Kültür Sanat Edebiyat Şiir

tımarhane duvarı sizce ne demek, tımarhane duvarı size neyi çağrıştırıyor?

tımarhane duvarı terimi Maria Puder tarafından 26.10.2017 tarihinde eklendi

  • Maria Puder
    Maria Puder 15.10.2018 - 09:27

  • Maria Puder
    Maria Puder 15.10.2018 - 09:26



    Bir Ölüden Gelen Mektup



    Günlerdir kaşınan ve kokan sağ kulağım bir hafta önce düştü. Zaten çürümüştü. Her şey o zaman başladı. Sonra sol elimin parmakları teker teker çürümeye başladı. Garip bir acı duyuyordum. Bu acı aslında bana zevk veriyordu. Çürürken kokmasalar aslında çok sorun etmeyecektim.

    Sol kolum tamamen öldükten sonra bedenimin ölüşü daha da hızlandı. Mehmet’e çürüyen organlarımı gösterdikçe bana gülüyordu. Şaka yaptığımı sandı önceleri. Sonra benim için endişelenmeye başladı. Ama artık çok geçti.

    Bir doktora gitmem için çok ısrar etti Mehmet. ‘’Ben bir ölüyüm,’’ dedim ona. Doktorlar yaşayan insanlar için vardır. Benim artık defnedilmem gerekiyor. Sesimi yükselttim bir gün. ‘’Beni artık gömmen gerekiyor Mehmet!’’. Anlamıyordu…

    Etrafımdaki insanlara kötü kokumla zarar vermemek için sürekli olarak bedenimi yıkıyordum. Ama artık son bir kez beni onların yıkayıp huzurla toprağa karıştırmaları gerektiğini söylüyordum. Annem ve Mehmet benim öldüğümü kabul etmek istemediler. O iğrenç çürümüş bedenimle sürünerek etraflarında dolaşmamı tercih ettiler. Çok kızıyorum onlara. Çok!

    Mehmet işe gitmişti. Annem yanımda uyuyakalmıştı. Ben ise artık içimdeki mezarlık özlemime dur diyemiyordum. Sessizce evden ayrılıp soluğu mezarlıkta aldım. Bir çocuğun lunaparkta olması kadar sevinçli ve heyecanlı idim. Artık ait olduğum yere gelmiştim. Onlarla saatlerce konuştum. Kendime bir mezar kazmak için mezarlık bekçisinden bir kürek rica ettim. Adam oldukça şaşırmış olsa da bana istediklerimi verdi. Bir süre sonra yanında polislerle beni yeni kazmaya başladığım çukurumun içinden zorla çıkardılar. Hiç kimsenin ölülere saygısı kalmamış.

    Ölü bir bedenle, yaşayanların arasında sıkışıp kalmış olmak beni defalarca kez öldürüyordu. Mehmet beni o doktora kesinlikle götürecekti. Çürümüş bedenime bir doktor ne yapabilirdi ki? Bedenimden çıkan kurtlar tüm evi saracak yakında. Bu kadar çok olmaları komik geliyor bazen. Yakında konuşamayacak ve yazamayacağım. En son beynim ölecek sanırım. Hala düşünebildiğime göre beynim hayatta olabilir. Belki de bu düşünceyi sağlayan şey ruhumdur. Tüm bedenim ölmüşken,damarlarımda tek damla kan kalmamışken beynimin hala iş görüyor olması nasıl mümkün olabilir ki?

    Mehmet’in beni doktora götürmek için zorladığı sabah bir çarşafa sardım bedenimi. Tamamen görünmeyeceğim bir şekilde bu kefenin içinde beni götürecekse onunla gideceğimi söyledim. Benim için tek bir dua bile etmedi. Ölmüş birinin ardından bazı törenler yapılması gerekmez mi? Çok kızgınım Mehmet’e!

    Doktorun odasına varana kadar insanların şaşkın bakışları üzerimden hiç ayrılmadı. Oysa kendimi çok iyi sardığımı düşünüyordum.Mehmet dışında herkes benim ölü olduğumu görebiliyordu.Ha! Bir de annem var tabi. O da asla inanmadı bana. Sürekli olarak ağlıyor. Ölmüş olmam onu üzüyor biliyorum ama artık benim aralarından ayrılmam gerek. Bu şekilde çok acı çektiğimi neden göremiyorlar?

    Doktorun odasında oldukça uzun kaldık.Benim bir ölü olduğuma o hiç şaşırmadı. Demek ki benim gibi olan insanlara daha önce de rastlamış diye düşündüm. Kulağımdan başlayarak, yavaş yavaş, acı çekerek,çürüyerek nasıl öldüğümü ona ayrıntısı ile anlattım. ‘’Kazayı hatırlıyor musun?’’ dedi. Şaşırdım… Bir kaza geçirmiştim sanırım ve o kazadan sağ kurtulamamıştım. Ancak ben o kazayı hiç ama hiç hatırlamıyordum.’’Karşıdan karşıya geçerken sana bir arabanın çarpmasından bahsediyorum. On gün boyunca hastanede tedavi görmüşsün. Ucuz atlatılmış ,sonunda aramıza dönmüşsün.Hiç bir şey hatırlamıyor musun?’’ Doktor bunları söylerken olmayan midemin neden bulandığını anlayamadım. Son üç gündür hiçbir şey yemiyor olmama rağmen kusmuş olmam da oldukça saçma gelmişti.

    ‘’Elif, seni bir süre bu hastaneye yatıracağız. Seni çok sevdiğimi asla unutma. Lütfen benim için iyi ol bitanem’’ . Mehmet bu sözleri söyleyip beni bu hapishaneye bırakıp gitti. Hem bir ölü hem de bir mahkumdum artık. Belki de burası gömülemeyen ölülerin morgudur. Yakında sıra ile hepimizi gömmenin bir yolunu bulana kadar burada bekliyor olabiliriz.

    Tahmin ettiğim gibi beynim daha ölmemiş. Çünkü burada beynimi hayatta tutmak için sürekli olarak elektroşok uyguluyorlar. Tam kafatasıma verdikleri elektrik ile çok canım yanıyor. Çürümüş et kokumdan daha tahammül edilemez olanı bu şok seansları. Buraya geleli birkaç gün oldu. Çaresizlik içinde yazdığım bu mektubu az sonra kıracağım camdan aşağıya atacağım. Bu mektup kimin eline geçerse lütfen acilen beni bulsun. Burada, ölü bir bedenle mahkum edilmişken, her gün ağır işkencelere maruz bırakılıyorum. Lütfen bana yardım edin!




    D...

