Kültür Sanat Edebiyat Şiir

faruk nafiz çamlıbel sizce ne demek, faruk nafiz çamlıbel size neyi çağrıştırıyor?

faruk nafiz çamlıbel terimi Barış Çalışkan tarafından 30.06.2003 tarihinde eklendi

  • Osman Özütler
    Osman Özütler18.05.2017 - 07:40

    Kıskanç isimli şiiri tam bir Freudluk vakadır.. Hayatımda bu kadar piskopatça bir şiir okuduğumu hatırlamıyorum.

    Kıskanç
    Sakın bir söz söyleme... Yüzüme bakma sakın!
    Sesini duyan olur, sana göz koyan olur,
    Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın,
    Anan bile okşarsa benim bağrım kan olur...

    Dilerim Tanrı'dan ki, sana açık kucaklar
    Bir daha kapanmadan kara toprakla dolsun,
    Kan tükürsün adını candan anan dudaklar,
    Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun!

  • İbrahim Karanfil
    İbrahim Karanfil17.03.2011 - 02:52

    En çok sevdiğim şairlerden biridir. Ve hayatımda okuduğum en muhteşem şiiri yazan kişidir 'Han Duvarları' Baktım ki bu şiiri paylaşan arkadaşlarım olmuş. Bende başka bir şiirini sizlerle paylaşmak istedim.

    Yolcu İle Arabacı

    — Gurbet ademden kara, hasret ölümden acı.
    Ne zaman tükenecek bu yollar, arabacı?
    — Henüz bana 'Yolunun sonu budur! ' denmedi,
    Ben ömrümü harcadım, bu yollar tükenmedi.

    — Atları hızlı sür ki köye pek geç varmasın,
    Nişanlımın gözleri yollarda kararmasın.
    — Düştüğüm yollar gibi sonsuzdur benim tasam,
    Bekliyenim olsa da razıyım kavuşmasam...

    — Bir kere görse gözüm köyün aydınlığını
    Kül bağlar içerimde bu kızıl kor yığını.
    — Senin de yolun biter, diner gözünde yaşlar,
    Benim uğursuz yolum bittiği yerden başlar!

    Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

  • Latif Ballı
    Latif Ballı11.09.2009 - 23:54

    En sevdiğim şiirlerinden birincisi Han Duvarları

  • Sema Demirel
    Sema Demirel08.11.2008 - 21:51

    bugün ölümünün 35. yılı...

    O ki, sedâsına yandıkça bütün mahlûkat,
    Arş-ı Alâ'da Ezel kasrına çıkmış yedi kat,
    Geriyor hüsn-i ilâhîsine atlas perde...
    En güzel vuslatı tattırmak için mahşerde
    Bize, gündüz gece, zehrettiği hicrâna şükür

  • Kadir Karakoç
    Kadir Karakoç13.10.2007 - 13:13

    faruk nafiz çamlıbel kimdir lütfen yardımcı olun

  • Garbi Yeli
    Garbi Yeli24.09.2006 - 15:23

    çok güzel bir şiiir; kıraç'ın yorumuyla 'keklik' türküsünün sonuna çok güzel gitmiş... okuyan da kıraç olunca... şiiri daha da çok sevdim,tek kelime ile mükemmel...

    HAN DUVARLARI
    On yıl var ayrıyım Kınadağı'ndan
    Baba ocağından yar kucağından
    Bir çiçek dermeden sevgi bağından
    Huduttan hududa atılmışım ben'

    Gönlümü çekse de yârin hayali
    Aşmaya kudretim yetmez cibali
    Yolcuyum bir kuru yaprak misali
    Rüzgârın önüne katılmışım ben

    Garibim namıma Kerem diyorlar
    Aslı'mı el almış haram diyorlar
    Hastayım derdime verem diyorlar
    Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben

    Faruk Nafiz Çamlıbel

  • Kimse Siz
    Kimse Siz21.09.2006 - 11:55

    Han Duvarları

    Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı
    Bir dakika araba yerinde durakladı.
    Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
    Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...

    Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya,
    Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya
    İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
    Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,

    Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
    Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları,
    Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
    Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...

