ah muhabbet demleri daima desturlu hekimim; kirpiklerinle siy/ah/a bulanmış bal rengi gözlerin, aşk menzilinin bağlısı ve sadakatlisidir senin…,
ama bilirsin, yüze vuran keskin soğuğundan, ta ciğerlerde duyulan o ürpertiyle, atıştıran yağmura karışık, ve uğultusuyla sus pus ederek, tüm gürültülerini patırtılarını hayatın, kuru dallar arasından hırçın esen rüzgâra, hasretlerimi emanet etmek de, mutadım oldu benim…,
aşk ehline cenazede gülümseyip, düğünde ağlayabilmek tenakuz sayılmaz, ki iki tarafı keskin bir efsunlu kılıçla yazılan, alın yazısıyla bahtıma çıkan, son çare tabibim…;
ömrümden ömrün geçer ömrüme…, ve ah ben şimdi kederliyim, kendi kendine konuşan bir deliyim, ölüyorum senden savruluşumdan, ve şu halimle, mecburum kapına dayanmaya şiirim, yürek tımarhanesinden bir serseri belle beni, bir şair bozuntusu desen de olur,
Hayatın karmaşası içerisinde insan,çoğu kez kendini bir “hal” üzere bulur. Bazen tanımlayamadığı bazen de zaten farkına varmadığı ama kayıtsızca yaşadığı,hatta sahiplendiği bir durumdur bu. Kişinin kendisi dışındaki etkenler zamanında yerleşmiş ve onun benliğini şekillendirmişse çoğu kez na mümkündür bulunduğu ahvalin farkına varabilmek.Aslında kendine ait olmayan değerleri benimsemiş,amaçları amaç edinmiştir. Duyduğu acıları, kederleri, sevinçleri, sorumlulukları ve seçimleri hepsi bir yanılgıdan ibarettir ve hiçbiri ona ait değildir. Doğduğu andan itibaren biriktirilen yaşantılar, dayatmalar, kısaca toplumdan ona düşen payeler belirlemiştir benliğini, gerçekte ait olmadığı ama kendisine yerleşen “ben”ini.
Sahi hepimize tanıdık gelmiyor mu bu durum? Birileri zamanında bizim için dikmiştir uygun elbiseyi ve giydirmiştir yavaş yavaş. İşgüzar terziler vardır etrafımızda, bize sormadan uygun gördüğü elbiseyi biçen,diken sonra da sorgulamamıza imkan vermeden giydiren. Biz ise sunulanan elbisenin kayıtsızca kendimize uygunluğunu tastikleriz. Çünkü sorgulamak, durup düşünmek,özümüze bir bakmak hiç gelmez aklımıza. Halbuki kişi varoluş nedenini,yaşamını sorgulayabildiği ölçüde hakimdir özüne,sahiptir benliğine...
bilemedik üzerimize konaklayan bu hüznün ne yaman bir gerçeklikten dem vurduğunu..okuma işni beceremedik..bu firakın ve öteye duyulan hasretin,yüreğimizi ıslatmasından bir pay çıkaramadık..yaşadıkta anı, anın altında saklı kalan bir hikmeti okuyamadık...çok yaraladık kalbimizi..ve sonrasında kabuk bağlamış yaralardan sessizce,gizlice akan o ince sızının rengine bakamadık..kan tutardı bizi..kabuslarımızdan kaçmaya çalışsakta yakalandık.. bir eüzübesmele ferahlığıyla kaldırdık uyuyan başımızı gafletten..cesaretimizin altında saklı kalan bir gizli korkaklığımız vardıda haberdar kılmadık kimseyi. hep bir haldi işte yaşadığımız..bir lisanın diliyle konuşamadık..beceremedik..kelimeleri sahipsiz bıraktık..aşina kılınmıştık oysa..zamanın tanıdığı,aynanın sakladığı nice hallerimiz var..bunu bildik,bu bizdik..susmalarımız bir hal..ağlayışlarımız hal...dalıp gitmelerimiz..bulup yitmelerimiz..göçüp gitmelerimiz..bir deryanın içinde medet dilemelerimiz..lisanıhal.. ve son söz muhakkak ki.. elhamdülillahi ala külli hal..
