Yıllar gibiydi sensiz geçen günler… Bense yitik bir kız çocuğu…senin sevgin olmadan öksüz….
Ben ve yalnızlığımla baş başa geçen günlerde…^^kayıp aranıyor^^ yazıp tüm dünya mekanlarına…kendimi… ama itiraf etmek istemesem de… hep ama hep…SENİ… aramakla meşguldu benliğim….
Ve sana olan hasretim… Çölün çatlamış kuru toprağının…suya hasretliği kadar büyüktü… Bir bebeğin annesinin kokusuna ve dokunuşuna mecburiyeti kadar….Mecburdum varlığına…
İtiraf ediyordum artık kendime… Bir an bile seni sevmekten vaz geçmediğimi… İtirafımı duymaktan korkarcasına kulaklarımı kapatıyordu ellerim…kendime söz dinletemiyordum..
Ben …halinden memnun bir kölen misali…zaten mahkumdum müebbet olarak özlemine…bu cezayı şiddetle ve mazoşistçe çekiyor…tüm kapıları kendime ve herkese kapatıyor…Yalnızlığımda büyütüyordum seni..
Oysa O gece…her şeyi bırakıp bir yana…sabahın yükselen ışıklarına inat…bedenimi saran uykuya inat…seni seyrettim kucağında uyumayı düşlerken…beyaz satenlerin arasında…
*^^Nights in white satin,Never reaching the end, Letters I've written,Never meaning to send.
Beauty I'd always missed,With these eyes before, Just what the truth is,I can't say anymore.
Gazing at people,Some hand in hand, Just what I'm going thru,They can understand.
Some try to tell me,Thoughts they cannot defend, Just what you want to be,You will be in the end,
Cause I love you,Yes, I love you, How, I love you.^^
Gözlerim…hiç ayrılmak istemezcesine dolaştı bedenini…arada yağmur bulutları kapladı…sana duyurmak istemeden küçük hıçkırıklarla sarsıldı minik yüreğim…seller yarattım gözlerimdeki şelaleden…inciler döktüm yüreğinin engin denizindeki midyelerine….
Ezberlemeye çalıştım çocukça….dudaklarının kıvrımlarını.... Beynimin her sinapsına kazımak istedim yaşanmışlıklarımızı….
Sen güzel adam…kalbimin..papatyalarımın sahibi… Sen…ruhumun tek teskini…yorgun ve kötü alışkanlığım… Çeçmişimin en temiz, en güzel, en unutulmaz sayfası…. Sen… vazgeçilmezim…mecburiyetim….
Şimdi ben…aykırı sularda…kırık bir tekne gibi.. rüzgarını ve dalganı özlerken…
**^^Ayak izlerine bitiyorum... Sularım çalkantıda! Ayak izlerine doluyorum! Ayak izlerine bir sandal, iki de martı düşürüyorum. Seni seviyorum...! Bu yosun kokuları hiç bitmesin... Ve sen; gönlümün kıyılarından hiç eksik olma diyorum! Terledikçe açıl denizlerime, zira ihtiyacımsın... Mahrum kalmasın suyum tuzundan, mahrum kalmasın sahillerim ve yosunlarım kokusundan. Esirgeme ayak izlerini sahillerimden. Ayaklarını.. izlerini…, Seviyorum! ..^^**
Artık sabah oldu…Biliyorum…Gitmelisin… Ayrılık vakti geldi….
***^^ Işıkların demet demet,Denizlerin dalga dalga gelir üstüme Yokluğun ölüme,Varlığın aşka çağırır bir yandan Bilirim biraz sonra gideceksin… Saatleri durduramam…İnsanları öldüremem Ne çare ben de güçsüzüm bir yerde …Kadere karşı duramam Ve işte çirkin alınyazım …Sensizliğe mahkum eder İşte o zaman.. Yıkılmış bir şehirdir kalbim İçinde baykuşlar öter..... ^^***
………………………………………
Sana GİT-ME…Diyemiyorum…. Dudaklarına bir öpücük konduruyorum… Ve seni en değerli yaşama sebebime…Allah’a.. emanet ediyorum….
