seni görmem gerekiyor anne. önce ellerimi tut. Sonra senden başka kimseler bilmesin burada olduğumu. ne cevap ver çalan telefonlara.ne de çalınan kapıları aç.fark etmesin hiç kimse evde olduğumuzu.koyu bir sessizlikte gizleyelim varlığımızı. sen bana çocukken gizlendiğim odalardan bahset.kaçtığım sokak köşelerini,uzun uzun arayışlarını.bulunca içtenlikli sarılışlarını anlat. benimsegizlenmekten vaz geçmeyişlerimi.ben sana gidemediğim ülkelerden söz edeyim.rüyalarımda tam kaçarken bacaklarımıntonlarca ağırlaştığını adım atamadığımı. Yakalandığımı.Terledğimi anlatayım.sen bütün rüyalarımı hayra yor. ellerini saçlarımın arasında gezdir.gözlerimin üzerinde gezdir ellerini.yaralarımın üzerinde gezdir.ellerin şifa olsun.çocukken dizlerimde bir türlü geçmeyenacı veren yaralarımın nasıl iyileştiğini anlat.ben görünmeyen yaralarımı anlatayım. benim için kaygılan acı çek tedirgin ol. gözlerin dolsunbenim için yalan söyle telaş et ağla. ben sana pişmanlıklarımı anlatayım. sen yargılamadan teselli et.gözlerimi kaçırayım gözlerinden. utanayım ellerinle tut yüzümü. gözlerini gözlerime çevir. soluklarını hissedeyim yüzümde.senin duan olsun yüzüme üfle. ellerimi tut senden başkası bilmesin burada olduğumu. her kapı çalınışında tedirgin olayım.başımı göğsüne yasla, eskiden kalma bir türküye sığınalım.sen bana yol ol bütün tuzaklarımdan emin olayım. sen bana sabah ol bütün karanlıklardan kurtulayım. sen bana tövbe ol. bana yeniden gebe kal. yeniden sancılar çek gece yarılarında.beni yeniden doğur masumiyeti hatırlat. günahlarımdan sıyrılayım. sen Meryem ol ben isa olayım. susayım doğar doğmaz hiç konuşmayayım. yıllar geçse de hiç konuşmayayım. sükutum senin günahın olsun.seni benim yerime çarmıha gersinler.korkularım tüketsin beni.sana ihanet edeyim. sen yne de beni affet. ben gözlerimi gözerinden kaçırayım. sen ellerinle tut yüzümü, ellerinle gözlerimi gözlerine çevir.utanayım. utangaçlığım ölümüm olsun.göz yaşı olalım ikimiz de. bana kaybettiklerimi buldur. benim için dizdiğin teşbih tanelerini anlat. uğruna gözlerini verdiğin ince tığ işlerini.birlikte sırtladığımız çuval dolusu kazak yakalarındankazandığımız paralarla bana aldığın fiyakalı eşofmanlarımı spor ayakkabılarımı anlat. ben sana çalıştığım atölyelerde en çok seni sevdiğimi anlatayım. aldığım haftalıklara elimi bile sürmeden koşup sana getirdiğimiden söz edeyim.senin her söylediğine nasıl inandığımı anlatayım. bana geçmişi anlatama zamandan merhametli ol bana. ellerini yüzümde gezdir. sen benim yaşamımın en bilge yüzüsün. ellerini yüzümde gezdir. Tarık TUFAN
neye benim dediysem üzdü beni neyi vermem dediysem eskidi sana emanet edilen komşunun çocuğu gibi bakacaksın evladına başkalarının analarını düşündüğün gibi soracaksın ananın hatırını hepsi benim demeden düşüneceksin hepsinin ilk sahibini ne kadına tapacak ne erkeği baş tacı edeceksin ne sonsuz güveneceksin ne de yaparım diyeceksin olmayacaksın başkalarının hayatlarında oyuncu uyaracaksın, inanacaksın bırakacaksın çünkü sen insansın aşkım kapışmak
insanlar neye inanmak istiyorlarsa ne yapmak istiyorlarsa onu yapsınlar. onlara her tür tebliğ aziz peygamber tarafından yapılmıştır. bunun üstüne ekleme yapmak ta kendi bilecekleri iş. tabii hesabını allaha vermek kaydıyla. kandil kutlamaları ve yıl dönümlerine gelince:bunların kutlanmasının kime ne zararı var ki. bildiğim kadarıyla kimseye bir zararı yok. hatta bu kandil kutlamaları vasıtasıyla alnı sejde görmeyenlerin namaz kıldığı, camiye adım atmamışların camiiye gittiği hepimizin malumu. hatta kandil kutlama mesajlaşması diye bir güzel adette gelip yerleşti selalaşmayı zaten seven ama son yıllarda hayat gailesi modernizm dayatması nedeniyle bunu ihmal eder olan toplumumuzda. bamedi kardeşime fakirin el cevabı
