Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Selin Sonsuz
Selin Sonsuz

PRİMUM NON NOCERE....

  • röntgen26.10.2003 - 20:58

    RADYOLOJİ TARİHİ

    8 Kasım 1895’de Almanya’da Würzburg Üniversitesinde Wilhelm Conrad Roentgen benzer deneyler yapıyordu.
    Tüpü siyah kartonla kapattığı halde floresan bir kağıtta parlama fark etti.
    Bilinmeyen bir ışın olduğunu düşünerek x-ışını adını verdi.
    Tüple floresan ekran arasına elini koyduğunda iskeletinin şekillendiğini fark etti.
    1896’dan itibaren x-ışınları tıpta kullanılmaya başlandı.
    İlk kullanılan kaydediciler bir yüzüne fotografik emülsiyon sürülmüş cam plaklardı.
    Aralık 1895: X-ışınlarını ilk kez tıbbi amaçla kullanıldı.
    1896: X-ışınları ilk kez tedavi amacıyla kullanıldı. Thomas Edison, kalsiyum tungstatlı ranforsatörlerin kullanımındaki fizik prensipleri ileri sürdü.
    1901: W.C. Röntgen, ilk fizik Nobel ödülünü aldı. X-ışınları ilk kez meme kanseri tedavisi amacıyla kullanıldı.

  • röntgen26.10.2003 - 20:53

    X-ışını Wilhelm Rontgen tarafından 1895 yılında icat edilmiştir.

  • veba26.10.2003 - 20:45

    Bir de Albert Camus'un ^^Veba^^ adında bir kitabı mevcutmuş..

  • dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu26.10.2003 - 20:44

    dikkatini yoğunlaştıramama ve hareketlilik bağlamında sadece düşündüğümde (kötü anlamlardan uzak) ..bana sevgili Sebgerd'i çağrıştırıyor...

    tipik olarak dikkati uzun süre yoğunlaştıramayan ancak çok da zeki olan bu kişiler aynı zamanda çok hareketlidirler...

  • veba26.10.2003 - 20:42

    Bu arada Nostradamus da tıp eğitimi aldığı esnada hafızam beni yanıltmıyorsa veba salgınıyla karşılaşmıştı..

  • veba26.10.2003 - 20:41

    Gelelim tıbben vebaya....
    Veba etkeni olan Yersinia pestis’in dünyanın hemen hemen tüm bölgelerinde görülüyor, kültür ortamında kolaylıkla üretilebiliyor, hava yolu ile yani aerosol olarak yayılımının mümkün ve bunun sonucunda yüksek morbidite ve mortalitesi olan pnömomi(akciğer enfeksiyonu) formunda hastalığa neden olması biyolojik silah olarak kullanılan ajanlar listesinin başında yer almasına neden olmaktadır. İnsanların tamamında Y. pestis hastalık oluşturabilir, hastalığın geçirilmesi kısa süreli immünite(bağışıklık) yaratmaktadır. Ayrıca pnömoni formunda epidemiler sırasında sekonder yayılım, bir diğer ifade şekli ile insandan insana bulaşma ihtimali olması, biyolojik silah ajanı olarak seçiminde ön plana çıkmasının bir diğer nedenidir.

    İnsanlarda veba, pireler veya kemiriciler ile ısırılma sonrasında, genellikle bulbonik form olarak adlandırılan ateş ve bölgesel lenf nodlarında şişlikler (bubo) şeklinde görülür. Tarih boyunca pandemilere neden olan veba ile ilgili ilk kayıt,541 yılında Mısır’da başlayan ve kısa sürede tüm Avrupa’ya yayılan pandemiye aittir, bugünkü tahminlere göre Kuzey Afrika, Avrupa, Orta ve Güney Asya nüfusun %50-60’ı bu pandemide kaybedilmiştir. Vebanın asıl korku yarattığı ve kara ölüm olarak adlandırıldığı ikinci büyük pandemi,1346’da başlamış ve Avrupa nüfusunun üçte birisini oluşturan 20 ila 30 milyon kişinin ölümüne neden olmuştur, yaklaşık 130 yıl sürdüğü düşünülen bu pandemi, köyden köye, şehirden şehire enfekte insanlar ve fareler aracılığı ile hızla yayılmıştır. Çin ve Hindistan’ı etkileyen üçüncü pandemi 1855’de,12 milyondan fazla yöre insanının ölümüne neden olmuştur. Bugün için gelişen yaşam şartları, halk sağlığı uygulamaları ve antimikrobiyal tedavi olanakları vebanın neden olabileceği pandemi riskini ortadan kaldırırken, küçük ölçekli salgınlar dünya genelinde hala görülmeye devam etmektedir.