  • Maria Puder
    Maria Puder 13.10.2018 - 13:51

    Okul yıllarında altı ay boyunca aşık kaldığım bir çocuk vardı. Onunla karşılaşmak ve konuşmak için her yolu denerdim. Ona hissettirmeden hep yanı başında olur her dediğini ezberlerdim. Çok bilgili ve yaşına göre çok olgundu. Ona hayranlığım her gün daha çok kanatlanıyordu.Özellikle felsefe konusundaki derinliği beni şaşkına çevirirdi. Bir gün yemekhane de tesadüfen yüz yüze geldik. Öyle ki neredeyse burun buruna denilebilir. Elimdeki yemek tepsisi ile kalakaldım. O gülümseyerek bana yol verdi. Sonra '' pardon Deniz, az daha yemeğini dökecektim'' dedi. Bu sıradan bir cümle idi ama o an da dişlerini fark ettim. ''Dişleri çarpıkmış'' dedim içimden. Aylarca ortodondik bozukluğu ileri derece de olmasına rağmen bunu nasıl fark etmediğime şaşıp kaldım. Bunu niye mi anlattım? Az önce face de tanıyor olabileceğim kişilerin arasında gülümseyen bir resmi ile karşıma çıktı. Dişlerini yaptırmış :))))

  • vahide öz
    vahide öz 10.10.2018 - 14:34

    Duvar, katil duvar, yolumu biçtin! Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!

  • Maria Puder
    Maria Puder 09.10.2018 - 15:36

  • Lady Lazarus
    Lady Lazarus 08.10.2018 - 12:02

  • Lady Lazarus
    Lady Lazarus 08.10.2018 - 12:00

  • Maria Puder
    Maria Puder 08.10.2018 - 09:30

  • Maria Puder
    Maria Puder 08.10.2018 - 09:25

  • Maria Puder
    Maria Puder 05.10.2018 - 14:42

  • Maria Puder
    Maria Puder 05.10.2018 - 10:05



    PİNYON ÇARKI


    Saat altı civarı tren bir istasyonda durdu. Bu kadar küçük bir taşradaki tren istasyonu için oldukça kalabalık bir yerdi. İlginç olan şey, camdan görebildiğim kadarı ile onca kalabalığın içinden sadece bir kişinin trene binmiş olması idi. Peronda bulunan diğer insanların sanki çok daha önemli bir işi vardı ve bu iş sanırım o istasyonla ilgili idi. Biraz eğilip istasyonun ismini görmeye çalıştım. ‘’ Astapovo’’ dedim sesimi yükselterek. Sonra bulunduğum kompartımanda tek başıma olduğumu hatırladım.



    Yerime sakince otururken kompartımanın kapısı açıldı. Uzun parmaklı, düzgün elleri ilk dikkatimi çeken şey olmuştu. Başındaki şapkayı çıkarıp selam veren kibar beye baş selamı ile karşılık verdim. ‘’ Rahatsız etmeyeceksem burayı sizinle paylaşabilir miyim?’’ dedi büyük bir nezaketle. ‘’Elbette’’ dedim aynı şekilde. Karşıma oturduğunda ondaki başkalığın uzun beyaz sakalları ile ilgili olmadığını ilk anda hissetmiştim. Gözlerindeki derinlik hemen insanı içine çeken cinsinden idi. Eğer bu kadar yaşlı bir adam olmasa ilk görüşte aşka düştüğümü bile düşünebilirdim. Sanki uzun zamandır tanıdığım bir yüze bakıyordum. Onu öyle büyük bir coşku ile sevdim ki bu saçma duyguma bir anlam veremedim. Onunla konuşarak bu coşkulu hislerimden kurtulabileceğimi düşündüm.



    - Yolculuk nereye?

    - İçimize … Her gittiğimiz yerde sadece kendimize varıyoruz aslında.

    - Felsefe seviyorsunuz sanırım.

    - Siz de seviyorsunuz.

    - Beni tanıyor musunuz?

    - Daha çok siz beni tanıyorsunuz aslına.

    - Ben… Bir şey anlamadığımı söylesem…

    - Her şeyin bittiği yerden alıp beni getirip karşınıza oturtan siz olduğunuza göre anlamış olduğunuz bazı şeyler olmalı.Hayatın rastlantısal olduğuna inanıyorsanız ikimizin bu kompartıman da var olmasını da açıklamış olursunuz.
    - Var oluşumuzun bile rastlantısal olduğuna inanıyor muyum? Bundan henüz emin değilim. Her şey mükemmel bir düzen içinde oluşup yok oluyor. Bunca tesadüf… Bilemiyorum.
    - Ben size inançlarınızı terk edin demiyorum. Şiddetten temizlenmiş tüm dinleri kabul edebilirim aslında. ‘’ ’Sezar’ın hakkı, Sezar’a... Allah’ın hakkı, Allah’a...’ demişliğim bile vardır. İyelik korunsun diye din pazarlarının açılıp din temsilcileri tarafından satışa sunulduğu ortamlarda hava pusludur. Yönünü bulmak oldukça zordur. Bu temsili ret etmek benim seçimimdi.
    - Ben bu sözü hatırlıyorum. İsa’nın bu sözü üzerine şiddet karşıtı bir din şekillenmeli, dinleri sömürüden kurtarmalı diyen…

    Yok! Daha neler o siz olamazsınız. Siz...?
    - Benim kim olduğumun bir önemi yok. Ben hayatı boyunca kendisini öğretmeye ve bilmeye adamış bir adamdan başka bir şey değilim. Geldiğimiz bir yer var ise de gideceğimiz bir yer olmadığına inanıyorum. Ölüm hayatın en basit gerçeği. Ölüme yüklenen onca anlamın anlamsızlığı açıklanabilir bir durum değil aslında.
    - Bilgeliğiniz her kelimeniz de ışık saçıyor. Sözleriniz çok eski bir dostun sesi kadar tanıdık ve samimi. Ben hala büyüme ağrıları çeken bir belleğe sahibim. Nereye ve ne kadar daha gideceğimi bile bilmiyorum. İçinde olduğumuz bu trenin bir güzergahı var. Ne yapacağını biliyor, gidebileceği yol belli. Rayların dışında hareketi mümkün değil. İşte ben de kendi hayatım içinde bu durumdayım. Bu durumu değiştirmek ve gidebileceğim başka yönler için de seçim şansım olsun istiyorum. Kendi ruhumda sıkışıp kalmış bir başkası var ve artık öyle büyüdü ki onu hapsettiğim yerde daha fazla kalmak istemiyor.
    - ‘’Gelişim aşamalarının bazı bölümlerinde ilerleme yanlış yönde gelişebilir.’’ Cümlesini kurduğumda böyle bir şeyi anlatmak istemiştim. Yön! Neden var olduğumuzu bulmaya gidecek her yönü doğru kabul edebilirim. ‘’Benim için tek olan gerçek insanın kendisidir’’ derken senin gerçek olduğunu sana zaten söylemiştim. Mesele, bir şeyi niçin yaptığınla ilgili. Bunu bilmek önemlidir.