Bir orospuyu azize yapar aşk ve bir azizeyi orospu. İnsanların kat kat sarındıkları, her bir katın diğerini gözlerden sakladığı, birbirine benzemeyen ve rengarenk tüller gibi o anda ruhlarında esen rüzgara göre yer ve renk değiştiren kimliklerinin en üstte kalanını görürüz biz ve aşk, keskin ve ışıltılı bir bıçak gibi bütün o tülleri parçalayarak en derine iner, inci avcılarının ustalığıyla, o derinlerde istiridyeler gibi kendi üstlerine kilitlenmiş gizli kutuların kapaklarını açar, uçarı bir çapkınken sevecen bir adam, oynak bir kadından sadık bir eş, ürkek bir genç kızdan tutkulu bir yosma çıkartır ortaya. Ve aşk çıplak gezer. İnsanlar nedense en çok kendi derinliklerinde gizli olandan korkarlar, ama merak da ederler korktukları şeyi, merakla korku birbirine karışır., kendi içlerine doğru bir adım atıp sonra geri çekilirler. Hem derinliklerindekini gizlemek için tüllerine sarınırlar hem de tüllerini parçalayacak bir çıplak ararlar. Sevmeden sevilmeyi istemelerinin asıl nedeni budur, sanırlar ki sevmeden sevilirlerse eğer, tülleri parçalanmadan derinliklerde saklı olanlar gözükür onlara, kimseye göstermeden kendileri görebilirler orada olanları ve böyle düşünenler hep yanılırlar. Aşk çıplak gezer çünkü ve bir bıçak gibi parçalar tülleri ve aşka dokunmak için soyunmak gerekir. 'Beni bırakma' diye inlemek, orospunun içindeki sadakati, azizenin içindeki oynaklığı ortaya çıkarmak, çapkının sevecenliğini, cesurun korkusunu, yiğidin telaşını, akıllının şaşkınlığını, güçlünün zaafını ele vermek gerekir, görünmeyenin görünür olmasına, dokunulmayanın dokunulur kılınmasına ihtiyaç vardır. Ve insanlar en çok kendi derinliklerinde gizli olanlardan korkarlar ve en çok korktukları şeyi merak ederler. Bilmeseler de hissederler ki haz en derinde olanın, gizlenenin hemen yanındadır ve acı hazzın yanında durur, en acıyacak yerdir o en derinde duran ve aşk bir bıçak gibi dokunur oraya ve hazdan acıyı, acıdan hazzı yalnız aşk yaratır. Bir orospuyu azize yapar aşk ve bir azizeyi orospu. O kat kat tüllerin altında neler gizli, tüllerin sahibi bile bilmez ve hep görmek ister görmekten korktuğunu. Aşktan kaçarak aşkı yakalamak ister herkes ve herkes yakalamaktan korkarak aşkı kovalar. Ve aşk çıplak gezer ve aşka dokunmak için soyunmak, cesareti, gücü, orospuluğu, aklı, bilgiçliği, tecrübeyi, yiğitliği, oynaklığı birer birer atmak gerekir. Aşka dokunan herkes yangına dokunmuş gibi dehşetle çeker elini önce, parçalanan tüllerinin ruhunu darmadağın eden depreminden kaçmaya uğraşır, hastalanmış bir çocuk gibi tüllerine sarınmaya çabalar, inkar eder her şeyi, 'bu sadık kadın ben değilim' der, 'bu ağlayan erkek ben olamam' ve aşka dokunan herkes kaçmaya uğraşırken bağlanır aşka, en derinindekine usulca alışır sonunda, sever kendi içindekini aynı aşık olduğunu sevdiğini gibi. Aşk, kendisine olduğu kadar kendi derinindekine de bağlar insanı, bir başkasına aşık olduğun sürece kendine de aşık olursun, kendi çıplaklığına da tutkunsundur artık, kendi çıplaklığını da seversin bir başkasını severken. Sonra çıplak yerinin acıdığını hissedersin, özlemin sarsıntısını, kıskanmanın kavuruculuğunu, tüllerine sarınmışken duyduğun özlemlere ve kıskançlıklara hiç benzemeyen yeni duygular olarak yaşarsın. Ve aldığın hazzın başka hiç bir hazza benzemediğini keşfedersin. Aşk çıplak gezer. Aşka dokunmak için soyunmak, bütün tüllerinin parçalanmasına razı olmak gerekir. Görmekten en çok korktuğunu, en derinindekini görürsün. Ve aşık olduğunda, bir başkasını sevdiğin kadar seversin kendini. Hazla ve acıyla kavrulmayı öğrenirsin. Ve aşıkken çırılçıplak gezersin. Yalnızca aşıkken kendini çırılçıplak görürsün, gördüğünden korkup gördüğünü severek. Bir orospuyken bir azize, bir azizeyken bir orospu olursun ve ancak aşıkken anlarsın arada bir fark olmadığını.
Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da Uzun bir hastalık gibi Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi Gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı Çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi Bitti. Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim Belki bir yağmur yağar akşama doğru Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım Aşk da bitti diyordu ya bir şair Aşk bitti işte tam da öyle Ahmet Telli
eğer nefsine talip isen çürüktür hem temelsiz de eğer afakı ister isen fena damgası üstünde demek değmez ki alınsa çürük maldır hep bu çarşıda öyle ise geç iyi mallar dizilmiş arkasında nursii
seni görmem gerekiyor anne. önce ellerimi tut. Sonra senden başka kimseler bilmesin burada olduğumu. ne cevap ver çalan telefonlara.ne de çalınan kapıları aç.fark etmesin hiç kimse evde olduğumuzu.koyu bir sessizlikte gizleyelim varlığımızı.
sen bana çocukken gizlendiğim odalardan bahset.kaçtığım sokak köşelerini,uzun uzun arayışlarını.bulunca içtenlikli sarılışlarını anlat. benimsegizlenmekten vaz geçmeyişlerimi.ben sana gidemediğim ülkelerden söz edeyim.rüyalarımda tam kaçarken bacaklarımıntonlarca ağırlaştığını adım atamadığımı. Yakalandığımı.Terledğimi anlatayım.sen bütün rüyalarımı hayra yor.
ellerini saçlarımın arasında gezdir.gözlerimin üzerinde gezdir ellerini.yaralarımın üzerinde gezdir.ellerin şifa olsun.çocukken dizlerimde bir türlü geçmeyenacı veren yaralarımın nasıl iyileştiğini anlat.ben görünmeyen yaralarımı anlatayım.
benim için kaygılan acı çek tedirgin ol. gözlerin dolsunbenim için yalan söyle telaş et ağla.
ben sana pişmanlıklarımı anlatayım. sen yargılamadan teselli et.gözlerimi kaçırayım gözlerinden. utanayım ellerinle tut yüzümü. gözlerini gözlerime çevir. soluklarını hissedeyim yüzümde.senin duan olsun yüzüme üfle.
ellerimi tut senden başkası bilmesin burada olduğumu.
her kapı çalınışında tedirgin olayım.başımı göğsüne yasla, eskiden kalma bir türküye sığınalım.sen bana yol ol bütün tuzaklarımdan emin olayım.
sen bana sabah ol bütün karanlıklardan kurtulayım.
sen bana tövbe ol.
bana yeniden gebe kal. yeniden sancılar çek gece yarılarında.beni yeniden doğur masumiyeti hatırlat. günahlarımdan sıyrılayım.
sen Meryem ol ben isa olayım.
susayım doğar doğmaz hiç konuşmayayım.
yıllar geçse de hiç konuşmayayım.
sükutum senin günahın olsun.seni benim yerime çarmıha gersinler.korkularım tüketsin beni.sana ihanet edeyim. sen yne de beni affet.
ben gözlerimi gözerinden kaçırayım.
sen ellerinle tut yüzümü, ellerinle gözlerimi gözlerine çevir.utanayım. utangaçlığım ölümüm olsun.göz yaşı olalım ikimiz de.