    Veba, Avustralya dışında dünyanın pek çok bölgesinde görülen, kemiriciler ve bunlarda bulunan pirelerin zoonotik bir enfeksiyonudur. Farelerin yanı sıra yaban hayvanlarından yersincapları, bayırsıçanları ve diğer vahşi kemiricilerde de epizodik enfeksiyonlar şeklinde görülür. Son 50 yıl içerisinde, dünya genelinde her yıl ortalama 1700 veba vakası görüldüğü rapor edilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde 1947-1996 yılları arasında 390 vakanın varlığı bildirilmiştir, bu vakaların %84’ü bubonik, %13’ü septik ve %2’si pnömoni şeklindedir. Doğal yollardan gelişen veba vakalarında, enfekte fareleri ısırarak Y. pestis’i alan pirelerin binlere varan oranlarda mikroorganizmayı insanların cildine inoküle etmeleri önemli rol oynar. Bakteri kütanöz lenfatikler aracılığıyla bölgesel lenf nodlarına ulaşır. Fagositler tarafından engalfe edilen Y. pestis, hücre içi öldürme mekanizmalarına direnç gösterir ve hızla çoğalarak, lenf nodlarında yıkıma ve nekroza yol açarak bakteremiye, sepsise, endotoksemiye ve hızla şoka neden olur. Dissemine intravasküler koagülopati ve komaya da neden olabilen Y. pestis, enfekte pireler tarafından ısırılmayı takiben 2-8 gün içerisinde klinik bulgulara neden olur.

    Bulguları:
    Genellikle ani gelişen ateş, titreme ve halsizliği takiben lenf nodu şişliği ve hassasiyeti gelişir. Lenf nodu şişliğinin gelişimi genellikle sistemik bulguları bir gün kadar sonradan takip eder. Sıklıkla oldukça ağrılı olan nenf nodları 1-10 cm boyutlarına ulaşabilir, fluktuasyon vermez ve yüzeyi genellikle hiperemiktir, ingiunal, servikal ve aksiller bölgede gelişir ve zaman zaman ağrı nedeni ile kişinin hareketlerini kısıtlayabilir. Ancak hastaların bir kısmında nadir olmakla birlikte lenf nodlarında fluktuasyon ve süpürasyon, ısırılma yerinde püstül veya ülser gelişebilir. Pireler tarafından ısırılan hastaların küçük bir kısmında Y. pestis sepsisi, bubonik form görülmeden gelişebilir ve primer sepsis olarak adlandırılır. Sepsis esas olarak bubonik form sonrasında görülür. Septisemik veba, dissemine intravasküler koagülapatiye, küçük damarlarda nekroza, purpurik cilt lezyonlarına ve akral bölgelerde gangrene neden olabilir. Hastaların yaklaşık %10’luk kısmında bubonik veya septik vebayı takiben pnömonik veba gelişebilir, hematolojik yolla basillerin akciğere ulaşması ile gelişen bu klinik tablo sekonder pnömonik veba olarak adlandırılır. Çok nadir olmakla birlikte Y. pestis’in inhalasyon yolu ile alınması ile primer pnömonik veba da gelişebilir. İnhalasyon ile basil alındığı için primer pnömonik veba’da gastrointestinal semptomlar; bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishal şeklinde ön plandadır. Vebanın diğer çok nadir olan klinik formları, menenjit ve farenjit şeklinde olabilir, menenjit basilin hematojen yolla meningslere ulaşması ile gelişirken, farenjit inhalasyon veya oral yolla alımı takiben gelişir ve sıklıkla servikal lenf adenopati gelişimi eşlik eder.

