Kültür Sanat Edebiyat Şiir

hacı kemâl erimez sizce ne demek, hacı kemâl erimez size neyi çağrıştırıyor?

hacı kemâl erimez terimi Seu Kuyt tarafından 14.04.2003 tarihinde eklendi

  • Abdulkerim Uzun
    Abdulkerim Uzun 23.09.2008 - 11:13

    eğitim için herşeyini feda eden bir insan..
    oğlu diyor ki:
    o ne bir sanatçı ne de bir siyasetçiydi.. fakat cenazesine türkiyenin her tarafından binlerce insan geldi...

  • Zehra Savaş
    Zehra Savaş 20.06.2007 - 11:58

    Bence Hacı Ata demek nesle sahip çıkmanın adı,Hacı Ata demek 'Anam,Babam,Tatlı canım sana feda Efendim ' diyen ahir zaman sahabesi, Hacı Ata demek bir çığır ve hiç bıkmadan dinlenebilecek bir melodi, Hacı Ata demek mertliğin,gayretin,mutevazıliğin.... son noktası, Hacı Ata demek Rıza-ı İlahiye baş koymanın adı.Seni seviyoruz Hacı Atam Ruhun Şad olsun

  • Alex Kodzoyev
    Alex Kodzoyev 12.03.2007 - 14:37

    günümüzün veli ve sahabe ruhlu insanıydı Hacı Kemal Abimiz.Bana bir Ömer bir Ebu Bekir göster deselerdi ben onu gösterirdim. Malının hepsini Hizmet için bağışlayıp 80 yaşında rahatsızlığına aldırmadan memleketinden uzakta Tacikistan'a gidip okul açmış.Okul Adam Hacı Kemal Erimez..O taciklilerin Hacı Atası.. Ruhun Şad olsun Hacı Kemal Abimiz....

  • Burhan Güvercin
    Burhan Güvercin 06.05.2006 - 21:29

    gönül ehli tamahkâr büyük insan hacı kemal abimiz

  • Yasin Aydın
    Yasin Aydın 09.04.2006 - 21:16

    dünya malını elinin tersiyle itebilecek kadar cömert,emr'i bil ma'ruf nehyi anil münker sözünü dünyanın her tarafında yaymaya çalışacak kadar gönüllü ve her hizmet erine örnek olabilecek kadar idealist bir insan...KEŞKE SENİN GİBİ OLABİLSEK HACI ABİ! .......

  • Mâi Eflatun
    Mâi Eflatun 13.03.2006 - 13:20

    vakıf insanı..

  • Kadir Ekiz
    Kadir Ekiz 26.12.2005 - 17:44

    Hizmet eri tam bi Şakirt söylenebilecek bütün güzellikleri üzerinde taşıyan örnek insanlardan biriydi ALLAH rahmet eylesin hepimize onun gibi yaşamayı hizmet etmeyi nasip eylesin..

  • Güneş Seninle Doğacak
    Güneş Seninle Doğacak 23.12.2005 - 23:36

    Hacı Kemal Erimez Necip Fazıl'ın şöyle söylediklerindendir 'Ellerime uzanan dudakları tepeyim. Allah diyen gel seni ayağından öpeyim'

  • Nur Candan
    Nur Candan 04.12.2005 - 16:01

    HASBİ,DİGERGAM....AHİRZAMANIN EBU BEKİR'İ....Tacikistan'a hizmeti götüren büyük yigit....herşeyini gönül verdigi dava ugruna feda etmiş gönül insanı....Rabbim emsallerini arttırsın Hacı Ata'm! ! ! !

  • Ahmet Necip
    Ahmet Necip 25.11.2005 - 15:08

    Allah ondan ve onun gibi hizmet erlerinden ebeden razı olsun.

  • Hamza Ressam
    Hamza Ressam 14.09.2005 - 16:47

    nadide dava ve gönül insanlarından...

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 05.08.2005 - 16:29

    Ata yurdunun “Hacı Ata”sı

    Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’ye yaptığımız bir günlük ziyaretin notlarını dün yazmıştım. Bugün de Taciklerin “Hacı Baba”, “Hacı Ata” dedikleri Hacı Kemal Erimez’i yazmak istiyorum.


