çift kutuplu bir ip gibi, sonuna vardığın an, başladığın yer uzağında kalıyor…,
ki bakma aşağıya, uçurumdur ayaklarının altında seni çağıran…, biliyorum eski bir korkuyum ben; gün/ah/kâr, siyah muska..., ah;
ellerini göğe her açışında çatlıyor yüreğim duana…, aklının çeperlerine çarpıp duran bu kanayan imgeler, hep o şiir/de son buluyor canbaz,
çöz gözlerinin düğümünü yürüdün ve bitti yol…, her ayrılığın vardır elbet, sarmaş dolaş kavuşması, sarıl/sarıl/sarıl...;
. ... . ve şimdi küskün küskün çöreklenir bağrıma hüzün, ki... yoksun…, yağmur kuşlarının kanatları altında koşan nefes nefese kuzuların eve dönüşünde, anne sevgisiyle öpülen ıslak başlarınca okşasın o gün görmüş saçlarını, nice bahar müjdecisi kabayel rüzgarı...,
zamanın aramıza çektiği perdeler, belki uçuşur güneyden esen kıbleyle ve duyulur huzur esen avlusunda ayak seslerimiz yine..., ki bak gözlerime, gözlerim kandil kandil kan çanağı, ah; . ... .
. ... . ki sırdaşlar, iç hukukta sadece bu dünyaya ait değildir bilirsin ve ölümü öldürmeye meyyaldirler, sürekli eksik bir yanımız ve hep, az bir derin uykuya hasretiz…, bir o/nda olmakta gözümüz ve günübirlik çilelerle avunup durmak da, ötelerden uzaklara dalan bakışlarımıza, teselli olmuyor,
nadasa bırakıldığıma aldırmadan işledin, işledin bu kaskatı kesilmiş çorak toprağı, bir beyaz meşe ya da paulownianın dahi, kök salamayacağı kadar en derine doğru…, kum kum ellerinde süzülebilen bir toprak oldum hekimim, ben/liğimi alt üst ettiğin için, teşekkür ederim;
bütün kutupların birleştiği yere gelir misin benimle desem, mesela orta mescid çayhanesinde bir sade türk kahvesi içmeye; aklın arkada kalmadan, kaygılanmadan hiç, hiç tasasız, kanatsız, uçan halısız, kanayan bir yıldız gibi beyaz izli ışıklarla, gelir misin…, . ... .
. ... . yeryüzüne indi aşk, bozulmasın bu akid…, ki şimdi aşk sen; piç misin…, yetimhane avlusuna, iri taneli yağmurlar yağıyor… mavi gözlü kızıl saçlı çilli çocuk, yastığından boncuklar topluyor,
ah aşk, küçümsediler acımı, ölümler var, savaşlar, açlık ve..., nasıl üşüdüm bir bilsen, nasıl; yokluğunda...,
baktığın kalp içlerimde, dağ gölleri buz tutuyor, mevsim bir günde değişti ve, hangi göç, kanatsız bir göğe yükselir…, . ... .
. ... . çok geçmedi ki, küstü bütün kuşlar kendi cıvıltılarına ve kustular içime sessizliklerini,
sonra, çöktü üstüme bir rehavet musallatı, kendi lisanım türkçeye sarıldım sımsıkı, ve alfabeden bir harf koştu imdadıma, piyanonun onuncu tuşu misal…;
sevdim işte…, sevdim bile bile bu teatral sonu, kadife bordo perdeler açılır ve kapanır; yara gibi…,
sonra, hep aynı köpüren şelalenin sesi, sürekli o termal nehir yakıcılığı ve, kalbimin aşka köleliğine işaret keder küpesi parıldar,
söylesene kalemim; sahibine ulaşır mı sesim…, beni daha ne kadar, ne kadar daha üzebilir, içimde köpüren çağlayan ah, durmaksızın ağlayan..., . ... .