    Ellerim takılırken rüzgarların saçına
    Asıldı arabamız bir dağın yamacına,
    Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
    Yalnız arabacının dudağında bir ıslık,

    Bu ıslakla uzayan, dönen kıvrılan yollar.
    Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
    Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
    Gökler bulutlanıyor, rüzgar serinliyordu.

    Serpilmeye başladı bir rüzgar ince ince,
    Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
    Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi
    Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi

    Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine
    Yol, hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine.
    Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali
    Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,

    Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan
    Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
    Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
    Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...

    Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
    Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine,
    Bir sarsıntı... uyandım uzun süren uykudan;
    Geçiyordu araba yola benzer bir sudan

    Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,
    Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu;
    Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
    Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.

    Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
    Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri
    Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
    Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.

    Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı
    Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı,
    Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
    Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor,

    Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
    Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı,
    Gitgide birer ayet gibi derinleştiler
    Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler...

    Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
    Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
    Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
    Aygın baygın maniler, açık saçık resimler...

    Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
    Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
    Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
    Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı

    Ben garip çizgilerle uğraşırken başbaşa
    Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;
    'On yıl ayrıyım Kınadağı'ndan
    Baba ocağından yar kucağından
    Bir çiçek dermeden sevgi bağından
    Huduttan hududa atılmışım ben'
    Altında da bir tarih. Sekiz mart otuz yedi..
    Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.

    Artık bahtın açıktır, uzun etme arkadaş!
    Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
    Araya gitti diye içlenme baharına,
    Huduttan götürdüğün şan yetişir yarına!

    Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk
    Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk
    Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
    Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri

    Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
    Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
    Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
    Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar

    Biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide,
    İki dağ ortasında boğulan bir geçide
    Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
    Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden

    Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla
    Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla
    Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu
    Burada son fırtına son dalı kırıyordu

    Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla
    Savrulmaya başladı karlar etrafımızda
    Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
    Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...

    Gönlümde can verirken köye varmak emeli
    Arabacı haykırdı *İşte Araplıbeli*
    Tanrı yardımcı olsun gayri yolda kalana
    Biz menzile vararak atları çektik hana.

    Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
    Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş
    Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor
    Kimi haydut kimi kurt masalı anlatıyor

    Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri
    Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri
    Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor
    Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor

    'Gönlümü çekse de yarin hayali
    Aşmaya kudretim yetmez cibali
    Yolcuyum bir kuru yaprak misali
    Rüzgarın önüne katılmışım ben'

    Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı
    Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı
    Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
    Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde

    Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık
    Bir han yorgun argın tatlı bir uykudaydık
    Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım.
    Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!

    'Garibim namıma Kerem diyorlar
    Aslı'mı el almış harem diyorlar
    Hastayım derdime verem diyorlar
    Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben'




    Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında
    Korkarım yaya kaldın bu gurbet çıkmazında
    Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı!
    Bahtına lanet olsun aşmadıysan bu dağı!

    Az değildir, varmadan senin gibi yurduna
    Post verenler yabanın hayduduna kurduna!
    Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu
    Hancı dedim bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?

    Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
    Dedi
    Hana sağ indi ölü çıktı geçende!
    Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti
    Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti...

    Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi.
    Aradan yıllar geçti işte o günden beri
    Ne zaman yolda bir hana rastlasam irkilirim,
    Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim

    Ey köyleri hududa bağlayan yaslı yollar
    Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
    Ey garip çizgilerle dolu han duvarları
    Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları! ...


    Faruk Nafiz Çamlıbel |

  • Murat Yıldız
    Murat Yıldız09.09.2006 - 15:23

    han duvarları

  • Nevi Gazel
    Nevi Gazel25.06.2006 - 14:23

    ruhun bu ıstırabımı duymaz mı bir sabah?
    ruhun ki içlidir, bir ufak sözden incinir.
    (Has Bahçe)

  • Tarz-ı_kadim
    Tarz-ı_kadim04.01.2006 - 15:52

    Bugün acaba Anadolu'muz onun sahiplendiği kadar bir destanı barındırıyor mu içinde bilmiyorum ama değişen değerlerle birlikte biliyoruz ki Anadolulu, artık bir beyaz kelebeğin raksına dalarken içi titrer ya da fırtınayı andıran orkestra sesleri bir ürperiş getiriyor insanımıza. Yazık ki ne yazık... Değerlerimiz gözlerimizin önünde çürüyor büyük şair...!