    Tacikistan Dışişleri Bakanı Sayın Talbek Nazarov ile yediğimiz akşam yemeğinde kendisinden “Rahmetli Hacı Kemal Erimez’le ilgili hatıralarınızı anlatır mısınız? ” ricasında bulundum. Heyetimiz pür dikkat kesildi. Hüzünlenen Nazarov anlatmaya başladı:

    “Bütün işleri ve sözleri doğruluk ve dürüstlüktü. Aşamadığı bir sıkıntısı olunca beni arardı. Doğrudan bana gelirdi. Ne yaptı etti beni okula götürdü. Heyecanla okulu gezdirdi. Ancak bir çocukta olan enerji, bir gençte olabilecek heyecanı beni şaşırttı. Ben Türkiye’ye ne zaman gitsem o haber alır, gelir beni bulurdu. Alışverişte illa bana bir şey almak isterdi. Oysa ben Hacı Kemal’in kalbini almak isterdim. Hanımından sonra evli olan kızı da vefat edince bana dedi ki: ‘Ben artık yalnız bir adamım, ömrümü yeni nesillerin yetişmesi için adamak istiyorum.’ Son rahatsızlandığında Duşanbe hastanesine yatırmışlar. Ziyaretine gittim. Kendi derdini unutmuş, bana diyor ki: ‘İyileşince inşallah, bu hastanenin tamir ve tadilatını yapmak istiyorum.’ Ömrü yetmedi. Böyle insanlar cennetliktir.”

    Kim bu Hacı Kemal Erimez? 22 Nisan 1926’da Samsun’un Havza ilçesinde dünyaya gelmiş. Daha sonra Aydın ve İzmir’de yaşamış. Kabına sığmayan bir insan. Gençlik yıllarında Aydın İncirliova’da ilk defa mehter takımını kurmuş. İlk gösteride sevincinden mehterin önünde yürümüş. Bir hizmet arayışı içinde. Rahmetli Adnan Menderes gelirken o koşturmuş. Hali vakti yerinde. Süleyman Demirel’i bahçesinde ağırlamış. Muhterem Fethullah Gülen’in eğitimle alakalı birkaç sohbetini dinleyince dünyası değişmiş. Dükkanlarını, hatta evini bile satmış. Talebeye burs verme, okullar açma gayretlerinin öncüsü olmuş. Gönüllüler hareketinin artık her hamlesinde alınteri, emeği var. Dur durak hiç bilmemiş. Okullar yurtdışına açılınca öne düşmüş. Işık süvarilerinin önünde Orta Asya’ya, bu aziz milletin vefasını gösterme adına en önce o gitmiş. 80 bin kişinin hayatını kaybettiği Tacikistan’daki iç savaşta oradan ayrılmamış. Tursunzade Lisesi’nin kalorifer dairesinde yatmış, yağan mermilere aldırmamış.

    Muhterem Fethullah Gülen kendisinden bahsederken bir yerde şöyle diyor: “Tabii hemen ilave edeyim ki, belki 55 yıldır yürümeye çalıştığım bu yolda hiçbir zaman tek başıma kalmadım. Hacı Kemal Erimez gibi sahabe döneminin Ebu Bekir’lerini hatırlatan, mal ve canları ile bu kervana katılan o kadar çok insan tanıdım ki, bunların toplamı gönüllüler hareketini ortaya çıkardı.”

    13 Mart 1997’de 71 yaşında vefat etti. 14 Mart’ta Fatih Camii’nde cenaze namazını Fethullah Gülen Hocaefendi kıldırdı. Aralarındaki muhabbet, hürmet ve bağlılık bana hep öteleri hatırlatmıştır.

    Zaman Gazetesi’nin şimdiki binasının harcında da emeği ve hizmeti vardır. Gazetede yöneticilik yaparken kendisini daha yakından tanıma fırsatı da buldum. Yanında daha fazla bulunmak ister, onunla daha çok sohbet etmek isterdiniz.

    Şimdi o ata yurdumuzun “Hacı Ata”sı. Üzerine titrediği fidanlar boy salıyor. Tacikistan Dışişleri Bakanı Nazarov’un ümit, sevinç ve gururla söylediği söz bir bakıma onun ruhunu da şâd ediyordu: “Türk okullarından mezun olmuş öğrenciler bugün devletimizin çeşitli kademelerinde çalışmaktadırlar.”

    Bâki kalan bu kubbede hoş bir sâdâ imiş...

    05.08.2005 /Hüseyin Gülerce/Zaman/5 Ağustos 2005

  • Behlül Konak
    Behlül Konak 20.07.2005 - 13:56

    Her aklıma geldiğinde hıçkıra hıçkıra ağlaşı aklıma gelen insan.