8-9 sene önce, çalıştığım kulüpte Yaşar Nuri Öztürk adına açıklama yapan bir bayan tarafından sorduğum bir soru karşısında aldığım cevap..! ! Aklıma çivi yazısı ile yazdım, silinemez..! !
1. Bir şeyin içinde bulunduğu şartların veya taşıdığı niteliklerin bütünü, durum, vaziyet: 'Herkes hâline göre bir hediye verdi.'- H. R. Gürpınar. 2. Davranış, tutum, tavır: 'Bambaşka bir hâliniz vardır sizin. Merhametli bir insan olduğunuz bellidir.'- O. Rifat. 3. Şimdiki zaman, içinde yaşanılan zaman: 'Bugün yazılan her kitap hâlden istikbale bir habercidir. Hâl dediğimiz şey yarından sonra mazi olacaktır.'- Y. K. Beyatlı. 4. Güç, kuvvet, takat: 'Şimdi gezmeye çıkacak hâlim yok.'-. 5. mecaz Kötü durum, sıkıntı, dert: 'Zavallının başına ne hâller geldi.'-. 6. dil bilgisi Durum.
ah muhabbet demleri daima desturlu hekimim;
kirpiklerinle siy/ah/a bulanmış bal rengi gözlerin,
aşk menzilinin bağlısı ve sadakatlisidir senin…,
ama bilirsin,
yüze vuran keskin soğuğundan,
ta ciğerlerde duyulan o ürpertiyle,
atıştıran yağmura karışık,
ve uğultusuyla sus pus ederek,
tüm gürültülerini patırtılarını hayatın,
kuru dallar arasından hırçın esen rüzgâra,
hasretlerimi emanet etmek de,
mutadım oldu benim…,
aşk ehline cenazede gülümseyip,
düğünde ağlayabilmek tenakuz sayılmaz,
ki iki tarafı keskin bir efsunlu kılıçla yazılan,
alın yazısıyla bahtıma çıkan,
son çare tabibim…;
ömrümden ömrün geçer ömrüme…,
ve ah ben şimdi kederliyim,
kendi kendine konuşan bir deliyim,
ölüyorum senden savruluşumdan,
ve şu halimle,
mecburum kapına dayanmaya şiirim,
yürek tımarhanesinden bir serseri belle beni,
bir şair bozuntusu desen de olur,
https://pin.it/29ykDih
- Aşkın her halini gördüm! O yüzden artık ne hali varsa görsün!
una furtiva laqrima
avucumdan çekilmiş bir bıçak misali akan damlaların gönlümdeki HÂL'i..
bir düşün..! yanmasını bilen düşünür mü mekanı zamanı; sağlığı sıhhati..?
Arz-ı hâl etmeğe cânâ seni tenhâ bulamam
Seni tenhâ bulıcak kendimi asla bulamam
.
' Âleme gizli, kendine âşikâr.....' C'den...
.
Haykıran ben değilim, yer gümbürdüyor,
Dikkat et, dikkat, çünkü çıldırdı şeytan,
Hayatın karmaşası içerisinde insan,çoğu kez kendini bir “hal” üzere bulur. Bazen tanımlayamadığı bazen de zaten farkına varmadığı ama kayıtsızca yaşadığı,hatta sahiplendiği bir durumdur bu. Kişinin kendisi dışındaki etkenler zamanında yerleşmiş ve onun benliğini şekillendirmişse çoğu kez na mümkündür bulunduğu ahvalin farkına varabilmek.Aslında kendine ait olmayan değerleri benimsemiş,amaçları amaç edinmiştir. Duyduğu acıları, kederleri, sevinçleri, sorumlulukları ve seçimleri hepsi bir yanılgıdan ibarettir ve hiçbiri ona ait değildir. Doğduğu andan itibaren biriktirilen yaşantılar, dayatmalar, kısaca toplumdan ona düşen payeler belirlemiştir benliğini, gerçekte ait olmadığı ama kendisine yerleşen “ben”ini.