Lütfen bana ağlama deme…lütfen deme… Sevgimin gözyaşlarını döküyorum bir annenin evladını uğurlarken döktüğü bir kova temiz su gibi ardından….
^^Ağlama…^^…. deme…
Başaramıyorum…..
Eternalflame
*Moody Blues **Alıntı ***Ümit Yaşar Oğuzcan/ Köpek Yalnızlığım'dan
Bir kentin yalnızlığını nasıl taşır bu yürek biliyor musun? Sensizliğini çoğaltırken meydanlarında, denizinde dalgalanırken yüzünün kederi Şimdi Kasım diyorsun ve gidiyorsun.. Boynu bükük bırakıyorsun sonbaharımı ve içime dolduruyorsun sensizliği, yıkılmış kentlere dönüyorum, Enkaz altında kalmış çığlık sesine çaresizliğimi çiziyorum bu kentin duvarlarına dar geliyor, suskunluğum olmuyor yürüdüğüm her sokak, bastığım her mevsim yalnızlık kokuyor. Yalnızlığımla yaklaşırken sana sen Şimdi Kasım diyorsun ve gidiyorsun... Bu kentin yasaklarındansın. Hani diyemiyorum sana hasırında oturup çayımıza muhabbet katalım, boğazı yakan güneşin doğuşunu beraber kucaklıyalım ve Kasımın soğuk sabahını dolduralım içimize..Olmuyor olmuyor sevdiğim sensizlik batırıyor dişlerini etime ve sensizlik kanıyor içimde aynı sözlerle ağlatıyorsun.Şimdi Kasım diyorsun ve gidiyorsun... Göç oluyor bir yanım tıpkı İstanbul gibi göçüyorsun kentin karanlığında.Bense düşlerimi tutuşturuyorum her gece, her gece ayışığı oluyor gözlerin göç yerlerinden göçmek istiyorum. Sana kentin Kasımını dokundurmak istiyorum kanayan yaralarına.Sense Şimdi Kasım diyorsun ve gidiyorsun... Bir ayrılık türküsü yazıyor gittiğim her şehir, elimi uzattığım her yer uçurum oluyor, dokunamıyorum hüzünlerine, yırtılan bir harita oluyor suskunluğum, özlemler düşüyor avuçlarıma ellerim kanıyor.Güneş kayıp gidiyor gözlerinin en kuytu yerlerinden, gün kızıllığını kaybediyor.Sen Şimdi Kasım diyorsun ve gidiyorsun. Gecenin yorgun sesindeki bir bahar Kasım'ında tüm yaşanmamış günlerimi alıp sende gidiyorsun...
^^To be or not to be, That is all the question^^..demiş Mr.William Shakespeare… Olmak veya olmamak..veya nereye kadar olmak…sensiz olmak…hiç olmamak… mı yoksa? Aşık olmak veya olmamak..Sahip olmak veya olmamak...Hepsi boş aslında….ve cümleler yüklemsiz…
Aşk bir rus ruleti…ve ben…aldım silahı elime sevgili..dayadım başıma… Tetiği çektiğimde o acımasız safir kurşun çıkacak tabancadan..o ölümcül kurşun…adı AŞK....
Belki de öleceğim..biliyorum….ve farkındayım …ama cesurum sevgili….cesurum…ve deli…ve hatta körüm ve kılavuzumsa çılgınlık… Olsun varsın..varsın o kurşun beynimi parçalasın…ben razı olduktan sonra kim karışır ki bana sevgili…Alan memnun satan memnun değil mi? ..Belki de ben mazoşistimdir..veya ruhum müptela belki aşka…bağımlıyım belki bir sigara gibi....psişik ve fizyolojik olarak bağımlı…ki bile bile sadece bir tutku olduğunu ve bile bile bitmeye ve ölmeye mahkum olduğunu bu duygunun…
Dayadım bak başıma silahı..görüyor musun? .. istemsiz ve elimde değil.. Aşk cesarettir sevgili..Ya tetiği çektiğinde kurşun değilse gelecek olan…ya bir ilkbahar varsa sonrasında…rengarenk güllerle dolu bir gülistansa sonu…ve üzerinde cıvıldaşan şirin kanaryalar varsa o gülistanın? … tamam..belki de gök gürleyecek…şimşekler çakacak….belki zifiri karanlık kaplayacak gönderi…ama bunu göze almalıyım sevgili…
Tabancadan gelen öldürücü bir ‘’click’’sesinden sonra derin bir nefes alacağım belki..ve belki de şükredeceğim sonrasında aldığım her nefes için…ve kalbimin her minik tıkırtısı için..