bana kaybettiklerimi buldur. benim için dizdiğin teşbih tanelerini anlat. uğruna gözlerini verdiğin ince tığ işlerini.birlikte sırtladığımız çuval dolusu kazak yakalarındankazandığımız paralarla bana aldığın fiyakalı eşofmanlarımı spor ayakkabılarımı anlat.
ben sana çalıştığım atölyelerde en çok seni sevdiğimi anlatayım. aldığım haftalıklara elimi bile sürmeden koşup sana getirdiğimiden söz edeyim.senin her söylediğine nasıl inandığımı anlatayım. bana geçmişi anlatama zamandan merhametli ol bana.
ellerini yüzümde gezdir.
sen benim yaşamımın en bilge yüzüsün.
ellerini yüzümde gezdir.
Tarık TUFAN
neye benim dediysem üzdü beni
neyi vermem dediysem eskidi
sana emanet edilen komşunun çocuğu gibi
bakacaksın evladına
başkalarının analarını düşündüğün gibi
soracaksın ananın hatırını
hepsi benim demeden düşüneceksin
hepsinin ilk sahibini
ne kadına tapacak
ne erkeği baş tacı edeceksin
ne sonsuz güveneceksin
ne de yaparım diyeceksin
olmayacaksın başkalarının hayatlarında oyuncu
uyaracaksın, inanacaksın bırakacaksın
çünkü sen insansın
aşkım kapışmak
insanlar neye inanmak istiyorlarsa ne yapmak istiyorlarsa onu yapsınlar. onlara her tür tebliğ aziz peygamber tarafından yapılmıştır. bunun üstüne ekleme yapmak ta kendi bilecekleri iş. tabii hesabını allaha vermek kaydıyla. kandil kutlamaları ve yıl dönümlerine gelince:bunların kutlanmasının kime ne zararı var ki. bildiğim kadarıyla kimseye bir zararı yok. hatta bu kandil kutlamaları vasıtasıyla alnı sejde görmeyenlerin namaz kıldığı, camiye adım atmamışların camiiye gittiği hepimizin malumu. hatta kandil kutlama mesajlaşması diye bir güzel adette gelip yerleşti selalaşmayı zaten seven ama son yıllarda hayat gailesi modernizm dayatması nedeniyle bunu ihmal eder olan toplumumuzda. bamedi kardeşime fakirin el cevabı
Bir orospuyu azize yapar aşk ve bir azizeyi orospu.
İnsanların kat kat sarındıkları, her bir katın diğerini gözlerden sakladığı, birbirine benzemeyen ve rengarenk tüller gibi o anda ruhlarında esen rüzgara göre yer ve renk değiştiren kimliklerinin en üstte kalanını görürüz biz ve aşk, keskin ve ışıltılı bir bıçak gibi bütün o tülleri parçalayarak en derine iner, inci avcılarının ustalığıyla, o derinlerde istiridyeler gibi kendi üstlerine kilitlenmiş gizli kutuların kapaklarını açar, uçarı bir çapkınken sevecen bir adam, oynak bir kadından sadık bir eş, ürkek bir genç kızdan tutkulu bir yosma çıkartır ortaya.
Ve aşk çıplak gezer.
İnsanlar nedense en çok kendi derinliklerinde gizli olandan korkarlar, ama merak da ederler korktukları şeyi, merakla korku birbirine karışır., kendi içlerine doğru bir adım atıp sonra geri çekilirler. Hem derinliklerindekini gizlemek için tüllerine sarınırlar hem de tüllerini parçalayacak bir çıplak ararlar.
Sevmeden sevilmeyi istemelerinin asıl nedeni budur, sanırlar ki sevmeden sevilirlerse eğer, tülleri parçalanmadan derinliklerde saklı olanlar gözükür onlara, kimseye göstermeden kendileri görebilirler orada olanları ve böyle düşünenler hep yanılırlar.
Aşk çıplak gezer çünkü ve bir bıçak gibi parçalar tülleri ve aşka dokunmak için soyunmak gerekir.
'Beni bırakma' diye inlemek, orospunun içindeki sadakati, azizenin içindeki oynaklığı ortaya çıkarmak, çapkının sevecenliğini, cesurun korkusunu, yiğidin telaşını, akıllının şaşkınlığını, güçlünün zaafını ele vermek gerekir, görünmeyenin görünür olmasına, dokunulmayanın dokunulur kılınmasına ihtiyaç vardır.