    Yersinia pestis’in biyolojik silah şeklinde kullanılması durumunda, olası temas inhalasyon yolu ile olacaktır ve bulgular hastalığın doğal formundan ve klinik seyrinden farklı gelişecektir. Pnömonik veba salgını şeklinde ortaya çıkacağı düşünülen biyolojik saldırı durumunda, ilk klinik bulgular diğer ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına benzer. Semptomlar temastan 1 ila 6, sıklıkla 2-4 gün sonra gelişir ve semptomların çıkışını takiben hızla mortalite görülür. Vebanın görülmediği coğrafyalarda hastalığın tespit edilmesi, risk grubunda yer almayan kişilerde hastalığın tespiti ve aniden artan vaka sayısı vebanın biyolojik silah olarak kullanıldığının göstergesi olarak kabul edilir. Ayrıca doğal veba vakalarından önce görülen farelerdeki ölümler olmadan insan vakalarının tespit edilmesi de biyolojik saldırı işareti olarak değerlendirilebilir. İlk semptomlar ateş, solunum sıkıntısı ve öksürük şeklinde olur. Nadiren balgam klinik tabloya eşlik edebilir, balgam kanlı, köpüklü ve seyrek olarak da pürülan olabilir. Gelişebilecek gastrointestinal semptomlar bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishal şeklinde olabilir. Gelişen pnömoni, sekonder veba pnömonisinden veya hızla gelişen ciddi diğer pnömonilerden farklı değildir. Biyolojik saldırı sonrasında gelişen inhalasyon pnömonisinde genellikle lenf adenopati görülmez, ancak nadiren servikal bubolar gelişebilir..

    Vebanın, özellikle pnömoni formunun nadir görülüyor olması, hastalığın tanı almasının önündeki en önemli engeldir, bu nedenle hızlı progresyon gösteren lenfadenopati gelişiminin eşlik ettiği vakalarda veba olasılığının düşünülmesi tanıya olanak sağlar. Ayrıca, kısa süre içerisinde birkaç vakanın görülmesi ortak bir kaynağı veya biyolojik saldırı olasılığını akla getirmelidir. Bugün için hava yolu, inhalasyon şeklinde yapılabilecek biyolojik silah saldırılarını tespit edebilecek, erken uyarı sistemleri veba için mevcut değildir. Olası durumlarda, kısa süre içerisinde ateş, solunum sıkıntısı, öksürük, göğüs ağrısı, septik seyir gösteren birkaç vakanın ardarda görülmesi, veba veya şarbon ile biyolojik saldırıyı düşündürür. Böyle bir durumda kanlı balgam varlığı da veba olasılığını artırır.

    Vebanın erken tanısı için kullanılabilecek hızlı bir laboratuar yöntemi rutin kullanıma sunulmuş değildir. Antijen tespit yöntemleri, IgM enzim immünassay tayini, immun boyama yöntemleri ve polimeraz zincir reaksiyonu ile düşünülen tanının desteklenmesi sağlanabilir ancak bu yöntemler rutin kullanıma sunulmuş değildir. Klasik olarak kullanılan pasif hemaglütünasyon antikor testi ise ancak, retrospektif olarak titrasyonda artışın gösterilmesi ile, hastalığın klinik bulguları geliştikten birkaç hafta sonra oluşan antikorların tespiti ile tanıyı destekler. Mikrobiyolojik olarak, balgam veya daha nadiren kanda Gram boyama ile Gram negatif basil veya kokobasil tanı koydurucu olur. Wright, Giemsa veya Wayson boyama yöntemleri ile bipolar boyanmanın gösterilmesi tanıyı destekler.

    Diğer rutin laboratuar incelemelerinde, özgün olmayan polimorfonükleer lökositlerin hakim olduğu, beyaz küre yülsekliği, hafif dissemine intravasküler koagülopati bulgusu olarak değerlendirilebilecek fibrin yıkım ürünlerinin yüksekliği ve multi organ yetmezliğinine bağlı AST, ALT, biluribin, BUN ve kreatin yükseklikleri tespit edilebilir.

