Kültür Sanat Edebiyat Şiir

kısa öykü sizce ne demek, kısa öykü size neyi çağrıştırıyor?

kısa öykü terimi Ayşe Yaşar tarafından 21.02.2005 tarihinde eklendi

  • Gül İz Sokak
    Gül İz Sokak 26.01.2017 - 10:37

    - hiç bir yerde ben, her yerde sen.

  • Arzu Kılınç
    Arzu Kılınç 25.01.2017 - 01:29

    yazmaktan büyük zevk aldığım....

  • Sinem
    Sinem 18.01.2017 - 00:15

    *aşık olduğunu nasıl anlıyorsun
    -evleniyorum

  • Sinem
    Sinem 17.01.2017 - 18:09

    *sirkten kaçmış bir hayvan kadar mutluyum
    -gerçek yaşama uyum sağlıyabilecek misin
    *sirkte doğup büyümedim ki

  • Modus Operandi
    Modus Operandi 16.01.2017 - 21:24

    Daha çok anlat dedim.
    -hoşuna gidiyor mu?
    +çok.
    +elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre
    hiç durmadan konuşurdum.
    -bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?
    +gider gibi yaparız.

  • Modus Operandi
    Modus Operandi 13.01.2017 - 12:56

    'Zamanı tanrı yaşar, insanoğlu hep ölümlü'

  • Modus Operandi
    Modus Operandi 28.12.2016 - 11:54

    'Dâhilerin zaafıdır bu John, seyirciye ihtiyaç duyarlar..'

  • Modus Operandi
    Modus Operandi 15.09.2016 - 13:34

    Yalınayak bir öykü bu. Mermer bir dünyada ayak izi bırakan.

  • Öyle İşte
    Öyle İşte 19.04.2012 - 18:49

    Tam benlik uzatmaya gerek yok. :)

  • Saliha Yadigar
    Saliha Yadigar 16.09.2006 - 00:01

    En sevdiğim tür. Çehov, Sait Faik, Memduh Şevket... Sayılamayacak kadar çok. Çok keyifli.

  • Bilhan Erden
    Bilhan Erden 11.05.2005 - 10:06

    godot yu bekliyordum...konuşmadan yemeden nirvanaya ulaşma hevesinde, loş karanlık bir oda, mum ışığında okunan kafkalar, bukowskiler, yorulan zayıf görmeye başlayan gözler...tek odalı bir ev,hiç çalmayan kapısı,siyah bezle kapatılmış pencere,kullanılmayan bir mutfak,pis bir tuvalet...hepsi bukadar, evimin tüm ayrıntıları yanlızca bunlardan ibaret...haa bide hiç yanmayan lambalar...godot geldiğinde onu ağırlamaya yetecek kadar yalnızım...incelmiş bedenim keçeleşmiş saçlarım kirli ve sakallı yüzümle,tavandaki örümceğe baktım günler boyu hiç dikkatimi dağıtmadan...o da hep orda durdu,kendi nirvanasına ulaşır gibi...ikimizde böcek gibiydik daha doğrusu o benden daha insan gibiydi bu zifiri evde....bekledim...çok uzun süre bekledim...gelmedi...ayrılmadım yinede can acıtan insanlara karışmadım,onlardan korudum kendimi...o gelene kadar bekeleyeceğim...her şeyim dışarda kaldı...tüm hayaller tüm umutlarım dışarda kalmıştı...dışardakiler almıştı gözlerimin içinden...bir tek godot kaldı bende...o gelene kadar burdayım...bide örümceğim vardı tabi...oda ölmüş sanırım...ne olabilirki yüzümdeki acı tebessümden başka başıma gelecek olan...ölümün acı çığlığı kulağımda yankılanıyor,sanki ilahi söylüyor kulağımda...godot...kan kalmadı damarlarımda...