Gözlerimi kapattığımda kaf dağını düşleyeceğim belki sonrasında sevgili…seni kurtarmak için yola çıkıp anka kuşunun üzerine bindiğim zaman ve ‘’gak’’ dediğinde yemek, ’’guk’’dediğinde su verdiğim zaman ağzına anka kuşunun… kaf dağının ardındaki pınara ulaşıp oradan bir tas su doldurabileceğim..ve her acıya deva bu suyu sana içirmek için gökyüzündeki düşler ülkesine geri geleceğim sevgili…..iyileşeceksin sonra..ve bunu sadece bir gülüşün için yapacağım… karşılıksız…. beklentisiz… çünkü aşk bunu gerektirir sevgili..
Ölümse korkulan son…Ben ölümü ellerimde tuttum her gün sevgili…azraille yaptığım pazarlıkların haddi hesabı olmadı hiç Deli Dumrul misali…çetele bile tutamazdım..o kadar ki çoktu ölüm yanıbaşımda…avucuma aldığım kanadı yaralı bir serçe gibi nabzını ve son soluğunu dinledim ölümün....ve hissettim onu yüreğimde soğuk bir bıçak gibi her doğan yeni gün..
İşte bu yüzden ben ölmekten korkmam sevgili…aynaya baktığımda hala gülücükler kaplayabiliyorsa silüetimi…ve kanayan gözlerimden ötede….gözlerimdeki bulutlardan yağmurlar boşaldıktan sonra bile…hala yumruklarımı sıkıp..başımı gökyüzüne kaldırıp..meydan okuyabiliyorsam hayata… ve ilahi tesadüfler zinciri olan acı kaderime…ben güçlüyüm sevgili..viraneler kaplayan gönlümden yeni bir şehir inşa edecek kadar güçlüyüm..ve hatta her gün yine ve yeniden ölecek ve yeniden aynı inatla dirilecek kadar kadar…güçlüyüm…
***Hiç umutlarınızın bittiğini sandığınız 'tamam, hiç daha kötüsü olmamıştı' dediğiniz zamanlarınız oldu mu. Ya da 'bittim, mahvoldum' dediğiniz? Damağınızda acımsı bir tadın hiç geçmediğini; yüreğinizdeki o mengenenin de canınızı sıktıkça sıktığını hiç hissettiniz mi? Yalnızsınızdır... Savunmasızsınızdır... Yorgunsunuzdur... Anlatamaz, anlayamazsınız da. Gözünüzde bir damla yaş, her an hazırdır akmaya. Sebepli yada sebepsiz... Soğuktur elleriniz, belki ısıtacak bir elin olmamasından. Çirkinsinizdir kendinizce. Aynalara da küs... Gözlerinizdeki pırıltılar yok oldu, yok olacak gibidir...Çaresizsinizdir. Sebep çoktur. Ya parasızsınızdır, ya terkedilmiş, ya hasta. Aslında yüzlerce ya da’dır sizi bu hale getiren. Ne zaman geçecek bilmezsiniz. 'Umut garibin ekmeği'..umarda umarsınız. Ya çaba?
Oysa hiç gördünüz mü, kim bilir kaç gün olmuş dalından koparılmış kasımpatlarını? Hala dimdik, hala ayakta, hala pırıl pırıl. Koparılmaya inat ve solmamaya kararlı.
Oysa; aklımız hep güllerdedir, hep lalelerde... Solmak, kurumak çok kolay. Oysa dimdik ayakta durabilmek önemli olan. Yılmamak zorluklardan... Hayallerden, umutlardan vazgeçmemek asıl olan. Ne dersiniz denemeye var mısınız kasımpatı olmayı? Herşeye rağmen, herşeye inat...***
Ben bir kasımpatıyım sevgili..inatçı bir kasımpatı…senin can suyuna, yani ilgine ve şevkatine hasret…hayallerden ve umutlardan vazgeçemeyen, iflah olmaz derecede duygusal ve iyimser bir kasımpatıyım işte... koparılmaya rağmen solmamaya kararlı…bir kasımpatı…
Ve şimdi silahı sana uzatıyorum…rus ruletinde sıra sana geçti artık sevgili..ben göze aldım ölümü..ve ateşledim tabancayı..