    Her şeyin tekamül ettiğini savundum ben. Her şeyin kültür yolu ile tekamül etmesinden bahsettim. Sahip olduğum güce ve unvanlara itiraz etmeden kendi doğrularımı yine de savundum. Karşı çıktığım sistemin ekmeği ve suyu ile beslenerek büyütülüp eğitildiğim halde onlara kendi kelimeleri ile karşı çıktım. Bunun sonucundan önce nedenine bakacak olursak kültürü göreceğiz.
    - Yaptığım ve yapacağım şeylerin önemsizleştiğini düşünüyorum artık. Etrafımda olup biten pek çok şeyi saçma buluyorum ve tahammül etmekte zorlanıyorum. Tıpkı şu içinde bulunduğumuz ve hızla giden tren gibi hayat. Bu örneği az önce de verdiğimin farkındayım ama tam da durum bu. Bunca hızına aldırmadan şimdi bile gidip trenin kapısını açıp kendimi boşluğa bırakabilirim. Bunu düşünmek bile beni rahatlatıyor. Garip bir şekilde tüm saçmalıkları kabullenip kalmaya devam ediyorum. Gelecek planları yapmanın bir yok oluşa gidiliyorken hiçbir özgül ağırlığı kalmıyor.
    - Öz yıkım düşüncesi! Bu benim itirafımdı. Bir devinimin aksi yöne hareketi. Eski yaşama çabasına benzeyenin tam zıttı. Hayattan korkuyorken yine ondan bir şeyler beklemek neden anlamlı olsun? Eğer eşimle evliliğimi yapmamış olsa idim o yaşadığım dönemi çok çok daha önce yaşayacak olduğumu biliyorum.

    Hayatımın ölümü yok etmeyeceği bir anlamı olup olmadığını aradığım dönemlerde bilimin bile buna bir cevabının olmadığını gördüm. Hayatın anlamsızlığı bilimle kanıtlanmıştır. Bilim sadece varoluşa cevap verebilmiştir. Aslında soru: Niçin yaşayayım?

    Deneysel ve soyut bilimlerin tamamı hakkında yaşamım boyunca araştırma yaptım ve sonuç koca bir hiç! Hepsi sadece kendi alanları ile ilgili konuşuyorlar.Sonsuz gelişim yasası diye bir şey yok. ‘’Ne için yaşıyorum?’’ sorusuna bir cevap aramadığım yer kalmadı. Sonsuz gelişme yasası diye bir şey yok. Sonsuzlukta’’ben kimim’’ sorusuna verilebilecek bir cevap yok.

    Deneysel bilimlere bakınca sonsuz uzayda ve sonsuz zamanda sonsuz derecede ‘’ne için varız?’’ sorusuna bir yanıt bulamazsınız. Var oluşun bir çözümü yok ve elimizde bir soru ile öylece kalakalıyoruz.

    Soyut bilim insanı nihai sonuca gitmelidir. ‘’Ben kimim’’, ‘’evren nedir?’’ soruları Sokrates’e dek dayanır. Adını ne koyarsanız koyun bir öz vardır. Ben bu özden var oldum. Bu özün neden var olduğunu felsefe söylemez. İşte sana koca bir boşluk. Evren;her şey ,her şey ve hiçbir şeydir.
    - Mükemmel evrende her şeyin bir denge halinde olmasının neden bozulmadan duracağına inanıldığını bende anlamış değilim. Siz bayım, mucizelere zerrece inanmayan benim gibi birinin karşısında tüm mükemmelliğinizle oturup evren yasalarını yok saymamı istiyorsunuz. İsminizi burada telaffuz edecek olsam kendi deliliğim kanıtlamış olacağım. Hani demiştiniz ya,’’ hayatım aptalca bir şaka,elimde olmadan beni buraya birinin koyması bir şaka’’ Kim gülüyor bize? Bir şakanın içinden siz böyle karşımda durdukça başka bir şaka doğmuş oluyor.

    Bir hayvandan kaçan adamın öyküsünde yaşıyorum ben. Bazen dalı kemiren farelerle,bazen dalın kendisi ile,bazen kuyunun dibindeki ejderha ile,bazen kurumuş o kuyu ile, bazen de yukarıda beni bekleyen vahşi hayvan ile yer değiştiriyorum. Empati koca bir saçmalık. İnsanı eriten bir eylem. Sizi defalarca kez,yüzlerce kelimeniz den okudum. Yine de varoluşun içindeki savaşınızı lüks bir malikane, ihtişamlı bir yaşam içinden vermiş olmanıza bir anlam veremedim. Bunu eleştirme hakkımın olmadığını düşünebilirsiniz. Siz Süleyman’a atıfla bu durumunuzu kotaracak olsanız bile ben bu empati de yokum.
    - Artık gerçek anlamda tanışmış olduğumuza göre böyle sert bir yumruk atmak hakkınız olduğunu düşündünüz küçük hanım. Bunu itiraf etmiştim ‘’ Şunu kabul ediyorum ki, bizimkisi hayatın kendisi değil bir taklidiydi’’ sözlerimle. Yine de hakkımda bunca şey biliyor olmanızdan memnunum. Ancak itirafımın sizin tarifinize cevap olacak kadar sığ olmadığını kavramış olmanızı umuyorum. Burada çok daha fazlasını demek istemiştim. Yaşanan hayatın tamamı hakkında bir görüştü o.

    Yaptığım onca akıl yürütmelerin sonunda edindiğim şey; Hiçbir şey! ‘’Güç güçtür, madde maddedir, irade iradedir, sonsuz sonsuzdur, hiçbir şey hiçbir şeydir. Elde edebileceğim tüm sonuç buydu’’ derken sadece kendi hayatıma değil tüm olan bitene bakarak konuşmuştum.