  • Bilhan Erden
    Bilhan Erden 09.05.2005 - 14:32

    hiç benzemiyor büyük bir metropolde kaybolmaya, içimdeki koca şehirde kaybolmak...
    umutsuz bir kaldırımdan çıktığım istiklale, yokuşu dik, yorucu bir genel ev sokağından geçtim...
    tramvay raylarının üzerinde geçtim,umutsuz bir ümitle...gelipte arkadan üzerimden geçer hayali ile...
    bomboş kalabalıkta kaldırım izlerine bakarak,istiklal insanlarının omuzlarına çarparak yürüdüm...
    çiğnenen kaldırımdaki, çiğneyenlerin hayatlarını, hüzünlerini düşündüm...
    sanki hepsini ben yaşamışımki gibi...
    köşedeki akardion çalan yaşlı dilencinin para kutusuna attım son şarap paramı...
    ağızımdaki son sigaramı paylaştım deriin bir nefes çektikten sonra...
    umutsuz adımlardı attığım sonunun nereye gittiğini bilmeden...
    kayboldum serseri hayatımdan...bir sokak çocuğu misaliydim artık...
    bu piç dünyadaki bir sokak çocuğu...
    başka bir sokak müzisyenin daha yanına geldim cebinde dibi kalmış şarabı, dudaklarının arasında ney ile rüya çalıyor sanki...
    hayata dair replikleri olan insanlardı bunlar hepsi benden çok evvel sokak çocuğu olmuşlardı piç dünyanın...
    - 'kaybolduysan hayatta yıldızlara bakıp bulacaksın yolunu'
    - 'yıldızlar...hangi yıldıza bakıp hangi yolu bulacağım'
    - 'gökte seçtiğin bir yıldıza bakacaksın..sonrada o yıldızda piç dünyanın anasını ve babasını bulacaksın'
    - 'onları bulmak benim ne işime yarayacak ki zaten bu onlarsız daha mutlu görünüyor...'
    - ' onları bulduğunda başka bir şeyi aramana gerek kalmayacak,kaybolmayacaksın kaybolsanda bunun bi önemi olmayacak...o yıldızlardan bir ev seçeceksin oradan dinleyeceksin benim neyimin sesini oradan tüttüreceksin sigaranı...kaybolmuş bir insan,yolunu bulan bir insanın bile kaybolmasına nedendir...kaybetme kimseye yolunu,bırak o yollarında devam etsinler...'
    - 'peki sen neden bir ev seçmedin daha oradan'
    - 'ben evimi, seçtim...bu oturduğun merdivendir benim evim...yolumu kaybetmemki gidecek yolum yok kaybolmak için'
    - 'havada yıldız yok şimdi nasıl bulacağım yolu'
    - 'sen doğru adımı at onlar sana görünecek'
    - '? '
    - 'köprü...oraya gideceksin'
    - '! ... köprü...sen kimsin böyle bana,neden bana ölmemi söylüyorsun'
    - 'ben dilenciyim..bu kaldırımlarla konuşurum her gün...neyimi onlar için çalarım...dertlerini anlatırlar onla bana...sizlerden bahsederler...her çiğneyişinizde hayat hikayesi yapışır o kaldırım taşlarına...onlarda gelir bana anlatır...bende onlara ney çalarım...'
    - 'peki benim için ne dediler'
    - 'bu piç dünyanın seni istemediğini söylediler...sevmemiş seni...kıskanmış belkide serseri hayatını...
    - 'eyvallah...'
    - 'nereye evlat...'
    - 'köprü...'
    - 'yolun açık olsun...'
    - 'eyvallah...'