  • Ahmet Dinler
    Ahmet Dinler 14.03.2005 - 12:24

    Türkiyenin elmas tüccarı

    Oldukça fazla zeytinlikleri varmış

    hepsini kutsal saydığı dava uğruna harcamış

  • Neden Yoksun Can
    Neden Yoksun Can 13.03.2005 - 14:40

    Türkiye yi sevda haline getirme çabasında 65inden sonra hayatını ortaya koyan hizmet eri...ruhu muhabbet mührüyle damgalı ufuk insan...Allah mekanını cennet etsin....

  • Ecem Doğan
    Ecem Doğan 26.01.2005 - 15:04

    Hacı Kemal Erimez yaptığı her işte Hakk'ın rızasını gözeterek, insanlığı hakikat yoluna çekmeye çalışan ulvi bir şahısdır. Ahir zaman gençliğine örnek olması dileklerimle Allah kendisinden razı olsun, mekanı cennet olsun.

  • Boran
    Boran 18.03.2004 - 00:01

    Eli öpülesi bir alperen, bir hizmet eri...

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 17.03.2004 - 14:16

    Ben o büyük insanı ağlarken tanıdım

    “Onunla tanışmamız bir ağlama sahnesinde gerçekleşmişti. Yani ben onu ağlarken buldum ve tanıştım.


    Sokakta, bir kenara çekilip ağlayan beyefendi bir insanla karşılaşmış ve ilgilenmiştim. Bu koca adam ne diye böyle sarsıla sarsıla ağlayıp gözyaşı döküyordu; dikkatimi çekmişti. Yanına yaklaştım, derdine ortak olmak istedim. Ama o kendi halinde kalmak istiyordu. Yakınımızda işyerim vardı, davet ettim, gelmek istemiyordu. ‘Gel bir çay içelim. Sana bir şey sormayacağım. Seni bu halde bırakıp gidemem, ne olur beni kırma.’ diye yalvardım, yakardım ve sonunda ikna ettim. Odama geçip oturduk. Bir müddet sessiz kaldıktan sonra yavaş yavaş açılmaya başladı. ‘Bir eğitim projemiz vardı. Durumları çok iyi olan bir iş sahibinden büyük bir destek sözü almıştım. Her şey tamamdı; ama şimdi onlar bunu yerine getiremiyorlar. Her şey altüst oldu. Ben şimdi ne yapacağım? ’ diyordu. Biraz daha deşince meseleyi kavradım ve güzel insanın daha fazla üzülmemesi için o yükün altına girdim. O zaman sevincini görecektiniz! ..”

    Kimden bahsedildiğini elbette tahmin etmişsinizdir. Hacı Kemal Erimez’den elbette. Anlatan, isminin mahfuz kalmasını ısrarla rica ettiği için ondan bahsetmeyeceğim. Cenab-ı Hak her ikisinden de ebediyyen râzı olsun. Gözyaşlarında her ne hikmetse çok büyük sırlar var. Elbette özü ağlamayanın, gözü ağlamaz. Zaten münafığın gözyaşları ağlama sayılmaz.

    O da “yağmur gözlü” mürşidi gibi gözyaşları ile bazı gecelerde inler dururdu. Onunla yakınlık kuranlar, beraber yolculuğa çıkanlar çoğu kere hıçkırıklı ağlayışlara şâhit olmuşlardır. Bunlar hep bir derdin emareleriydi. Onun yakınları pek çok geceler karanlığın onun inleyişleriyle yırtıldığını, uykuların delindiğini görmüşlerdi. Ama gündüzlerin de ona göre aydınlık ve mütebessim geçtiğini de fark etmişlerdir.

    Bir gün yaşı kendinden küçük bir dert arkadaşına, “Gel seninle birisine gidelim. Çok sehavetli birisi... Meseleleri anlarsa, kendini adayabilir.” der. Sonra beraber giderler. Bir tatil günü evine varırlar. Bakarlar ki, denize nâzır bahçeli evinde uzanmış İmam-ı Gazali Hazretleri’nin “Âbidler Yolu” kitabını okumaktadır. Derhal Hacı Kemal Bey yüksek sesle “Yat hacı, yat... Milletin çocuğu ne idüğü belirsiz yerlerde mahvolsun, sen yat bakalım! ” diyerek bağırmaya başlar. Arkadaşı telaştadır: “Bu zat şimdi bizi kovar! Birazdan bizi kapı önüne bırakır! ” diye endişelenir; fakat ona hiçbir şey söyleyemez. Ama ev sahibi gayet mülayemet ve samimiyetle “Gel hele hacım... Siz bizi nereye çağırdınız da gelmedik. Şöyle bir buyur bakalım.” diyerek karşılar. Oradan ayrılıp giderlerken dertdaşı ona “Ya Hacı Kemal ağabey sen ne yaptın orada öyle? ” diye sorar. O da “Ne yapmışım ben? ” der. Arkadaşı “Nasıl bağırıyordun! .. Az daha ev sahibi bizi kovacak diye ödüm patladı! ” deyince “Hiç merak etme, o bizi kovamaz. Çünkü ben on beş gecedir teheccütlerde onun için dua ediyorum... Ama gidelim bir başkasına aynı şeyi yapalım, o kovabilir! ” der.

