Kültür Sanat Edebiyat Şiir

ludwig wittgenstein sizce ne demek, ludwig wittgenstein size neyi çağrıştırıyor?

ludwig wittgenstein terimi Ultimate tarafından 12.03.2004 tarihinde eklendi

  • Lanet Herif
    Lanet Herif 29.03.2007 - 00:16

    S. A. Kripke nin wittgenstein kuramlar ve özel dil isimli çalışması litera yayıncılık tarafından berat açıl çevirisiyle türkçeye kazandırılmıştır.

  • Elif
    Elif 03.01.2006 - 05:52

    kişi mantıkta bir dümen çevirse kendinden baska kimi kandırabılır kı

    vicdan Tanrı'nın sesidir.

    ölüm karşısında korku, yanlıs, yanı kotu bir yasamın en ıyı gostergesıdır.

  • Sabit Dongu
    Sabit Dongu 06.01.2005 - 03:48

    Dilinin sınırlarını bilen adam.

  • Gökhan Oflazoğlu
    Gökhan Oflazoğlu 14.09.2004 - 03:02

    Sadece Rilke ve Trakl'a yaptığı maddi yardımlar yeter.

  • Selin Sel
    Selin Sel 12.03.2004 - 23:20

    ' Kendine bak- kendini hiçbir zaman anlamayacaksın. Çünkü kendini bir di-zi tasarım içinde görüyorsun, sonunda da dağılıp gidiyor hepsi.
    Çünkü kişi kendisine dışardan bakamaz, zira kişi kendisinin nasıl göründüğünü sahiden görmez,çıkarsayabilir ancak.Kişi ken-dine gerçi, bu koşullar altında ben bir başkası için ne derdim, diye so-rabilir.Ama yanıt şu: Bilemezdim.Bil-seydim de, o başkasıyla ilgili haklı olduğum konusunda bir şey söylemiş olmazdım. Kişinin kendi üzerine sığ bir yargıda bulunması, kendini ucuz bir biçimde şu ya da bu komedinin yada trajedinin oyuncusu sayması,bunla-rı bir başkası için yapması kadar iğ-renç bir şey. Düşün ki, başına ne gi-bi bir mutsuzluk, nasıl bir acı gelir-se gelsin, bunu sen kendin hakettin.'............

    Ludwig Wittgenstein/1947

  • Selin Sel
    Selin Sel 12.03.2004 - 23:16

    61.
    Işığa doğru çabalayan düşünce.(1946)

    62.
    Zor olan,zorluğu derinliğinden kavramaktır. Çünkü sığlığından kavranınca,işte,zorluk olarak kalır.Kökleriyle sökülüp çıkarılması gerekir; bu da şu demek: bu şeyler üzerine yeni bir biçimde düşünmeye başlamak gerek...(1946)

    63.
    Eski zamanlarda manastırlara kapanan insanlar vardı.Bunlar öyle budala,ya da güdük insanlar mıydı? -İmdi,böyle insanlar yaşamlarını sürdürebilmek için böylesi yollara başvur- mak zorunda kalmışlarsa,sorun herhalde hafif bir sorun olamazdı! (1946)

    64.
    Uhland'ın şiiri gerçekten muhteşem.Şöyle:Kişi dilegelmeyeni dilegetirmeye çalışmayınca, hiçbirşey yitirilmiş olmaz.Tersine,dilegelmeyen-dilegelmemiş biçimiyle-dilegetirilenin içinde kapsanır,korunur! (1946)

    65.
    Düşüncelere fiyat biçilebilirdi.Bazıları pahalı,bazıları ucuz.Ya peki neyle ödenir dü- şüncelerin fiyatları? Sanıyorum: yüreklilikle.(1946)

    66.
    Saçmalamaktan da korkma! Yalnız, saçmalamalarına kulak kabartmalısın.(1947)

    67.
    Çoğu zaman,bir tümce ancak doğru tempoyla okununca anlaşılabilir.Benim tümcelerim hep yavaş okunmak içindir.(1947)

    68.
    Yüreğimin büklümleri hep birbirine yapışmaya çalışırlar; ben de yüreğimi açmak için büklümleri hep yeniden çekip koparmak zorunda kalırım.(1947)

    69.
    Pahalıya malolan her fikrin peşinden,bir sürü ucuzu gelir; ama bu arada kimi yarar lısı da.(1947)

    70.
    Kişi bazen fikirleri,gökbilimcinin bizden çok uzaktaki yıldız dünyalarını gördüğü gibi görür.(Ya da öyleymiş gibi görünür kişiye.) (1947)