    - Biz sıradan insanların sizi anlamaya çalışması bile sizin için bir teselli olamadı değil mi? Önce kendinize,sonra tüm hepimize dargın ayrıldınız aramızdan. Geride bıraktığınız çözümlerin aslında cevabını bulmamız gereken sorular olduğunu okudukça anlıyorum. Sonlu ve sonsuzu karşılaştırmak yerine uç uca eklemeye çalışan felsefe bilginlerinin bize yaşadığımızdan daha mükemmel bir dünya olmayacağını söylemeleri bile aklımızı karıştırmaya yetiyordu oysa. Siz ölümün tek gerçek olduğunu söylediğinizden beri pek çoğumuz hayatın anlamsız olduğuna inanmayı seçtik. Şimdi mutlu musunuz? Hayatın anlamı nedir? Bana,’’sen hayatım dediğin şeysin’’ demiştiniz kitaplarınızda. Madem ki bizler rastlantısal varlıklar isek,parçacıkların tesadüfen bir araya gelmesi ile var olunmuş isek bu hayatımız dediğimiz şey de neden söz hakkımız olsun? Bundan sonra olacak olan şeylerde rastlantısal değil mi? Seçimlerimizin yön belirleyici olması gerek mezmi? Aksini düşünmek kaderci bir yaklaşımdır. Siz ise tam da böyle birisiniz. Kaderciliğinizin karşısında olduğunuz dinler için vaz geçilmez bir unsur olduğunu görmemiş olamazsınız.
    - Benim inandığım Tanrının sizinki ile aynısı olması gerekmez. Burada hatanız var. Evrenin özü iradedir. Süleyman hiçliğin hiçliğini bulmak için hayattan uzaklaşmıştır. Sokrates ise bunu yıllar öncesinden salık vermiştir. Buda öğretilerine baktığınızda da aynı cümleleri görürsünüz. ‘’ Kendimizi hayattan kurtarmalıyız’’ demiştir. Schopenhauer ve benim görebildiğimizi başka kimsenin görememiş olması bazen canımı yakmıştır açıkçası.’’ Hayat anlamsızdır’’ Bazıları kendi tercihleri ile gitmeyi seçer,bazıları görmeden yaşar,bazıları ise benim gibi kalır ve acı çeker.
    - Hayata sarılmak ve her şeye rağmen kalmak güçlülerin işidir denilirken siz tam tersini savundunuz. Epikürcülüğün zayıflık olduğunu düşündüğünüze inanmak istemiyorum. Mutlu olmanın bilgiye dayandırıldığı sürece ne zararı olabilir ki? Hayatın anlamının anlamsızlığından doğan bir çürümüşlük olmasına inanmak hepimizi hızla giden şu trenden atlamaya itmez mi? Süleyman mutluluğu övmedi mi? Sonra neden herşey böyle oluyor? Hayatımız dediğimiz şeyin ölümün yolculuğu olduğunu düşündükçe koca bir boşluğa bakmış olmuyor muyuz?

    Evet anlıyorum sizi. İnançları olan insanlar ile olmayanlar arasında bir yaşama farkı yok. Her ikisi de yeterlilik ve bolluk içinde yaşıyorlar. Daha fazlasını istemek konusunda aynı durumdalar. İyi ama inançlı olmak zevklere ve ihtiyaçlara veda etmek demek olsa idi bunca nimet ne diye dünyaya saçılmış olsun? Anlamakta zorlandığımız dini öğretilerin arasında cinselliğin yadsınması da var tabi ki. Ürememiz istenmediği halde tüm canlılara bu iç güdü ne diye bahşedilsin ki? Kiliselerin bu saçmalığa son vermesi gerekir. Sevişmek; vermek ve almaktan ibarettir. Bu durumun tarafları her iki eylemi kendi içinde yaşar.
    - Kendi çıkarımlarınızı savunmanızı takdir ediyorum. Ancak şu anlattıklarınız benim için oldukça gereksiz. Tendeki hayat büyük bir kötülük ve yalandan ibarettir. Bu yüzden bu hayatın ortadan kaldırılması bir nimettir. Bizim arzu etmemiz gereken bir şeydir. Yer yüzünde olan her şey anlamsızdır. Sonsuz Tanrı kavramı aslında insanın sonsuzluğu,hayatın sonsuzluğudur. Buna pek çok inanç ve inanıştan kılıflar uydurabiliriz.Güneşin altında yeni bir şey yok küçük hanım. Eski eskidir ve yarında eskiyecek. Sahip olduğumuz ve olacağımız sadece ‘’hiçlik’’. Sonuç olarak ne yaparsak yapalım kendimizden sonrakilere bırakıp gideceğiz. Bunun en iyi kanıtı sanattır. Sanat hayatın aynasıdır. İnsanların karanlıktan değil ışıktan korktuklarını, kötülüğün hayatın ta kendisi olduğunu pek güzel ortaya döker sanat. Gerçek ise anlatılanlarla değil yaşayarak elde edilir mi? Sanat bize bunun cevabını veremez. Cevaplar asla bulunamıyor.
    - Gerçek yaşayarak elde ediliyorsa yaşadığım hayatın doğru bir hayat olduğunu nereden bileceğim ki gerçeğe ulaşacağım? O zaman sizin sözünüze temas etmiş oluyoruz değil mi? Sebepler, arayışlar ve cevapları verilememiş sorular ile kalakalmış durumdayız. Siz yelkensiz kayığınıza binip nehir boyunca devam eden yolculuğunuza çıktığınıza göre bu tren de ne işiniz var?
    - Beni siz getirdiniz hanım efendi. Aklınızla beni öyle çok sorguladınız ki işte karşınızdayım.Dinlerin Tanrı inancını öldürüyor olması canınızı yakıyor ve siz tüm hırsınızı benden almak istiyorsunuz. Hızla yol alan trenden ve her şeyden sıkıldınız. Hayatın bir anlamı olsun istiyorsunuz ve bulamadıkça kalmak için nedenler aramaya devam ediyorsunuz. O cevap yok!
    - ‘’Hep aynı yere düşen mürekkep damlaları gibi bir yere toplanan sorular’’ ile beni baş başa bırakıp gidemezsiniz. Benim inancım dünyevi bir amaca hizmet etmiyor. Ben arınmak istediğim için ayrılmak istemiyorum inandıklarımdan. Kendi irademizle ile burada değilsek buraya getirilmemizin bir şakadan daha fazlası olduğuna inanmak benim hakkım olmalı. Sadeleşmiş bir din yoksa kendi sadeleştirdiğim inancıma bağlı kalacağım. Ama illaki her şeyin ilk sebebi olan Tanrının olduğuna hep inanacağım. Boşlukta gezinen izotoplar gibiyiz. Bir atom çekirdeği olmak için çok mu geç kaldık?
    - Sorular sizi yeni arayışlara götürecek. Ancak yolcuğumuzun bundan sonrasında yanlızsınız küçük hanım.


    Geldiği anki nezaketinden zerrece ödün vermeden karşımda oturan ve ayağa kalkarken gösterdiği zarif beden hareketleri ile beni kendine bir kez daha hayran bırakan bir dahi ile bir tren kompartımanında yolculuk ettiğime kimseyi inandıramam. Kucağıma onlarca yeni soru bırakmış olmasına bile aldırmadan ayağa kalkıp ona tüm içtenliğim ile sarıldım. Çok eski bir dostu yolcu eder gibi gözlerime dolan yaşlara engel olamadım.

    Uyandığımda elimde bir kitap ile odamdaki kanepemde uyuyup kaldığımı gördüm. Kitabın ön yüzünü çevirip gülümsedim. Tolstoy’un itiraflarını bizzat kendi ağzından dinlemek dünya üzerinde kaç kişiye nasip olmuştur ki?