. ... . elleri boğum boğum bir çocuk uçurtma uçurur, ve mavi uçurtma, pamuk bir buluta aşık olur, yüzü kırış kırış bir adam erik toplar, bir nine eriği tuza banar, kalbi; yamamaktan yorulmuş bir iffetli dul, kabristan ziyaretinden çıkar…,
düş buya, bir ormanın içindeki mezarını bul dediğin, anacığım şiir yazar, ki garipsenmesin; böylesi özlemek ve böylesi sevmek…,
bir dağ ardındaki cevizin, en erişilmez dalına, as uykunu kalplerin tabîbi, tatlı bir rüya dolsun gözkapaklarına…,
ey aşk; soylu sevdalara yakışmaz yalandan kefen giymeler, varsın ipil ipil yağsın üstümüze firak, nasısa gezinirsin sen bu sakar taşranın, gül bahçelerinde sağnak sağnak, ah; . ... .
Tende canım canda cananımdır Allah Hû diyen
Dilde sırrım sırda sübhanımdır Allah Hû diyen
Dest-i Kudretle yazılmış yüzüne ayât-ı Hâk
Gönlümün tahtında sultanımdır Allah Hû diyen
Cümle azadan gelir zikr-i "Ene'l Hak" nâresi
Cism içinde zâr ü efganımdır Allah Hû diyen
Yere göğe sığmayan bir mü'minin kalbindedir
Katrenin içinde ummanımdır Allah Hû diyen
Kisve-i tenden muarrâ seyreder bu gökleri
Çark uran Abdâl-ı uryânımdır Allah Hû diyen
Her kişiye kendinden akreb olan dost zâtıdır
Ey Niyazi dilde mihmanımdır Allah Hû diyen
HE
vurma kazmayı
ferhaaat
he'nin iki gözü iki çeşme
aaahhh
dağın içinde ne var ki
güm güm öter
ya senin içinde ne var
ferhat
ejderha bakışlı he'nin
iki gözü iki çeşme
ve ayaklar altında yamyassı
kasrında şirin de böyle ağlıyor
ferhaaat
.
...
.
kum saatinin bir yanı sen/bir yanı ben,
akarken zaman ince taneleriyle,
yörüngemizdeydi dünya da sanki…,
gel gör ki neyleyim,
o demle eş zamanlı,
şu yağmalanmış dünyanın sahipsiz caddelerinde,
önce adanmış, sonra ihaleci ve
en sonunda da her şeye müsa/it olan
haramzade kahpelerce,
henüz tomurcuklanmış
turuncu ve kızıl güllerin dalları
ve hayatın baharındaki gençliğin yarınlara umutları
kırılıyordu,
ki şimdi,
umutsuz terkide,
nasıl düşürmem yüzümü,
mazlumları çığ gibi artan bu çağın,
yürek dağlayan,
kan merkezi kapılarında,
ah;
.
...
.
.
...
.
ah;
aşk…,
yüreklerimizin buzulunda,
kızakla kayan bir çocuğun,
hırkasına sakladığı çekiç ile kırmasıydı buzu…,
ve kulaç attık farklı iklimlerin soğuğuna ve,
şimdi titriyoruz tir\tir, ayrılık deyince...,
ki ayrılık,
yüzümün atlasına sinen,
çam kokusu ile,
kar tebessümleriydi…,
.
...
.
.
...
.
yakınına düşen sevdaya iyi bak…,
/canbaz/
ki bu canınla kumar oynamaya benzemez,
çift kutuplu bir ip gibi,
sonuna vardığın an,
başladığın yer
uzağında kalıyor…,
ki bakma aşağıya,
uçurumdur ayaklarının altında
seni çağıran…,
biliyorum eski bir korkuyum ben;
gün/ah/kâr, siyah muska...,
ah;
ellerini göğe her açışında
çatlıyor yüreğim duana…,
aklının çeperlerine çarpıp duran
bu kanayan imgeler,
hep o şiir/de son buluyor canbaz,
çöz gözlerinin düğümünü
yürüdün ve bitti yol…,
her ayrılığın vardır elbet,
sarmaş dolaş kavuşması,
sarıl/sarıl/sarıl...;
görmüyor musun,
gözkapaklarına ektiğim
gül tohumları,
ser/inde tomurcuklanıyor...,
ah,
.
...
.
.
...