Bak ben ölmedim…ama kim garanti verebilir ki bir meçhule…haklısın aslında sevgili…isteksizsin…korkuyorsun...ürkeksin...anlıyorum aslında…kendimi senin yerine koyup düşünüyorum da…yapmazdım..yapamazdım belki de ben de…Korkardım belki.. Bilmiyorum… ama aşk göze almaktır bunu sevgili..
Ya da kendini mutsuzluğa ve müebbet hapse mahkum etmek…Orası senin kararın işte sevgili..Benden geçti artık….ben vebalimi ve hatta diyetimi ödedim..Artık borcum yok kendime..
Ve silah artık elinde sevgili…şimdi olmak veya olmamak zamanıdır…cesur olmak zamanıdır..
Başına dayamak veya dayamamak…Tetiği çekmek veya çekmemek…işte bütün mesele…BU….
Aşk ve tutkuyu bütün benliğiyle yaşamasını bilen genç bir kadının isminin anlamından esinlenmiş..Doğum sancıları uzun sürdüğü için babası ona uzun gece manasına gelen ^^yelda^^ ismini vermiş.. Bütün bir ömrünü uzun ve karanlık bir gece gibi yaşamaya mahkum bir ruhun ızdırabını yansıtan sürükleyici bir aşk ve macera romanı... Töre cinayetlerine yaklaşımı da bir o kadar ilginç ve cezbedici...
Ve hepimiz bir gün toprak olacağız....
^^İnna lillahi ve inna ileyhi raciun...^^
Yıllar gibiydi sensiz geçen günler…
Bense yitik bir kız çocuğu…senin sevgin olmadan öksüz….
Ben ve yalnızlığımla baş başa geçen günlerde…^^kayıp aranıyor^^ yazıp tüm dünya mekanlarına…kendimi… ama itiraf etmek istemesem de… hep ama hep…SENİ… aramakla meşguldu benliğim….
Ve sana olan hasretim…
Çölün çatlamış kuru toprağının…suya hasretliği kadar büyüktü…
Bir bebeğin annesinin kokusuna ve dokunuşuna mecburiyeti kadar….Mecburdum varlığına…
İtiraf ediyordum artık kendime…
Bir an bile seni sevmekten vaz geçmediğimi…
İtirafımı duymaktan korkarcasına kulaklarımı kapatıyordu ellerim…kendime söz dinletemiyordum..
Ben …halinden memnun bir kölen misali…zaten mahkumdum müebbet olarak özlemine…bu cezayı şiddetle ve mazoşistçe çekiyor…tüm kapıları kendime ve herkese kapatıyor…Yalnızlığımda büyütüyordum seni..
Oysa O gece…her şeyi bırakıp bir yana…sabahın yükselen ışıklarına inat…bedenimi saran uykuya inat…seni seyrettim kucağında uyumayı düşlerken…beyaz satenlerin arasında…
*^^Nights in white satin,Never reaching the end,
Letters I've written,Never meaning to send.
Beauty I'd always missed,With these eyes before,
Just what the truth is,I can't say anymore.
Gazing at people,Some hand in hand,
Just what I'm going thru,They can understand.
Some try to tell me,Thoughts they cannot defend,
Just what you want to be,You will be in the end,
Cause I love you,Yes, I love you,
How, I love you.^^
Gözlerim…hiç ayrılmak istemezcesine dolaştı bedenini…arada yağmur bulutları kapladı…sana duyurmak istemeden küçük hıçkırıklarla sarsıldı minik yüreğim…seller yarattım gözlerimdeki şelaleden…inciler döktüm yüreğinin engin denizindeki midyelerine….
Ezberlemeye çalıştım çocukça….dudaklarının kıvrımlarını....
Beynimin her sinapsına kazımak istedim yaşanmışlıklarımızı….