    Yersinia pestis’e karşı geliştirilmiş,1946 ile 1998 yılları arasında kullanılmış olan formaldehid ile inaktive aşı klasik vebanın önlenmesinde etkili olarak düşünülürken, primer pnömoni veya biyolojik silah olarak kullanılan Y. pestis sonrasında gelişebilecek pnömoni veya sepsisi önlemede etkisizdir. Rutin kullanımda olmayan bu aşı, ABD’de 1998 yılının Kasım ayında üretimden de kaldırılmıştır. Yine ABD’de bu aşı teorik olarak yüksek risk altındaki kişilere önerilmekteydi, risk altındaki grup içerisinde; endemik yörelerde görev alabilecek askeri personel, Y. pestis ile çalışan laboratuar personeli sayılmaktadır. Primer pnömoniye karşı etkili olabilecek aşı üzerinde çalışmalarda devam etmektedir. ABD Ordusu medikal bölümü tarafından üzerinde çalışılan F1-V (füsyon proteini) antijenine yönelik aşı, fareleri bir yıl boyunca inhalasyonla karşılaşma durumunda hastalıktan korumaktadır. Bugün aşı ile ilgili çalışmalarda, bir sonraki basamak olan primatlar üzerindeki denemelerin yapıldığı bilinmektedir.

    Vebanın kabul görmüş klasik tedavisi, streptomisindir. Streptomisinin hastalığın erken dönemlerinde kullanılması vebaya bağlı genel mortaliteyi %5-14 oranlarına indirmektedir. Tedavi almayan vakalarda bubonik vebada mortalite %60 civarında, pnömonik vebada ise %100’e yakındır. Streptomisinin alternatifi olarak gentamisin tedavide önerilmektedir. İnvitro ve deney hayvanlarında yapılan çalışmalar gentamisinin Y. pestis’e karşı streptomisinden daha etkili olduğunu göstermektedir. Ayrıca gentamisinin daha uygun maliyetli olması, tedavide ön plana çıkmasını sağlamaktadır. Tetrasiklin ve doksisiklin tedavi ve profilakside kullanılmaktadır. İnvitro çalışmalarda, bu iki antimikrobiyal ajan aminoglikozitlerle eşit etkinlik göstermektedir. Ancak Madagaskar’da izole edilen Y. pesitis izolatlarının %13’ü tetrasiklin ve doksisiline dirençlidir. Özellikle bu iki ajanın oral olarak kullanılabiliyor olması bilhassa, biyolojik saldırı durumunda çok sayıda kişinin etkileneceği düşünüldüğünde oral kullanım olanağı olan ilaçlar avantajlı olmaktadır. Böyle durumlarda doksisiklin, gıda alımından etkilenmemesi, oral biyoyararlanımının tetrasikline göre daha üstün olması avantaj sağlamaktadır. Florokinolon grubu antimikrobiyal ajanların Y. pestis’e karşı aminoglikozitlerden daha etkili olduğu laboratuar koşullarında gösterilmiştir. Ancak insanlarda klinik kullanım ile etkinliği kesin olarak kanıtlanmış değildir. Vebanın etken olduğu menenjit vakalarında tarihsel olarak kloramfenikol ile tedavi kabul görmüş yaklaşımdır.
    Ayrıca klasik veba vakalarında sulfanamidler Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerilen antimikrobiyal ajanlardır. Bugün için rifampin, aztronam, seftazidim ve sefazolinin vebaya karşı etkili olmadığı bilinmektedir, bu nedenle kullanılmamalıdır. Biyolojik silah olarak kullanılması söz konusu olan Y. pestis’in genetik mühendislik yöntemleri ile çoklu direnç paterni gösterir şekle getirilmesinin de söz konusu olduğu akılda tutulmalıdır. Sonuç olarak tercih edilen tedavi, parenteral streptomisin, gentamisin kullanımı olmalıdır.Ancak oral tedavi kullanımının zorunlu olduğu durumlarda doksisiklin, tetrasiklin veya kinolonlar tercih edilmelidir