    71.
    Kişi yalan söylemiyorsa,yeterince özgündür.(1947)

    72.
    Kitap,yaşamla doludur-bir insan gibi değil,bir karınca yuvası gibi.(1947)

    73.
    Temele gitmek unutuluyor hep. Soru imi yeterince derine konmuyor.(1947)

    74.
    Yeni kavramların doğum sancıları.(1947)

    75.
    Sözümona yalnızca kendi kavradığın şeylerle ilgilenme! (1947)

    76.
    Düşüncelerimin çeperi,muhtemelen,sandığımdan çok daha dar.(1947)

    77.
    Düşünceler,yüzeye çıkan hava kabarcıkları gibi yavaş yavaş çıkarlar yukarıya.(Bazen öyle olur ki,kişi,bir düşünceyi,bir fikri,uzakta,ufukta,belli-belirsiz bir nokta gibi görür; sonra düşünce şaşırtıcı bir hızla yaklaşıverir.) (1947)

    78.
    Çok şey bilen için yalan söylememek zordur.(1947)

    79.
    Birgün belki bu uygarlıktan bir kültür doğacak. O zaman,18.,19. ve 20. yüzyılların buluşlarının gerçek bir tarihi olacak; bu da çok derin ilgi uyandıracak.(1947)

    80.
    Felsefe yaparken,kişi en eski kaosa inmeli,orada da rahat edebilmeli. (1948)

    81.
    Burada yazdıklarım zayıf öte-beriler olabilir; çünkü işte,büyük olanı,önemli olanı orta- ya koymak elimden gelmiyor.Ama bu zayıf değinilerin içinde büyük bakışlar saklı duruyor.(1948)

    82.
    Ben,başkalarının ilerlediği noktada, dururum.(1948)

    83.
    Karmaşa: s.g. milliyet duygusu.(1948)

    84.
    Çoçuklarımız daha okuldayken,suyun hidrojen ve oksijen gazından,şekerin karbon,hidrojen ve oksijenden oluştuğunu öğreniyorlar.Bunu anlamayan da budaladır.En önemli sorunların üstü örtülüyor.(1948)

    85.
    Unutmamalıyız:incelmiş,felsefi ölçüp-biçmelerimizin de içgüdüsel bir temeli vardır.(1948)

    86.
    Kişi ancak filozoflardan daha da sapıkça düşünebiliyorsa çözebilir onların sorunlarını.(1948)

    87.
    Kendi üslubunun yanlışlıklarını kabullenmelisin. Sanki yüzünün çirkinlikleriymiş gibi.(1948)

    88.
    Becerikliliğin kıraç yüksekliklerinden hep yeniden budalalığın yeşeren koyaklarına in.(1948)

    89.
    Demek yazdığın zor anlaşılıyorsa kötü filozofsun? Daha iyi bi filozof olsaydın,zoru ko- lay kılabilirdin.-Ya,bunun olanaklı olduğunu kim söylüyor ki? ! [Tolstoy.](1948)

    90.
    Okurun da yapabileceğini,okura bırak.(1948)

    91.
    Neredeyse hep kendi kendimle söyleşilerdir yazdıklarım.Kendimle kafa kafaya verdiğimde kendime söylediğim şeyler.(1948)

    92.
    Eken değiniler vardır,ve hasadeden değiniler.(1949)

    93.
    Filozofların birbirleriyle selamlaşma biçimleri şöyle olmalı: 'Kendine zamanın ola.'(1949)

    94.
    İnsan için bengi olan,önemli olan,aşılamaz bir peçeyle örtülüdür çoğunlukla.Orada, arkada,birşeylerin bulunduğunu bilir kişi,ama göremez.Peçe günışığını yansıtır.(1949)

    95.
    Budalalığın çayırlarında,becerikliliğin kıraç yüksekliklerinin yetiştirdiğinden daha çok ot biter filozoflar için yine de.(1949)

    96.
    Kültür bir içtüzüktür.Ya da,bir içtüzük varsayar.(1950)

    97.
    Şu insanlara bak:Biri öbürünün ağusu.Ana oğulun,ve tersi,v.b.,v.b. Ama ana kör,oğul da öyle.Belki vicdanları sızlar,ama neye yarar ki bu? Çocuk kötüdür,ama kimse ona başka türlü olmayı öğretmez ki; anası-babası da gösterdikleri budalaca yakınlıkla daha da beter ederler onu; nasıl anlasınlar ki,çocuk nasıl anlasın ki? Sanki hep birlikte kötüler,hep birlikte de masum.(1950)