Ve insanlar en çok kendi derinliklerinde gizli olanlardan korkarlar ve en çok korktukları şeyi merak ederler.
Bilmeseler de hissederler ki haz en derinde olanın, gizlenenin hemen yanındadır ve acı hazzın yanında durur, en acıyacak yerdir o en derinde duran ve aşk bir bıçak gibi dokunur oraya ve hazdan acıyı, acıdan hazzı yalnız aşk yaratır.
Bir orospuyu azize yapar aşk ve bir azizeyi orospu.
O kat kat tüllerin altında neler gizli, tüllerin sahibi bile bilmez ve hep görmek ister görmekten korktuğunu.
Aşktan kaçarak aşkı yakalamak ister herkes ve herkes yakalamaktan korkarak aşkı kovalar.
Ve aşk çıplak gezer ve aşka dokunmak için soyunmak, cesareti, gücü, orospuluğu, aklı, bilgiçliği, tecrübeyi, yiğitliği, oynaklığı birer birer atmak gerekir.
Aşka dokunan herkes yangına dokunmuş gibi dehşetle çeker elini önce, parçalanan tüllerinin ruhunu darmadağın eden depreminden kaçmaya uğraşır, hastalanmış bir çocuk gibi tüllerine sarınmaya çabalar, inkar eder her şeyi, 'bu sadık kadın ben değilim' der, 'bu ağlayan erkek ben olamam' ve aşka dokunan herkes kaçmaya uğraşırken bağlanır aşka, en derinindekine usulca alışır sonunda, sever kendi içindekini aynı aşık olduğunu sevdiğini gibi.
Aşk, kendisine olduğu kadar kendi derinindekine de bağlar insanı, bir başkasına aşık olduğun sürece kendine de aşık olursun, kendi çıplaklığına da tutkunsundur artık, kendi çıplaklığını da seversin bir başkasını severken.
Sonra çıplak yerinin acıdığını hissedersin, özlemin sarsıntısını, kıskanmanın kavuruculuğunu, tüllerine sarınmışken duyduğun özlemlere ve kıskançlıklara hiç benzemeyen yeni duygular olarak yaşarsın.
Ve aldığın hazzın başka hiç bir hazza benzemediğini keşfedersin.
Aşk çıplak gezer.
Aşka dokunmak için soyunmak, bütün tüllerinin parçalanmasına razı olmak gerekir.
Görmekten en çok korktuğunu, en derinindekini görürsün.
Ve aşık olduğunda, bir başkasını sevdiğin kadar seversin kendini.
Hazla ve acıyla kavrulmayı öğrenirsin.
Ve aşıkken çırılçıplak gezersin.
Yalnızca aşıkken kendini çırılçıplak görürsün, gördüğünden korkup gördüğünü severek.
Bir orospuyken bir azize, bir azizeyken bir orospu olursun ve ancak aşıkken anlarsın arada bir fark olmadığını.
Ahmet Altan
Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
Uzun bir hastalık gibi
Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi
Gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı
Çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi
Bitti.
Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi
Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır
İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım
Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim
Belki bir yağmur yağar akşama doğru
Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım
Aşk da bitti diyordu ya bir şair
Aşk bitti işte tam da öyle
Ahmet Telli
Müslüm gürses hangi ara baş tacı yapıldı düşün ve ağla kendine gelirsin. hiçlikten kurtulursun
can bahçesinde
ne çalgılar çalınmada
ne semaalar olmada
testilerden kaplardan dolup taşmada
kulağa def sesleri ud sesleri şarkı sesleri gelmede
rumii
bu denizde ne ölmek var bize,
ne gam ne dert ne keder
bu deniz alabildiğince muhabbet
bu deniz iyilikten
cömertlikten ibaret
rumii
eğer nefsine talip isen
çürüktür hem temelsiz de
eğer afakı ister isen
fena damgası üstünde
demek değmez ki alınsa
çürük maldır hep bu çarşıda
öyle ise geç
iyi mallar dizilmiş arkasında
nursii
gitme ey gerdanlığı inci ve mercan olan
ölümlü vakitlerde hayatıma can olan
masiva denizinde kalanların feneri
ayrılığı intihar, aşkı imtihan olan.
Nurullah GENÇ