    İşte böyle bir dua ve yalvarışla, o daha geceden problemlerini hallediyor, gündüzleri de onların meyvelerini toplamaya gidiyordu. Bir kolejde çok emeği vardı. Oraya gelen sanki derhal müthiş bir câzibeye kapılıyor ve memleketinde de öyle bir ilim-irfan yuvası kurmaya başlıyordu. İşte bunun için bu kolej hakkında şunları söylemişti: “Ne var bu binada? ! . Bundan daha güzel binalar var... Ama niye insanlara bu bina çok çarpıcı ve câzip geliyor öyleyse? Sırrını söyleyeyim mi? Şu mermerlerin, şu merdivenlerin hepsinde de gözyaşı vardır... Şimdi anladınız mı meseleyi? ..”

    Her şeyi Allah’tan bekleme, O’na yalvarıp, O’na sızlanma, her şeyi O’ndan bilme esastır. O’nun rızası için yapma, O’nun gücüne dayanarak hareket etme, ayrılınmaması gereken doğru yoldur... İşte bütün mesele burada... Gerisi boş lâf... Hem de neticesiz gayretlerdir...

    14.03.2004 /Zaman/Abdulllah Aymaz

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 14.04.2003 - 17:14

    ÖTELERE MEKTUP

    M. Sacit ARVASİ

    Sevgili Hacı Kemâl Ağabey;
    Size nasıl hitap edeceğimi bilemediğimden, aklıma gelen ilk sözcüklere sığındım. Siz beni tanımıyorsunuz, bense sizi vefatınızdan sonra, tekrar tekrar seyrettiğim bir video kasetinden tanıyorum, o kadar. Bu kadarlıkla bir insan tanınır mı? Elbette tanınmaz. Bu yüzden siz benim gibi pek çok insanın meçhûlüsünüz. Meçhul ama kahraman! ..

    Bu satırları şehrin göbeğindeki ıssız bir tepede yazıyorum. Bir şubat akşamı, dışarıdayım ve üşümüyorum. Hava mı bahar havasında, yoksa, yâdınız mı baharı taşıdı bu tepeye bilemiyorum. Birkaç gün önce, dört yıldır beraber kaldığımız bir Rus delikanlısı Andrey; İnegöl'e taşınmış bir Rus kadını ve iki kızından bahsederek tanışmak için oraya gideceğini söyledi.

    Geri dönüşünde yanıma geldi. Dudağında tarifsiz bir tebessüm, mavi gözlerinde mutluluk vardı. Taşkın bir heyecanla: 'Bir Rus kadını, hem de tesettürlü. Böyle bir şey olacağı aklımın ucundan bile geçmezdi. Rus olan, Rusça konuşan Müslüman bir kadın... Annemi ve kız kardeşimi hayal ettim. Şimdi en büyük arzum; babam, annem ve kardeşimle hacca gitmek, ve orada Efendiler Efendisi'ni ziyaret etmek! Dua et ağebey, ne olur, dua et! ' dedi.

    Yüreğime ansızın yayılan bir sızıyla nemlenen bakışlarımı yere indirdim. Göremedim ama, biraz önce içlerinde mutluluk okuduğum mavi gözlerinin bulutlandığını hissettim.

    Kimmiş o Rus kadını, biliyor musunuz, Hacı Kemal Ağabey? Yüreklerine sevgiyle aktığınız yüzlerce insandan biri: İrina... Ona şimdi 'Meryem Ana' diyorlar. Küçük kızı Teresa'yı, Ozan Beyle; büyük kızı Aleksi'yi de, Yücel Beyle evlendirmiş ve İnegöl'e yerleşmişler. Onlar da artık Teresa ve Aleksi değil. Biri Elif, ötekisi Merve... 'Bizim Hacı Kemâl'in vefatından bir gün sonra Müslüman olduk.' demiş. Seyrettiğim kasette Tacikler sizin için; 'Bizim Hacı Ata' diyorlardı. Bunu yadırgamamıştım. Fakat bir Rus'un dudaklarında, sizin için çiçeklenen 'Bizim' kelimesi karşısında şaşırmaz mı insan? Rusların Hacı Kemâl'i! .. İrina'nın, yani Meryem Ana'nın bir torunu olmuş, adını Yusuf Kemâl koymuşlar. Kimbilir daha kaç tane Rus, Tacik ya da gönüllerine aktığınız ayrı coğrafyaların insanları torunlarına 'Kemâl' adını verecekler. Vermeliler de... Adınız yaşamalı, ruhunuz da adınızı taşıyan bedenlere hayat olmalı.