    Son soru: Sokrates gibi bir hücrede ölüme yürümenin son olduğunu bile bile bunca sorguya neden ihtiyacımız vardı ki?


    D…

  • Maria Puder
    Maria Puder 05.10.2018 - 09:52

  • Maria Puder
    Maria Puder 04.10.2018 - 16:29

  • Maria Puder
    Maria Puder 04.10.2018 - 12:56

  • Maria Puder
    Maria Puder 02.10.2018 - 14:11

  • Maria Puder
    Maria Puder 02.10.2018 - 13:51

    :)))))

  • Maria Puder
    Maria Puder 02.10.2018 - 13:23

  • Maria Puder
    Maria Puder 29.09.2018 - 12:46

    Kendi halinle ilgilensen senin için en uygunu olacaktır.

    Bu basit bir cümle... Anlam içeriği göründüğünden zengindir.

  • Öznur Pendent
    Öznur Pendent 29.09.2018 - 11:13

    Ağlasam mı, gülsem mi haline bilemedim ki ?

  • Maria Puder
    Maria Puder 28.09.2018 - 15:58

    Rabia;

    İlk yazdığında anlamıştım zaten demek istediğini . Ama benim de herkes kadar sıradan yanlarım var. Mesela Şule'yi kızdırmayı seviyorum.Aslında onun ne demek istediğini çok iyi anlamama rağmen bunu yapıyorum.

    Mesela seninle literatür üzre konuşsak ne iyi olurdu diyorum. Ama böyle bilmiş bilmiş değil organik tarım tadında :)))

    Bazen başımın şişip patlayacak kadar büyüdüğünü sanıyorum ve aynaya bakmak istiyorum. Bu cidden oluyor bak. Fazla gelen çok şey var... kosmos benim beynime yüklenmiş bir bilgisayar programıymış gibi geliyor. Arada bir solucan deliği bulup dünyalı gibi davranmak hoşuma gidiyor :)))

    Sanırım kendimi ifade edemiyorum :(((

  • Rabia Acar
    Rabia Acar 28.09.2018 - 14:55

    Nasıl doğru ifade edebilirim bilmiyorum ama...
    Senin öfken, saç tırnak kesmek gibi...
    Senin gibi sıradışı biri için fazla sıradan...
    Ne bileyim başörtü üzerinden bir kavgayı; ipek böceği ya da pamuk, sentetikle yapacak bir potansiyel ve yaratıcılık bekliyorum... :))

  • Maria Puder
    Maria Puder 28.09.2018 - 13:23

    Kulağını kesen ressamlar biliyorum Rabia , benim öfkemin lafı mı olur aramızda :))))

    Eyvallah canım :)))

  • Maria Puder
    Maria Puder 28.09.2018 - 13:22

    Organ bağışının işe yaraması için yoğun bakım ortamında tedavi görüyorken beyin ölümünün gerçekleşmiş olması gerekir. Toksik bir yöntem ile bunu başarabilirsin ama organ hasarı ne derece olur,zehir organ işlevselliği ne derece bozar bilemeyiz. Yani deliciğim sadece organ bağışı yapıp zehri kafaya diksen bile giderek ayak bir sevap işlemiş olmazsın. Gel biz böyle sefil hayatlarımıza çocuk gülüşlerini ekleyerek mutlu olalım :)))

  • Rabia Acar
    Rabia Acar 28.09.2018 - 13:19

    Sen nasıl bir delisin Maria... :))
    Bazen sıradan öfkelerine şaşırırken bazen de uçsuz bucaksız derinliğinde kayboluyorum...

  • Maria Puder
    Maria Puder 28.09.2018 - 12:51



    Juggernaut



    Ruhtaki yaraların şöyle bir özelliği vardır: Gizlenirler; ama kapanmazlar, her zaman acı verirler, her zaman dokunulduğunda kanamaya hazırdırlar, her zaman yürekte canlı ve açık kalırlar.

    Alexandre Dumas




    Bu gece gökyüzünden inen kocaman bir kulağın kime ait olduğunu hiç sormadım. Muhtemelen burnunu kaybetmiş olan binbaşı bu kez de kulağının birini arıyordur diye düşündüm. Kulak dinlemek için beni seçmişti.

    Kimsenin kimseyi gerçek anlamda dinlemediği bir zamanda böyle ihtişamlı bir kulağın gelip beni bulmasına öyle sevinmiştim ki ona anlatmaya nereden başlayacağıma karar veremedim. Sadece sıradan şeylerin olduğu bir dünyada bir kulağın beni dinlemek için gelmesine elbette şaşıranlar olacaktır.

    Dünyada olan sıradan şeyler… Yıllar önceydi… Bir anne (akli dengesinin yerinde olmadığı söylenen bir öğretmenmiş) kırk günlük bebeğini evde tek başına bırakıp bir haftalığına tatile çıkmıştı. Bebek günlerce çığlık çığlığa ağlamış,tüm komşular bunu duymasına rağmen hiç kimse gidip evde ne olduğuna bakmamıştı. Sonunda bebek böyle acımasızca bir cinayetle, aç kalarak,ağlayarak ölmüştü.

    Bir çok Müslüman ülkede insanlar açlıktan,savaşlardan dolayı ölürken biz akın akın hacca gidip baş örtümüzü ne güzel kurtardığımızı konuşuyoruz. Artık din ülkemizi temsil eden en önemli unsur. Zaten İslamın ilk şartı bu idi değil mi? İmanın şartı mıydı yoksa? Son düzlükte dolar duasına çıkmak gibi sıradan şeyler yaparken baktık ki olmuyor ver elini Trump dedik ve mermi gözlü nurtopu gibi bir geleceğe hep beraber merhaba dedik.

    Şimdi ben bu muhteşem kulağa ne anlatabilirim ki! Bizler sıradan insanlar ,sıradan şeyler yaşarken bu kadar asil bir kulağa bunlardan bahsedersem beni dinlemeyi bırakabilir. Uzun kuyruğunda gök kuşağının yedi rengini taşıyan bir kuş görmüştüm geçen gün, onu mu anlatsam acaba?

    Ruhumun derinliklerinde hissettiğim bir deprem var kulak. Dünyayı dinledikçe kulaklarımdan kanlar akacak sanıyorum. İkiz bir yalınlık doğuruyor içim ruhumdan. İyilik ve kötülük can çekişirken Dr. Jekyll ve Mr. Hyde bedenimde can buluyor. Aslında farkında olmasa da yaşamaya mahkum edildiğimiz kabuğun içinde her birimiz ikiz ruhlarımızın ağırlığı ile sağa sola yalpalayıp duruyoruz. İnternet başında zaman geçiren her birey kendini öyle kaptırıyor ki ruhunda gelişen parçalanmanın farkına bile varamadan kendine biçtiği görevi tıpkı gerçek hayatında oynadığı gibi başarı ile yerine getiriyor.