Sen güzel adam…kalbimin..papatyalarımın sahibi…
Sen…ruhumun tek teskini…yorgun ve kötü alışkanlığım…
Çeçmişimin en temiz, en güzel, en unutulmaz sayfası….
Sen… vazgeçilmezim…mecburiyetim….
Şimdi ben…aykırı sularda…kırık bir tekne gibi.. rüzgarını ve dalganı özlerken…
**^^Ayak izlerine bitiyorum...
Sularım çalkantıda!
Ayak izlerine doluyorum!
Ayak izlerine bir sandal, iki de martı düşürüyorum.
Seni seviyorum...!
Bu yosun kokuları hiç bitmesin...
Ve sen; gönlümün kıyılarından hiç eksik olma diyorum!
Terledikçe açıl denizlerime, zira ihtiyacımsın...
Mahrum kalmasın suyum tuzundan, mahrum kalmasın sahillerim ve yosunlarım kokusundan.
Esirgeme ayak izlerini sahillerimden.
Ayaklarını.. izlerini…, Seviyorum! ..^^**
Artık sabah oldu…Biliyorum…Gitmelisin…
Ayrılık vakti geldi….
***^^ Işıkların demet demet,Denizlerin dalga dalga gelir üstüme
Yokluğun ölüme,Varlığın aşka çağırır bir yandan
Bilirim biraz sonra gideceksin…
Saatleri durduramam…İnsanları öldüremem
Ne çare ben de güçsüzüm bir yerde …Kadere karşı duramam
Ve işte çirkin alınyazım …Sensizliğe mahkum eder
İşte o zaman..
Yıkılmış bir şehirdir kalbim
İçinde baykuşlar öter..... ^^***
………………………………………
Sana GİT-ME…Diyemiyorum….
Dudaklarına bir öpücük konduruyorum…
Ve seni en değerli yaşama sebebime…Allah’a.. emanet ediyorum….
Lütfen bana ağlama deme…lütfen deme…
Sevgimin gözyaşlarını döküyorum bir annenin evladını uğurlarken döktüğü bir kova temiz su gibi ardından….
^^Ağlama…^^…. deme…
Başaramıyorum…..
Eternalflame
*Moody Blues
**Alıntı
***Ümit Yaşar Oğuzcan/ Köpek Yalnızlığım'dan
Bir kentin yalnızlığını nasıl taşır bu yürek biliyor musun? Sensizliğini çoğaltırken meydanlarında, denizinde dalgalanırken yüzünün kederi Şimdi Kasım diyorsun ve gidiyorsun.. Boynu bükük bırakıyorsun sonbaharımı ve içime dolduruyorsun sensizliği, yıkılmış kentlere dönüyorum, Enkaz altında kalmış çığlık sesine çaresizliğimi çiziyorum bu kentin duvarlarına dar geliyor, suskunluğum olmuyor yürüdüğüm her sokak, bastığım her mevsim yalnızlık kokuyor. Yalnızlığımla yaklaşırken sana sen Şimdi Kasım diyorsun ve gidiyorsun... Bu kentin yasaklarındansın. Hani diyemiyorum sana hasırında oturup çayımıza muhabbet katalım, boğazı yakan güneşin doğuşunu beraber kucaklıyalım ve Kasımın soğuk sabahını dolduralım içimize..Olmuyor olmuyor sevdiğim sensizlik batırıyor dişlerini etime ve sensizlik kanıyor içimde aynı sözlerle ağlatıyorsun.Şimdi Kasım diyorsun ve gidiyorsun... Göç oluyor bir yanım tıpkı İstanbul gibi göçüyorsun kentin karanlığında.Bense düşlerimi tutuşturuyorum her gece, her gece ayışığı oluyor gözlerin göç yerlerinden göçmek istiyorum. Sana kentin Kasımını dokundurmak istiyorum kanayan yaralarına.Sense Şimdi Kasım diyorsun ve gidiyorsun... Bir ayrılık türküsü yazıyor gittiğim her şehir, elimi uzattığım her yer uçurum oluyor, dokunamıyorum hüzünlerine, yırtılan bir harita oluyor suskunluğum, özlemler düşüyor avuçlarıma ellerim kanıyor.Güneş kayıp gidiyor gözlerinin en kuytu yerlerinden, gün kızıllığını kaybediyor.Sen Şimdi Kasım diyorsun ve gidiyorsun. Gecenin yorgun sesindeki bir bahar Kasım'ında tüm yaşanmamış günlerimi alıp sende gidiyorsun...