    Maruziyette Koruyucu tedavi..
    Olası temas sonrasında profilaksi yaklaşımında, ateşi, öksürüğü gelişen herkese parenteral antimikrobiyal tedavi başlanmalıdır. Süt çocuklarında takipne(sık nefes alıp verme) gelişimi de ip uçu olarak kabul edilmelidir.İnhalasyon sonrasında pnömonik veba gelişmiş kişilerle temas etmiş olan asemptomatik, ev halkı veya gerek hastane ortamında gerekse diğer ortamlarda yakın teması olan kişilere yedi gün süre ile temas sonrası profilaktik antimikrobiyal tedavi verilmeli ve ateş, öksürük, solunum sıkıntısı yönünden de yakın takipleri yapılmalıdır. Veba için yakın temas hasta ile iki metreden daha yakın mesafede bulunma şeklinde tanımlanmaktadır. Temas sonrası profilaksi amacıyla; tetrasiklin, doksisiklin, sulfanamidler ve kloramfenikol kullanılabilir ancak kinolonların kullanım kolaylıkları ve etkinlikleri de avantaj sağlamaktadır.

    İzolasyon kuralları olarak solunum yolu ile bulaş ihtimali olduğu için solunum yolu izolasyon kurallarının, standart (eldiven, önlük, göz koruyucu gözlük gibi) izolasyon yöntemlerinin de uygulanması gereklidir. Cerrahi maske kullanımının bulaş riskini önlemede yeterli olduğu literatürde gösterilmiştir.
    Ölümü takiben defin işleminde belediye kurallarına göre hareket edilmeli, otopsi yapılacaksa dokuların havaya karışmasını kolaylaştıracak, kemik kesici veya delici aletlerin kullanılmamasına dikkat edilmelidir.

    Yersinia pestis, spor oluşturmadığı için dış ortam şartlarına çok dayanıklı değildir. Güneş ışığına ve ısıya karşı da oldukça duyarlı olduğu için konak dışında uzun süre varlığını devam ettiremez.

    Sonuç olarak, olası biyolojik tehditlerde beklenmeyen sayıda pnömoni, solunum sıkıntısı gelişen vakalarla karşılaşıldığında Y. pestis’in kullanılmış olabileceği akla gelmeli ve tedavinin ve profilaksinin en erken dönemde başlanması sağlanmalıdır.

  • veba26.10.2003 - 20:40

    1881 yılında kıbrıs adası Osmanlı İmparatorluğu tarafından İngilterê'ye kiralanmıştır...(kıbrıs tarihi hakkındaki KKTC nedirinde ayrıntılar mevcuttur) ...Bu nedenle de İngiltere'nin etkileri kıbrıs üzerinde sıkça görülmüş olup ve hatta trafik akışı bile o günden bugüne soldan devam etmektedir...Diyeceğim şu ki mezun olduğum kolejde English History yani İngiliz Tarihi okutulurdu...ne alaka diye soracaksınız...kolejin temelinin İngiliz egemenliği zamanına dayanmasının yansımalarından biriydi bu...o derste de ^^Black Death^^...yani kara ölüm denilen Veba Salgını da işlenmekteydi..ve hatta sınavda sorulmuştu...

  • veba26.10.2003 - 20:39

    daniel defoe'nün 'die pest zu London'...londraya veba salgini...hakkında bilgim bulunmamaktadır..

  • dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu26.10.2003 - 20:37

    Hiperaktivite

    ÇOCUKLARDA DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE

    ADHD (Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) son 25-30 yılda daha yoğun ele alınan çocukluk dönemindeki önemli psikiyatrik problemlerden biridir. Bu bozukluk, ilk olarak 1902 yılında George STILL ismindeki İngiliz doktor tarafından tanımlanmıştır.

    DSM-IV’e göre Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğunun üç tipi vardır...