    Filipi tutsakları için dua edelim dostlar! Kulakları sağır tüm insanlığın ağzıkendi dini söylemlerini haykırıyorken ;
    Gerçek mutluluk
    (Luk.6:20-23)

    İsa kalabalıkları görünce dağa çıktı. Oturduktan sonra, öğrencileri yanına geldiler. 2-3Onlara seslenip şöyle ders vermeye başladı:

    «Ne mutlu ruhta yoksul olanlara!
    Göklerin Egemenliği onlarındır.
    4Ne mutlu yaslı olanlara!
    Onlar teselli edilecekler.
    5Ne mutlu yumuşak huylu olanlara!
    Onlar yeryüzünü miras alacaklar.
    6Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara!
    Onlar doyurulacaklar.
    7Ne mutlu merhametli olanlara!
    Onlar merhamet bulacaklar.
    8Ne mutlu yüreği temiz olanlara!
    Onlar Tanrı’yı görecekler.
    9Ne mutlu barışı sağlayanlara!
    Onlara Tanrı oğulları denecek.
    10Ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere!
    Göklerin Egemenliği onlarındır.

    11«Bana olan bağlılığınızdan ötürü insanlar size sövüp zulmettikleri, yalan yere size karşı her türlü kötü sözü söyledikleri zaman ne mutlu size! 12Sevinin, sevinçle coşun! Çünkü göklerdeki ödülünüz büyüktür. Sizden önce yaşamış olan peygamberlere de böyle zulmettiler.

    Kulağın elleri olsa tıkayacak kendini. Zulüm diyorum, peygamberliğin erdeminden utanmıyor ki! Babilli eli şimdi bu kulağa tıkamalıyız. Şimdi kehanetler konuşup cehenennemi müjdelemeli ki bizlere çocuk ve ölümün, çocuk ve tecavüzün yan yana yürüdüğü bu yer yüzü yok günlerine başlasın.

    İçimde kendim adında bir kent vardı eskiden. Şimdi harabeleri arasında gezinirken duyulan ayak seslerim cılız ve tekinsiz. Hiçbir kulağın tahammül edemeyeceği şeylerdi benim gerçeklerim. Az ötede duran ışığa uzanamayan bir tutsaktım. Ve İsa bile çivilerimi sökmedi o zaman benim.

    Kibrim horgörü ile konuşuyordu kendimin en tepesinde eskiden. Özel ve önemli hissetmek değildir kibiri besleyen. Bu değil bahsettiğim… Kulak; sen beni duyduğun sürece konuşabilirim bu gece. Bilgi ve öğreti cehaletimin taştan kalesine çarpa çarpa yıktı duvarlarımı. Kibrim un ufak olurken acınır bir kimsesizliğim oldu böylece. Bilmek insanı özgürleştirmiyor. Tam tersine, derin acı ve kederin çaresizliğine yeni bir mahkumiyet başlatıyor. Etrafında pek az insanın görebildiğini çoğuna anlatmakla tükettiği azap zamanları bunlar işte…

    Şimdi kulağın bir burnu olsa şuracıkta yanan ateşin kokusundan yanımda duramazdı. İçimin dağları birer birer devrilirken bir kent üzre yıkılıyor. Kentin alevleri yalımlarla dans ederken Deniz’in sakin göğsü bomboş kalasıya dek yok oluyor. Dağların soruları kendi seslerini bırakıyor o boşluğa. Her soru bir tepeden aşağıya bir taş bırakmak gibi. Domino taşları gibi bir biri ardına yıkılıyor koca evrenim. Kendi sularımdan kanayarak yakarıyorum Rab; ‘’bu kulağı sen mi gönderdin?Ama bu kulak sağır!’’

    Harpiyalar daha duyulmamış bir Ezgi’yi alıp götürdükleri günden beri ben böyleyim. Bir müzik hangi kulağa hoş gelmezdi ki? Bazı eller kulakları dinlemez. Bazı eller silahtır ve bebekler onların içinde can verirler. Harpiyalar benim başımı gezdiriyolar artık diyar diyar.. Dünya da katledilen onca çocuk ve kadın için içimin yıkılan harabelerinde kocaman bir çukur açtık. İşte yayılan o iğrenç kokudan kaçıyor tüm onurlu burunlarınız demek istiyorum diğerlerine.

    İçim…Ah! İçim… Ufarak cüssenle taşımak zorunda bırakıldığın hepsi için özür dilerim.Zeus’un Anarşist Tanrısı Dionysos daha kaç kez idam edilecek nazarımızda. Ölülerin bile bir tanrısı varmış madem neden ölüyoruz açlıktan? Sevgili Nietzsche; Apollon’u öldürdük ve artık İçimizden fışkıran uyum bize hayvani bir metropol sanatı verdi. Aklın uçlarda gezindiği bu günlerde sanat kulak kabartıyor hayvanların ulu orta işkencesine. Elimizde bir arp bulutlara dek kulak arıyoruz sesini duyurmak için.
    Şimdi uzaktan gelen rüzgarın masum sesi ile rahatlamak vaktidir. Tatlı bir huzur ve anlık bir sevinç için kısa bir ara verebiliriz. Ağır ağır artan rüzgar bir fırtınanın habercisi gibi. Çılgın bir konçerto bu. Dalların sesi dağılan yaprakları önüne katmışken tarifsiz bir ıslık gibi yankılanıyor çatılarda sıkışmış rüzgar. Can çekişen bir köpek gibi uğulduyor yer ve gök. Anlık sevinçler gibi bir görünüp bir kaybolan şimşek ardı sıra yağmuru davet ediyor sahneye. Kulak; sen bile gözlerin olsun isterdin görmek için bu güzelliği. İşte tam da böyle anlarda Rab tüm bunları benim için tasarladı diye düşünerek önemsiyorum ruhumu nadiren.

    Oysa sevinç, suda büyüyen halkaların giderek küçülüp yok olması gibidir. Bu gecenin hatırına şimdi öyle bir şey içmeliyim ki gün aydınlandığında yayılan acı badem kokusu tüm kayıp burunları sahibine kavuşturmalı.



    D...

  • Maria Puder
    Maria Puder 28.09.2018 - 11:49

  • Maria Puder
    Maria Puder 28.09.2018 - 10:21

  • Maria Puder
    Maria Puder 25.09.2018 - 13:43

    Mustafa Kemâl ATATÜRK'ün Bursa Nutku

    "Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

    Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek; 'Demek adliyeyi ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım.' diyecek.

    Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, "ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir."

    İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!

  • Maria Puder
    Maria Puder 24.09.2018 - 23:16

    Yüreğimdeki aklımda
    Hep aklımda,hep aklımda..
    Akıl kesildi yüreğim,
    Yürek kesildi aklım da.
    Ö.A.