    98.
    Felsefe hiç ilerleme kaydetmemiş? -Biri kaşınan bir yerini kaşıyınca bir ilerleme mi olmalıydı? İlerleme olmuyorsa,kaşıma sahici olmayacak mı,ya da kaşınma? Bu uyarıma böyle tepkide bulunmak uzun zaman bu biçimde sürüp gidemez mi,kaşınmaya bir çare bulunana dek? (1950)

    99.
    Tanrı bana şöyle diyebilir:'Seni kendi ağzınla yargılıyorum.Kendi eylemlerin tiksintiyle sarstı seni,onları başkalarında görünce.'(1951)

  • Selin Sel
    Selin Sel 12.03.2004 - 23:15

    31.
    Kendini aldatmamaktan daha zor birşey yok.(1937)

    32.
    Longfellow: Sanatın eski günlerinde İşlerdi yapıcılar özenle Her küçük, görünmez köşeyi Çünkü tanrılar her yerde.
    (Bana motto olabilirdi.) (1938)

    33.
    Felsefe koşusunda en yavaş koşabilen kazanır.Ya da: bitişe en son varan.(1938)

    34.
    Dehanın ölçüsü kişiliktir-kişilik,tek başına,dehayı oluşturmasa bile.Deha,'yetenek ile kişilik' değil,özel bir yetenek biçiminde dilegelen kişiliktir.Nasıl bir insan birini kur- tarmak için suya atlarken,bunu yüreklilikten yaparsa,bir başkası da,yüreklilikten,bir sen- foni yazar. (Bu zayıf bir örnek.) (1940)

    35.
    Dehanın ışığı,başka,doğru-düzgün bir insanınkinden daha çok değildir-ama deha,bu ışığı belli türden bir mercekle yakıcı bir noktada toplar.(1940)

    36.
    Yaşamın üstünde,beygir üstündeki kötü binici gibi oturuyorum.Hemen şimdi yere çalınma- mamı da yalnızca atın iyi huyluluğuna borçluyorum.(1940)

    37.
    İnsanlar,bu gün, bilim adamlarının kendilerine bir şeyler öğretmek için; şairlerin,mü- zisyenlerin,v.b ise hoşça vakit geçirtmek için var olduklarını sanıyorlar.Berikilerin kendilerine öğretecek bir şeyleri olduğu akıllarına hiç gelmiyor.(1940)

    38.
    Nedensel bakış biçiminin baştan çıkarıcılığı,kişiyi,'tabi ya-bu böyle olup- bitmiş ol- malı' demeye götürmesindedir.Oysa kişi şöyle düşünebilmeliydi: bu,böyle,ve başka bir çok farklı biçimde de olup-bitebilirdi.(1940)

    39.
    En önemli yöntemlerimden biri,düşüncelerimizin gelişmesinin tarihsel yürüyüşünü,ger- çekte olduğundan başka biçimde tasarımlamaktır.Bu yapılınca, sorun yepyeni bir yanıyla görünür.(1940)

    40.
    Şöyle denebilirdi: 'Deha,yetenekte yürekliliktir.'(1940)

    41.
    Sevilmeye; hayran olunmamaya çalış.(1940)

    42.
    Bazen bir dilegetiriş dilden çıkarılıp temizleyiciye gönderilmeli- ancak bundan sonra yeniden dolaşıma sokulabilir.(1940)

    43.
    Nasıl da zor oluyor gözümün önünde duranı görmek! (1940)

    44.
    Yalandan vazgeçmeyi istemeden,doğruyu söyleyemezsin.(1940)

    45.
    Yeniyi söylemelisin ve yine de hep eskiyi. Hep yalnızca eskiyi söylemelisin-ama yine de yeni bir şey! Çeşitli 'yorumlar',çeşitli uygulamaları karşılamalı. Şair de hep sormalı kendine: 'yazdığım gerçekten doğru mu peki? ' diye-bu da şu demek değil:'gerçeklikte böyle mi olur? '. Eskiyi getirmek olmalı katkın tabii ki.Ama bir yapıya.-(1941)

    46.
    Çok şey isteme; haklı bir isteğinin boşa çıkacağından da korkma.(1941)

    47.
    Filozofların dili,sanki çok dar pabuçların biçimsizleştirdiği bir dildir.(1941)

    48.
    Tohumu topraktan çekip alamazsın.Yapabileceğin,yalnızca ona ısı,nem,ışık sağlamaktır; Kendi kendine yetişmek zorundadır.(Sen kendin bile ancak çok dikkatle dokunmalısın ona.) (1942)