Ahmet Ok
^^To be or not to be, That is all the question^^..demiş Mr.William Shakespeare…
Olmak veya olmamak..veya nereye kadar olmak…sensiz olmak…hiç olmamak… mı yoksa?
Aşık olmak veya olmamak..Sahip olmak veya olmamak...Hepsi boş aslında….ve cümleler yüklemsiz…
Aşk bir rus ruleti…ve ben…aldım silahı elime sevgili..dayadım başıma…
Tetiği çektiğimde o acımasız safir kurşun çıkacak tabancadan..o ölümcül kurşun…adı AŞK....
Belki de öleceğim..biliyorum….ve farkındayım …ama cesurum sevgili….cesurum…ve deli…ve hatta körüm ve kılavuzumsa çılgınlık…
Olsun varsın..varsın o kurşun beynimi parçalasın…ben razı olduktan sonra kim karışır ki bana sevgili…Alan memnun satan memnun değil mi? ..Belki de ben mazoşistimdir..veya ruhum müptela belki aşka…bağımlıyım belki bir sigara gibi....psişik ve fizyolojik olarak bağımlı…ki bile bile sadece bir tutku olduğunu ve bile bile bitmeye ve ölmeye mahkum olduğunu bu duygunun…
Dayadım bak başıma silahı..görüyor musun? .. istemsiz ve elimde değil..
Aşk cesarettir sevgili..Ya tetiği çektiğinde kurşun değilse gelecek olan…ya bir ilkbahar varsa sonrasında…rengarenk güllerle dolu bir gülistansa sonu…ve üzerinde cıvıldaşan şirin kanaryalar varsa o gülistanın? …
tamam..belki de gök gürleyecek…şimşekler çakacak….belki zifiri karanlık kaplayacak gönderi…ama bunu göze almalıyım sevgili…
Tabancadan gelen öldürücü bir ‘’click’’sesinden sonra derin bir nefes alacağım belki..ve belki de şükredeceğim sonrasında aldığım her nefes için…ve kalbimin her minik tıkırtısı için..
Gözlerimi kapattığımda kaf dağını düşleyeceğim belki sonrasında sevgili…seni kurtarmak için yola çıkıp anka kuşunun üzerine bindiğim zaman ve ‘’gak’’ dediğinde yemek, ’’guk’’dediğinde su verdiğim zaman ağzına anka kuşunun… kaf dağının ardındaki pınara ulaşıp oradan bir tas su doldurabileceğim..ve her acıya deva bu suyu sana içirmek için gökyüzündeki düşler ülkesine geri geleceğim sevgili…..iyileşeceksin sonra..ve bunu sadece bir gülüşün için yapacağım… karşılıksız…. beklentisiz… çünkü aşk bunu gerektirir sevgili..
Ölümse korkulan son…Ben ölümü ellerimde tuttum her gün sevgili…azraille yaptığım pazarlıkların haddi hesabı olmadı hiç Deli Dumrul misali…çetele bile tutamazdım..o kadar ki çoktu ölüm yanıbaşımda…avucuma aldığım kanadı yaralı bir serçe gibi nabzını ve son soluğunu dinledim ölümün....ve hissettim onu yüreğimde soğuk bir bıçak gibi her doğan yeni gün..
İşte bu yüzden ben ölmekten korkmam sevgili…aynaya baktığımda hala gülücükler kaplayabiliyorsa silüetimi…ve kanayan gözlerimden ötede….gözlerimdeki bulutlardan yağmurlar boşaldıktan sonra bile…hala yumruklarımı sıkıp..başımı gökyüzüne kaldırıp..meydan okuyabiliyorsam hayata… ve ilahi tesadüfler zinciri olan acı kaderime…ben güçlüyüm sevgili..viraneler kaplayan gönlümden yeni bir şehir inşa edecek kadar güçlüyüm..ve hatta her gün yine ve yeniden ölecek ve yeniden aynı inatla dirilecek kadar kadar…güçlüyüm…
***Hiç umutlarınızın bittiğini sandığınız 'tamam, hiç daha kötüsü olmamıştı' dediğiniz zamanlarınız oldu mu. Ya da 'bittim, mahvoldum' dediğiniz?