    Sonra bugün, yanıma, çok uzaklara gönderdiğimiz bir Abdullah geldi. Maraş'tan, Burma'ya gönderdiğimiz bir Abdullah...

    Abdullah, yedi sene önce dilini, dinini, havasını, suyunu bilmediği bu Budist diyarına gittiğini söyledi. Tek başına... Şimdi orada bir kolej yükseliyormuş Hacı Ağabey.

    'Yalnızlığınızdan, yapayalnızlığınızdan bir kolej nasıl yükseldi? ' diye sordum. 'Allah' dedi, mihnetle titreyen dudakları... Allah... Bir kutlunun gözyaşlarını coğrafyalarda filizlendiren Allah...

    Ve devam etti, bizi büyüleyen, uzak diyarlardan gelen Abdullah: 'Burma'ya gittiğimde, on beş gün boyunca bir otel odasında âdeta mahpus kaldım. Ne yapayım deyip duruyordum kendime. Sonra tıraş olur, berberle; alış-veriş yapar, bakkalla; et alır, kasapla dost olurum; ama önce -varsa- kardeş ülkelerin konsolosluklarıyla irtibata geçeyim dedim. Zira Burma'da bizim konsolosluğumuz yok. Ülkemiz adına yalnızız orada. Zaten bütün dünyadan ancak on yedi ülke konsolosluk açmış. İlk olarak gittiğim Pakistan Konsolosluğu'nda bir buçuk saat bekletildikten sonra kabul edildim. Konsolosa Türkiye'den geldiğimi, kıtalararası bir eğitim seferberliği başlattığımızı, bu niyetle burada bulunduğumu anlattım. Konsolosun gözleri bir-den parladı. Ayağa fırlayarak yanıma geldi, kırk yıllık dost hasretiyle bana sarıldı; ardından, 'Bizim Hacı Kemâl'i bilir misiniz? ' dedi. 'Ben Tacikistan'da çalışırken onunla tanıştım.' Bana bazı porselen tabaklar göstererek: 'Bu tabakları bana Hacı Kemâl Kütahya'dan getirip hediye etti.' dedikten sonra, beni arabasına bindirerek orada pek çok insanla tanıştırdı ve bana referans oldu. Böylece yalnızlığımızın hüzün tomurcuğundan Burma'daki kolej fışkırdı.'

    Kütahya'dan götürdüğün porselenler, fethettiğin bir kalpten; Burma'nın fakir coğrafyasına bir kolej olarak yansıdı Pakistanlıların Hacı Kemâl'i.

    Siz beni tanımıyorsunuz, doğrusu ben de sizi yeterince tanımıyorum. Ama gönlüm size karşı sevgiyle dopdolu. Babamın vefatından sonra ona hiç ağlayamadım. Fakat şu an sizin için ağlıyorum, gönlümün Hacı Kemal'i.

    Seksen arkadaşını Bizans İmparatoru'ndan kurtaran Abdullah bin Huzafe'yi, Medine'de karşılayan Hz. Ömer'in, yanındakilere: 'Şimdi hepiniz kalkacak Abdullah'ın başını öpeceksiniz, zira o baş, seksen arkadaşımızın kurtulmasına vesile oldu.' dediği gibi; inanıyorum ki siz de buradan göçtüğünüzde, Ömer'i, Hz. Ömer yapan Gönüller Sultanı; yanına Ebu Bekirlerini, Ömerlerini, Osmanlarını, Alilerini alarak, sizi karşılamış ve şöyle demiştir: Şimdi hepiniz kalkacak Hacı Kemâl'imi alnından öpeceksiniz. Zira o baş, yüzlerce insanın ebedî hayatının kurtulmasına vesile oldu.

    Saatler, bahar havasını yaşadığım bu şubat gecesinin ikisini vuruyor. Bugün, Sevgililer Günü... İnsanlar gönüllerine sevgili yaptıklarına bugün ne verecekler bilemiyorum. Ben yalnızca bir Fatiha'yla beraber, birkaç damla gözyaşıyla yazdığım bu iki satırlık mektubu buutlar arası bir sevgi 'Sızıntı'sına katacağım. Okursunuz değil mi, Hacı Ağabey?