.
ve şimdi küskün küskün çöreklenir
bağrıma hüzün, ki... yoksun…,
yağmur kuşlarının kanatları altında koşan
nefes nefese kuzuların eve dönüşünde,
anne sevgisiyle öpülen ıslak başlarınca
okşasın o gün görmüş saçlarını, nice
bahar müjdecisi kabayel rüzgarı...,
zamanın aramıza çektiği perdeler,
belki uçuşur güneyden esen kıbleyle
ve duyulur huzur esen avlusunda
ayak seslerimiz yine...,
ki bak gözlerime, gözlerim
kandil kandil kan çanağı,
ah;
.
...
.
.
...
.
ki sırdaşlar, iç hukukta sadece
bu dünyaya ait değildir bilirsin
ve ölümü öldürmeye meyyaldirler,
sürekli eksik bir yanımız ve hep,
az bir derin uykuya hasretiz…,
bir o/nda olmakta gözümüz
ve günübirlik çilelerle avunup durmak da,
ötelerden uzaklara dalan bakışlarımıza,
teselli olmuyor,
nadasa bırakıldığıma aldırmadan işledin,
işledin bu kaskatı kesilmiş çorak toprağı,
bir beyaz meşe ya da paulownianın dahi,
kök salamayacağı kadar en derine doğru…,
kum kum ellerinde süzülebilen
bir toprak oldum hekimim,
ben/liğimi alt üst ettiğin için,
teşekkür ederim;
bütün kutupların birleştiği yere
gelir misin benimle desem,
mesela orta mescid çayhanesinde
bir sade türk kahvesi içmeye;
aklın arkada kalmadan,
kaygılanmadan hiç,
hiç tasasız, kanatsız, uçan halısız,
kanayan bir yıldız gibi beyaz izli ışıklarla,
gelir misin…,
.
...
.
.
...
.
yeryüzüne indi aşk,
bozulmasın bu akid…,
ki şimdi aşk sen;
piç misin…,
yetimhane avlusuna,
iri taneli yağmurlar yağıyor…
mavi gözlü kızıl saçlı çilli çocuk,
yastığından boncuklar topluyor,
ah aşk,
küçümsediler acımı,
ölümler var, savaşlar, açlık ve...,
nasıl üşüdüm bir bilsen, nasıl;
yokluğunda...,
baktığın kalp içlerimde,
dağ gölleri buz tutuyor,
mevsim bir günde değişti ve,
hangi göç,
kanatsız bir göğe yükselir…,
.
...
.
.
...
.
çok geçmedi ki,
küstü bütün kuşlar kendi cıvıltılarına
ve kustular içime sessizliklerini,
sonra,
çöktü üstüme bir rehavet musallatı,
kendi lisanım türkçeye sarıldım sımsıkı,
ve alfabeden bir harf koştu imdadıma,
piyanonun onuncu tuşu misal…;
sevdim işte…,
sevdim bile bile bu teatral sonu,
kadife bordo perdeler açılır ve kapanır;
yara gibi…,
sonra,
hep aynı köpüren şelalenin sesi,
sürekli o termal nehir yakıcılığı ve,
kalbimin aşka köleliğine işaret
keder küpesi parıldar,
söylesene kalemim;
sahibine ulaşır mı sesim…,
beni daha ne kadar,
ne kadar daha üzebilir,
içimde köpüren çağlayan ah,
durmaksızın ağlayan...,
.
...
.
.
...
.
elleri boğum boğum bir çocuk uçurtma uçurur,
ve mavi uçurtma, pamuk bir buluta aşık olur,
yüzü kırış kırış bir adam erik toplar,
bir nine eriği tuza banar,
kalbi;
yamamaktan yorulmuş bir iffetli dul,
kabristan ziyaretinden çıkar…,
düş buya,
bir ormanın içindeki mezarını bul dediğin,
anacığım şiir yazar,
ki garipsenmesin;
böylesi özlemek ve
böylesi sevmek…,
bir dağ ardındaki cevizin,
en erişilmez dalına,
as uykunu kalplerin tabîbi,
tatlı bir rüya dolsun gözkapaklarına…,
ey aşk;
soylu sevdalara yakışmaz
yalandan kefen giymeler,
varsın ipil ipil yağsın üstümüze firak,
nasısa gezinirsin sen bu sakar taşranın,
gül bahçelerinde sağnak sağnak,
ah;
.
...
.