  • Bilhan Erden
    Bilhan Erden 09.05.2005 - 14:03

    gözlerinde biriken nefretin ateşi görülebiliyordu daha ilk bakışta...serseri hayatının son isyanlarıydı hep lanet ettiği o hayata...kulağında öfkenin gürültüsü uğulduyordu...adımlarını atabildiği kadar güçlü atıp,arkasından bakanlardan kısa sürede uzaklaşıp gözden kaybolmak istiyordu...parmaklarının ucundan akan kan hızını kaybetmemiş gittiği yolların izini belli edercesine damlıyordu beyoğlunun sokaklarında...vücudu üşümeye başlamış,bileğindeki derin kesiğin acısı giderek zayıflamaya başlamış, bir okadarda yorulmaya yüz tutmuştu bedeni...olabildiğince kuvvetli hareket ettirmeye çalışıyordu uyuşmaya başlayan bacaklarını adımlarını dahada hızlı atarak...nefes alması daha fazla zorlanmaya başlamıştı kaçarcasına tırmandığı beyoğlu yokuşundan sonra...gitmek istediği mezarlığa yetişememe endişesi yaşadığı geçmişten bile daha endişe vericiydi...mezarlıkta, en azından son bi kez olsun onun mezar taşını koklamak istiyordu,o mezar taşına başını yaslamak,üzerine akıtabileceği kadar göz yaşını dökmek istiyordu...nefesinin sonuncusunu orda verip ona olabildiğince çabuk ulaşmaktı tek istediği...son köşeyi döndüğünde artık bacaklarının titrediğini hissediyordu elini duvara yaslayıp gücünü toparladıktan sonra olabildiğince gayret gösterip varmak istiyordu mezara...nefret dolu bakışlarının içinde çok yaklaştığı mezarlığın yansıması görülebiliyordu...tüm hırsıyla tekrar hareket etti sağ bacağının üzerinde topallayarak...sol kolu tamamen uyuşmuş vücudunun yanında öylece sallanıyor parmaklarının ucunda musluktan boşalır gibi akan kanlarla...dönen başına rağmen gözlerindeki o nefret bakışlardan hiç bir şey eksilmemiş, giderek artan ulaşamama endişesi tamamen büyümüş ve hayatında istemiş olduğu belkide en büyük istek olan o mezar taşına ulaşamayacak olmanın endişesiyle gözlerinden nefretten çok kan kusan bir görüntü oluşmuştu ki sendeleyen vücudunu titreyen bacakları artıık taşıyamadan yere serilivermişti...açık olan bilincini kaybetmemeye çabalayarak bir yandanda dizlerinin üzerine kalkmaya en azından o şekilde devam etmeye çalışıyordu...dizlerinin üzerine doğrulmuş avuçları çamurlu toprağın içine gömülmüş ama uyuşan bacağını artık hissedememeye başlamış hiç bir şekilde hareket edemiyordu o kadar yaklaştığı halde...öylece kalakalmıştı diz çöker vaziyette elleriyle toprağı pençeleyerek...gözleri mezarlıktaki taşı seçmiş ama bacakları onu oraya götüremiyordu...dizlerinin üzerindede daha fazla dayanamayarak yere yığıldı...sırtını yere verdi ve yıldızların neden daha önce ona hiç okadar parlak gözükmediğini düşündü...vücudunu hareket ettiremiyor bilincini kaybetmemek için kesik olan bileğine parmağını bastırıyordu...öfkenin uğultusu kesilmişti kulaklarında bakışlarıda artık daha boştu...aklında yanlızca en azından bu olsaydı diye geçiyordu gözlerinden akan yaşlar yeminiydi vereceği son nefes olacaktı onun mezar taşı...her şeye kabuldü eyvallah deyip geçecekti belkide tüm yaşadıklarının üzerinden en azından oraya ulaşabilseydi...gökte seçtiği tek bir yıldıza öylece bakıyordu sanki her an dahada büyüyor,gitgide ona yaklaşıyordu...taki o yıldızın ışığı ona tamamen gelip ışığından gözleri kör oluncaya kadar...

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 21.02.2005 - 18:24

    az ve öz; öykünün kisaltilmis hali :)
    igrenc bir espri oldu