Sahi hepimize tanıdık gelmiyor mu bu durum? Birileri zamanında bizim için dikmiştir uygun elbiseyi ve giydirmiştir yavaş yavaş. İşgüzar terziler vardır etrafımızda, bize sormadan uygun gördüğü elbiseyi biçen,diken sonra da sorgulamamıza imkan vermeden giydiren. Biz ise sunulanan elbisenin kayıtsızca kendimize uygunluğunu tastikleriz. Çünkü sorgulamak, durup düşünmek,özümüze bir bakmak hiç gelmez aklımıza.
Halbuki kişi varoluş nedenini,yaşamını sorgulayabildiği ölçüde hakimdir özüne,sahiptir benliğine...
bilemedik üzerimize konaklayan bu hüznün ne yaman bir gerçeklikten dem vurduğunu..okuma işni beceremedik..bu firakın ve öteye duyulan hasretin,yüreğimizi ıslatmasından bir pay çıkaramadık..yaşadıkta anı, anın altında saklı kalan bir hikmeti okuyamadık...çok yaraladık kalbimizi..ve sonrasında kabuk bağlamış yaralardan sessizce,gizlice akan o ince sızının rengine bakamadık..kan tutardı bizi..kabuslarımızdan kaçmaya çalışsakta yakalandık.. bir eüzübesmele ferahlığıyla kaldırdık uyuyan başımızı gafletten..cesaretimizin altında saklı kalan bir gizli korkaklığımız vardıda haberdar kılmadık kimseyi.
hep bir haldi işte yaşadığımız..bir lisanın diliyle konuşamadık..beceremedik..kelimeleri sahipsiz bıraktık..aşina kılınmıştık oysa..zamanın tanıdığı,aynanın sakladığı nice hallerimiz var..bunu bildik,bu bizdik..susmalarımız bir hal..ağlayışlarımız hal...dalıp gitmelerimiz..bulup yitmelerimiz..göçüp gitmelerimiz..bir deryanın içinde medet dilemelerimiz..lisanıhal..
ve son söz muhakkak ki..
elhamdülillahi ala külli hal..
çok latin bir haldeyim
yaşayan bir dilim,
ölü bir yaşamım var.
Hâlden, Hâle tekamül...
Elbet bulur makamul...
8-9 sene önce, çalıştığım kulüpte Yaşar Nuri Öztürk adına açıklama yapan bir bayan tarafından sorduğum bir soru karşısında aldığım cevap..! ! Aklıma çivi yazısı ile yazdım, silinemez..! !
mahçubiyet...
bu dem ki basamağımızdır...
Ne halin varsa gör...Kızan sevgilinin sitemidir.
1. Bir şeyin içinde bulunduğu şartların veya taşıdığı niteliklerin bütünü, durum, vaziyet:
'Herkes hâline göre bir hediye verdi.'- H. R. Gürpınar.
2. Davranış, tutum, tavır:
'Bambaşka bir hâliniz vardır sizin. Merhametli bir insan olduğunuz bellidir.'- O. Rifat.
3. Şimdiki zaman, içinde yaşanılan zaman:
'Bugün yazılan her kitap hâlden istikbale bir habercidir. Hâl dediğimiz şey yarından sonra mazi olacaktır.'- Y. K. Beyatlı.
4. Güç, kuvvet, takat:
'Şimdi gezmeye çıkacak hâlim yok.'-.
5. mecaz Kötü durum, sıkıntı, dert:
'Zavallının başına ne hâller geldi.'-.
6. dil bilgisi Durum.