    Dikkat eksikliği / Hiperaktivite Bozukluğu Birleşik tip;

    Dikkat sizlik, hiperaktivite (aşırı hareketlilik) ve impulsivite (dürtüsellik) bir arada görülmektedir.

    Dikkat eksikliği / Hiperaktivite Bozukluğu-Dikkatsizliğin önde geldiği tip;

    Dikkatsizliğin ön planda olduğu görülmektedir.

    Dikkat eksikliği / Hiperaktivite Bozukluğu-Hiperaktivite-İmpulsivitenin önde geldiği tip

    DİKKAT EKSİKLİĞİ

    Dikkatini ayrıntılara verememe, okul ödevlerinde, derslerde ve diğer etkinliklerde dikkatsizce hatalar yapma, dikkatin dağılması, verilen işin-görevin tamamlanamaması, oyuncak ve eşyaların kaybedilmesi, dikkatin dış uyaranlarla çok kolay dağılması, unutkanlık, kendisiyle konuşulduğunda dinlemiyormuş gibi hissedilmesi belirtilerini içerir.

    HİPERAKTİVİTE (Aşırı Hareketlilik)

    Ellerin-ayakların kıpır-kıpır olması, sürekli hareketlilik (koşma, tırmanma) , sakin zaman geçirme-oyun oynama zorluğunun olması, çok konuşma belirtilerini içermektedir.

    İMPULSİVİTE (Dürtüsellik)

    Sırasını bekleme güçlüğü, başkalarının sözünü kesme, oyunun arasına girme, sorulan soru tamamlanmadan cevabını verme belirtilerini içerir. Bu semptomların 7 yaşından önce de bulunması, en az iki ortamda (okulda- evde) bu belirtilerin olması, kişinin veya çocuğun günlük yaşantısını bozacak derecede olması gerekmektedir.

    Davranım bozukluğu, karşı gelme bozukluğu, öğrenme güçlüğü, depresyon gibi psikiyatrik rahatsızlıklar ADHD’ye eşlik edebilmektedir. Görülme sıklığı cinsiyete göre farklılık göstermektedir. Erkeklerde kızlara oranla 3 kat daha yüksek oranda rastlandığı görülmektedir.

    İstatistiklere göre; erkeklerde, hiperaktivite- dürtüsellik- dikkat eksikliği gösteren birleşik tip, kızlarda ise dikkat eksikliğinin ön planda olduğu tip daha yoğun görülmektedir.

    ADHD’nin nedenleri araştırıldığında, bu kişilerin beynin ön bölümünde ve bu bölümle ilişkili beyin yapılarında normalden düşük kanlanma ve şeker kullanımı bulunduğu ve yine ADHD olan çocukların yakın akrabaları arasında ADHD, davranım bozukluğu, antisosyal özellikler, depresyon, alkolizm ve madde kullanımı gibi psikiyatrik sorunların sık görüldüğü tespit edilmiştir.

    ADHD’yi etkileyen psikososyal etkenler, temel bir etkiden çok hazırlayan ve problemin ortaya çıkışını hızlandıran sebepler olarak ele alınabilir. Ailede geçimsizlik, parçalanmış aile, aile tutumlarındaki bozukluk, yetişme yurdunda yetişen çocuklarda duygusal yoksunluğa bağlı olarak geliştiği ileri sürülmektedir.

    TEDAVİ

    Tıbbi tedavi, psikostimülan ilaçların kullanımı, anne- baba eğitimi, öğretmen eğitimi- desteği, özel eğitim çalışmaları, davranış terapisi birlikte yürütülmektedir.

    Kliniğimizde ek tedavilerden- özel eğitim çalışmaları içerisinde Rehacom (dikkat ve zihin geliştirme programları) ve neuro- biofeedback uygulaması kullanılmaktadır.

  • röntgen26.10.2003 - 16:33

    X-ray kullanarak radyolusen ve radyoopak alanları ve dolayısıyla organ ve kemik oluşumlarının durumunu ayırt etmeye yarıyan cihaz...

    Radyoloji anabilim dalında vazgeçilmez unsurlardan...