  • Maria Puder
    Maria Puder 23.09.2018 - 20:20

  • Perihan Çetin
    Perihan Çetin 20.09.2018 - 15:47

    Sayedar ..Maske sehri insanları

  • Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim
    Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim 18.09.2018 - 16:44

    burnunu oklava ile karıştırmaya kalkmadığın sürece delirmek sorun olmaz diye düşünüyorum :D

  • Maria Puder
    Maria Puder 18.09.2018 - 00:15

  • Maria Puder
    Maria Puder 16.09.2018 - 23:28

    Yolcu akıllı olacak günlerde değiliz zaten :))

  • Maria Puder
    Maria Puder 16.09.2018 - 23:28

    Sevgili ''A'' kim demiş yahu onu :)))

    Tanışalım ,hemen yarın istersen!

  • Eldorado Yolcusu
    Eldorado Yolcusu 16.09.2018 - 13:41

    Deliler duvardan atlayarak,
    Akıllılar kapıdan,
    Ve mahkumlar kazarak çıkar dışarı...

  • İrem Başar
    İrem Başar 14.09.2018 - 22:56


    "Kendi suyunda boğulan deniz", bir gün tanışalım;)

  • Maria Puder
    Maria Puder 14.09.2018 - 16:53

    ''A'' özlenmez mi! :)))))))))))


  • İrem Başar
    İrem Başar 14.09.2018 - 12:40


    Maria ve Raif'le bi gece ..
    Not: geyik hanımı sormayın söyleyemem ;))

  • Maria Puder
    Maria Puder 13.09.2018 - 11:27

  • Maria Puder
    Maria Puder 12.09.2018 - 11:03

    Siyahi çocukları çok seviyorum. Siyahi bir çocuğum olsun isterdim. :)))




  • Maria Puder
    Maria Puder 12.09.2018 - 10:45

    Çok güzel teşekkürler Nafiz

  • Maria Puder
    Maria Puder 12.09.2018 - 10:12

    Bazen mevsimlerde ağlar

  • Maria Puder
    Maria Puder 11.09.2018 - 18:21

    Aşk : ))

  • Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim
    Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim 11.09.2018 - 17:00

    ruh halim geçmişle bağlarını bi türlü koparamamış kelebek gibi duvar, benim için ne önerirsin :/

  • Maria Puder
    Maria Puder 11.09.2018 - 15:39

  • Maria Puder
    Maria Puder 11.09.2018 - 11:52

  • Maria Puder
    Maria Puder 10.09.2018 - 15:36

  • Maria Puder
    Maria Puder 10.09.2018 - 15:27

  • Maria Puder
    Maria Puder 07.09.2018 - 08:58



    Sır..!!!


    Yağmur camları neşeyle çalıyordu. Bu senfoni doğadan onlara romantik bir armağandı. Adam kadının sarı saçlarını kavrayıp kibar fakat erkeksi bir hareketle yüzünü kendininkine yaklaştırdı. Bir mucizeye bakar gibi bakıyordu güzel sevgilisine. Ela gözlerinin derinliğinde kayboluyordu. Düzgün yüz hatlarını ezberlercesine inceliyordu. Dolgun dudaklarını bir kez daha bir kez daha ve defalarca uzun uzun öptü..
    İpek gibi teninde uzun bir yolculuğa çıkıp hem kendisini hem kadınını mutlu ,heyecanlı, zevk dolu uzun anlara götürüyordu. Kadına her dokunuşu kah kırılacak kadar narinmiş gibi ürkek kah kendini kaybedercesine hoyratçaydı.
    Kadın sevgilisinin güçlü kollarında hiç olmadığı kadar mutlu, hiç olmadığı kadar çılgındı. Adamın maharetli uzun parmaklarının vücudunda gezinmesi esmer teninin onunkine değmesi onun susuzluğunu geçirmiyor daha da artırıyordu.
    Aralarındaki şey sevişmenin çok ötesinde şiirsel bir tören gibiydi. Adamın zeytin karası gözleri kadının üzerinde gezindikçe kadın mısra mısra , dize dize sevdiğine akıyordu. Birbirlerine bu mahrem anda bir kez daha ait olmanın keyfini kelimelerle değil dokunuşlarıyla anlatıyorlardı. Birbirlerine tapınır gibi sevgilerini göstermek de yarışıyorlardı sanki …..

    -Az önce burada yaşadıklarımızın gerçek olduğuna inanamıyorum bir kez daha
    -Sevgilim sen öyle bir kadınsın ki her seferinde yeni bir soru gibi karşımdasın. Sevdikçe derinleşiyorsun. Dokundukça çoğalıyorsun. Sana aşık olmak tamam da seni bana böyle bağlayan nedir ?
    - Ben … Şey… Bunun cevabını bilmiyorum… Sadece seni görmezsem nefessiz kalacağımı hissediyorum. Öyle tatlı ,öyle iyisin…

    Adam işaret parmağıyla kadının dudaklarına dokundu .Çarşafın altından belini kavrayıp kendisine doğu çekerek kendi vücuduna yasladı kadını. Artık tek bir vücut gibiydiler.

    - Böyle şeyler söyleme. Bir gün bu sözleri söylediğine pişman olacaksın. Aslında beni gerçekten tanıdığında bana çok farklı davranacaksın. Ben seni yine çok seveceğim .Ancak sen benden uzaklaşacaksın. . Belki de benden çok korkacaksın.
    Kadın yerinden doğrulup dirseğini yastığa dayayıp yüzü adama dönük öylece bakıyordur. Şaşırmış olmasına rağmen adama sevgiyle bakmaktan kendini alamıyordur. Elini adamın göğsüne koydu. Parmaklarını tüylerinin arasında gezdirirken derin bir nefes aldı.
    -Sevgilim katil falan mısın ? Azılı aranan bir suçlu musun? Nedir gizemin.. ? Aramızda geçen bunca şeyden sonra hala sırların var. Bense hem bedenen hem ruhen çırılçıplak karşındayım. Evli olduğumu ilk günden beri gizlemedim. Bak artık öyle pervasız davranıyorum ki evimdesin. Senin ve benim dışımdaki her şey önemsizleşti. Artık bana her şeyi anlatma zamanın geldi bence.
    Adam; kadın konuşurken gülümsüyordu. Gülümseyen yüzüyle, düzgün bembeyaz dişleriyle, kömür karası boynuna kadar uzun saçlarıyla tarifsiz çekicilikteydi.
    -Aşkım bu öyle bir şey değil ki .. Suçlu falan değilim. Ayrıca ben birini öldürmedim. Ama benim yüzümden katil olan bazıları var.
    - Nasıl yani ? Ne diyorsun canım sen ya … ? Lütfen daha açık konuşur musun ? Yoksa beni böyle meraklandırıp gizemine mi çekiyorsun. Bu bir oyun mu yakışıklı ..
    - Bak şimdi sana bir hikaye anlatacağım.
    Bundan çok uzun yıllar öncesinden. Savaş zamanıydı . Kıtlık artık köylere kadar inmişti. Ne bir inek ne de ekin kalmıştı. İnsanlar çaresizlik içinde ne yapacaklarını bilemiyorlardı.
    Kıtlık artık insanların yamyamlık boyutuna ulaşmıştı. Açlıktan ölen aile fertlerini önceleri gizli gizli sonra hiç çekinmeden uluorta yemeye başlamışlardı. Bu köyde yaşananlar anlatılacak en korkunç hikayelerden bile korkutucuydu. Ancak en dehşet verici tarafı hepsini gerçek oluşuydu.