Damağınızda acımsı bir tadın hiç geçmediğini; yüreğinizdeki o mengenenin de canınızı sıktıkça sıktığını hiç hissettiniz mi?
Yalnızsınızdır... Savunmasızsınızdır... Yorgunsunuzdur...
Anlatamaz, anlayamazsınız da. Gözünüzde bir damla yaş, her an hazırdır akmaya. Sebepli yada sebepsiz...
Soğuktur elleriniz, belki ısıtacak bir elin olmamasından. Çirkinsinizdir kendinizce. Aynalara da küs...
Gözlerinizdeki pırıltılar yok oldu, yok olacak gibidir...Çaresizsinizdir. Sebep çoktur.
Ya parasızsınızdır, ya terkedilmiş, ya hasta. Aslında yüzlerce ya da’dır sizi bu hale getiren. Ne zaman geçecek bilmezsiniz.
'Umut garibin ekmeği'..umarda umarsınız. Ya çaba?
Oysa hiç gördünüz mü, kim bilir kaç gün olmuş dalından koparılmış kasımpatlarını? Hala dimdik, hala ayakta, hala pırıl pırıl. Koparılmaya inat ve solmamaya kararlı.
Oysa; aklımız hep güllerdedir, hep lalelerde... Solmak, kurumak çok kolay. Oysa dimdik ayakta durabilmek önemli olan. Yılmamak zorluklardan...
Hayallerden, umutlardan vazgeçmemek asıl olan.
Ne dersiniz denemeye var mısınız kasımpatı olmayı? Herşeye rağmen, herşeye inat...***
Ben bir kasımpatıyım sevgili..inatçı bir kasımpatı…senin can suyuna, yani ilgine ve şevkatine hasret…hayallerden ve umutlardan vazgeçemeyen, iflah olmaz derecede duygusal ve iyimser bir kasımpatıyım işte... koparılmaya rağmen solmamaya kararlı…bir kasımpatı…
Ve şimdi silahı sana uzatıyorum…rus ruletinde sıra sana geçti artık sevgili..ben göze aldım ölümü..ve ateşledim tabancayı..
Bak ben ölmedim…ama kim garanti verebilir ki bir meçhule…haklısın aslında sevgili…isteksizsin…korkuyorsun...ürkeksin...anlıyorum aslında…kendimi senin yerine koyup düşünüyorum da…yapmazdım..yapamazdım belki de ben de…Korkardım belki.. Bilmiyorum… ama aşk göze almaktır bunu sevgili..
Ya da kendini mutsuzluğa ve müebbet hapse mahkum etmek…Orası senin kararın işte sevgili..Benden geçti artık….ben vebalimi ve hatta diyetimi ödedim..Artık borcum yok kendime..
Ve silah artık elinde sevgili…şimdi olmak veya olmamak zamanıdır…cesur olmak zamanıdır..
Başına dayamak veya dayamamak…Tetiği çekmek veya çekmemek…işte bütün mesele…BU….
Çünkü Aşk’ın gerektirdiği…..BU…..
Eternalflame/Aşk'ın rus ruleti
hudud..
etkisiz..
limited şirketi'nin birleşik yazılmış hali..
bir erkek ismi..
Almanya düzenini yıkıp yeni bir avrupa düzeni kurmaya yönelik 28 Haziran 1919'da imzalanan Barış Antlaşması...
En Uzun Gece / A. Altan
Aşk ve tutkuyu bütün benliğiyle yaşamasını bilen genç bir kadının isminin anlamından esinlenmiş..Doğum sancıları uzun sürdüğü için babası ona uzun gece manasına gelen ^^yelda^^ ismini vermiş..
Bütün bir ömrünü uzun ve karanlık bir gece gibi yaşamaya mahkum bir ruhun ızdırabını yansıtan sürükleyici bir aşk ve macera romanı...
Töre cinayetlerine yaklaşımı da bir o kadar ilginç ve cezbedici...