    49.
    Bir insanın sevgisini kazanmışsan,bunun karşılığını hangi özveride bulunursan bulun, fazla ödemiş olmazsın; ama o sevgiyi satın almak için her özveri fazladır.(1942)

    50.
    Hoş olan,güzel olamaz.-(1942)

    51.
    Bir insan kilitli olmayan,ama içeriye doğru açılan bir kapıyı boyuna itiyor,çekmek aklına gelmiyorsa,odada hapistir.(1942)

    52.
    Bugün bir yönelimle savaşıyoruz.Ama bu yönelim ölecek birgün,başka yönelimlerce bir kenara itilecek,o zaman bizim ona karşı çıkışımız da anlaşılır olmaktan çıkacak; bütün bun- ların niçin söylenmek zorunda kalındığı kavranılamayacak.(1942)

    53.
    Armağan saydığın şey,çözmen gereken bir sorundur.(1943)

    54.
    Deha,bize ustanın yeteneğini unutturan şeydir. Deha,bize beceriyi unutturan şeydir. Deha,ince olduğu zaman,altından beceri görülebilir. (Usta şarkıcılar uvertürü.) Deha,ustanın yeteneğini göremememizi sağlayan şeydir. Ancak dehanın inceldiği yerde,yetenek görünebilir.(1943)

    55.
    Düşünce barışı.Bu,felsefe yapanın özlemini çektiği erektir.(1944)

    56.
    Filozof,sağlıklı insan anlığının kavramlarına ulaşmadan önce, bir çok anlık hastalığını benliğinde iyileştirmek zorunda olan kişidir. Nasıl yaşamın içindeyken ölümle çevriliysek,anlığın sağlığı içndeyken de çılgınlıkla çevriliyiz.(1944)

    57.
    Acaba,insanı çıldırtan,yerine gelmeyen bir özlem mi? (Schumann'ı düşündüm,ama kendimi de.) (1944)

    58.
    Ancak kendinde devrim yapabilen devrimci olabilir.(1944)

    59.
    Sözcükler eylemlerdir.(1945)

    60.
    Ancak çok mutsuz bir insanın başka bir insan için üzülmeye hakkı vardır.(1945) ***Favorim***

  • Selin Sel
    Selin Sel 12.03.2004 - 23:14

    1.
    Yeni bir sözcük,tartışma toprağına atılmış taze bir tohum gibidir.(1929)

    2.
    Dolu felsefe sırt çantasıyla matematik dağına ancak ağır ağır tırmanabiliyorum.(1929)

    3.
    Bir şey iyi ise,kutsaldır da.Bu garip bir biçimde,benim etik görüşümü özetliyor. Doğaüstünü ancak doğaüstü olan dilegetirebilir.(1929)

    4.
    İnsanlar iyiye doğru götürülemezler; ancak şuraya-buraya götürülebilirler.İyi,olgu uzamının dışında yatar.(1929)

    5.
    İnsanın -belki de halkların- hayret duymaya uyanmaları gerekir.Bilim,onları yeniden uyutmanın aracıdır.(1930)

    6.
    Kendi zamanından önce olmakla yetineni,gün gelir,yakalar zamanı.(1930)

    7.
    Yetenek taze suların sürekli çağladığı bir kaynaktır.Ama bu kaynaktan doğru biçimde yararlanılmazsa,değersizleşir.(1931)

    8.
    Felsefe sorunlarının çözümü,masaldaki armağana benzer: büyülü şatoda büyülü bir şey gibi görünür,oysa dışarda,günışığında bakıldığında,sıradan bir demir parçasından başka bir şey değildir.(1931)

    9.
    Yalnızca tinle üflenmiş boş bir balon gibi ortalıkta gezinmek zorunda olmak utanç verici bir şey.(1931)

    10.
    Düşünür,bütün ayrıntıları çizmeye çalışan ressama çok benzer.(1931)
    11.
    Başardığın,başkalarına,senin için ifade ettiğinden daha fazla birşey ifade edemez. Sana neye malolmuşsa,onlar da o kadar ödeyecekler.(1931)

    12.
    Büyük ustaların yapıtları,çevremizde doğup batan güneşlerdir.Şimdi batmış duran her bir büyük yapıtın zamanı yeniden gelecektir.(1931)

    13.
    Düşünce daha şimdiden bitkinleşmiş,işe yaramaz halde.(Buna benzer bir sözü bir za- manlar Labor'dan işitmiştim,musiki düşünceleri üzerine.) Bir kez buruşturulunca bir daha hiç tam olarak düzgünleştirilemeyen yaldız kağıdı gibi.Benim neredeyse bütün düşüncele- rim biraz buruşuktur.(1931)