    Artık aileler çocuklarını dışarı çıkarmıyorlardı. Bir başkasının onları öldürüp yemelerinden korkuyorlardı. Hal böyle iken burada yaşayanlara artık yamyam demek hiç de yanlış olmazdı.

    İnsanlar bir süre sonra yaşadıklarını kanıksayıp normal hayatlarını bu şekilde sürdürür olmuşlardı. Günler böyle devam ederken herkes ölüleriyle beslendiği için artık ölümler eskisi kadar çok olmamaya başladı. Bazıları ölmediği için yaşayanlar oldukça fazla acıkmaya başlamışlardı. Bazı geceler bir aileden birisi ortadan kayboluyor. Hiç kimse onu yediğini kabul etmiyordu. Yani senin anlayacağın ölüleri beklemeyip artık birbirlerini canlı canlı yiyorlardı.

    Bir gün köye on tane asker geldi. Ani bir saldırı sırasında tüm arkadaşlarını yitirmişlerdi. Ne yöne gideceklerini bilemezken yollarını kaybedip zor zahmet bu köye ulaşmışlardı.

    Bütün köylü onları abartılı bir neşe ile karşıladılar. Ellerinde avuçlarında ne varsa onlara ikram ettiler. Yatacak yer gösterdiler. Aşırı denebilecek bir misafirperverlik göstererek askerlerden birini oldukça şüphelendirdiler. Bu asker arkadaşlarını garip şeyler döndüğü konusunda uyardıysa da diğerleri onu dinlemediler.

    O gece olanlardan şüphelenip ormana kaçıp saklanan asker dışındaki dokuz askerin başına gelenler tarif edilemez şeylerdi. Taze et yiyebilmek için askerleri bağlayıp etkisiz hale getirdiler. Köy meydanında ateşler yakıp askerleri kurulan dar ağaçlarında baş aşağı sallandırırdılar.

    Askerlerin etlerini onları öldürmeden parça parça kesip kaynayan kazanlarda pişirdiler. Yiyebildiklerini yediler yiyemediklerini kavurup sakladılar.

    Bütün olan biteni ağlayarak izleyen son asker onlar için bir şey yapamamasının vicdan azabının ağırlığında ezildi. Çaresizliğin bu kadar ağır bir şey olduğunu öğrendi. Gecenin karanlığın da güç bela ormanın içinde ilerledi. Çok soğuktu. Hem üşüyor hem de yaşadıklarının acısıyla gücünü yitiriyordu.

    Yoluna daha fazla devam edemeyerek bir ağaç kovuğuna sığınıp uyuyup kaldı. Rüyasında arkadaşları için hiçbir şey yapmadığı için Tanrı tarafından cezalandırıldığını gördü. Ona rüyasında o gece öleceğini söylediler. Ölecekti ama sonsuza dek araf ta kalacaktı. …


    Kadın adamın göğsüne başını koymuş hikayeyi soluksuz bir şekilde dinlemişti. Anlatılanların onun sorduğu soruyla ne ilgisi olduğunu anlayamamıştı. Ancak sevgilisinin kadife gibi sesiyle bu kadar çarpıcı bir öyküyü dinlemeyi seçmişti.
    - Sevgilim bu bir hikayeden çok korkunç bir masala benziyor. Yani belki bir yamyam köyü vardır da askerin Tanrı tarafından cezalandırılması çok saçma.
    - Öyle mi diyorsun ? Adam bunu söylerken bir yandan da gülüyordu.
    - Sen bana bunu anlatıp başından savıyorsun demek .? Bir de gülüyor ya.
    - Sevgilim kızma hemen . Öyle masumsun ki … Neyse boş ver.
    - Boş ver ne ..? Offf bana sırlarını ne zaman açacaksın ?
    - Aslında… Bir anda durdu adam. Sevgilim bak heyecanlanmanı istemiyorum ama eşin eve girmek üzere.
    - Sen bunu nereden biliyorsun ? Sesler mi duydun ?
    - Öyle diyelim. Bak şimdi kalk giyin ve gayet normal davran. Lütfen biraz sonra olacaklar sırasında kontrolünü kaybetme.
    - Ne diyorsun anlamıyorum ki ..
    - Hadi aşkım lütfen giyin ve hızlı ol.

    Kadın şaşkın ifadelerle adama bakarak yataktan hızla çıktı. Giyinmesini bitirmişti ki kocası yatak odasına daldı. Kadın bir yandan yataktaki sevgilisine bakıyor bir yandan kocasına bakıyordu.
    - Söyler misin bu saatte evde ne işin var karıcığım.
    - Bak her şeyi açıklayacaktım. Lütfen sakin ol tamam mı ..!
    - Ne anlatıyorsun sen .?
    Adam kadınla konuşurken bir yandan şifonyerin çekmecesinde bir şey arıyordu.
    - Ne arıyorsun sen ? Yoksa silahın falan mı var ? Bak canım sonradan pişman olacağın şeyler yapmadan önce bir kez beni dinle.
    Yatakta hiç istifini bozmadan yatan sevgilisine dönüp.
    -Sen de bir şeyler söylesene. Yardımcı olsana. Bu ne rahatlık böyle ya.
    Kocası :
    -Ne anlatıyorsun bilmiyorum ama lütfen bu konuşmayı akşam yapalım olur mu ?
    Nasıl yani ..? !!!!
    -Hah buradaymış.
    Kocası elinde bir Flash bellekle mutlu bir ifadeyle bakıyordu.
    -Bütün sunumu buna yüklemiştim. Eğer bulamasaydım işim bitmişti. Ya ben bunu ne diye burada sakladım ki ? Neyse canım bak çok acelem .Akşam erken gelirim .Sorun neyse konuşuruz olur mu ?
    Kadın odanın ortasında ayakta tepkisiz bir şekilde yatağa bakıyordur. Kocası yanağına bir öpücük kondurup çıkar.

    Kadın dakikalar sonra ….
    - Seni görmüyordu…

    D...