    14.
    Aslında kalemimle düşünüyorum ben,çünkü kafam,elimim ne yazacağını çoğunlukla hiç bilmiyor.(1931)

    15.
    Filozoflar,çoğunlukla, bir kağıda kurşunkalemleriyle gelişigüzel çizgiler çiziktirip yetişkinlere 'bu nedir? ' diye soran çocuklara benzerler.-İş şöyle olur:Yetişkin sık sık, birşeyler çizip,çocuğa,'bu bir adam','bu bir ev',vb. demiştir.Eh,şimdi de çocuk çizer çizgileri,sorar: 'Peki bu ne? '(1931)

    16.
    Bugün felsefe öğreten,başkasına sunduğu yiyeceği,ona,ağzının tadına uygundur diye de- ğil,ağzının tadını değiştirmek için verir.(1931)

    17.
    Düşüncelerimden duyduğum sevinç,kendi garip yaşamımdan duyduğum sevinç ile aynı.Ya- şama sevinci bu mu acaba? (1931)

    18.
    Başkasının derinlikleriyle oynama! (1934)

    19.
    Yüz bedenin ruhudur.(1934)

    20.
    Sanatta şundan daha iyi bir şey söylemek zor: Hiçbirşey.(1934)

    21.
    Şöyle söylemekle sanıyorum,felsefeyle ilgili tutumumu özetlemiş oluyorum: Felsefenin aslında şiir olarak kurulması gerekir.Buradan da,bana öyle geliyor ki,düşüncemin ne denli şimdiye,geleceğe ya da geçmişe ait olduğu çıkar.Çünkü böylelikle,yapabilmek istediğini tam yapamayan biri olduğumu itiraf ediyorum.(1934)

    22.
    Kişi mantıkta bir dümen çevirse,kendinden başka kimi aldatabilir ki? (1934)

    23.
    Bir özveride bulunup,sonra da bununla övünürsen,bütün özverinle birlikte lanetlenirsin.(1937)

    24.
    İş,senin gurur binanı yıkmakta.Korkunç bir uğraş gerektiriyor bu da.(1937)

    25.
    Cehennem dehşeti tek bir günde yaşanabilir; bu kadar zaman bol bol yeter bunun için.(1937)

    26.
    Yaşamda gördüğün sorunun çözümü,sorunsal olanı yok eden bir yaşama türüdür. Yaşamın sorunsal olması,yaşamının,biçimine uymaması demektir.Öyleyse,yaşamını değiştirmelisin; yaşamın biçimine uyduğunda sorunsal olan da yok olacaktır. Ama burada bir sorun bulunduğunu görmeyen,önemli bir şeye,hatta en önemli şeye körmüş gibi gelmez mi biz? Böyle birinin, öylesine,kör yaşadığını,sanki bir köstebek gibi yaşa- dığını,ve bir görebilse,sorunu görebileceğini söylemek istemiyor muyum? Yoksa,şöyle dememeli miyim: Doğru yaşayan,sorunu bir üzüntü kaynağı olarak,yani sorun- sal bir şey olarak değil,daha çok bir neşe kaynağı olarak duyar-sanki yaşamını çevreleyen uçucu bir hava olarak; yanıt bekleyen bir arkaplan olarak değil.(1937)

    27.
    Düşünceler de bazen olgunlaşmadan düşer ağaçtan.(1937)

    28.
    Düşünmede de bir sürme zamanı vardır,bir de hasat zamanı.(1937)

    29.
    Alnıyazılmışlık:Öyleyse,kişi yalnızca en korkunç acılar içindeyken yazmalı-o zaman bam- başka bir anlamı olur yazdıklarının.Ama,bu yüzden,bu yazılanı da kimse bir doğrudur diye a- lıntıyamamalı; meğer ki bunu söylerken kendisi de acı çekiyor ola.-Bir kuram değildir ki bu. -ya da: Bir doğruysa,söylendiğinde, hemen ilk ağızda dilegetiriliyormuş gibi görünen doğru değildir.Bir kuramdan çok,bir iççekiştir,ya da bir haykırış.(1937)

    30.
    Kişinin kendi üzerine,kendi olduğundan daha doğru bir şey yazması olanaksız.Kendi üze- rine yazmak ile dış nesneler üzerine yazmak arasındaki fark da burada.Kişi burada cambaz bacakları üstünde,ya da merdivene tırmanmış değildir; kendi çıplak ayakları üstündedir.(1938)